16. Bölüm: Onun üzülmemesi için her şeyi yapacağım..

City Hunter-Cupid 

Byeol yüzüne vuran güneş ışığıyla birlikte ağır ağır yatağından doğruldu. Okul olmayınca erken kalkmak bir kat daha zor geliyordu sanki, tüm gün uyumak istiyordu.. İsteksizce yataktan çıkıp hazırlanmaya başladı, sonra sessizce evden çıktı, tabii her sabahki gibi bu sessizlik uzun sürmedi:

“Günaydınn!!”

Byeol tam burnunun ucuna doğru uzatılmış olan bir demet papatya ile arkasında tüm tatlılığıyla ona bakıp gülümseyen Jun Suh’nun yüzünü görünce çocuğun yanağına küçücük bi öpücük konduruverdi:

“İşte şimdi aydın bir gün oldu!”

Tam bu anda yukarı kattan aşağı inen Jung Suh ikiliyi görüp kıkırdamaya başladı, bahçe kapısından çıkarken:

“Songsengnim’in teselliye ihtiyacı varsa bana haber ver unnii!! Aaaah ah!”

Jun Suh en kızgın bakışıyla kıza bakarken kardeşi kaçmıştı bile..

İkili gülerek bahçeden çıkıp yokuştan aşağı inmeye başladılar.

“Benim yüzümden erkenden kalkmak zorunda kalıyorsun” dedi Byeol. “İşe tek başıma da gidebilirim..”

Jun Suh kızmış gibi yapıp:

“Yaa!” diye bağırdı. “Günümün en güzel anları bu saatler, onları da elimden almayacaksın herhalde!”

“Ama beni alıştırıyorsun” dedi Byeol. “Sen çalışmaya başlayınca ne yapacağım sonra? Albüm sürecinde çalışma kamplarına sokuyorlarmış çocukları, aileleriyle bile görüştürmüyorlarmış..”

Jun Suh tüm bunları zaten biliyordu, birkaç hafta içinde çalışma kampına gitmek zorundaydı.. Ama bunu hiç umursamıyormuşcasına:

“Bir yolunu bulur kaçarım ben merak etme” dedi gülerek. “Ama.. Ayrılık kaygısı şimdiden seni üzmeye mi başladı yoksa canın bir şeye mi sıkkın? Üzgün gibisin..”

Byeol gerçekten dalgın ve mutsuzdu bugün, Jun Suh onun gözlerindeki kederi görebilen nadir insanlardandı işte..

“Evet tadım yok..” dedi yalan söylemeye gerek duymadan.. “Bay Tae Woo ile konuşamadım ya bir türlü, aklıma takılıyor bu mesele, beynimi kemiren bir kurt gibi rahatsız ediyor beni..”

“Bu yüzden konuşmalısın işte” dedi Jun Suh. Byeol’ün yüzünü ise daha derin bir hüzün kapladı:

“O kadar kolay değil Jun Suh-ah.. Korkuyorum..”

Jun Suh olduğu yerde durup kıza döndü:

“Oysa korkmana hiç gerek yok.. Eğer bay Tae Woo seninle olumlu, makul bir şekilde konuşursa ne söyleyeceğin sana kalmış, kalbin ne yapmak istiyorsa öyle davran.. Ama seni terslerse ya da seni üzecek bir şey söylerse de sakın üzülme Byeol-ah.. Baba olmak demek bir çocuğu sadece dünyaya getirmek demek değil ki.. O adam öyle bir şey yaparsa senin baban olmayı hak etmiyor demektir zaten, üzülmene bile değmez yani..”

Günlerdir kafası bu meseleyle dolu olan Byeol’ün gözleri dolmuştu bile..

“Hem..” diye devam etti Jun Suh. “Ben yanındayım.. İstersen birlikte konuşalım, konuşurken elini tutayım ha?”

“Olmaz” dedi Byeol. “Bu çok hassas bir mesele Jun Suh-ah.. Onunla yalnız konuşmalıyım.. Senin varlığın bana öyle büyük bir güç veriyor ki, hep yanımdasın zaten..”

Byeol yaşlı başını Jun Suh’nun göğsüne yasladı, ona her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardı..

***

My Fair Lady- Helpless Love Inst.

Kafe bugün diğer günlere kıyasla oldukça tenhaydı, böyle olması iyiydi de, akşam bir doğum günü kutlaması vardı ve tüm çalışanların hazırlık yapmaları gerekiyordu. Byeol saatlerdir gözleri yolda bekliyordu, bay Tae Woo ile konuşmaya karar verdiği bu günde adam neden bir türlü gelmek bilmiyordu ki??

Sonunda geldi, ama yalnız değildi.. Yanında Min Hyung da vardı..

Min Hyung elinde bantlarla duvara “Saeng il Chukhae Hae Ri!!” afişini asmaya çalışan Byeol’ü görünce bir an olduğu yerde kaldı, sanki onun burada çalıştığını unutmuştu, ya da hiç bilmiyor gibiydi.. İnsan beyni düşünmek istemediği şeyleri nasıl da kolayca bastırabiliyordu..

“Oo doğum günü vardı bu akşam değil mi?” dedi Tae Woo girer girmez.. Sonra Byeol’ün elindeki afişe bakıp:

“Senin boyun onu asmaya yetmez kızım..” dedi. “Min Hyung evladım birlikte assanıza zahmet olmazsa..”

Min Hyung hiç beklemeden Byeol’ün yanına doğru yürümeye başladı. Sonra yavaşça:

“Sen bana bantı uzat, ben afişi asayım..” dedi ve sandalyenin üzerine çıktı. Bunları söylerken öfkeli ya da nefret dolu bir insan tavrından o kadar uzaktı ki, Byeol ona bir kez daha hayran oldu. O olsa kendisini bu şekilde terk eden bir kıza en azından bir bakışıyla olsun dersini vermek isterdi.

Afişi asarken hiç konuşmadılar, Byeol söyleyecek tek kelime bulamıyordu, Min Hyung ise en çekici sessizliğiyle işine odaklanmıştı..

