14. Bölüm: Artık sadece sen varsın Han Jun Suh..

Ft Island-Even Had a Lost Friend 

“… Seni seviyorum Jun Suh-ah.. Hem de tüm kalbimle seviyorum..”

Byeol Jun Suh’nun gözlerinin içine bakarak söylüyordu bunları, hiç utanmadan, korkmadan.. Sonra hiçbir cevap beklemeden tekrar sımsıkı sarıldı çocuğa. Kendisini o kadar mutlu, o kadar huzurlu hissediyordu ki, bu anın bitmesini hiç istemiyordu.. Jun Suh ise duyduklarına inanamaz bir bakışla adeta kalakalmıştı, öyle ki yanaklarındaki yaşlar donmuştu sanki, akmıyorlardı..

“Byeol sen..”

Cümlesi burada kesildi, şaşkınlıktan konuşamıyordu..

“Evet” dedi Byeol. “Ben.. Bunu içimde tutmaktan çok yoruldum Jun Suh-ah.. Sesini duyduğum ilk andan beri, başımı göğsüne yasladığımda deli gibi çarpan kalbini hissettiğim andan beri seviyorum seni.. Seni de kendimi de yorduğum için çok özür dilerim, çok..”

Jun Suh’nun şaşkın bakışlarının yerini hafif bir gülümseme aldı önce, duydukları doğruydu işte, Byeol de onu seviyordu!

“Ben.. seni sevmekten hiç vazgeçmedim ki” dedi sessizce ve yeniden sımsıkı sarıldılar. İkisinin de kalbi deli gibi atıyordu, ikisi de hayatlarında hiç olmadıkları kadar mutluydular..

Byeol Jun Suh’nun kolundan tutup:

“Çıkalım buradan” dedi. “Seninle konuşmak istiyorum..”

Jun Suh tek kelime etmeden itaat etti bu küçük inatçı kıza. İkili el ele stüdyodan çıktılar. Sonra nereye gittiklerini bilmeden yürümeye başladılar, koşuyorlardı hatta.. Sanki içlerine bambaşka biri girmişti ve onların istemi dışında hareket etmelerine neden oluyordu!

İlk yorulan Jun Suh oldu:

“Yaa! Byeol-ah! Dur biraz yoruldum ben. Oturalım şuraya..”

Byeol’ü bıraksalar daha saatlerce koşabilirdi bu gazla herhalde! Jun Suh’nun yanına oturdu yavaşça..

“Stüdyoda olduğumu nereden bildin?” diye sordu Jun Suh. “Ben bir anda karar verip gelmiştim buraya..”

“Sadece tahmin ettim” dedi Byeol gülümseyerek. “Seni tanıyorum artık, hem de tahmin ettiğinden çok daha fazla..”

Jun Suh gülümseyerek kızın elini sımsıkı tuttu, Byeol’ün sevgiyle bakan gözlerine baktıkça rüyada olduğunu sanıyordu adeta..

Birden yüzü düştü ama, başını yere eğip:

“Ya Min Hyung songseng.. Anlamıyorum Byeol-ah, yarın seni yine o adamın kollarında görmekten korkuyorum.. Bana bir şeyler söyle ne olursun, ne dersen inanmaya hazırım..”

“Her şeyi anlatacağım” dedi Byeol yavaşça.. “O kadar uzun ve belki de inanılmaz bir hikaye ki neresinden başlayacağımı bile bilmiyorum inan.. Ama sadece şunu bilmeni istiyorum; Min Hyung benim için iyi bir arkadaştan fazlası olamadı.. Yalan söyleyemem, olabilirdi belki de.. Ama sen varken.. İmkansızdı..”

Jun Suh duydukları karşısında mutluluk sarhoşu olmuştu, hiçbir şey söylemek istemiyordu. Tek gece bile olsa Byeol’ün onu sevdiğini, yanında kollarının arasında olduğunu bilmek ona yetiyordu..

“Tamam bırak..” dedi. “Hiçbir şey anlatmana gerek yok.. Yanımda olman yeter inan.. Bu anı öyle çok hayal ettim ki, bir rüya olmasından korkuyorum, konuşmayalım istiyorum bu yüzden, uyanmayayım hiç..”

Byeol eğilip Jun Suh’nun dudaklarına kocaman bir öpücük kondurdu:

“Bu da rüya olamaz değil mi?”

Jun Suh’nun yanaklarını allar bastı birden, gülümseyerek:

“Değil” dedi. “Rüyalarımda hiç bu kadar güzel hissettirmemişti çünkü..”

İkili daha fazla konuşmadılar, Byeol Jun Suh’nun göğsüne yaslandı ve dakikalarca öylece kaldılar. Saat o kadar geç olmuştu ki caddeden tek bir araba bile geçmiyordu, sarı sokak lambasının altında kedilerden ve onlardan başka kimse yoktu.. Zaman durmuştu sanki..

Jun Suh kendi kendine konuşur gibi sessizce:

“Hayat ne garip” dedi. “Yanımdasın, kollarımdasın.. Ama ben buna sevinemiyorum bile.. Mutlu olmak bu kadar mı zor..”

Byeol yavaşça başını kaldırdı:

“Seninle konuşmam gereken bir şey var Jun Suh-ah.. İhtiyacın olan parayı buldum ben, artık korkmana, üzülmene gerek kalmadı, yarın babaanneni hastaneden çıkaracağız..”

“Nasıl? Nereden buldun?”

“Sakin ol.. Bu parayı yarın o hastaneye ödemek zorundayız Jun Suh-ah.. Nereden bulduğumun bir önemi yok..”

“Yaa tabiki nerden bulduğunun bir önemi var! Yoksa.. Min Hyung songsengden mi borç istedin? Bunu yapmadın değil mi Lee Byeol?”

“Hayır hayır sakin ol.. Annemden istedim.. Babamın iş tazminatını bankaya yatırmıştık.. O paranın bir kısmını bana göndermesini söyledim.. Kimseden borç almadım Jun Suh-ah..”

Jun Suh ani bir hareketle ayağa kalktı:

“Hayır.. Bunu asla kabul edemem.. Bunu benden isteme Byeol.. Yalvarırım.. Bu beni daha da üzmekten başka bir işe yaramaz emin ol..”

Byeol ayağa kalkıp Jun Suh’nun elini tuttu:

“Kabul edeceksin.. Çünkü babaanneni o hastaneden çıkarmak zorundayız anladın mı? Hem.. Sana borç olarak veriyorum ben bu parayı.. Ünlü bir popstar olduğunda faiziyle geri ödeyeceksin bana.. Anladın mı?”

