15. Bölüm: Yanımda olur musun Park Ha Neul..

 You Are My Pet-Oh My Lady

Byeol gözlerinden akan son damlayı da sildi, artık ağlamayacaktı, artık pişman olacağı şeyler yapmayacaktı, şu an gözlerine bakarak şarkı söyleyen bu meleği mutlu etmek için elinden geleni yapacaktı sadece..

Jun Suh’nun performansı bitti. Byeol bir süre bekledikten sonra sıkılıp soyunma odasına gittiğinde Jun Suh’nun etrafının birkaç kızla çevrili olduğunu gördü.

“Bu ne hız!” dedi içinden. “Daha albümü bile çıkmadı:/”

Sonra derin bir nefes alıp bağırmaya başladı:

“Çagiyaaa!!! Hadi ama çok acıktım ben!!”

Kızlar ona döndüklerinde Byeol çoktan Jun Suh’nun koluna girmişti bile..

“Tamam..” dedi Jun Suh şaşkın bir ifadeyle. “Çıkabiliriz..”

Sonra kızlara dönüp veda etti ve ikili bardan çıktılar. Jun Suh şaşkınlığını atmış sırıtmaya başlamıştı bile.

“Bu ne böyle!” diye bağırdı Byeol. “Ben seni hep kızların kollarından mı çekip alacağım? Çapkın falan mısın sen yoksa?”

“Popülerim diyelim” diyerek sırıtmaya devam etti Jun Suh. “Popüler olmak gerçekten çok zor..”

Byeol hışımla dönüp Jun Suh’nun burnunu sıkmaya başladı:

“Yaa!! O masum kızların başına kötü şeyler gelsin istemezsin değil mi??? Söyle o popüleritene rahat dursun!”

Burnunu ovuşturan Jun Suh:

“Tamam tamam” dedi sızlanarak. “Sen ne cool bi kızdın yaa, bu yüzünü nasıl da sakladın benden..”

Byeol gülmemek için kendisini zor tutarak:

“Artık saklamıyorum gördüğün gibi, kısaca ayağını denk al” dedi.

Jun Suh kızın gülen yüzüne daldı bir an, elini daha bir sıkı tuttu, “Nasılsın” diye sormak istedi.. Byeol’ün yüzü gülüyordu, ama kalbi de  bir o kadar acıyordu belli ki.. Jun Suh yine de hiçbir şey sormamaya karar verdi, yaralı kalbini tedavi etmekten başka bir şey düşünmek istemiyordu..

Her zamanki gibi yemek çadırlarından birine girdiler. Byeol büyük bir iştahla yemeğini yerken Jun Suh karşısındaki TV’ye kilitlenmişti:

“Yaa! Kim Jae Joong fan meeting için Türkiye’ye gitmiş.. Dedem ne çok anlatırdı Türk dostlarını, küçükken ben de bir gün Türkiye’ye gitme hayalleri kurardım hep..”

“Benim de çok sevdiğim bir Türk arkadaşım var biliyor musun?” dedi Byeol. “Güney Kore – Türkiye Dünya Kupası maçında tanışmıştık, hala mektuplaşıyoruz hatta..”

Jun Suh gülümsedi:

“Woaa ne güzel.. Belki bir gün biz de gideriz birlikte ne dersin?”

“Kesinlikle gideceğiz..” dedi Byeol ağzındakileri yutmaya çalışırken. “Hem de öyle üç beş kişilik bir fan meeting için değil, koskoca bir konser vermek için gideceksin sen bence! Türkiye’de Koreli grupların çok popüler olduğunu duymuştum.. Seni de çok severler eminim..”

Kızın bu hayranlık dolu sözleri Jun Suh’yu adeta kendinden geçirmişti:

“Yıldızım beni en önden izlerse uzayda bile konser verebilirim..”

Byeol’ün yedikleri boğazına takıldı bir an, bunu söylemesini beklemiyordu çünkü.. Kalakaldı..

Jun Suh ise en sıcak gülümsemesiyle yıldızının yıldız gözlerine bakıyordu sadece..

*

Parmaklarının ucuna basa basa bahçeye girdiler. Tüm ışıklar kapalıydı, herkes çoktan uyumuştu.

“Hadi çık sen yukarı..” diye fısıldadı Byeol. Jun Suh ise en sevimli yüz ifadesini takınıp:

“Herkes uyumuştur” dedi. “İçeri girersem kesin uyandıracağım hasta kadıncağızı.. Oysa kalabileceğim bir yer olsaydı…”

“Yaa” diye bağıran Byeol kendine hakim olup sessizce:

“Saçmalama!” dedi. “Hem bir tanecik yatağım var zeten..”

“Daha iyi ya!” dedi Jun Suh gülerek. Byeol çocuğun kızarmış burnunu sıkıp:

“Çok beklersin..” dedi Jun Suh boynunu büküp merdivenlere çıkmaya yeltenirken. Onun büzülmüş dudaklarının tatlılığına dayanamayan Byeol:

“Hadi gel..” dedi. “Ama baştan kabul et yerde yatacaksın, sonra sabah olunca oram ağrıyor, buram ağrıyor deme bana!”

Jun Suh 5 merdiven birden atlayarak kızın yanına uçarken:

“Der miyim hiç!” dedi. “Sen var ya, bi tanesin!”

Byeol kapıyı açmaya çalışırken:

“Bu sevimli hareketlerinle beni baştan çıkarmaya çalışayım deme sakın!” diye söyleniyordu. Oysa baştan çıkmaya nasıl da meyilliydi!

Eve girdiklerinde Jun Suh kızın doğru söylediğini bir kez daha görmüş oldu, içeride gerçekten bi tanecik yataktan başka hiçbir şey yoktu!

“Önce sana bir yastık ve battaniye bulmalıyım” diyerek aranmaya başladı kız. Birkaç dakika sonra yere, kendi yatağının yanına küçük bir yatak yapmıştı bile.. Yastık olarak hırkasını, battaniye olarak da kabanını kullanmak zorunda kalsa da işe yarar bir yatak çıkmıştı ortaya.

“Şimdiii…” diye bağırdı Jun Suh’nun arkasından. “Ben pijamalarımı giyerken sakın ha arkanı dönmüyorsun, yoksa olacaklara karışmam bilmiş ol!”

Jun Suh gülerek:

“Bir düşünmem lazım..” demeye çalışsa da kafasına fırlatılan yastıkla birlikte hemen arkasına döndü.

“Yanına kıvrılıverseydim ne olurdu ki..” diye söylenmeye başladı bir yandan da.. “Şu kadarcık çocuğum, hiç rahatsız etmezdim seni de..”

Giyinmeye çalışan Byeol gülümsese de çaktırmamaya çalışarak:

“O büzüştürdüğün dudakların bu kez işe yaramayacak Han Jun Suh, boşuna çabalama..” dedi.

Jun Suh:

“En azından denedim..” diyerek kızın kitaplığına göz gezdirmeye başladı. Her yer notlarla, fotokopilerle doluydu. Ve notların çoğunun üzerinde onun, Min Hyung songseng’in ismi vardı:

– Min Hyung songseng’e sorulacak sorular..

-Proje için Min Hyung songseng’in araştırmamı istediği konular..

-Hard Times’ın 2. bölümünü oku–> Min Hyung songseng özetlemeni istedi!