“Oldu mu?” diye sordu birden. Byeol onun hareketlerine öylesine dalmıştı ki birden sıçrayarak kendine geldi ve bir o kadar da utandı. Resmen adamı süzüyordu..

“Çok.. Çok güzel oldu..” dedi kekeleyerek.

“Tamam” dedi Min Hyung yavaşça gülümseyerek. Sanki hiçbir şey olmamıştı, sanki aralarında hiçbir şey geçmemişti.. Byeol ne diyeceğini bilemiyordu..

Min Hyung sandalyeden inerek masalardan birinin üzerine bıraktığı çantayı eline aldı be Tae Woo’nun ofisine doğru yürüyerek:

“Ben çıkıyorum..” dedi. Tae Woo:

“Bir kahve içseydin..” diyemeden çocuk çıkış kapısına yönelmişti bile.. Onu geçirmeye gelen Tae Woo yavaşça kulağına:

“Ha Neul ile ilgilendiğin için çok sağol evlat..” dedi. “Çok mutsuzdu, çok kötüydü bu aralar.. Son zamanlarda yine eskisi gibi bir arada olmanız ona nasıl iyi geliyor bilemezsin. Yeniden hayata döndü sanki.. Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum..”

Min Hyung sadece gülümsemekle yetinse de içinden:

“O da beni hayata döndürdü aslında..” diyordu..

Sonra çıkıp gitti. Ardından bir süre bakakalan Byeol daha fazla dayanamayıp dışarı fırladı ve koşarak ona yetişti. Min Hyung arabasına binmek üzereyken Byeol’ün omzuna dokunmasıyla arkasını döndü, şaşırmıştı.. Hiç bir şey söylemeden kızın yüzüne baktı, Byeol ise nefes nefeseydi..

“Kang Min Hyung-sii.. Ben.. Ben sadece teşekkür etmek istedim.. Tüm yaptıklarıma rağmen beni kıracak tek kelime etmediğin için.. Kalbini hiç düşünmeden kırdığım halde beni hiç kırmadığın için.. Haketmediğim kadar iyi bir insan olduğun için.. Çok teşekkür ederim..”

Byeol cevap beklemeden dönüp gitmeyi düşündü bir an, ama Min Hyung buna fırsat vermeden:

“Ben de teşekkür ederim..” dedi. “Gözlerimi biraz olsun açtığın için..”

Byeol’ün bu cevaba karşı gülümsemekten kendini alamadı. Tam arkasını dönmüş gidecekken:

“Bir şey daha var..” dedi Min Hyung.. “Son bir şey söylemek istiyorum sana. Kendinle daha fazla mücadele etmemelisin. Bu mücadele hem seni yorar hem de etrafındakilere zarar vermene neden olur. Kendini daha fazla yıpratmaman senin için en iyisi Lee Byeol..”

“Bu mücadeleye son veriyorum..” dedi Byeol. “Hemen şimdi..”

Sonra hiç düşünmeden kafeye doğru koşmaya başladı. Min Hyung’un sözleri ona güç vermişti..

İçeri girer girmez Tae Woo’nun ofisine yönelse de adamın misafirinin olduğunu gördü.

“Patronun arkadaşı geldi” dedi müdür Choi. “Sen girip ne içeceklerini sor.”

Byeol sakin olmaya çalışıp derin bir nefes aldı, yıllarca beklememiş miydi? Bir 10 dakika daha bekleyebilirdi herhalde..

*

 CYHMH-Only You Can Hear

Byeol kahveleri götürdüğünde bir yandan da adamı incelemeye başladı. Tae Woo’nun yaşlarındaydı ve oldukça neşeli görünüyordu:

“Ben hep aramızda en son Tae Woo evlenir derdim, Nam Song Lisesinin en hızlı çapkınını çok erken kaybettik yau ahahah”

“Eee aşk böyle bir şey” dedi Tae Woo. “Ona bakarsan bana da sen ve Song Jin’in evleneceğini söyleseler gülerdim. Siz ne çok kavga ederdiniz hey gidi günler!!”

“Ne demiş bir Türk atasözü: Büyük aşklar nefretle başlar!! Bu şarkıcı çocuk var ya Moon Jee o söylemişti geçen gün Strong Heart’ta, benim kız bayılıyor ona sorma:)”

“Şu süt reklamlarındaki çocuk o değil mi ahaha:)”

İki adam böyle neşe içinde sohbet ederken Tae Woo bir an durup masasının çekmecesinden bir fotoğraf çıkardı:

“Bak! Bu fotoğrafı hatırlıyor musun? Futbol turnuvasının olduğu gün çekinmiştik..”

“Aaa evet.. Vay bee herkes de var, Gae In, Hyo Joo, Tae Joong, Min Ah..”

Adam eline aldığı resmi incelerken konuşmaya devam etti:

“Min Ah’yı gördün mü hiç? Yani okuldan sonra?”

Byeol olduğu yerde kalakaldı bir an. Bu adam neden annesini sormuştu ki şimdi?

“Yoo” dedi Tae Woo umursamaz bir şekilde. “Hiç görmedim..”

“Çok acayip.. O zamanlar sizin ayrılabileceğinizi asla düşünmezdim.. Nasıl desem.. Min Ah sensiz yaşamazdı sanki, ölürdü.. Sana nasıl bağlıydı bir hatırlasana..”

“Hangi kız bana bağlanmadan mezun oldu ki.. Öldüren cazibe Tae Woo duruyor karşında oğlum!!”

“Orası öyle, bu konuda üstüne tanımam..”

“Ama haklısın” dedi Tae Woo. “Hala liseden gördüğüm tüm arkadaşlar bana Min Ah’yı soruyor, evlendiğimizi falan düşünüyorlar hatta..”

“Ben de öyle sanıyordum, haklılar..”

Tae Woo yüzünü buruşturdu:

“Saçmalık..”