Byeol’ün gülen yüzünün aksine Jun Suh’nun gözleri dolmuştu bile, ağlamamak için kendisini zor tutuyordu. Sağ koluyla kızı kendine çekip:

“Elbette ödeyeceğim..” dedi. “Byeol-ah.. Ne desem ki sana? Ne desem bilmiyorum..”

Jun Suh daha fazla tutamamıştı gözyaşlarını, cümlesini tamamlayamadan ağlamaya başlamıştı yine.

“Beni sevdiğini söyle yeter..” dedi Byeol. “Tek ihtiyacım olan bu..”

“Eğer bütün bunlar bir rüyaysa Tanrı gerçekten çok acımasız” dedi Jun Suh burnunu çekip. “Gerçek olamayacak kadar güzelsin çünkü..”

Byeol tüm içtenliğiyle gülümsedi ona. Sonra iki acemi aşık el ele karanlık sokaklarda ilerlemeye başladılar. Henüz yapmaları gereken o kadar çok şey vardı ki..

***

Jung Yong Hwa-Because I Miss You

Diğer gün hastaneye gerekli parayı yatırıp bayan Soo Yeon’u eve getirdiler. Paranın nereden bulunduğunu kimse bilmiyordu. Jun Suh’nun arkadaşları dün gece bay Hwang’ın evinin soyulduğunu sanıyorlar, Jung Suh ise abisinin dayılarından borç aldığını düşünüyordu. Bu mesele Jun Suh ve Byeol arasında küçük bir sır olarak kalacaktı belli ki..

Babaannesini yatağına yatıran Jun Suh bahçeye çıktığında Byeol’ün hazırlanmış dışarı çıkmak üzere olduğunu gördü.

“Okula mı gidiyorsun?”

Byeol’ün yüzünde derin bir hüzün vardı:

“Hayır” dedi sessizce. “Halletmem gereken bir mesele var.”

Jun Suh kızın nereye gittiğini anladı o an..

“Gitmesen..” dedi belli belirsiz. Byeol de en az onun kadar gergindi oysa ki..

“Gitmem lazım.. Burada böyle oturamam Jun Suh-ah.. Ona bunu yapamam..”

Jun Suh kızın kolundan tutup:

“Korkuyorum” dedi. “Dönmemenden korkuyorum..”

“Elbette döneceğim” dedi Byeol gülümseyerek. “Beni burada bekle olur mu? Hatta gelirken eomuk getireceğim sana. Sakın karnını doyurma haa!”

Jun Suh gülümsemeye çalışsa da yapamıyordu. Byeol’ü o çocuğa göndermeye katlanamıyordu. Yavaşça kızın kolunu bıraktı. Byeol’ün yanağına bıraktığı o küçücük öpücükle beraber olduğu yerde bir süre kalakaldı..

Bahçe kapısından çıkan Byeol ise derin bir nefes aldı önce. Uzun zaman önce yapması gereken şeyi yapacaktı sonunda. Min Hyung aldatılmayı hak etmeyecek kadar iyi biriydi. Cesaretini sonuna kadar toplayıp ona her şeyi anlatmak zorundaydı. Yaptığı şeyin aslında ne kadar zor olduğunu hissetti bir anda, mükemmel bir insan olmasının yanında Min Hyung hem hocasıydı, hem de mezun olmak için yazmak zorunda olduğu bitirme projesinin danışmanıydı. Belki de hayatını mahvediyordu, geri dönüşü olmayan bir yola giriyordu.. Bunları düşünmemeye çalışıp adımlarını daha da hızlandırdı..

Hiç beklemeden Min Hyung’u arayıp konuşması gereken bir şey olduğunu söyledi. Min Hyung ise bugün boştu ve kızdan evine gelmesini istedi. Günlerdir yüzünü görmemişti zaten, evde rahatça vakit geçirebileceklerdi..

“Onu özledim” dedi içinden. “Hımm.. Ne yapsam acaba? Aç mıdır ki? Açtır kesin.. En iyisi güzel bir sofra hazırlayayım o gelene kadar.. Hatta..”

Gözlerinin içi gülümsedi birden. Koşarak yemek sipariş etmek için telefona sarıldı. Sonra aceleyle sofrayı hazırlamaya başladı.

“Bu gece güzel şeyler olacak” diyordu içinden de..

*

Byeol kapının önündeydi işte.. İçinden ne söylemesi gerektiğine dair yüzlerce prova yapmıştı gelene kadar.. Bu belki de hayatı boyunca yapacağı en zor konuşmalardan biri olacaktı..

Min Hyung yüzünde en güzel gülümsemesiyle açtı kapıyı. Çok da güzel giyinmişti.. Byeol zorla gülümseyerek içeri girdi ve gözlerine inanamadı. Min Hyung harika bir sofra hazırlamıştı ikisi için.. Mumlar, şarap..

“Lanet olsun” dedi içinden. “Bu gece olmaz Min Hyung-ah..”

“Beğendin mi?” dedi Min Hyung. “Aceleyle bu kadar hazırlayabildim kusura bakma.”

Bir yandan da kızın sandalyesini çekiyordu.

“Yoo çok güzel..” diyebildi Byeol. Min Hyung oldukça heyecanlıydı:

“Günlerdir yüzünü görmüyorum.. Ufak bir sürpriz yapmak istedim sana.. Ama yemekleri ben yapmadım.. Bir dahaki sefere ellerimle yapacağım söz..”

Byeol o kadar küçülmüştü ki yok olduğunu falan düşünmeye başladı. Yerin dibine girse ancak bu kadar yok olabilirdi zaten..

İkili yemek yemeye başladılar. Min Hyung sınavlardan, derslerden ve daha bir sürü şeyden bahsediyordu. Byeol ise konuya nasıl girsem diye düşünmekten tek kelime edemiyordu. Çocuk ne de neşeliydi bu gece! Ardı ardına kadehine şarap dolduruyordu. Hafif çakır keyif olmuş bile denebilirdi hatta..

Yavaşça ayağa kalkıp hoş bir tango müziği açtı..

 Por Una Cabeza-Carlos Gardel

“Scent of a Woman” dedi gülümseyerek. “Ahh Al Pacino, ne kadar güzel dans etmişti değil mi?”

Byeol “Yapamayacağım” dedi içinden. Bu müzik, bu ses tonu.. Nasıl bir imtihandı bu böyle? Nasıl zor bir durumun içine düşmüştü?

“Dans edelim mi?”