Bunun gibi bir sürü not vardı her yerde. Jun Suh tüm yaşananların Byeol için ne kadar zor olduğunu bir kez daha anladı. Bugünden sonra neler yapacaktı, olacaklarla nasıl başa çıkacaktı o da bilmiyordu ama tek yapacağı bu zor dönemde yanında olup ona destek olmak olmaktı, Byeol artık yalnız değildi..

“Giyindin mii??” diye seslendi sonra. Cevap yoktu.

“Bak dönüyorum.. Dönüyorum.. Dööööön-düm!!”

Aniden arkasına dönen Jun Suh Byeol’ün yatağının kenarına sızmış olduğunu gördü. Nasıl da bir anda uyuyabilmişti! Kıza doğru yaklaşıp yatağının kenarına oturdu ve üzerine battaniyesini örttü. O kadar güzel uyuyordu ki bütün gece burada oturup onu izleyebilirdi.. Fakat daha fazla dayanamadı kızın yanına kıvrılıp tek koluyla onu kendine çekti. Birkaç gün öncesine kadar Byeol ile sarılıp uyumayı hayal bile edemezken bugün onun kollarında olmasına hala inanamıyordu.. Gözlerini kapatıp kızın kalp atışlarını dinledi sadece, artık kendisine ait olduğunu bildiği kalbinin sesini..

“Bir şeyler söylesene bana..” diye fısıldadı Byeol birden. Jun Suh sıçrar gibi oldu, Byeol uyumamıştı, o da kollarında uyumak istiyordu işte..

Bedeninden taşmak üzere olan mutluluğunu ve titreyen sesini saklamaya çalışarak en güzel şarkısını söylemeye başladı Byeol için..

Ve iki aşık yürek ardından dünyanın en güzel uykusuna daldılar..

***

Jung Yong Hwa-Comfort Song

Min Hyung ağrıyan başını yavaşça koltuktan kaldırdı. Neler olmuştu ona böyle? Kıyafetleriyle koltukta sızıp kalmıştı dün gece belli ki.. En son Byeol’den ayrılıp bir yere girdiğini ve deli gibi içtiğini hatırlıyordu. Sonrası tamamen yokolmuştu sanki. Eve nasıl geldiğini bile hatırlayamıyordu.

Ayağa kalkmaya çalıştığında başındaki ağrı daha da şiddetlendi. Dört bir yandan vuruyordu sanki. Hayatında ilk kez kendisini kaybedecek kadar içmişti, nasıl bu hale geldiğine hala inanamıyordu..

Hemen mutfağa gidip ağrı kesici içti. Sonra buz gibi suyla yüzünü yıkayıp kendine gelmeye çalıştı. Sarhoşken her şeyi unutmuştu ne güzel, kendisine gelmeye başladıkça yine korkunç düşünceler beynine hücum etmeye başlamıştı işte.. Byeol onu terketmişti, hatta aldatmıştı.. Aldatmışmıydı ki? Bunun ne önemi vardı, her şey bitmişti işte, hem de hiç başlamadan..

Koltuğun köşesinde bir şey dikkatini çekti birden, yastığı kaldırdığında o şeyin siyah kaplı bir defter olduğunu gördü. Defteri eline alır almaz hatırladı, dün gece Byeol vermişti bunu! Ha Neul’ın günlüğüydü bu defter!

Defteri hışımla aldığı yere fırlattı. Dün geceye dair hiçbir şey görmek istemiyordu. Tek isteği kafasına yorganını çekip tüm gün uyumaktı. Ama final notlarını otomasyon sistemine geçirmemişti daha! Bu lanet olası günde ne de çok işi vardı!

“Bir duş alıp çıkayım” dedi kendi kendine. “Aşk acısı çeken aptallar gibi bütün gün evde oturacak değilim!”

Tüm bu söylediklerine inat kalbi “Aşk acısı çeken aptalın tekisin işte!” diye bağırıyordu oysa ki..

***

Secret Garden-Appear

Jae Suk ve Jung Woo için hayatlarının en heyecanlı günü kesinlikle bugündü. Birkaç dakika önce stüdyoda şarkı söylerken adeta ecel teri  dökmüşlerdi. İkisi için de bugün kurtuluşun anahtarıydı. Ya berbat hayatlarına devam edeceklerdi ya da tüm sorunlara elveda deyip en sevdikleri işi yapmaya başlayacaklardı!

“Sen.. Akustik gitar çalıyorsun değil mi?”

Bay Seo’nun ciddi yüz ifadesine takılmamaya çalışıp en sakin haliyle:

“Evet..” dedi Jung Woo. “Armonika da çalıyorum.”

“Back vokaldin grupta değil mi?”

“Evet..”

“Ya sen?”

“Ben bas çalıyorum efendim..”

Jae Suk Jung Woo’dan daha da heyecanlıydı sanki.. Adamın gözlerine bakamıyordu.

“Çok iyi” dedi Bay Seo. “Ses renginizi beğendim, enstrüman konusunda da bir sorun yok, çalışmalar sonucunda daha da iyi olacağınıza eminim.. El sıkışıp anlaşmamızı imzalayabiliriz sanırım..”

Gençler içlerindeki ölümüne mutluluğu bastırmak için büyük bir çaba göstererek nazikçe adamın elini sıktılar. Jun Suh bir köşede oturup bu tabloyu izlemek istiyordu sadece, her şey böylesine iyi gidebilir miydi ki?

Dışarı çıktıklarında saatlerdir içlerinde tuttukları çığlığı basverdi üçü de!! Herkes onlara baksa da bu hiç umurlarında değildi! Üçü kolkola girmiş deli gibi zıplıyorlardı! Jung Woo birden elini telefonuna attı, sonra gülerek:

“Oooo patroniçemin canı çilekli milkshake istemiş..” dedi. “Ben gideyim de ona hayatının en güzel milkshake’ini götüreyim ahahaha!!”

“Hardallı ve soyalı milkshake götür derim ben!” dedi Jae Suk gülerek.

“Aaa çok acımasızsın ama..” dedi Jun Suh. “Biraz da wasabi koysun ki kızcağız bu tattan da mahrum kalmasın ahaha!!”

Jung Woo son model arabasna son kez binip gaza bastı!

“Ben de provaya gidiyorum” dedi Jun Suh. “Amatör şarkıcılıkta son günlerimin tadını çıkarayım!”

“Ben de Han Nehri kıyısına gidiyorum. ‘Hayali olan bir iş buldum ulann!!’ diye bağıracağım bütün gün!”

Neşe içinde bara doğru yol alan Jun Suh sadece şarkı söylemek istiyordu bugün. Hem de bağıra çağıra!!!

***

Byeol dakikada 10 kez telefonuna bakmaktan çalışamıyordu bile.

“Neden aramıyor bu çocuk?” diye söylendi bir kez daha. Bay Seo ile toplantıları nasıl geçmişti acaba?

Sonunda beklemekten vazgeçip Bay Tae Woo’nun odasını temizlemeye başladı. Elindeki toz bezini yıkamak için ofisin tuvaletine girdiğinde Tae Woo ile Müdür Choi’nin odaya girdiğini fark etti. Bezini yıkayıp tuvaletten çıkmak üzere olan Byeol bir anda olduğu yerde kaldı. Kapı aralığından gördüğü kadarıyla Bay Tae Woo büyük bir miktar parayı kasasına koyuyordu!

“Bu kadar parayı elde tutmak hiç doğru değil..” dedi Müdür Choi. “Sana defalarca şu paranı bankaya yatır dedim..”