Tam bu sırada kahveleri servis eden Byeol bir an duyduklarına şaşırıp içeceğin bir kısmını gömleğine döktü. Kızın yandığını zanneden Tae Woo hemen mendille gömleğini silip:

“Git hemen su tut koluna..” dedi ve kızı ofisindeki lavaboya gönderdi. Byeol ise hala şaşkındı, bu odadan gitmek istiyordu, bu adamların konuşmalarını duymak istemiyordu. Ama bir yandan da Tae Woo’nun kafasındakileri öğrenmesi için onları dinlemesi gerekliydi..

Açtığı çeşmeden dökülen su sesine, aralık kapıdan duyulan sesler eşlik etti:

“Şu dünyada belki de evlenebileceğim son kadındı Min Ah.. O kız.. Bana bağımlıydı, aşk değil hastalıktı onunkisi.. Bazen beni öyle yoruyordu ki.. O günleri hatırlayınca kabus gördüğümü düşünüyorum..”

“Min Ah iyi kızdı yaa.. Seni de çok seviyordu..”

“Ben kötüydü demiyorum zaten.. Ama.. Nasıl anlatsam.. Zehirli bir sarmaşık gibiydi.. Beni de zehirliyordu.. O gidince nefes almaya başladım sanki..”

Byeol bundan sonraki konuşmaları duyamadı, kulakları çınlıyor, başı dönüyordu. Olduğu yerde çöküp başını ellerinin arasına aldı.

“Byeol kızım iyi misin? Doktora götürelim seni istersen?”

Byeol Tae Woo’nun söylediklerini zar zor anlamaya çalışıp ayağa kalktı. Yavaşça ofise geçip:

“Ben doktora gitsem iyi olacak..” dedi ve karşısındakilerin ne dediğini dinlemeden kendisini dışarı attı. Sonra hiç beklemeden montunu giyip kafeden çıktı. Tüm konuşmalar kulaklarında çınlıyordu. “Zehirli bir sarmaşıktı.. Beni zehirliyordu.. Kabus gibiydi.. Kabus..”

Tam yanında acı bir frenle durmak zorunda kalan arabayı fark edince kendine geldi. Dalgınlıktan az daha canından olacaktı!!

Daha fazla yürümeden kaldırıma oturdu. Kulaklarının çınlaması bir türlü geçmek bilmiyordu. Kafasında sürekli Tae Woo’nun sözleri yankılanıyordu..

Dayanamayıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.. Bağıra bağıra, şehrin tüm gürültüsünün ve kalabalığının ortasında kalbinin tüm zehrini dökercesine ağlıyordu şimdi..

***

Emre Aydın-Soğuk Odalar 

Jun Suh sabah erkenden yapım şirketine gitmiş, Bay Seo ile son detayları konuşmuştu. Birkaç hafta içinde çalışmalara başlayacaklardı. Ayrıca Jun Suh’nun ailesinin de daha iyi bir semtte, daha iyi bir eve taşınması gerekecekti. Jun Suh hayatında yepyeni bir sayfanın açıldığını her an daha da iyi anlıyordu. Neyse ki şirketi, çalışanlarını köle gibi kullanan diğer şirketlere benzemiyordu. “Sevgilin olmayacak, Bizden habersiz adım atmayacaksın!” gibi anlaşma hükümleri yoktu mesela sözleşmelerinde. Bunlar her ne kadar Jun Suh’yu rahatlatsa da daha yeni kavuştuğu Byeol’den ayrılmak ona çook zor geliyordu..

Bahçeye girdiğinde dikkatini çeken ilk şey Byeol’ün evinin ışıklarının kapalı olmasıydı. Bu saate kadar gelmiş olması gerekirdi oysa ki.. Gidip kapısını çaldı, bir kez daha.. Bir kez daha.. Açılmıyordu işte.. Çıkıp babannesine Byeol’ü görüp görmediğini sordu ama kadının hiçbir şeyden haberi yoktu. Panikten telefon etmeyi bile akıl edemediğini fark edince sakinleşip hemen kızı aradı. Telefonu kapalıydı!

Kafeye gitmeye karar verdi. Koşa koşa Jae Suk’un yanına gitti ve çocuğun motorunu alıp gaza bastı. Ama Byeol kafede de değildi. Kafedekiler öğlenden sonra kızın elinin yandığını ve doktora gittiğini söylediler. Jun Suh duyduklarından sonra iyice panik olmuştu, saatler önce doktora giden kız nasıl olur da bu vakte kadar ortaya çıkmazdı! Yolda bayılmış mıydı? Başına bir şey mi gelmişti??

Son çare olarak hiç yapmak istemediği bir şey yaptı ve Min Hyung’u aradı. Bir ihtimal onun yanında olabilirdi!

Min Hyung Byeol’ün yanında olmadığını söyleyip telefonu kapattığında Ha Neul da yanındaydı. Çocuğun yüzünün birden bozulduğu hemen fark etti.

“Byeol eve gitmemiş..” dedi Min Hyung açıklamak için. “Arkadaşınız.. Han Jun Suh.. Onu merak ettiği için beni aramış..”

“Kafededir” dedi Ha Neul sakin bir biçimde. “Ara tatilde tam gün çalışıyor herkes..”

Min Hyung kızı duymuyordu sanki. Byeol’ü en son gördüğü o an aklına geldi birden. Bay Tae Woo ile konuşmaya gitmişti, umutluydu, heyecanlıydı.. Acaba aralarında nasıl bir konuşma geçmişti? Byeol neden birden ortadan kaybolmuştu? Yoksa bay Tae Woo onu üzecek şeyler mi söylemişti?

Kafasında dönen tüm bu fikirleri gizlemek istercesine Ha Neul’a gülümsemekle yetindi. Bu küçük kız her şeyin ne kadar da dışındaydı..

Jun Suh bitap bir halde evin bahçesine girdi. “Nerede bu kız nerede??” diye kendi kendine söylenirken merdivenlerdeki karaltıyı gördü. Byeol orada öylece oturuyordu..