Byeol cevap veremeden Min Hyung onu ayağa kaldırmıştı bile.. Ve dansetmeye başladılar..

“Çok güzel kokuyorsun” diye fısıldadı kızın kulağına..

“Min Hyung ben.. aslında..”

“Dünyanın en güzel kokusu bu..” diye mırıldandı. Onu duymuyordu belli ki..

“Çok güzelsin..” derken yavaşça kızın fularını boynundan aldı.

Byeol konuşamıyordu bile.. Min Hyung onu duymuyordu zaten. Çoktan dansın ritmine kendilerini bırakmışlardı..

“Seni çok özledim Lee Byeol..” diye fısıldadı Min Hyung. Bir yandan da kızın gömleğinin düğmelerini açmaya başlamıştı. Byeol tek eliyle gömleğini tutmaya çalışırken bir anda kendisini koltuğun üzerinde buldu. Min Hyung kızı yavaşça öpmeye başladı. Byeol’ün gömleği çoktan yere düşmüştü bile..

Byeol hızla çocuğu üzerinden itmeye çalıştı, Min Hyung önce fark edemese de kızın sert hareketini hissettiği an geri çekildi. Ani bir hareketle yerden gömleğini alan Byeol:

“Özür dilerim Min Hyung” dedi ağlayarak. “Yapamam.. Özür dilerim.. Affet beni ne olursun.. Seninle olamam artık..”

Montunu kaptığı gibi koşarak kapıdan dışarı çıktı.. Min Hyung koltuğun üzerinde kalakalmıştı adeta.

Byeol koşarak apartmandan dışarı çıktı. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Yağmura hiç aldırmadan sokağa fırlayıp koşmaya başladı. Bir anda kolunu birinin tuttuğunu hissetti, arkasına döndüğünde sırılsıklam ıslanmış olan Jun Suh’yu karşısında buldu:

“Yaa! Lee Byeol! Nerede kaldın? 5 dakika daha çıkmasaydın içeri giriyordum!”

Gözleri birden kızın yarı iliklenmiş gömleğine takıldı, montunu bile giymemişti..

“Bu ne hal? Ne oldu anlat bana!”

Byeol ağlamaktan konuşamıyordu:

“Jun Suh-ah.. Ne işin var senin burada? Takip ettin beni değil mi?”

Jun Suh tek kelime etmeden kızın montunu giydirmeye çalıştı. İkisi de cevap vermeyecekti belli ki, çünkü ikisi de zaten sorularının cevaplarını biliyorlardı..

“Götür beni..” dedi Byeol. “Gidelim buradan ne olursun..”

Kızı kolunun altına alan Jun Suh onu dinleyip başka bir şey sormadı. Dönmüştü ya, yanındaydı ya, bu ona yetiyordu işte..

Tek kelime etmeden olduğu yerde donakalan bir kişi daha vardı, o da arkalarında durup gördüklerine bir anlam vermeye çalışan Min Hyung’dan başkası değildi. Sırılsıklam olduğu halde olduğu yerden tek bir adım bile atamıyordu.. Kolkola dönemeci geçen iki gencin arkasından bir süre öylece bakakaldı sadece..

***

Scent of a Woman-You are So Beautiful

Byeol uyanır uyanmaz başında şiddetli bir ağrı hissetti. Neler olmuştu dün gece, her şey kafasından silinmişti sanki. En son Jun Suh’nun kolunda eve girdiğini hatırlıyordu. Yol boyunca hatta eve girdikten sonra bile tek kelime konuşmamışlardı. Byeol Jun Suh’nun dizine yatmış ve sadece “Bana bir şeyler söyler misin?” diyebilmişti. Tek ilacı onun sesiydi çünkü.. Jun Suh’nun tatlı sesini dinlerken uyuyakalmıştı demek ki.. Kafasını kaldırdığında yanıbaşındaki kağıdı gördü:

“Prensinden uyuyan güzele,

Ben kayda gidiyorum. Seni arayacağım, telefonun açık olsun..”

Byeol kağıttaki o karmaşık yazıyı gördüğü an tüm kötü şeyler aklından silindi. Ne dün gece olanlar, ne yaşadıkları artık zerrece umrunda değildi. Aşık olmuştu ve aşkını yaşamaktan başka hiçbir şey düşünmek istemiyordu bundan sonra. Son birkaç ay onu gerçekten çok yormuştu..

“Beni aramana gerek yok prensim..” dedi kendi kendine. “Ben seni bulurum nasılsa..”

*

Jun Suh bugün öyle mutluydu ki hiç durmadan dinlenmeden avazı çıktığı kadar şarkı söylemek istiyordu. Arkadaşları da onun bu hallerini görüp gaza gelmişlerdi, ekip harika çalışıyordu bugün..

Gençler kaydın ortasındayken uzaktan seslerin geldiğini duyup çalışmayı kestiler. Biri bağıra çağıra yanlarına geliyordu sanki..

Birkaç saniye sonra genç bir çocuk kayıt odasına girdi. Çok sinirli görünüyordu:

“Yerime geçen çocuk bu ha? Grubun solisti artık o olacak öyle mi?”

Bacağı kırıldığı için yarışmada şarkı söyleyemeyen çocuktu bu.. Grup elemanları çocuğun yanına gidip onu sakinleştirmeye çalıştılar. O ise hiçbirini dinlemiyordu:

“Yarışmaya katılamamış olabilirim ama bu albümde benim de payım var! Yıllardır bu grubun solistiyim ben. Aylarca çalıştım bu yarışma için! O çocuksa yarışmadan birkaç hafta önce katıldı aranıza! Tüm bunlara rağmen beni bir köşeye atacaksınız şimdi öyle mi?”

Çocuk sakinleşmiyordu. Öyle ki olay albüm sürecinde onlarla ilgilenen menajerlerinin, hatta yapımcının kulağına kadar gitmişti. Adamlar stüdyoya gelip çocukla konuşmaya çalıştılar. Çocuksa kimseyi dinlemiyordu:

“Yarışmada söylenen şarkı bile benim bestem! Bu kadar emek vermişken bir kaza yüzünden beni nasıl yok sayabilirsiniz?”

Bunları söylerken ayakta zor duruyordu, bacağı tam anlamıyla iyileşmiş bile değildi. Jun Suh daha fazla dayanamayıp araya girmek zorunda kaldı:

“Bay Seo müsadenizle ben de bir şey söylemek istiyorum. Si Hoo-ssi haklı. Ben çok geç dahil oldum BitterJoy’a. Asıl emek veren kişi o. Bu yüzden izniniz olursa bu albüm işinden çekilmek istiyorum.”