“Korkuyorum..” dedi Tae Woo parayı kasaya yerleştirirken. “Elimin altında olması daha iyi..”

“Hala söylemedin Ha Neul’a değil mi?” diye sordu müdür Choi.

“Söylemeyeceğim..” dedi Tae Woo. “Ona nasıl ‘Kredi borcum yüzünden annenle anılarımızın olduğu evi ipotek ettirdim!’ diyebilirim.. Yok yok yapamam bunu.. Zaten borcun bitmesine iki ay kaldı, sonra sessiz sedasız bitecek bu mesele..”

Müdür Choi anlamaz bir bakış attı.

“O ev Ha Neul’ın her şeyi..” dedi Tae Woo. “Üzgünse, canı sıkkınsa hemen oraya gitmek ister, o evde annesiyle dertleşir, ona yemekler yapar.. Daha geçen gün ‘Sınavların bitince Choon Chun’a git dinlen’ dedim ona, bunun hayaliyle derslerine çalıştı..”

Adam başını sallayarak:

“Haklısın” dedi. “Bırak her şey olduğu gibi kalsın..”

Byeol daha fazla dayanamadı ve hafifçe öksürüp içeri girdi. Tae Woo gülümseyerek Byeol’e hatrını sorup onunla sohbet etmeye başladı. Byeol ise onunla konuştuğu her an Jun Suh’nun sözlerini hatırlıyordu: “Ona her şeyi anlatıp kurtulmalısın Byeol-ah..”

Şu an yapamazdı ama.. Karısı ve kızıyla anılarının olduğu evden sevgi ve özlemle bahseden bu adama “Ben de senin kızınım” diyemezdi.. En azından bugün..

Odadan çıkar çıkmaz Jun Suh’nun attığı mesajı okudu ve her şey yine bir anda aklından uçup gitti, bulutlar dağıldı, güneş açtı..

Hayat bir yerde güzelliklerini de gösteriyordu işte insanlara..

***

Ft Island-You Don’t Know My Feelings

Min Hyung bir an “Ne işim var benim burada?” dedi kendi kendine. Bir anda nasıl da karar verip trene atlayıvermişti! Annesiyle telefonda konuşur konuşmaz içinden taşan gitme isteğine engel olamamıştı, kendisini evine giden trene bilet alırken buldu sonra..

Midesi bulanıyordu, ilaç içmek için çantasını açtığında alelacele çantasına koyduğu siyah kaplı defteri fark etti. Neden almıştı ki bunu yanına? Okumak mı istiyordu? “Yoo” der gibi başını iki yana salladı, ama içinde karşı koyamadığı bir merak da vardı.

“Birkaç sayfasına bakayım, sonra kapatırım..” dedi sessizce. Ve başlardan bir sayfayı açıp okumaya başladı:

“Sanırım yakında Oldboy kusacağım!! Bugün tam 5. kez izledim bu filmi. Hem de 18 yaşında olmadığım için her seferinde biletçiye fazladan para vermek zorunda kalıyorum! Min Hyung bugün yeni kız arkadaşını da Oldboy’a götürdü. Sevgililerini bu filme götürmesindeki amaç nedir anlamadım, batıl inancı falan mı var acaba:) Gerçi diğer ikisini de götürmüştü ama hemen ayrıldılar, yok yok batıl inançla ilgisi yok bu işin! Ama merak ediyorum da her seferinde iki sıra arkasında benim oturduğumu bilse ne düşünürdü acaba?

“Manyak mısın?”

“Ne yapıyorsun sen öyle?”

Ayy yok yok bilmesin daha iyi, bir de sapık damgası yiyeceğim sonra:) Ama bana defalarca kez söz verip ekmesine ne demeli? Neyse bu kızdan da ayrılınca kollarıma düşeceksin elbet:)”

Min Hyung yüzünde kocaman bir gülümseme ile okudu bu satırları. Demek her seferinde arkalarında bir ajanla gitmişlerdi sinemaya öyle mi? O günlerde Ha Neul’ın böyle bir şey yaptığını söyleseler hayatta inanmazdı!

Okumaya devam etti:

“Bu çocuk tam bir aptal!!! O Byung Soo serserisi tehdit ettiği için okula sigara sokanın kendisi olduğunu söyledi Bay Kim’e! Disiplin cezası alırsa bunun ileride nelere mal olacağını hiç bilmiyor sanki.. Tabi ben durur muyum? Tüm gördüklerimi anlattım müdüre. O pisliği 1 hafta okuldan uzaklaştırdılar. Gerçi Min Hyung birazcık ispiyoncu konumuna düştü, azıcık dışlandı ama ileride bunun için bana minnettar olacak, tabi bunu benim yaptığımı öğrenirse..”

Min Hyung okudukça hatırlıyordu. Okulda onu kıskanan, her hareketine kafayı takan bir grup vardı: Byung Soo ve çetesi. Sürekli tehdit ederek ona bir şeyler yaptırmaya çalışırlardı. Özellikle Ha Neul’a bir şey yapmalarından korktuğu için Min Hyung da onların istediklerini yapmak zorunda kalırdı. Bu sigara olayında da o her şeyi göze almışken birden biri öğretmenlere her şeyi anlatmış, Min Hyung o çocuklardan kurtulmuştu. Min Hyung’un onları yine şikayet etmesinden ve dolayısıyla okuldan atılmaktan korktukları o günden sonra ondan uzak durmuşlardı. Min Hyung o günlerde bazı arkadaşları tarafından dışlandığı için üzülse de şimdi ne büyük aptallık yaptığını düşünüp aklına şaşıyordu! O gün alacağı bir disiplin cezası akademik hayatının her safhasında karşısına çıkacak ve önünde bir engel teşkil edecekti. Ha Neul gerçekten hayatını kurtarmıştı!

Defterin daha gerideki sayfalarına döndü Min Hyung, okudukça daha da merak ediyordu:

“Artık Min Hyung ile her gün Candy Candy (Şeker Kız Candy) izliyoruz, sonunda onu da bağımlı yaptım!! Önceden hep dalga geçerdi benimle: “Çocuklar izler bunu!” derdi ama şimdi hiçbir saniyesini kaçırmıyor.. Günlük sence de Min Hyung sarışın olsaydı aynı Anthony’e benzemez miydi? Bence çok benziyor, onun gibi çok tatlııı!!! Ama şu Candy denen kız gözüme batmaya başladı, Min Hyung onu çok seviyor çünkü hıh!”

Min Hyung dayanamayıp sesli sesli gülmeye başladı sonunda. Okudukça o günler gözlerinin önünden akıp gidiyordu. Ha Neul’ın zorlamalarıyla her gün romantik animeler izlemek zorunda kalırdı, işin aslı izledikçe seviyordu da! Ne kadar mutlulardı o günlerde, çocukluğunu özlediğini fark etti bir anda..

Sayfalar ilerdikçe gülümseten olaylar duygusallaşmaya başladı, Ha Neul kimi yerlerde isyan ediyor, kimi yerlerdeyse her şeyi kabulleniyordu.

“Keşke bu kadar acı çekmeseydi” dedi Min Hyung içinden. O bile bir kez Byeol ile Jun Suh’yu el ele görmüş ve nasıl büyük bir acı çekmişti. Ha Neul Min Hyung’un yanında her gün farklı bir kız görürken nasıl sessiz kalabilmişti! Ve onun yaşadıklarından tamamen habersiz olan Min Hyung, Ha Neul ona “Seni seviyorum” dediğinde ona nasıl öyle aptalca bir tepki vermişti? Duygularını nasıl da hafife almıştı? Ama böylesine derin bir aşkın varlığını nerden bilebilirdi ki?