Jun Suh hemen koşup kızın önüne çöktü, ellerinin arasındaki başını kaldırıp:

“Yaa Lee Byeol! Neredeydin?” diye bağırdı. “Neredeydin aptal kız ölüyordum az daha ölüyordum!!”

Byeol sessizdi, sadece derin bir iç çekti. Jun Suh tüm o karanlıkta kızın kızarmış gözlerini ve yüzünün o perişan halini fark etti.

“Neyin var?” dedi sesini alçaltıp. “Ne oldu canım anlat bana yalvarırım..”

“Eve girelim..” dedi Byeol oldukça kısık bir sesle. Jun Suh kızın uzattığı anahtarı alıp evin kapısını açtı, sonra Byeol’ü kucağına alıp yatağına yatırdı. Kız çok bitkindi..

Birkaç saat öylece beklediler. Byeol Jun Suh’nun dizine yatmış sessizce ağlıyordu sadece. Çocuğun pantolonunu çekiştire çekiştire ağlıyordu hem de..

“Ne dedi sana?” diye sordu en sonunda Jun Suh. “Kovdu mu seni? Azarladı mı? Anlat artık ne olursun..”

Byeol yavaşça doğrulup:

“Konuşmadık ki..” dedi. “Sanırım Tanrı onun iç yüzünü görmem için bir elçisini gönderdi bana. Her şey olduğu gibi gözlerimin önüne serildi bir anda..”

Ardından her şeyi anlattı. Aslında tüm duydukları 10 dakikalık bir konuşmadan ibaretti ama Byeol için her şeyin aslı demekti o sözler..

Jun Suh karşısındaki bu savunmasız küçük kıza sımsıkı sarıldı.

“Ne konuşmuştuk seninle.. Üzülmek yok.. Ben varım yanında.. Annen var, seni çok seven bir baban var.. O adama ihtiyacın yok tamam mı?”

“Ama o sözleri sindiremiyorum..” dedi Byeol. “Annem tüm yaptıklarına rağmen hala onun hakkında tek bir kötü söz etmiyor biliyor musun? Ben kötü bir şey söylesem engel oluyor, gözleri hala o adama karşı aşkla dolu.. Ama o.. O neler dedi..”

Jun Suh yine ağlamaya başlayan kızın başını göğsüne yaslayıp onun en sevdiği şarkıyı mırıldanmaya başladı. Kızın iç çekişleri dinene kadar da susmadı. Gözlerinin kapandığını hissedince:

“Geçecek” dedi. “Ben hep yanındayım..”

Sonra yavaşça kızı yatağına yatırdı. Onu her ne kadar teselli etmeye çalışsa da yaşadığının ne kadar zor bir şey olduğunu anlıyordu.. Ve o ağladıkça sanki kalbine bir bıçak saplanıyordu, istiyordu ki Byeol hiç üzülmesin, hep gülsün..

“Onun üzülmemesi için her şeyi yapacağım..” dedi kendi kendine. Sonra yavaşça kızın yanına uzandı..

***

Ft Island-Cling 

Diğer gün yanağına konan sımsıcak bir öpücükle uyandı Jun Suh.

“Uyan artık..” dedi Byeol gülümseyerek. “Dışarı çıkalım, biraz yürüyüp kahvaltı ederiz sonra..”

Byeol dün geceye göre gayet iyi görünüyordu. Jun Suh neşeyle yataktan fırladı. İkili el ele aydınlık günün tadını çıkarmak için dışarı çıktılar.

Byeol gülümsese de fazla konuşmuyordu. Jun Suh kızın aklından neler geçtiğini merak ediyor ama bir şey sormak istemiyordu.

Yol üzerinden kimbap alıp yürüye yürüye Byeol’ün ilk kez Jun Suh’yu gördüğü köprüye vardılar.

“Burada oturalım..” dedi Byeol. “Uzun zamandır gelmiyorduk buraya değil mi?”

Jun Suh tanıştıkları günleri hatırladı birden, neler neler geçmişti başlarından tüm bu sürede..

Sessizce yemeklerini yediler. Jun Suh en sonunda dayanamayıp:

“İyisin değil mi?” dedi.

Byeol daldığı derin düşüncelerden uyanıp:

“İyiyim..” dedi. “Aslında seninle bir şey konuşmak için geldim buraya. Çünkü sana söz verdim. Artık senden hiçbir şey gizlemeyeceğim. Ne olursa olsun..”

Sonra derin bir nefes alıp konuşmaya devam etti:

“Ben.. Dün gece hiç uyuyamadım, düşündüm.. Sadece düşündüm.. Ve bir karar verdim.. O adama yaptıklarını ödeteceğim Jun Suh-ah.. Anneme ve bana yaptıklarının bedelini ödeyecek..”

“Yapma..” dedi Jun Suh. “Yine öfkeyle karar veriyorsun, sonra pişman olacaksın..”

“Hayır” dedi Byeol. “Çok düşündüm, eğer bunu yapmazsam bir daha asla mutlu olamayağım Jun Suh-ah, bir daha asla gülemeyeceğim biliyorum. Tek bir darbeyle ondan intikamımı alacağım ve sonra her şey bitecek. Bir daha o adamın adını bile anmayacağım..”

“Ne desem boş” dedi Jun Suh. “Sen kararını vermişsin.. Ne yapacaksın peki? Nasıl bir intikam alacaksın ondan?”

“Anlatacağım ama sakın beni vazgeçirmeye çalışma olur mu? Çünkü vazgeçmeyeceğim, asla, ne olursa olsun..”

Jun Suh “tamam” anlamında başınmı salladı.

“Kredi borcu var..” dedi Byeol. “Bu krediyi alabilmek için biricik karısının anılarıyla dolu olan evini ipotek ettirmiş. Yani tek bir taksidi ödemese ev elinden gidebilir..”

Jun Suh planın ciddiyetinin farkına varmıştı, büyük bir ciddiyetle dinliyordu kızı..

“Son taksidi ödemesine 3 gün var. Para ofisindeki kasada. Çok büyük bir miktar para.. Ben.. O parayı o adamdan alacağım!”