Herkes bir anda donmuştu adeta. Özellikle Ha Neul duyduklarına inanamıyordu.

“Nasıl?” diye bağırdı bir anda. “Sen neler söylüyorsun Jun Suh-ah?”

“Üzgünüm” dedi Jun Suh sessizce. “Sizinle yaşadığım güzel günleri hiç unutmayacağım. Umarım çok başarılı olursunuz..”

Herkesin şaşkın bakışları arasında ceketini alıp odadan dışarı çıktı. Bir yandan üzülüyor bir yandan da rahatladığını hissediyordu. Ait olmadığı bu ortamdan çıkmıştı işte.. Yol arkadaşları olmadan tüm bu güzel şeylerin ne anlamı vardı ki zaten?

Bir anda birinin kolunu tuttuğunu hissetti, bay Seo tam arkasındaydı:

“Han Jun Suh-ssi.. Birkaç dakikan var mı? Seninle konuşmak istiyorum..”

“Elbette ama konuşacak bir şey kalmadı ki..” dedi Jun Suh. “İnanın böylesi çok daha iyi oldu..”

“Gel benimle..”

Ofis tarzı küçük bir odaya geçtiler. Adam hemen konuya girdi:

“Böyle bir şeyi nasıl yaptın aklım almıyor evlat.. Kimse başka biri için böyle bir fırsatı tepmezdi. Aklından neler geçiyor, neler düşünüyorsun bilmiyorum ama benim seni bırakmaya hiç niyetim yok! Bu az bulunur yeteneği küçük bir çocuğun kaprisi yüzünden heba edemem.. BitterJoy ile çıkmazsan solo çıkacaksın sen de! Sana albüm yapmayı teklif ediyorum Han Jun Suh!”

Jun Suh bunu beklemiyordu işte! Kısa bir şaşkınlıktan sonra:

“Çok çok teşekkür ederim.. Ama.. Ben yalnız değilim.. Amatör bir grubum var. BitterJoy’u bırakma nedenim de buydu aslında. Ben yola onlarla devam etmek istiyorum..”

Adamın yüzü değişti birden. Bir süre konuşmadı. Belli ki ne yapacağını düşünüyordu:

“Peki..” dedi. “Yarın gelsinler bir göreyim onları da.. Umarım senin gibi yeteneklidirler..”

Jun Suh bu kez duyduklarına inanamıyordu! Kesinlikle bunları duymak için arkadaşlarından bahsetmemişti, hatta bunun olabileceğini tahmin bile etmemişti! Sevinçten ayağa fırlayıp adamın eline sarıldı:

“Çok.. Çok teşekkür ederim Bay Seo. Yarın arkadaşlarımla birlikte geleceğiz yanınıza.. Çok teşekkürler!”

Adamın yüzü de güldü o anda:

“Arkadaşların çok şanslı” dedi sadece.. “Gençlerin tek umudunun ünlü olmak olduğu şu günlerde senin gibi dost bulmak zor..”

Jun Suh neşe içinde stüdyodan çıktı. Hemen Byeol’ü aramalıydı. Ama biri onu çağırıyordu sanki:

“Jun Suh-ssi! Beklesenee!!!”

Ha Neul koşuşturmaktan nefes nefes kalmıştı. Berbat bir suratla çocuğun yanına gelip nefesini toplamaya çalıştı. Jun Suh boynunu büküp:

“Özür dilerim” dedi. “Seni yarı yolda bırakmak istemezdim..”

“Evet” diye bağırdı Ha Neul. “Sahneye çıkacaktık seninle. Ben her gün seni dinlemek için geliyordum buraya! Off lanet Si Hoo!”

“Yine dinlersin” dedi Jun Suh gülümseyerek. “Bay Seo benimle çalışmak istediğini söyledi.”

Ha Neul üzgün yüzü düzeldi birden, gülümseyerek:

“Yaa! Ciddi olamazsın! Tebrikler Jun Suh-ssi! Her şeye rağmen çok güzel bir haber bu!”

Jun Suh’ya sımsıkı sarılan kız:

“Planın var mı?” diye sordu. “Bir şeyler içip konuşalım istersen..”

Coffee House-Page One

Aynı anda stüdyonun karşısındaki durakta Jun Suh’nun dışarı çıkmasını bekleyen Byeol dehşet dolu gözlerle ikiliyi izliyordu. Kıpkırmızı bir biçimde:

“Yaa!” diye bağırdı. “Bu kız ne yaptığını sanıyor?”

Bir anda ayağa fırladı. Aylardır yapmak istediği şeyi yapabilirdi artık. Hızlı adımlarla karşıya geçti. Ve duyabildiği kadarıyla kız Jun Suh ile çıkmak istiyordu!

“Planı var!” dedi Jun Suh’nun elini tutup. “Bütün gün benimle olacak üzgünüm!”

Jun Suh da Ha Neul da kalakaldılar.

“Nasıl?” diyebildi Ha Neul. Byeol ise kendinden emin bir ifadeyle:

“Artık tüm günleri, saatleri bana ait. Çünkü o benim Jun Suh’m anladın mı?”

Bunu söyledikten sonra kızın konuşmasını bile beklemeden çocuğu çekip oradan uzaklaşmaya başladı. Kızın görüş alanından uzaklaştıkları an Jun Suh’ya dönüp gülümsedi:

“Yaa! Çok havalıydım değil mi? Baloda seni onun kolunda gördüğüm günden beri ona bunları söylemeyi hayal ediyordum. Tanrım harika hissediyorum şu an!”

Jun Suh bu kıza gerçekten inanamıyordu. Şaşkınlığını atlatınca o da gülmeye başladı:

“Yaa! Kız neye uğradığını şaşırdı! Ben üzgünüm diye çıkalım demişti oysa ki.. Yanlış anladın!”

“Üzgünsen benimle çıkarsın! Haydi marş marş!”

Jun Suh dayanamayıp kahkahalar atmaya başlamıştı:

“Sen gördüğüm en kıskanç şeysin Lee Byeol! Demek senin Jun Suh’num ha!”

“Evet” dedi Byeol. “Dün gece senin üzerindeki tüm hakları satın aldım ben. Ne o? Hoşuna gitmedi mi yoksa?”

Jun Suh koluyla kızı kendisine çekti:

“Öyle hoşuma gitti ki kendime gelemiyorum Lee Byeol!”