Min Hyung “Birkaç sayfa okuyup kapatırım” derken yol boyunca günlüğün her sayfasını en az iki kez okumuştu. Saçma sapan şeylerle dolu bir ergen günlüğü umarken derin ve bir o kadar naif bir şekilde yazılmış anılarla karşılamak onu şaşırtmıştı. Defteri nazikçe çantasına koydu bu kez.

Birkaç saat önce acı içinde kıvranırken şimdi gülümsüyordu. Geçmişin izleri üzerinde bambaşka bir iz bırakmıştı..

***

Jun Suh yarım saattir pencerenin kenarında öylece beklerken arkasına saklamaya çalıştığı kırmızı gülle ve şaşkın ifadesiyle evde tüm dikkatleri üzerine çekmeyi de başarıyordu..

Byeol dışarı çıkıp alt kattan:

“Tamam gelebilirsin” işareti yaptığında ise sevinçle kapıya yöneldi:

“Babaanneee! Ben çıkıyorum!”

“Yemek hazırlıyordum çocuk, nereye gidiyorsun yine?”

Jun Suh bir an duraksadı:

“Jung Woo çağırdı..”

“Gülü de Jung Woo’ya mı götürüyorsun? Dün gece de gelmedin eve, neler çeviriyorsun sen ha?”

“Jae Suk’ta kaldım” dedi Jun Suh sessizce. Tam o anda içeriden Jung Suh’nun sesi geldi:

“Bu sabah Byeol unninin evinden çıkan kimdi o zaman? Yaa-lan-cııı yaa-laan-cıı!!”

Jun Suh ayağındaki terliği kıza fırlatmaya çalışırken babaanne:

“Kızın evinde mi kaldın tüm gece?” diye çığlığı koparmıştı bile!

Jun Suh en sinirli bakışıyla Jung Suh’ya bakarken kız:

“Şaka yaptım babaanne!” dedi. “Bir şey almak için gitmiştir herhalde, çünkü Byeol unninin zaten muhteşem bir sevgilisi var, oppama bakma ihtimali bile yok merak etme..”

Bu sözler Jun Suh’ya verilebilecek en büyük gazdı herhalde:

“Evet dün gece Lee Byeol’de kaldım!” diye isyan etti. “Çünkü o artık benim kız arkadaşım! O muhteşem sevgilisinden de çoktaaan ayrıldı küçük hanım!!”

Yaşlı kadınla küçük kız kalakaldılar.

“O çocuğu senin için mi terk etti şimdi? Woaaa işte buna inanamam!”

“İnansan iyi edersin!”

“Daha geldiği gün bu kızda bir şeyler olduğunu anlamıştım zaten” dedi yaşlı kadın. “Bakışlarınızdan bile bir şeyler anlaşılıyordu hemen. Byeol iyi bir kız evet ama kimseye kolay kolay güvenme derim ben evlat. Birkaç yıl önce “Onsuz yaşayamam” dediğin kız seni bırakıp gittiğinde ne hallere düşmüştün bir hatırla.. Benden söylemesi..”

“Ben ona tüm kalbimle güveniyorum..” dedi Jun Suh. “O da bana güveniyor biliyorum.. Hem de elindeki tüm parayı gözünü kırpmadan  bana verecek kadar güveniyor babaanne..”

Yaşlı kadın hastane parasını nasıl bulduğunu hiç sormamıştı Jun Suh’ya. Dayısından borç aldığını düşünmüştü, ama şimdi her şeyi anlıyordu..

“Ben aşağı iniyorum” dedi Jun Suh gülerek. “Byeol benim için sürpriz  bir yemek yapmış! Bu gece dönmezsem bilin ki zehirlenmişimdir!!”

Sonra arkasına bile bakmadan uça uça alt kata inmeye başladı..

***

You Are My Pet-Show For You

Min Hyung trenden iner inmez her zamankinden farklı olarak annesinin yanına gitti. Ona öyle bir sarıldı ki, kadın çocukta bir şeyler olduğunu anladı, bir yarası vardı belli ki.. Bu yarayı sarmak yine kendisine düşmüştü elbette.. Çünkü Min Hyung aşk acısı çeken her erkeğin ikinci sığınağı olan anne kollarına ihtiyaç duymuştu bir kere..

Annesiyle yemek yediler, film izlediler; ardından kadın uyur uyumaz  yine aklı binbir şeyle dolmaya başladı. Byeol’ü düşünmek istemese de elinden başka türlüsü gelmiyordu.. Sonra bir anda Ha Neul’ın yazdıkları aklına geliyor gülümsemekten de kendisini alamıyordu. Geçmişe yolculuk onu rahatlatıyordu sanki.

“Ha Neul da burada olsaydı..” dedi kendisinin bile duymak istemeyeceği kadar kısık bir sesle..

Diğer gün dışarı çıkıp temiz havanın tadını çıkarmaya karar verdi. Tüm tanıdıklara selam verip hepsiyle sohbet etti. Çarşıda dolaşırken sinemanın önüne geldiğinde bir an duraksadı..

“Bir film izlemek bana da iyi gelecek” dedi içinden. Tam da nostalji havasındaydı çünkü..

Film afişlerine bakıp “Only You”da karar kıldı. Aşk acısını So Ji Sub’un buğulu gözleriyle perçinlemek en iyisiydi.. Biletini alıp arkasına döner dönmez gözlerine inanamadı. Ha Neul tam arkasında, elindeki bileti inceliyordu.. Kafasını kaldırdığında Min Hyung’u görünce o da şaşkınlığını gizleyemedi..

“Merhaba..” dedi Min Hyung. “Senin de burada olman ne tesadüf..”

“Sınavlar bitince annemi ziyarete geldim” dedi kız çekingen bir ses tonuyla. Konuşmaktan ziyade Min Hyung’u inceliyordu. Onu hiç böylesine solgun görmemişti. Göz altları morarmış, yüzü sapsarı olmuştu, sanki biraz da zayıflamıştı.. Ayrılık acısı çektiği nasıl da belliydi. Ha Neul’ın içi cız etti, kalbi ağrıdı birden.

Min Hyung kızın biletine baktığında aynı filme gideceklerini anladı.

“Daha yarım saat var” dedi. “Bir şeyler mi içsek..”

Ha Neul gülümseyerek başını salladı ve sinemanın içindeki kafeye oturdular.

“Ne çok gelirdik buraya” dedi Ha Neul. “Okuldan kaçınca ilk durak sinemaydı..”

“Evet” dedi Min Hyung. “Benim aynı filmi onlarca kez izlemişliğim var burada, koltuklarını ezbere bilirim..”

Sonra sesini alçaltıp:

“Sana da da defalarca söz verip ekmiştim değil mi?” dedi. “Borcumu ödemem lazım sanırım..”

Ha Neul kulaklarına inanamıyordu. Okulun bahçesinde yaptıkları o konuşmadan beri doğru dürüst konuşmamışlardı bile Min Hyung ile. En azından arkadaş oldukları günleri bile ne kadar özlediğini bir kez daha anladı Ha Neul..

“Sen hep kız arkadaşlarınla gidiyordun çünkü..” dedi Ha Neul başı yerde. “Hiç zamanın olmazdı..”