Jun Suh inanamaz gözlerle bakıyordu kıza. Birden ayağa fırladı:

“Nasıl? Sen! Hırsızlık mı yapacaksın??”

“Yapacak birini bulurum elbet.. Önce o parayı kaybedecek, sonra da anılarını.. O da benim annemin mutluluğunu çalmadı mı? Bu yaptığım hırsızlık değil Jun Suh-ah.. Kısasa kısas.. Onun bizden çaldıklarına nazaran benim ondan alacağım para hiçbir şey inan bana..”

“Yapma!” diye inledi Jun Suh. “Bu çok tehlikeli.. Sen ne anlarsın hırsızlıktan.. Kime güvenebilirsin, aptallık etme yalvarırım..”

“Ama sonra her şey bitecek” dedi Byeol en sakin haliyle. “Tüm öfkemden, nefretimden kurtulmuş olacağım, yoksa içimde bu acıyla yaşayamam, kendim de mutsuz olurum seni de mutsuz ederim inan..”

Jun Suh köprünün korkuluklarına dayandı, ne diyeceğini bilemiyordu. Bu kızı vazgeçirmesine imkan yoktu, bir şeyler düşünmeliydi, bir şey bulmalıydı hemen..

“Benim de bir şartım var o zaman..” dedi arkasına dönüp. “O parayı kasadan ben alacağım. Sen tüm hırsızların iyi kalpli Robin Hood gibi olduklarını sanıyorsan çok yanılıyorsun Lee Byeol, öyle tehlikeli adamlarla tehlikeli işler yapmana izin vermeyeceğim. Bu işte birlikteyiz..”

“Asla!” diye bağırdı Byeol. “Asıl sen bundan sonra tehlikeli işlere giremezsin.. Yakında albümün çıkacak, seni böyle bir şeyin içine nasıl sokarım??”

“Umrumda değil! Ya bu işe benimle gireceksin ya da sen de vazgeçeceksin bu planından!”

“Beni çok zor bir durumun içine sokuyorsun Jun Suh-ah.. Ya yakalanırsan.. Geleceğini ellerimle mahvetmemi mi istiyorsun?”

Jun Suh sesini iyice yükseltti:

“Senin için söylemesi ne kadar kolay!! İnsanlar 3 kuruş için neler yapabilir bilmiyorsun! Kime nasıl güvenebilirsin? Hem.. Bu benim ilk kasa hırsızlığım olmayacak.. Korkmana gerek yok..”

Byeol çok zor bir durumun içine düşmüştü şimdi, vazgeçse ömrü boyunca kendisinden nefret edecekti, devam etse en sevdiğini ne durumlara soktuğunu düşünüp kendini heba edecekti..

“Tamam..” dedi gözleri dolu dolu. “Biliyorum benden nefret ediyorsun ama.. Bunu yapmak zorundayım.. Özür dilerim.. Özür dilerim Jun Suh-ah..”

Jun Suh kızı kendine çekip sımsıkı sarıldı:

“Senden nefret etmiyorum aptal! O gülen yüzünü görebilmek için her şeyi yaparım bunu bilmiyor musun?”

“Biliyorum..” dedi Byeol sessizce. “Biliyorum..”

***

Big Bang-Blue 

İkili kasa hırsızlığı meselesini birkaç gün daha tartıştılar. Byeol Jun Suh’yu düşünüp sürekli vazgeçme aşamasına geliyor, Jun Suh ise albüm çalışmalarına başlamadan bu meseleyi halletmek istiyordu. Çünkü biliyordu ki bu gözü kara kız aklına koyduğu şeyi elbet bir gün yapardı..

Sonunda detaylıca konuşup bir plan yaptılar. Jun Suh, Byeol’e verdiği söz yüzünden kaldırdığı tüm aletlerini tekrar ortaya çıkardı. Maskesini, sırt çantasını da alıp işe çıkmaya hazır bir hale geldi..

Byeol ise gerginlikten ölecek gibi hissediyordu kendisini.. Kafenin anahtarının yedeğini çoktan yaptırmış ve Jun Suh’ya vermişti bile, çocuğun tek yapacağı kapanma saatini beklemekti.

En son Tae Woo’nun çıkmasıyla kafe kapandı. Byeol her ne kadar yanında olmak istese de Jun Suh “Sen beni bekle” diyerek yanında olmasına izin vermemişti. Byeol doğruca eve gitti. Jun Suh ise vakti geldiğinde saklandığı yerden çıkıp kafeye yöneldi ve kapıyı rahatça açıp içeri girdi.

Her ne kadar yüzünde maskesi olsa da girer girmez ilk yaptığı şey kameraları bir kumaş parçasıyla kapatmak oldu. Sonra ofise yönelip Byeol’ün yaptırdığı diğer bir anahtarla içeri girdi. El feneriyle aydınlatmaya çalıştığı odada birkaç saniye içinde sandalyeyi görüp kenara çekti. Kasa sandalyenin tam arkasındaydı!

Jun Suh gerekli aletleri dışarı çıkardı. Kasanın şifresini bilme ihtimali olabilir miydi acaba? Bay Tae Woo kızına çok düşkündü, şifre muhtemelen onunla ilgiliydi.

Jun Suh Ha Neul’un doğum gününü hatırlamaya çalıştı. Neler olmuştu onun doğum gününde?? Tam 1 gün sonra Byeol alt katlarına taşınmıştı. Hangi gündü o? 20 Ekim’di. Demek ki Ha Neul’ın doğum günü de 19 Ekim’di. Bu kız 1. sınıfta olduğuna göre doğum yılı da tahmin edilebilirdi..

Jun Suh yapabildiği tüm tahminleri yaptı:

19101991

19911910

10191991

101991

911019

911910

Kasa birden açıldı! Jun Suh şifreyi bilmişti!

Elini kasanın içine soktuğunda deste deste paraları hissetti. O an kendinden nefret ediyordu. “Ben hırsız değilim!” dedi içinden. Gözlerinin önünden anne babasının yüzü geçiyordu, ikisi de çok mutsuzdu, hayal kırıklığına uğramışlardı..