İkili mutluluktan uçarcasına, nereye gittiklerine bakmadan yürümeye başladılar. En sonunda yorulup bir şeyler yemek için eriştecilerden birine girmeye karar verdiler. Byeol hiç olmadığı kadar iştahlı bir şekilde makarnasını yiyor, Jun Suh ise neşe içinde Bay Seo’nun teklifini anlatıyordu. Şansı dönmüştü belki de, hem aşkta hem hayat savaşında şansının yaver gitmesi mümkün müydü gerçekten?

“Ben sana demedim mi?” dedi Byeol. “Daha dün gece ünlü bir popstar olacaksın dedim ve hemen teklifler yağmaya başladı üzerine. Bence bu teklifte benim de payım var!”

“Evet” dedi Jun Suh. “Annene olan borcumu da hemen ödeyebileceğim. Öyle mutluyum ki..”

Byeol birden gözlerini devirdi:

“Sanki tefeciden borç aldın! Off bir sakin ol yaa!!”

Yemeği bitirip dışarı çıktıklarında kar yağmaya başlamıştı. Fazla dışarıda kalmadan sıcak bir şeyler içmek için ilk gördükleri kafeye girdiler. Jun Suh aklı soru işaretleriyle dolu olsa da Byeol’ün keyfini kaçırmamak için hiçbir şey sormuyordu.

“Sana anlatmam gereken şeyler var biliyorum” dedi Byeol çocuğun aklını okurmuş gibi. “Dün gece söz verdim sana. Artık aramızda sır, yalan olamayacak..”

“Olmasın..” dedi Jun Suh. “Ama anlatacakların ne olursa olsun umrumda olmayacak inan. İstersen anlatma hatta.. Yanımda olmadan daha önemli hiçbir şey yok benim için..”

Byeol çocuğun elini tutup anlatmaya başladı. Annesinin ona gerçek babasından bahsettiği o günden, babasını ilk kez gördüğü güne; babasının tavrından, soğuk kaldırımda otururken intikam almaya yemin etmesine; Jun Suh ile tanışmasından, kalp hırsızlığı meselesinin aslına; Ha Neul’a karşı duyduğu kıskançlık yüzünden Min Hyung ile olmayı kabul etmesine kadar yorulmaksızın her şeyi anlattı.

“İşte böyle..” dedi. “Kendi meselelerimle seni de yorduğum için çok özür dilerim Jun Suh-ah.. Seni de, Min Hyung’u da çok üzdüm, böyle olmasını istemezdim inan..”

Jun Suh şaşkınlığını atamıyordu kolay kolay:

“Yok..” dedi. “Orası önemli değil.. Ben.. İnanamıyorum.. Bay Tae Woo senin baban ve sen ona hiçbir şey anlatmadan bunca zaman bekledin öyle mi?”

“Anlatmaya çalıştım, beni dinlemedi bile.. 24 yıl önce benim varlığımdan haberi vardı Jun Suh-ah, “Bir çocuğunuz daha var” dediğimde bir an bile hatırlamadı ne beni ne annemi..”

“Böyle olmaz ama.. Belki kötü bir günündeydi, belki öyle davranmasının bambaşka bir nedeni vardı.. Nasıl bir anda kestirip atabildin! Ona her şeyi anlatmalısın bir an önce. Artık ben de varım yanında. Her şeyin üstesinden birlikte geleceğiz.. “

Byeol’ün gözleri doldu:

“Biliyorum.. Bu yüzden ne kadar mutlu olduğumu bilemezsin.. Ama o kadar kolay değil.. İnan tek bir umut ışığı görseydim ona her şeyi anlatırdım zaten. Ama o cesareti hiçbir zaman vermedi bana..”

“Sen benim gördüğüm en cesur kızsın zaten.. Korkacak hiçbir şey yok, güven bana..”

“Bilmiyorum, biraz daha zamana ihtiyacım var Jun Suh-ah.. Kafeye de intikam almak için değil, bay Tae Woo’yu daha yakından tanımak için girdim aslında.. Ama bu meseleye bir son vereceğim emin ol, ben de çok yoruldum çünkü..”

Jun Suh kendi kendine gülümsemeye başladı:

“Yalnız.. Çok iyi, çok tatlı bir kardeşin var.. Bu konuda çok şanslısın..”

“O pek şanslı değil ama..” değil Byeol gülerek. “Bu sabah ona yaptıklarımdan pek de iyi bir abla olmadığımı anlamışsındır herhalde..”

“Onu tanımalısın” dedi Jun Suh. “Tüm ön yargılarını bir kenara bırakıp onu tanımaya çalışmalısın.. Tanıdıkça çok seveceksin biliyorum..”

“Min Hyung’dan ayrıldığımı öğrendiği an o beni çok sevmiştir zaten emin ol.. Hatta ona bir güzellik daha yapacağım.. Güzel bir abla kıyağı diyelim buna hatta..”

“Abla haa! Hımm, havaya girdin şimdiden güzell! Seni ne güzel etkiliyorum ama!”

Byeol hiçbir şey düşünmeden gülmeyi ne kadar özlediğini fark etti. Ona böylesine acı veren konular bile Jun Suh’nun yanındayken yumuşuyor, güzelleşiyordu sanki.. Yüzüne bakmaya tahammül edemediği Ha Neul için “ablalık” sıfatını kabullenmesi bile ne büyük bir mucizeydi..

“Benim provaya gitmem lazım” dedi Jun Suh. “Akşam beni dinlemeye geleceksin değil mi?”

Byeol gözlerini devirip:

“Bilmem ki..” dedi. “Gelsem mi acaba?”

“Gelmek zorundasın” dedi Jun Suh gülerek. “Üzerimdeki tüm hakları satın aldığın için artık bütün şarkılarımı senin için söylemek zorundayım. Başka şansım yok..”

“Aferin” dedi Byeol. “Çabuk öğreniyorsun! Madem öyle diyorsun geleyim bari ben de..”

İkili “Önce sen kapat, hayır sen kapat” muhabbeti yapan taze sevgililer gibi bir süre ayrılamasalar da tatlı bir elveda öpücüğünün ardından yola koyuldular..

***

Ha Neul hala kendine gelememişti. Lee Byeol resmen “Jun Suh benim!” demişti. Yani Min Hyung’dan ayrılmıştı. Ne zaman peki? Nasıl ayrılmışlardı? O ne haldeydi acaba? Çok üzülmüş müydü? Onu deli gibi merak etse de yanına gidecek cesareti kendinde bulamıyordu bir türlü..

“Nesiyim ki gidip onu teselli edeyim? O söyleyeceği her şeyi söylemedi mi bana zaten..”