Min Hyung’un aklına sürekli günlükten cümleler geliyor, konuşmalarına odaklanamıyordu…

“Beni sevmediğini biliyorum, ömür boyu sevmeyeceğini de.. Ama ondan vazgeçemiyorum, elimde değil, ne yapacağım bilmiyorum Tanrım! Babam yalnız olmasa çok uzaklara gitmek isterdim, ondan biraz olsun uzaklaşıp her şeyi unutmak isterdim. Çünkü onu tek bir kızın kolunda daha görmek istemiyorum artık..”

Bu kadar sevilmeyi hakedecek ne yaptığını düşündü Min Hyung. İyi bir arkadaştan, oppadan ötesi olmamıştı ki onun için hiçbir zaman. Sonra o değişmez gerçek beyninde yankılandı: Kadınlar hep onları haketmeyen erkeklere aşık olurlardı ya! Onları hakedenlerle ise sadece arkadaşlık ederlerdi..”

“Film başlayacak..” dedi Ha Neul. “Girelim mi?”

Ayağa kalktığında belki de yaralarını saracak kişinin karşısındaki bu masum kız olabileceğini düşündü Min Hyung. Olabilir miydi ki?

*

Film bittiğinde salonun kapısından çıkan Ha Neul gözlerini siliyordu hala.

“Yeter artık” dedi Min Hyung. “Amma ağladın ha!”

“Ama bu haksızlık” dedi kız burnunu çekerken. “Aşk için fedakarlık yapmak neden hiçbir zaman işe yaramaz ki.. Filmlerde bile hem de..”

Min Hyung gülümseyerek:

“Neden öyle düşünüyorsun ki?” dedi. “Bence işe yaradı bu filmde..”

“Geç olmadı mı sence?”

Min Hyung olduğu yerde durup kıza döndü:

“Bence olmadı..”

Dışarı çıktıklarında sağanak yağmurun başladığını görüp bisikletlerine bindikleri gibi uzaklaşmaya başladılar. Min Hyung evine geldiğinde bisikletten inip:

“Hadi sen de gel” dedi. “Yağmur dinince gidersin evine..”

Ha Neul itiraz etmeden koşarak bahçeye girdi. Bu yağmur hiç de dinecek gibi görünmüyordu oysa ki..

Evde kimse yoktu. Annesine seslenen Min Hyung cevap alamayınca bundan emin oldu.

“Üzerimi değiştirip yiyecek bir şeyler hazırlayayım ben..” dedi. “Açlıktan ölüyorum.. Sen de şunları giy, hasta olacaksın..”

Ha Neul üzerini değiştirip salona oturdu. Mutfağa gidince kendisini tutamayıp ona bir şeyler sormaktan korkuyordu. Eskiden nasıl arkadaş olarak yıllarca takılmışlardı anlayamıyordu, şimdi onun yanındayken bile titremekten kendisini alamıyordu..

Gözü birden kapısı aralık olan Min Hyung’un odasına takıldı. Yavaşça içeri girince aynada asılı olan resmi gördü ve neşeyle gülümsedi. Sonra onu eline alıp incelemeye başladı.

“Hatırladın mı?” dedi Min Hyung arkasından.

“Hatırlamaz olur muyum” dedi Ha Neul. “Babanın mezarını ziyaret gitmiştiniz o gün. O kadar üzgündün ki, seni mutlu etmek için alelacele bu resmi yapmıştım. Ne kadar çocukça!”

Bir daha baktı resme. Kağıdın ortasında upuzun bir adam vardı. Üzerinde “uri appa” (babamız) yazdığı için bunun Tae Woo olduğunu anlamak çok da zor değildi. Adamın bir elinde küçük bir kız (Ha Neul), diğer elinde ise gözlükleriyle kim olduğu hemen anlaşılan Min Hyung vardı.. Resmin kalanı ise dağlar, bacası tüten bir ev ve güneşten oluşuyordu. Tarih ise 23 Şubat 1997 olarak sonradan resmin köşesine atılmıştı..

“Bunu hala saklamana inanamıyorum” dedi Ha Neul.

“Benim için ne kadar önemli olduğunu bilmiyorsun çünkü..” dedi Min Hyung. “Babasını yeni kaybeden bir çocukla kendi babasını paylaşmak isteyen bir arkadaşım vermişti onu bana. Nasıl atabilirdim ki..”

Ha Neul gözlerine bakarak, uzun zamandan beri ilk kez sevgiyle söylenmiş olan bu sözleri duyduğunda inanılmaz mutlu oldu.. Evet, dünyada her şeyden çok sevdiği babasını bile onunla paylaşmaya razı olmuştu işte.. Gerçi aynı babaya sahip olmanın kardeş olmak anlamına geldiğini o günlerde idrak edemese de bu fikir şimdi onu dehşete düşürmeye yetiyordu!

Masaya oturduklarında daha fazla dayanamadı:

“Duydum ki.. Siz.. Ayrılmışsınız..”

“Evet..” dedi Min Hyung.. Onun yüzündeki hüznü gören Ha Neul kendini tutamayıp:

“Onun seni hiç sevmediğini en baştan beri biliyordum zaten..” dedi. Min Hyung hiçbir şey söyleyemedi, kızın masanın üzerindeki elini tutup:

“Özür dilerim” dedi sadece.. “Seni hiç dinlemediğim; konuşmana, kendini anlatmana izin vermediğim için.. Benim için ne kadar önemli olduğunu unuttuğum için.. Seni hep ihmal ettiğim için.. Binlerce kez özür dilerim.. Affet beni..”

“Sana çok ihtiyacım var” demek de istedi aslında ama boğazında tıkandı bu cümle..

“Ben.. Sana hiç küsmedim ki..” dedi Ha Neul gözleri dolu dolu. Duyduklarına inanamasa da gerçek olduğunu düşünmek bile ayaklarını yerden kesmeye yetiyordu..

Min Hyung yavaşça ayağa kalkıp çantasını getirdi ve içinden küçük kara kaplı defteri çıkarıp kıza uzattı:

“Bu defter sana ait..”

Günlüğünü gören Ha Neul bir anda kıpkırmızı oldu, ne diyeceğini bilemedi.. Kısa kısa sayıkladı sadece:

“Senn.. Okudun..”

Min Hyung başı yerde:

“Özür dilerim” diyebildi sadece.. Tam o anda Min Hyung’un annesi içeri girdi ve Ha Neul’ı görünce:

“Aa Ha Neul kızım hoş geldin..” dedi.

Ha Neul ise kadını duymuyordu bile.. Hızla ayağa kalkıp:

“Ben.. Gitsem iyi olur..” dedi. Ve koşarak evi terk etti.

Kadın şaşkın bir şekilde oğluna bakarken onun da yüzünün allak bullak olmasından bir şeyler olduğunu anladı.

Min Hyung kendisini berbat hissediyordu. İzinsiz bir şekilde onun en özel sırlarını okumuş ve ölümüne utandırmıştı kızı. Ama okudukları ona o kadar iyi gelmişti ki pişman bile olamıyordu.. Byeol çok doğru bir şey yapmıştı belli ki..

***

Winter Sonata-From The Beginning

Hafta sonu bir çırpıda geçiverdi. Min Hyung Ha Neul’ı ne aramış ne de kızın evine gitmişti. Onunla konuşmak istiyordu aslında, ama vereceği tepki onu korkutuyordu. Bir yandan:

“Seul’de görüşürüz nasılsa..” diyor diğer yandan da yerinde duramıyordu.