Tüm bunları bir kenara bırakıp paraları çantasına doldurmaya başladı. Sonra koşar adımlarla kafeyi terk etti.. Jae Suk’un motoruna binip gaza bastı!

Arkasında bir çanta dolusu para olduğunu ve o parayı elleriyle çaldığını düşündükçe çığlık atmak geliyordu içinden! O ev Ha Neul için ne kadar önemliydi, eğer kaybederlerse kimbilir ne kadar üzülecekti.. Onun ne suçu vardı ki hem? Böyle bir cezayı hak edecek ne yapmıştı?

Eve vardığında bahçede gözü yollarda onu bekleyen Byeol’ü gördü. Kız tek kelime etmeden motora bindi, ikili köprüye varana kadar tek kelime etmediler..

Artık yalnızlardı, Byeol telaş içinde motordan indi. Jun Suh motorun arkasındaki çantayı eline alıp kıza gösterdi. Byeol ne tepki vereceğini bilemedi sanki, ne bir mutluluk ifadesi vardı yüzünde, ne acı, ne hüzün. Tepkisizdi..

“Özür dilerim..” dedi sadece. “Seni nasıl bir şeye maruz bıraktım böyle??”

“Her şey bitti..” dedi Jun Suh. “Artık arkamıza bakmayacağız, sen de hemen yarın işi bırak. Tertemiz bir sayfa açalım hayatımızda..”

Byeol bir türlü rahatlayamıyordu:

“Sana yaptırdığım bu şey için kendimi asla affetmeyeceğim..”

Jun Suh elindeki çantayı kaldırıp kıza uzattı. Byeol bir adım geri çekilip:

“İstemiyorum..” dedi. “Sakın bana verme bu parayı, görmek bile istemiyorum.”

“Ne yapacağım ben bu çantayı peki?”

“Bilmiyorum.. Al, senin olsun! İstemiyorsan da nehre at hepsini! Bana verme yalvarırım!”

Byeol bunları söylerken nehri işaret ediyordu. Jun Suh ise duyduklarına inanamıyordu. Parayı nasıl nehre atabilirdi?

“Gidelim mi?” dedi Byeol sessizce. Jun Suh başka bir şey söylemeden çantayı motorun arkasına atıp oradan uzaklaşmaya başladı. Bu gece ikisi de ne hissedeceklerini ne söyleyeceklerini bilmiyorlardı..

***

Gripin-Onlar Yanlış Biliyor 

Byeol tüm gece gözünü bile kırpmamıştı. Yine aynı şey oluyordu, vicdan denen o aptal mekanizma yüzünden kendisini yiyip bitirmeye başlamıştı bile. Hem bu sefer en sevdiğini de oyunlarına alet etmek zorunda kalmıştı..

İşe gidip gitmemek konusunda da çok kararsızdı, hemen bugün işi bıraksa tüm şüpheleri üzerine çekecekti ama bir gün daha çalışmak istemiyordu orada. Ne olursa olsun bugün derslerini bahane edip işten çıkmak istediğini müdür Choi’ye söyleyecekti..

Çıktığında bir an gözleri Jun Suh’yu aradı, yoktu. Belki o da biraz yalnız kalmak istiyordu..

“Belki de benden nefret ediyor artık..” dedi kendi kendine. İçi sızlaya sızlaya durağın yolunu tuttu..

Kafe tam da beklediği gibiydi işte, herkes panik içinde oradan oraya koşuşturuyordu, her köşede bir polis vardı. Tae Woo hem öfkeliydi hem de yıkılmıştı sanki, bir köşede oturmuş düşünüyordu. Ha Neul ise muhtemelen evlerinin ipotek ettirildiğini öğrenmişti ki sürekli ağlıyor ve bağırıyordu. Byeol bu ortamda işten çıkmak istemenin aptallık olacağını düşüdü ve dişini sıkıp polislerin yanına geçti, kafe zaten kapalıydı bugün.

Polis soygunu tanıdık birinin yaptığını söylüyordu, kapılar kilitle, kasa da şifre girilerek girilerek açılmıştı. Tüm çalışanların teker teker ifadesi alındı. Tae Woo sürekli:

“Aynı kişi bu!” diyordu. “Geçen sefer de bilgisayar bilgilerimi çalıp tüm işimi berbat etmişti şerefsiz! Kim ulan bu herif kim??”

Polisler ifadeleri de aldıktan sonra kafeden ayrıldılar. Sadece çalışanlar ve Tae Woo ile Ha Neul kalmıştı.

“İçimizden biri olamaz!” diyordu Ha Neul. “Ne yani kafede bir ajan mı var? Kim için çalışıyor Allahım kafayı yiyeceğim!!”

“Bilmiyorum..” dedi Tae Woo. “Şu an tek düşündüğüm şey kredi taksidini nasıl ödeyeceğim. Bugün ödeme günü. 3 gün içinde borcu ödemezsem evimize el koyacaklar!”

Ha Neul çığlık çığlığa ağlamaya başladı:

“Hayır baba hayır, bir yolunu bulacağız, birinden borç alırız, evimizi kurtaracağız!!”

“Herkesten borç aldım zaten, kim para verir bana bu günden sonra? Bittim ben lanet olsun bittim!”

Byeol onun yüzündeki bu acıyı gördükçe söylediklerini hatırlamaya çalışıyor ancak bu şekilde ayakta kalıyordu, yoksa burada 1 dakika daha durmasına imkan yoktu.. Ama Ha Neul.. Ona karşı çok savunmasızdı işte..

Ha Neul Tae Woo’ya doğru eğilip:

“Baba..” dedi. “Bu meseleden oppama bahsetmeyelim olur mu? Bize acımasını, para vermeye çalışmasını istemiyorum, lütfen.. Ben bir yolunu bulacağım!”

Tae Woo cevap bile veremedi. Borç isteyebileceği kişileri düşünüyordu sadece, o evi kurtaracaktı!