Ağzı böyle söylese de onun acı çekiyor olduğunu düşününce bile kalbine bir bıçak saplanıyordu sanki..

“Tanrım ne olur acı çekiyor olmasın..”

Neredeyse “Keşke ayrılmasalardı, o mutsuz olmasın yeter ki..” diyecekti. Bu nasıl bir aşktı böyle? Düşündüklerinden korkmaya başladı.

Tek istediği şey bir kez olsun nasıl olduğunu görmekti, başka hiçbir şey umrunda değildi zaten..

***

Ft Island-Severely 

Min Hyung tahmin ettiği gibi berbat bir haldeydi.. Dün geceden beri bir dakika bile uyumamıştı. Aklındaki o zehirli fikirlerden kurtulmak istese de yapamıyordu. Jun Suh denen o çocukla Byeol’ün kolkola evin önünden uzaklaştıkları o sahne gözünün önünden gitmiyordu bir türlü.. O çocukta farklı bir şeyler olduğunu hissetmişti hep aslında, ama böyle olacağını hiç düşünmemişti. Nasıl yani? Byeol aldatmışmıydı onu şimdi?

Belki de ön yargılı davranıyordu. Belki de durumun o çocukla bir ilgisi yoktu..

“Aptal..” dedi kendi kendine.. “Sen kendini kandırmaya devam et..”

Böyle hissetmekte haklıydı aslında. Bugüne kadar hiç aldatılmamıştı ki.. Hiç reddedilmemişti, tam tersi hep reddeden taraf olmuştu. Peki bu ilişkide ters giden neydi? Tüm bunları düşünmekten adeta kafası patlayacaktı..

Hiç düşünmeden Byeol’e mesaj atmaya karar verdi:

“Nerdesin? Konuşmalıyız”

Saniyeler içinde cevap geldi:

“Skullbar’dayım. Buraya gelebilir misin?”

“O mekan..” dedi kendi kendine. Durum açık seçik ortadaydı işte. Cevap bile atmadan hazırlanıp çıktı. Gazı kökleyip 10 dakikada mekana vardı.

Byeol gözleri kapıda onu beklediği için hemen içeri girdiğini fark edip el salladı. Çocuk sessizce oturdu yanına. Byeol onu hiç bu kadar solgun görmemişti, ama kendisini suçlamayacaktı artık.

“Burada olduğunu tahmin etmiştim” dedi Min Hyung. “Dün gece.. Evimin önünde gördüm sizi..”

Byeol “Lanet olsun” dedi içinden. Tamamen yanlış anlaşılmıştı.

“İzin ver anlatayım..”

Min Hyung susuyordu. Byeol derin bir nefes alıp konuşmaya başladı:

“Aslında meselenin büyük bir kısmını sen de biliyorsun. Ben.. bu şehre geleli uzun zaman olmadı, çok zor günler geçirdim ve o günlerde sen hep yanımda oldun.. Ama ben tek bir an bile mantıklı düşünemedim, öfkem yüzünden, nefretim yüzünden saçma sapan şeyler yaptım. Yalan söylemeyeceğim, benimle ilgilenmen gurumu okşadı, mutlu oldum, ama.. Ben kalbime söz geçiremedim.. Ondan uzak durmaya çalıştım, kaçtım ama olmadı inan.. Seni tek bir an bile aldatmadım. Zamanla aramızdaki mesafenin kapanacağını düşündüm ama olmadı.. Senden af dilemeye bile hakkım yok biliyorum ama yalvarırım affet beni..”

Byeol ağlıyordu, öyle büyük bir vicdan azabı hissediyordu ki kalbi sıkışıyordu.. Min Hyung ise olabildiğine sakindi:

“Bay Tae Woo’ya ve kızına olan öfkenden bahsediyorsun sanırım.. Ha Neul’ı üzmek için benimle olmayı kabul ettin yani? Beni hiç sevmedin..”

Byeol gözyaşlarını silip konuşmaya çalıştı:

“Söz konusu kişi sen olmasaydın asla böyle bir şeyi kabul etmezdim inan.. Ama sen.. Bana öyle yakındın ki.. Olabilir gibi hissettim.. Ha Neul’ı üzmek istedim evet ama ben.. yapamadım.. Onu bu kadar sevdiğimi bilmiyordum, canımın bu kadar yanacağını düşünmemiştim..”

Min Hyung susuyordu. Belli belirsiz “Ne kadar aptalım” dedi sadece. “Bu söylediklerin aklımın ucundan bile geçmedi.. Nasıl bu kadar kör olmuşum inanamıyorum..”

Byeol daha fazla konuşamadı.

“Beni affedebilecek misin?” dedi son kez.

Min Hyung cevap vermedi. Yüzündeki derin hüzün o karanlık ortamda bile kendisini gösteriyordu. Keşke bağırsaydı, öfkelenseydi, böylesi insanın canını çok daha fazla acıtıyordu.

Yavaşça ayağa kalktı. Gitmeden son kez dönüp:

“Kendine iyi bak” dedi sadece. Byeol çocuk gitmeden kolundan tutup:

“Bir dakika” dedi. “Sana vermem gereken bir şey var. Bu defteri sahibine verir misin? Senden son isteğim..”

Min Hyung birkaç saniye eline bırakılan kara kaplı deftere boş gözlerle baktı. Rastgele bir sayfasını açtığında gördüğü ilk cümle şu oldu:

“Kang Min Hyung, seni sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim.. Ömrümün sonuna kadar hem de..”

Kafasını kaldırıp Byeol’e baktı bir an. Kızın gözlerinde belli belirsiz bir gülümseme vardı, yavaşça başını salladı.

“Bu defter uzun süredir bendeydi. Sahibine iade edilme zamanı geldi de geçti bile..”

Min Hyung tek kelime etmeden dışarı çıktı. Sahnede şarkı söylemeye çalışan, bir yandan da ikiliyi korku dolu gözlerle izleyen Jun Suh ise “Nasılsın” der gibi baktı ona. Gözyaşlarına hakim olamayan Byeol gülümseyerek başını salladı:

“Her şey bitti.. Artık sadece sen varsın Han Jun Suh..”