Bir anda ayağa fırladı. Koşarak evin en üst katındaki ardiyeye çıkıp bir şeyler aramaya başladı. Eski bir kutudan çıkardığı DVD’ler eline geçer geçmez neşeyle gülümseyip ceketini kaptığı gibi evden çıktı..

Bay Tae Woo’nun evine vardığında hiç beklemeden kapıyı çaldı, açılmıyordu, gitmiş miydi ki..

“Ha Neul biraz önce gitti” dedi yan bahçedeki adam.

“Tren istasyonuna mı?” diye sordu Min Hyung.

“Evet.. 10 dakika önce vedalaştı bizimle, geç kaldın evlat..”

Min Hyung çaresizce etrafına baktı. Onun bu haline üzülen adam bahçeden motorunu çıkarıp:

“Atla” dedi. “Anca yetişirsin..”

Min Hyung motora atlar atlamaz gaza bastı! Yetişemeyecekti belli ki, ama onun eve böyle gitmesini hiç istemiyordu..

İstasyona vardığında hızla motordan inip koşmaya başladı. Seul treninin kalkmasına 5 dakika vardı!

Treni bulan Min Hyung tren boyunca koşarak Ha Neul’ın nereye oturduğunu anlamaya çalıştı. Sonunda onu bulup camını tıklatmaya başladı. Kız önce anlamasa da dışarı baktığında Min Hyung’u görüp önce şoka girdi, sonra da hareket etmek üzere olan trenden apar topar indi!

Kız indiğinde tren hareket etmişti bile!

İkisi de önce bir şey söyleyemedi, Ha Neul Min Hyung’un konuşmasını bekliyor ama çocuk sus pus kalıyordu..

Elini çantasına atıp bir DVD çıkardı. Candy Candy DVD’siydi bu..

“Belki izleriz diye düşündüm..” dedi sessizce. “İzledikten sonra gidersin..”

Bunları o kadar masum ve utangaç bir biçimde söylüyordu ki Ha Neul gülümsemekten kendisini alamadı.

“Candy Candy DVDleri mi aldın sen? Bana söylemedin hiç..”

“Lisedeyken almıştım..” dedi çocuk. “Ama dalga geçersin diye söylememiştim.. Sensiz izlemedim hiç ama..”

Kız neşeyle eline DVDyi aldı. Günlükte bu anime hakkında yazdığı şeyler aklına gelince bir an kızarsa da şu iki günde bu olayı biraz olsun kanıksamıştı artık..

“Yanımda olur musun Park Ha Neul..” dedi Min Hyung. “İlk kez bu kadar mutsuzum, yorgunum.. Sevgine çok ihtiyacım var..”

Ha Neul duyduğu bu sözler karşısında gözyaşlarını tutamadı.. Tek kelime etmeden Min Hyung’a sımsıkı sarıldı.

“Ben.. Yanında olmaz mıyım?.. Ne kadar istersen.. Her zaman..”

Heyecandan konuşamıyordu bile. Min Hyung hiçbir şey söylemeden sadece sarıldı ona. Yaralarının merhemi nedir biliyordu artık, bugüne kadar hep gözardı ettiği bu sevgi iyileşmesi için tek çaresiydi..

 ***

-15. Bölüm Sonu-

Reklamlar
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

19 Responses to 15. Bölüm: Yanımda olur musun Park Ha Neul..

  1. nomusan dedi ki:

    Ah sonunda geldi yeni bölüm 🙂 Eksik de olsa bi kısmını okumuştum e-mailde ama tekrar okuyunca aynı tadı verdi ..:))Ellerine sağlık diyip yorumuma başlıyorum..
    Sonunda kara kaplı defterimiz sahibine ulaştı(sahip derken MinHyung’u kastediyorum tabi) Önce okumadan kıza vericek diye çok korktum ama merakına yenilip okudu kerata 🙂 Oğlum içinde bir yerlerde var işte bu kıza karşı bi aşk bi duygu ben anladım sen daha ne uzatıyorsun 😀 Neyse mutlu ol da gerisi mühim değil :)Minhyung’un bu kadar rahat açılabileceğini hiç düşünmemiştim..Ha Neul’un kara kaplı kitabındaki cümleler beni çok etkiledi bu arada,acıdım kıza resmen..Hayır düşünüyorum karşında Minhyung duruyo kızlarla geziyo sen de oturup izliyosun iyi dayanmış kız ben onu da yapamazdım 😀 Komplo kurardım yemin ederim kızlara 😀 Ayaklarını kırardım gezemesinler diye 😀 (bu aralar Yonghwa’nın KimSunAh’la dizisi olucağı söyleniyor da şiddet yanlısı olup çıktım ben de… kadının el atmadığı kalmadı 😀 )Yok yok bu Haneul bizim çocuğun yaralarını sarar bu iş te tatlıya bağlanır (dimi :S 😀 ) :))
    Asıl çiftimiz takılsın öyle ben onlara hiç bulaşmıyorum ama bir yandan da artık babası öğrensin kızcağızı diyorum, vardır o işte de bi iş..Kötü bi adama benzemiyor bu TaeWoo babamız..:)Yalnız o para işi ne olucak çok merak ediyorum kızımız hırsız damgası yemesin de yada JunSuh :S Mutluluklarına gölge düşmesin yavrucakların..Daha yeni de doğumgünü kutlandı üzülmesin =p 😀
    İlk yorumu da ben attım galiba sıkı takipçin olarak 🙂 Umarım 16.bölüm uzun sürmeden gelir yine de sen kendini sıkıştırma tabi ilham gelince yaz 😀 Ellerine sağlık tekrardan :))

    • masalevi dedi ki:

      çok teşekkürler canım, bu bölümü ha neul’a ve min hyung’a ayırdım birazcık.. ama min hyung’un duygularını fark etmesi öyle bi anda olacak bir şey değildi.. bugüne kadar ha neul’ı kız arkadaşı olarak bir kez bile düşünmemiş, onu hep küçük bir kız olarak görmüş. onun sevgisinin ciddiyetini, aşkının derinliğini ancak bu defterle anlayabilirdi..

      bi ara okumadan verebileceğini ben de düşündüm, sonuçta düşünceli bi çocuk kendisi.. ama birkaç cümle okumuştu içinden bir bölüm önce, defterde yazanların kendisi hakkında olduğunu biliyordu ve bu da onu okumaya teşvik etti, hem aşk acısı çeken kalbini oyalayacak bir şey olarak gördü o defteri öncelikle..

      ha neul gerçekten iyi dayanmış.. azılı bir yong hwa fanı olarak onun bu kadar yakınında olsaydım ve onu bu kadar sevseydim gerçekten katlanamazdım herhalde, dediğin gibi hıncımı kızlardan çıkarırdım herhalde 🙂 yong hwa’nın yeni dizi olayını da biraz önce öğrendim, inşallah olur yaa hiç ummuyordum bu sıralar dizi çekeceğini nasıl sevindim anlatamam 🙂 ama kim sun ah biraz yaşlı geldi bana ona göre, bakalım nasıl olacak 🙂

      diğer aşk böceklerimiz de gayet iyi gidiyorlar, 10 küsür bölümdür yaşayamadıkları aşklarını yaşamaya çalışıyorlar yavrularım 🙂 bu bölümde tae woo kısmına pek giremedim bölüm fazla uzamasın diye ama gelecek bölümde sırlar açığa çıkmaya başlayacak, bekleyelim görelim diyorum 🙂

      güzel ve uzuuun yorumun için çok teşekkürler canım 🙂 yeni bölümde görüşmek üzere 🙂