3 gün boyunca kafe her gün polislerle dolup taşmıştı. Tae Woo hırsızı bulmaktan ziyade deli gibi borç arıyordu. Ama her kapıdan elleri boş dönmek zorunda kalıyordu. Ve 3 günlük süre yarın sabah dolacaktı..

Jun Suh ise 2 gündür evden hiç çıkmamıştı. Yatağının altında duran o kocaman para çantası onu öylesine rahatsız ediyordu ki, evden çıkar çıkmaz birinin çantayı bulacağını düşünüyordu. Adeta paranoyak olmuştu.

Byeol’ü de özlemişti üstüne üstük. Sanki ikisi de birbirinden kaçıyordu, saçma sapan bir durumun içine düşmüşlerdi..

“Bu akşam gidip onunla konuşmalıyım” dedi kendi kendine. “O da hiç iyi değil biliyorum..”

Bir anda telefonu çaldı, arayan Ha Neul’dı, buluşmak istiyordu..

Jun Suh’nun yüreği ağzına geldi, kanıt mı bırakmıştı yoksa arkasında? Ama öyle olsaydı kapısına çoktan polis dayanmaz mıydı? Bu telefonun soygunla ilgisi yoktu muhtemelen..

İkili yemek çadırlarından birinde buluştular. Ha Neul berbat görünüyordu, 3 gündür koşturmaktan, çabalamaktan ve ağlamaktan yorgun düşmüştü. Üstüne üstük sürekli içiyordu, şimdiden sarhoş olmuştu.

Olanları Jun Suh’ya anlattı, ya da anlatmaya çalıştı. Dili dolaşıyordu, tek söylediği şey:

“Annemi kaybettim”di. “Onu hissedebildiğim tek şeyi elimden alacaklar Jun Suh-ssi, ne yapacağım ben, nasıl yaşayacağım??”

Jun Suh işkence odasındaydı sanki, karşısındaki zavallı kız onun yüzünden nasıl büyük bir acı çekiyordu!

“Borç bulamaz mısınız?” dedi titrek sesiyle. Ha Neul sadece başını salladı.

“Kang Min Hyung..” demeye yeltenen Jun Suh’nun sözü ağzında yarım kaldı.

“Hayır..” dedi Ha Neul. “O bize çok yardım etti, yeter artık, bilmesin bu meseleyi..”

Bu Ha Neul’ın kurduğu anlamlı son cümleydi, sonra kendini tamamen kaybetti. Jun Suh daha fazla beklemeden kızı sırtına alıp evine götürdü. Evde kimse yoktu, kızın ççantasından anahtarını alıp yatağına yatırdı, gözlerindeki yaşı silip:

“Özür dilerim” diye fısıldadı. “Anneni kaybetmeyeceksin, korkma Ha Neul, buna izin vermeyeceğim!”

Ardından koşa koşa çıktı evden. Hemen eve gidip para çantasını aldı. Merdivenlerden inerken Byeol’ün açık ışığını görüp bir an kalakaldı:

“Özür dilerim sevgilim, daha fazla dayanamayacağım, beni affet..”

Daha fazla beklemeden motora binip 5 dakika içinde kafeye vardı. Müdür Choi’nin de kafeyi kapatmasıyla etraf tamamen sessizleşti ve Jun Suh hemen elindeki anahtarla kafenin kapısını açtı. Bu sefer geçen seferki kadar sakin değildi, elleri titriyordu.. Ofisin kapısını da açtıktan sonra elindeki çantayı masanın üzerine bıraktı, tam o anda birden odanın ışığı açıldı ve arkasından gelen sesle Jun Suh’nun nefesi kesildi:

“Yakaladım seni pis hırsız!”

Tae Woo elinde kocaman bir bıçakla tam arkasında duruyordu..

***

-16. Bölüm Sonu-

Reklamlar
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

11 Responses to 16. Bölüm: Onun üzülmemesi için her şeyi yapacağım..

  1. hikaruivy dedi ki:

    oy oy oy!
    bu bölüm çok fena bitti çok… şimdiye kadar byeol’ü hiç suçlamamıştım ama bu bölümde yaptığı aptallıkla beni fena halde kızdırdı! yazık yavrum jun suh’nun başına patladı olay, iyi mi!!! nolcak şimdi, ottukeee??? 😦 😦
    öte yandan moon jee’nin türk atasözü muhabbetine burda da rastlamak beni acayip güldürdü, bu jestiniz için teşekkür ederim efenim 😀 süt reklamlarındaki çocuk, ajashjsajhsajsa! 😀 😀
    min hyung ise tam anlamıyla bir asilzade gibi davrandı, helal olsun çocuğa! yirim ben onu, kalbi de yüzü kadar güzel olan centilmen prens! 😀
    bir de müzikler süperdi masalcım, her birini sonuna kadar dinlemek için hikayeye bol bol ara vermek durumunda kaldım 🙂 harika bir bölümdü, ama çok fena bir yerde kaldı, acilen yeni bölüm isteriz!!!

    • masalevi dedi ki:

      evet azıcık aksiyonlu bi bölüm olsun dedim, arada jun suh’cuğa olan oldu ama napalım 🙂 byeol kendi nefreti, hırsı yüzünden jun suh’yu da bu işin içine soktu. ama ondan hiçbir şeyi gizlemeyeceğine söz vermişti ve jun suh da onu bu işe tek başına sokacak bir çocuk değildi.. kısaca zor bi işin içine girdiler..

      moon jee’yi özledim ben yaa 😦 arada açıp eski bölümleri okuyorum atasözlerine falan gülüyorum bol bol 🙂 burada da strong heart’ın yeni sunucusu olarak hayal ettim onu, süt reklamlarının tatlı çocuğu moon jee 🙂

      ahh min hyung, içinde nefret barındıramayacak kadar iyi bi çocuk. Byeol’e en son söyledikleri bile onun iyiliğini istemesinden kaynaklanıyor. kendini bu kadar yorma, rahat bi nefes al diyecek kadar tatlı bi kuzu o 🙂 yirimm 🙂

      müzikler biraz dram oldu ama bölümün konseptine uysun diye öyle seçmek durumunda kaldım. beğenmene çok sevindim canım 🙂 yeni bölümü bu kadar geç yazmamaya çalışacağım, senin de ellerine sağlık, yeni bölümde görüşmek üzere^^