***

-14. Bölüm Sonu-

Reklamlar
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

14. Bölüm: Artık sadece sen varsın Han Jun Suh.. için 23 cevap

  1. makinosev dedi ki:

    offf çok pis dağılmış durumdayım şimdi o_O domino taşı gibi herşeyin dağıldığını sanırken bir de baktık ki ortaya şahane bir tablo çıkmış vay bee 😀 şarkılarla da az gaz vermedin, hong ki nin son albümünden şarkı koymayı da ihmal etmemişsin :))))))
    Byeol’ün Kang Min’den nafile ayrılma çabaları bir anda ortamın ısısını arttırdı ama Allahtan dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yapıyordu da senarist tarafından su çarpılıp kendimize gelmiş kadar olduk eheühehhe 😀
    bir ara hong ki geri dönüp evi basacak zannettim yine iyi soğukkanlı davrandı gömleğin o haline rağmen 😀
    albüm işi de tamam, çok hayırsever bir senaristimiz var hong kiyi hiç bir başına bırakmıyor sağolsun hep elinden tutuyor, sen olmasan hong ki kötü yola düşerdi valla, hapislerde çürürdü yavru 😀
    şarkılar çok güzel demiş miydim 🙂 tekrar tekrar dinlediklerimde oldu içlerinde, galiba ft island modundaydım bugün bol bol dinledim onları sayende 😀 son albümü cidden güzel 🙂
    ay bir dakka konu dağıldı, e şimdi byeol ve hong ki bir araya geldi yaniiii, oyyyş kıskananlar çatlasın 😀 öhöm haneul kızım yine iyisin ablan gider ayak seninde başını bağlayacak, o günlüğü tamamen unutmuşum ben, çok kritik bir sahnede hüznü dağıttı hatta FT Island – Severely’de arka fondan ayrı bir gaz verdi 😀 Kang min’in yerinde olsam o gazla haneula nikahı basmıştım 😀

    canım ben konuştukça konuşuyorum yine :))))))) yine süper bölüm olmuş eline sağlık :)))))))))))

    • masalevi dedi ki:

      oyy makino ağzım kulaklarımda şu an valla, yine ne güzel bi yorum yapmışsın öylee 🙂 ellerine sağlık 🙂

      hikayenin sonu yaklaştıkça düğümleri birer birer çözmek gerekiyor işte.. geçen bölüm çok kritik bir yerde kalmıştı haklısın, ama kriz atlatıldı ve her şey eskisinden de güzel bir biçimde rayına oturdu dimi 🙂

      eheueheu ft island’ın promosyon çalışmalarına benim de katkım olsun biraz yau, grown up albümünden şarkılar koydum yeni bölüme, hepsini koyacaktım ama dedim bunaltmayayım insanları, azıcık çeşit olsun 🙂

      byeol ve min hyung’un ayrılma sahnesi ortamın ısısını baya bir arttırdı haklısın 🙂 bir şey itiraf edeyim ben de, aslında hikayenin ilk versiyonunda bu sahneyi çok önceki bir yere koymuştum ben, byeol bu sahne sonrasında min hyung ile olamayacağını anlıyordu falan.. ama böylesi daha iyi oldu diye düşünüyorum, geçen bölüm düğüm nasılsa çözüldü zaten 🙂

      ahaha jun suh evi basacak dedin demek ha 🙂 yapmaz o noonası, söz dinliyor maşallah 🙂 bizimkilerin ilişkisinde kız tarafı daha baskın, onun sözü geçiyor 🙂

      albüm meselesi de hikayenin başından beri aklımda olan bir şeydi zaten, jun suh arkadaşları işsizken ünlü olup sefa sürmek istemiyordu, bitterjoy ile çıkması onu mutlu etmeyecekti yani.. ama şimdi her şey tersine döndü, stars sahalara dönüyor kısacası 🙂 ilk bölüm yorumlarında herkes stars’ın yeniden sahnelere dönmesini istemişti hatırlarsan, kısmet bugüneymiş 🙂

      şarkıları beğenmene çok sevindim yaa, şarkı konusunda çok oyalanıyorum, iki günümü alıyor seçmek:/ bu aralar scent of a woman izlediğim için onun şarkıları geldi hep aklıma. diziden etkilenip al pacino’nun kadın kokusu’nu da bir kez daha izledim perçinlendim iyice 🙂 hong gi de güzel aşk şarkıları söylüyor ama beni zorda bırakmıyor kuzum 🙂

      byeol giderayak “abla kıyağı” yaptı kardeşine, günlüğü çoğu kişi unutmuştur sanırım, ben de onu ortaya çıkaracağım günü bekliyordum o gün geldi sonunda.. bakalım günlüğü okuyacak mı min hyung ve neler olacak 🙂 acar magazin muhabiri gibi oldum haa 🙂 ahh severely çok güzel şarkı yaa, son sahneyi yazarken dinliyordum onu, güzel oldu burada da..

      yeni bölümde görüşürüz canım, hatta küçük siren’de görüşelim biz daha güzel olur öyle 🙂 sabırsız okur modelinden sevgiler^^

  2. makinosev dedi ki:

    ilk yorumu ben yaptım heyoooo 😛

  3. Oh Yoon Joo dedi ki:

    Ahhh ahhhh Dram filmi izledim burada resmen. Batsın Ulaaan bu dünya. Koymuşuz Hong Kimin şarkıları da yine ağla ağla nereye kadar arkadaş!

    Kızım Byeol seni bi köşede yakalayıp saçını başını yolacak 1 milyon kişi bulabilirim. Bu ne yaaa?
    Ne Jun Suh ne de garibim Min Hyung hak etti bu durumu. Kıyamam kuzularım ben ikinize de .

    Hikayeye sniper olarak transfer edilmeyi talep ediyorum saygılar (: Bu arada peçetesi olan vaaaaar mı?

    • masalevi dedi ki:

      ah be yuncussii hikayenin gidişatı bu ne yapalım, byeol kızımız ne yaparsa yapsın kuzular onu seviyor işte 🙂 hem bu bölümde byeol’ün de biraz kalbini kazanmış olması lazım, jun suh’yu süründürmekten vazgeçti, min hyung’u da bıraktı daha ne yapsın 🙂 ama kuzular çok ağladı yaa haklısın, neyse gülecekler yau dont worry 🙂

      ahaha dizide sniper kadromuz boş koş gel valla 🙂 bir de hikayemizin bu romantik ve dramatik bölümü için bir peçete de sen al kampanyası başlatmak istiyorum, var mısın 🙂

      • Oh Yoon Joo dedi ki:

        Başlatalım peçeteleri de Byeol insanına kefen yaparım ben iş bitince ^^ Kadroya kpss puanı gerekmiyor değil mi??