  2. nomuyeppuda dedi ki:

    Bu sefer ara biraz uzun mu oldu ne ^^’ Neyse kısacık bi sitemden sonra yorumuma geçeyim :))

    Bu bölüm Ha neul ve Minhyung special oldu sanki. Neyse ikiside gözüme girdi. Min Hyung’un kara kaplıyı okuma kısımları çok eğlenceliydi. Şahsen bende bana o şekilde yazılan bişeyleri okumadan duramazdım. Taş olsa merakından çatlar yani :))

    Min Hyung’a da üzülemiyorum ben yaa Jun suh’un mutlu olması daha önemli 😀
    Neyse sen Min Hyung’un psikolojisinide hemen düzelttin zaten. Hikayede azıcık üzüntüye mahal yok kızlar arada kahroluyor. Erkekler mutluluğu bi bölümde buluyor. Yazar bi bayan mı yoksa ? 😛 😀

    Bu ara bizimkiler çok mutlu ammman bi nazar deymesin. O yatak sahnesinde de -ay yatak sahnesi diyince bi tuhaf geldi kulagıma- neyse Byeol iş yok kızım sende uyunurmu dicektim ki…. Çakal planlar yapıp Jun Suh’u yatağa çekmekmiş amacı 😀 Ohh şarkıyıda söyletti mışıl mışılda uyumuştur şimdi. Aha yine kıskandım karakterlerini 😀 Hongkiyi değil yanlız sahneyi kıskandım hemen belirteyim. 😀

    Kore çakması Madurum Simgeye giden Milkshake de beni bi mutlu etti bi mutlu etti inşallah çok susamıştır sonuna kadar dikleyek içer farketmeden 🙂

    Ellerine sağlık ^^ E ozaman bi dahaki bölümde görüşürüz…

    • masalevi dedi ki:

      ahahaha Kore çakması Madurum Simgeye giden milkshake ha 🙂 ayy ne güldüm sedacım çok yaşa sen 🙂 o kıza güzel bi ayar lazımdı zaten iyi oldu wasabili milkshake 🙂

      ara biraz uzadı yaa evet, çünkü işin aslı ne yazacağımı da kestiremedim, bu bölümü min hyung’a mı tae woo’ya mı ayırmalıyım bilemedim ama min hyung’da karar kıldım.. onun üzülmesine gönlüm razı olmuyor yaa 🙂

      aynen haklısın, min hyung special oldu bu bölüm.. onu daha fazla üzemedim, onu gerçekten seveb biriyle mutlu olsun istedim, kavuşturdum kuzuları 🙂 hiç kıyamıyorum kii 🙂

      byeol ne çakaldır bilmiyor musun aah ah hiç o çocuk yanında olur da uyur mu 🙂 yazarken ben de çok kıskandım sorma yaa, yanında kadife sesli sevgilin sana şarkılar fısıldarken uyuyorsun woaaaa 😦 (mesela sen de GD’yi yanında düşün, insan ne fena oluyor 🙂 )

      güzel yorumun için teşekkürler canım, en yakın zamanda yeni bölümde görüşürüz 🙂

  3. makinosev dedi ki:

    ağlamaktan içim dışına çıktı masalım bu nasıl güzel bir bölümdü… aralara serptiğin espriler bile duygulanmamın önüne geçemedi, uri appa’dan sonra koyverdim gitti T.T from the beginning tınılarıyla da kitlendim tabi ekran başında 😦
    hüzünlü bir bölümdü ama yine de herkes için mutlu günler başladı yaşasın, artık asıl mevzuya döneceğiz sanırım kızların babası için gelecek günler ne getirecek onu merak ediyorum şimdi 🙂
    ellerine sağlık, tekrar doğum günün(ünüz) kutlu olsun uri çingu 😀

    • makinosev dedi ki:

      Only You sahnelerine de bayıldım az kaldı söylemeyi unutuyordum 😀

    • masalevi dedi ki:

      ama ağlamaaaa 😦 işin aslı ben de duygulandım yazarken, platonik aşk nedir, onu başka bir kızla görmek nasıl acı verir az çok bilirim, ha neul’ın duygularını gerçekten hissederek yazdım.. ve haneul çocuğu gerçekten seviyor, çünkü asıl isteği onun da kendisini sevmesi değil üzülmemesi, mutlu olması.. çok fedakarca ama kızlar böyle hissedebiliyor yaa..

      from the beginning’i en çok sevdiğim sahne, yoo jin’in havaalnına koşarken çaldığı sahneydi. min hyung Amerika’ya gidecekti ve kız onu yakalamaya çalışıyordu, çok ağlamıştım orada. burada da uri min hyung istasyona koşarken kulaklarımda çınladı o şarkı yaa nasıl etkilemiş beni..

      tae woo ile ilgili kısımlar gelecek bölümde aydınlanacak inşallah, bizi heyecanlı bölümler bekliyor sayın okuyucum 🙂

      çok teşekkürler canım, yeni bölümde ve özellikle küçük siren’de görüşmek üzere 🙂 biliyorum yoğunsun baya ama ji haneul ve andersen özlenmektee 🙂

  4. hikaruivy dedi ki:

    vaovvv, harika bir bölümdü, bu ne romantizm?? jun suh – byeol ikilisine bayılıyorum zaten, ikisinin tatlı atışmalarını, jun suh’nun kıza “yıldızım” deyişini, kucak kucağa uyumalarını yüzümde koca bir sırıtmayla okudum 😀 ama ha neul-min hyung ikilisi beni asıl vuranlar oldu: ne tatlı sahneler yazmışsın öyle! min hyung günlükteki anıları okurken sanki ben de yaşadım onlarla. ne güzel bir çocukluk geçirmişler birlikte. ha neul onu bu kadar severken min hyung başkasına yar olsa gerçekten çok yazık olurmuş… (bu arada, yong hwa’da biraz anthony tipi var cidden, ben de katılıyorum 🙂 🙂 )

    sanırım koca bölümde tae woo’nun evini ipotek ettirmesinden başka kötü olaya rastlayamadık (o kasaya para koyma muhabbeti bizimkilerin başına iş açacak diye korkuyorum, inşallah sorunsuz atlatırlar 😦 ) geri kalan her şeyi (babaanne-kız kardeş-jun suh sahneleri, bizim boy band’in patron tarafından kabul edlmesi, vs.) “oh bee, her şey çözülüyor, ne güzel!” diyerek keyifle okudum. şarkılar da birbirinden harikaydı. ellerine sağlık canım, yeni bölümü bir an önce okumak dileğiyle 😉

    • masalevi dedi ki:

      ayy çok mutlu oldum şimdii 🙂 senin de benim gibi romantik komedi sever olduğunu bildiğimden bu bölümü seveceğini hissetmiştim.. beğenmene çook sevindim 🙂