  2. Oh Yoon Joo dedi ki:

    Patla Byeol (: Sayende çok güldüm bu bölüm ta ki o pis ellerinle Zavallı kuzum jun Suh ‘u kirletene kadar. Taş ol sen zilli (:

    Oysa ne güzel başlamıştı bölüm Byeol ağlıyor ben sevinç çığlıkları eşliğinde okuyordum bölümü ardından Min Hyung güzelliğinin kıza sen kimsin ki ulan beni ezeceksin demek istediği ama bütün zerafetiyle gözümü açtığın için sağol diyerek geçiştirdiği o sahnelerde bayıldım bayıldım 😀

    Üstüne bir de Moon Jee Çaaat diyerek dökülüp atasözleri ile karşıma çıkınca eğlence tavan yaptı bende ama sonra noldu??? Olan zavallı kuzuma oldu gene.

    Hain, mel un, taş olasıca anası kılıklı (Anasınıda adından tanıdım ahahaha) 😀 Ne çekiyoruz len senden 😀 Byeol da olaya uyanıp çıkıp gelse de gelecek bölümde bıçağı yese kalbinin en hassas noktasına da ruhuna iki el fatiha okusak zevkle 😀

    Çok fena yerde bitti acil yeniş bölüm istiyoruz 😀 İçimi döktüm rahatladım valla sayende 😀

    • masalevi dedi ki:

      bu bölüm sana hak vermemek elde değil yuncucum, byeol jun suh’muzu çok kötü bi durumun içine soktu çünkü..

      min hyung oldukça nazik bir şekilde byeol’e üzgün olmadığını, böyle devam ettikçe asıl üzülenin kendisi olacağını belirtti. ama gözümü açtın demekten de geri kalmadı, içinde kalırdı demeseydi 🙂

      moon jee’yi özledim ya anmadan geçmedim, ne güzel atasözlerimizi Çin atasözü zannederdi tatlı şey 🙂

      ahaha sendeki bu hayal gücü, kız koşup gelse bide bıçağın üstüne düşse falan, ilahi 🙂 🙂 çok acımasızsın var yaa 🙂

      bu sefer erkenden yazmaya çalışacağım canım yoksa sarkıp gidiyo valla 🙂 ellerine sağlık yeni bölümde görüşürüz 🙂

  3. winpohu 'ca dedi ki:

    oooo nasıl bir finaldi bu ya . şimdi ne olacak bak sen kız çocuğun başını yaktı. nasıl bir kinmiş buda ya seni istemiyorsa çek git nedir bu derdin yazık yani. kıza çok kızdım bu sefer.
    moon jae den alıntılar muhahha ok güzeldi ya 🙂
    biri şu byeoul u güzelce bir dövsün kendine gelsin yaktı çocuğu . çingu yeni bölüm ne zaman ya 🙂

    • masalevi dedi ki:

      byeol nefreti ve intikam hırsıyla jun suh’yu da dönüşü olmayan yollara soktu.. her ne kadar kasa soygunu meselesini kabul etse de jun suh byeol kadar iradeli değil, o daha merhametli.. bu parayı geri götürmesi kaçınılmazdı bu yüzden..

      moon jee candır yaa, özledim keratayı ha 🙂

      yeni bölümde görüşmek üzere winpohucum, tüm bölümleri bi çırpıda okudun ya, süpersin 🙂 şimdi senin için yeni bölümü çabucak yazmam lazım, hadi bakalım ):

  4. merve dedi ki:

    yeni bölüm ne zaman gelecek acaba?

    • masalevi dedi ki:

      selamlar Merve.. yeni bölümü haftalar önce yazdım aslında ama internetim olmadığı için bir türlü yayınlayamadım canım. netim gelir gelmez yayınlayacağım.. sabrın için çok teşekkürler, görüşmek üzere^^

  5. merve dedi ki:

    ne demek inan sabırsızlıkla bekliyorummm sabrın sonu selamet…her gün merağı eksilmeden yeni bölümü bekleyen bir okurun var unutma lütfen… internetin gelene kadar sağlıcakla kal… 🙂

  6. kimbapsushi dedi ki:

    Amanın bu bölümde işlerin koptu. Aslında ben Byeol pişman olur ve parayı bırakır diye düşünmüştüm ama yüreği dayanmayan Jun Suh oldu.
    Min Hyung’ın olgunluğuna şapka çıkardım.
    En çok üzüldüğüm ise yine Haneul oldu. Garibim hiç bir suçu yok ama hep ona patlıyor.
    Byeol’a hala kızıyorum. İntikamını başka türlü de alabilirdi, evet belki zekice ve gerçekten vurucu ama ucu başkalarına da dokunuyor, suçsuz olan Jun Suh ve Haneul’a patlıyor.
    Neyse ki artık son bölümde dananın kuyruğu kopacak. Tae Woo muhtemelen gerçekleri öğrenip şikayetçi olmayacak.
    Neyse ben bekletmeden geçiyorum son bölüme, dayanamicim 😀

    • masalevi dedi ki:

      byeol çok öfkeli ve intikamcı, ne olursa olsun parayı iade etmeyi aklından geçirmez, ama jun suh kuzum öyle merhametli ki sadece aşkından böyle bir şey yapmayı kabul etti ama sonunda kalbi dayanamadı.. byeol’ün planları hep başkalarının başına patlıyor haklısın, ya haneul ya jun suh. asıl üzülmesi gereken tae woo hep sıyrılıyor bu olanların arasından.. ama son bölümde her şey aydınlanacak merak etmeyiniz.. son bölümde görüşmek üzere^^

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s