      15 bölümdür çok süründü kuzular, azıcık cicim günleri yaşatayım dedim ben de 🙂 jun suh’nun o tatlı romantik halleri falan gözümün önüne geldikçe yazdıkça yazasım geldi, byeol’ün de gumiho halleri çok tatlıydı ya aklıma o sahneler geldi, iyi bir ikili oldu bu çiftten galiba 🙂 vee yatak sahnesini çok hissederek yazdım itiraf edeyim aah ah 🙂

      aslında min hyung haneul kısımlarını yazarken hatırlamalar olduğu için okuyanlar sıkılır falan diye düşünmüştüm ama öyle bir tepki gelmedi şimdiye kadar, sıkılmamanıza çok sevindim 🙂 o kısımları yazarken ben de eğlendim, insan öle burnunun dibindeki güzellikleri görmez de aptal saptal şeylerle uğraşır ya bizimkiler de böyle işte.. (bir diğer örnek: ji ah ve kang hyuk çifti 😦 ) biliyo musun ben de benzetiyorum min hyung’u anthony’e, onun gibi nazik, romantik, yakışıklı woaaa 🙂 terry olmadığı kesin tabi 🙂

      ipotek meselesinin aslı gelecek bölümde ortaya çıkacak, bu mutlu mesut ortama gölge mi düşecek bakalım göreceğiz 🙂 (heyecan efekti veriniz efendim 🙂 )

      senin de ellerine sağlık canım 🙂 yeni bölümde görüşürüz, ben hatta bi kontrol edeyim senin yeni bölümün gelmiş mi 🙂 hep kaçırıyorum yaa 😦

  5. asiruh dedi ki:

    Hikayeyi uzun zamandır takip ediyorum her bölümü sabırsızlıkla bekliyorum desem yalan olmaz. Yine çok güzel bir bölümdü:) Evde bir kaç gündür tek başıma olduğum için sanırım, normalde hiç yorum yazmadığım halde bugün yazmak istedim. Beni bu tek başıma halimde(sanki anlatım bozukluğu oldu ama daha iyisini yazamadım) kendi kendime güldürdüğün için sana çok teşekkür ederim:) Bu bölüm benim için oldukça eğlenceliydi hep güldüm Min hyung’un olduğu bölümlerde bile:) Bilmiyorum sanırım jun suh ve byeol çiftini daha çok sevdiğim için üzülmedim. Yorum yazmakta iyi değilim bu nedenle yorum yazmıyorum. Yorum bu kadar :)) Yeni bölümü heyecanla bekliyorum…

    • masalevi dedi ki:

      merhaba asiruh 🙂

      iyi ki evde yalnız kalmışsın ne güzel yorumunu görmüş oldum ben de 🙂 bundan sonra hep beklerim ama.. bu bölüm birazcık min hyung- haneul özel bölüm gibi oldu ama onların ilişkisindeki boşlukları da doldurmam lazımdı.. bu bölümden sonra hikayedeki diğer düğümler çözülecek, bakalım neler olacak 🙂

      hikayeyi beğenmene çook sevindim.. güzel yorumun için teşekkürler, yeni bölümde görüşürüz 🙂

  6. Oh Yoon Joo dedi ki:

    Çok güzel bölüm olmuş ellerine sağlık canım. Beklediğine değmemiş ilk parça silinmiş… Protesto amaçlı sildirmiştir byeol zillisi diye düşünüyorum.

    Eski bir günlükten çıkan böyle sıcacık duygular kalbini yumuşatıp kabuk bağlamayacak gibi görünen yaraları anında tedavi edebildiyse ne mutlu (:

    From the beginning de ne kötü seçimdir canım ya 😦 Takılı kaldım şarkıda yine…

    • masalevi dedi ki:

      çok teşekkürler canım.. iyi ki söyledin yaa daha ilk şarkının kaldırılması güzel olmamış, hemen yeniledim linki sağolasın 🙂 beyol mü yaptı dersin hımm sıkıştırayım ben gacıyı ne diyecek bakalım 🙂

      en güzel aşklar bir önceki aşk acısının üzerine kurulur aslında değil mi? yaralı kalbi ancak nazik, sıcacık bir kalp iyileştirebilir, min hyung için de öyle olacak..

      from the beginning candır amaa 🙂 son sahneyi yazarken winter sonata’daki havaalanı sahnesi geldi aklıma, o parça güzel gider dedim.. ama ben de takılı kaldım bi süre doğaldır 🙂

      yeni bölümde görüşmek üzere canım, eline sağlık 🙂

  7. winpohu 'ca dedi ki:

    owwwwwwwwwwwwww bu defter olayını çok sevdim yani en baştan beri bir defter vardı ama bunun içinden bu kadar romantik bir şey çıkacağını beklemiyordum. çok hoşuma gitti. kızın duygularını geçici olmadığını daha iyi anladık. hem ortak geçmişlerini de çok güzel verdin bu bölümde bu ikisinin yakınlaşmasına bayıldım. başta Min Hyung bu kıza nasıl döner diyordum ama geçmiş koparılamaz bir bağ işte 🙂 ha neul ile Min Hyung çok iyi bir çift olur 🙂 şarkılarında desteğiyle en romantik bölümlerden biriydi ellerine sağlık 🙂

    • masalevi dedi ki:

      çok teşekkürler canım, beğenmene çok sevindim 🙂 bu bölüm birazcık haneul – min hyung special gibi oldu, ikilinin geçmişini görelim, haneul’ın duygularının gerçekliğini bi de defterinden okuyalım istedim. çok haklısın, geçmiş gerçekten de koparılamaz bir bağ..
      ben de haneul ve min hyung’u yakıştırıyorum, ikisi de nazik, kırılgan karakterler.. byeol daha baskın, daha sert.. asıl birlikte olması gereken çiftleri bir araya getirdik sanırım 🙂

  8. kimbapsushi dedi ki:

    Oy oy oy, ahh keşke gelse FT Island Türkiye’ye, burada yazıldı bir gün gerçek de olur umarım 🙂
    Byeol’un kıskançlıkları beni ürkütmedi diyemem. Aslında baştan beri şu Jun Suh’ın eski davası bir yerlerden pırtlar diyordum ama sanırım çıkmayacak, neyse daha iyi, huzur bozmasın 😀
    Min Hyung ve Haneul da bekleneni yaptılar. Haneul ne kadar saf ve iyi yürekli, babasını bile paylaşmayı teklif etmiş. Min Hyung da bu fırsatı tepmemesi gerektiğini sonunda anladı. Şimdi beraber Candy Candy izleyebilirler keyifle. Zavallı Haneul da mutlu olsun sonunda, kız harap olmuş yıllardır. Aslında bu sonu istemiyordum ama sırf Haneul için sevindim.
    Yine sürükleyici bir bölümdü ama sona yaklaşıyorum bak o iyi olmadı, eline sağlık 😉

    • masalevi dedi ki:

      dimi dimi, ceycung geldi neden onlar da gelmesin, ben elimden geldiğimce hayal ediyorum valla, sizler için de suju üyelerinin gelmesini diliyorum özellikle donghae ve eunhyuk.. (umarım doğru öğrrenmişimdir, melek ve şeytan’ı okuduğumdan beri pratik yapıyorum, bi de en kalabalık grup yaa:/ 🙂 )

      haneul ve min hyung muratlarına erdiler sonunda, onlar için olması gereken de buydu zaten, min hyung da onu ne kadar sevdiğini anlayacak merak etme 🙂 haneul için çok iyi oldu haklısın, böyle bi aşk karşılıksız kalmamalıydı 🙂

      yaa sona yaklaşıyoruz dimi, ben de seninle birlikte tekrar okumuş kadar oldum 🙂 eline sağlık okurcum 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s