        Byeol ile Jun Suh’u el ele kol kola geren zavallı bebeğim Min Hyung tarafından sevabına tutularak bu işi halletmeye dünden hazırım saygılar (:

  4. hikaruivy dedi ki:

    vuuuuu, sonunda sonunda! her şeyin çok güzel birbirine bağlandığı bir bölümdü canım, ellerine sağlık ^^ asıl birlikte olması gereken çiftlerden biri birbirini buldu, şimdi sıra diğerinde 😉 günlüğün min hyung’un eline böyle geçmesi süper oldu, aferin byeol’a! ayrıca byeol’ün ha neul’ı aslında sevdiğini anlaması da güzel olmuş, yaşasın abla-kardeş sevgisi! 😀 😀 gerçi bu sevgi jun suh’yu elinden tutup “o benim bikerem!” diye kaçırmasına engel olamadı, ahah 😀 😀

    bi de min hyung’un evdeki o sahnesi neydi öyle?? kızın gömleğini açmalar, kanepeye yatırmalar falan! abooovv, bizim oğlan niyeti bozmuş dedim ama neyse ki byeol kaçtı kurtuldu elinden, hehe 😀 yoksa jun suh’yu katil olarak görmek zorunda kalacaktık 😛

    ben bi de byeol’ün sonunda açılıp her şeyi jun suh ve min hyung’a anlatmasına çok sevindim. kızcağız içinde tuta tuta patlayacaktı ayol! bi de baba kızını öğrenip ondan af dilerse süper olacak!

    ve jun suh’nun arkadaşlarını satmaması ile benden ona kocaman bir aferin daha geliyor! ah benim yavrum moon jee de böyle yaptıydı, aferin jun suh’ya, abisinin izinden gidiyo 😀 😀 şimdi o ve çetenin diğer üyelerine de şöyle en afilisinden bir albüm yapma zamanıdır, diil mi senarist hanımcım? (ki zaten yapılmışı var, bakınız bu bölümdeki şarkılar, haha :D) ellerine sağlık, harika bir bölüm okuduk, ama içimde yavaş yavaş finale yaklaştığımızla ilgili kötü bi his var, acaba haklı mıyım? 😦

    • masalevi dedi ki:

      sonunda yeni bölümü yazıp gönderebildim kocaman bi aferin bana dimi dimi 🙂 bu bölümde düğümler yavaş yavaş çözülmeye başladı, çiftlerimizden biri kavuştu 🙂 ben de hong sisters gibi kavuşmalarını biraz geciktirdim ama öyle erkenden kavuşsalardı birbirlerinin değerini bilmezlerdi iyi oldu böylesi 🙂

      günlük meselesi de ilk bölümden beri aklımda olan bir şey.. o günlük olmazsa min hyung’un ha neul’ın duygularını anlamasına imkan yok çünkü onu gerçekten tanımıyor aslında.. abla kardeş meselesine gelince, bizim inatçı keçi ön yargılarını bir kenara bıraktı sonunda. aşk işte insanı nasıl kuzuya çeviriyor yaa 🙂 bir itiraf da sana yapayım, “o benim bikerem” kısmını sen söylemiştin bana hatırlıyor musun? “bizim kız dayanamayacak, o benim deyip çekip götürecek çocuğu” demiştin, o gün bu sahne kafamda canlanmıştı zaten, güzel oldu buraya da 🙂

      ahahaha min hyung da sonunda dayanamadı noonası yaa, çocuk da peygamber değil ya, kız aylardır süründürüyor kuzuyu, o da bu yolu seçti, ben destekliyorum yani, kim olsa yapardı 🙂

      kapalı kutu byeol açıldı sonunda, yoksa millet deli sanacaktı kızı artık, sürekli bir şeyler yapmaya çalışıyor ve yaptıklarını kimse anlamıyordu:/ babasıyla olan meselesinin çözülmesine ise daha var, jun suh ile kavuşması kadar kolay olmayacak maalesef 😦

      yaa moon jee’den ilham aldım ben de, bizim oğlanlar arkadaşlarını satmaz dimi ama 🙂 albüm de hikaye bitmeden gelecek.. daha ilk bölümde “stars yeniden sahnelere dönsün” yorumları olmuştu, anca zamanı geldi işte 🙂

      çook teşekkürler canım bölümü beğenmene çok sevindim.. içindeki his doğru maalesef 😦 çözülmesi gereken birkaç düğüm daha kaldı.. ben de bitirmek istemiyorum ama 😦 karakterlere de iyice alıştım, bu bölümde hele min hyung’un dramına yazarken üzüldüm, deli gibi: “nasıl yaptım?” falan diyorum bir de 🙂 huni takmak şart oldu artık 🙂

      yeni bölümde görüşmek üzere canım, Cucu’muzdan haber bekliyoruz biline 🙂

      • hikaruivy dedi ki:

        aaa inanmıyorum yaaa, çok sevindim! aferin byeol’a, aklın yolu bir, çekip götürsün tabii 😀 😀 bence de çok güzel oldu ^^

        min hyung da erkekmiş, bunu anladık, ahaha 😀 😀 yani şimdi, byeol’ün de kalbi dolu olmasa aslında süper fırsat 😛 😛 bu arada ben destekliyorum yani deyişin kopardı beni, ben de destekliyorum, ahah 😀 😀

        bitmesinnn, nolurrrr 😦 😦 çok sevmiştik biz bu şirinleri… ya da ne bileyim, 5-10 sene sonrasından sahneler falan göster bari, ay ben merak ederim nooldu ne bitti, ünlü oldular mı yavrucaklar…

        benim yeni bölümüm de yetiştirebilirsem haftasonuna geliyor 😉 öperim canım ^^

      • masalevi dedi ki:

        yok ya hemen bitmeyecek, daha hikayenin çözülmesi gereken kısımlar çözülmedi. yani baba kız öyle kolay bir araya gelmeyecek bu da yazardan size ipucu 🙂 sene atlama meselesini de aklımın bir ucuna yazayım ben güzel fikirmiş, ay ne güzel co-pilotum oldun hikaru her yazara lazımsın haa 🙂

  5. nomuyeppuda dedi ki:

    Açıkça söylüyorum ben bu bölümden acayip umutsuzdum 🙂 Ortalık fena karışıcak herkes üzülücek gibi düşünmüştüm. Tahminlerim ilk defa bu kadar zıttı bi şekilde tutmadı yani. Süperdi! ay herşey ne güzel gidiyor. 😀

    “Byeol’ü bıraksalar daha saatlerce koşabilirdi bu gazla herhalde!” bende bi an o kadar koşucaklaklar ki sınır kapısında görevli “vizeniz ve pasaportunuz” dicek sandım 😀 😀

    “İkili daha fazla konuşmadılar, Byeol Jun Suh’nun göğsüne yaslandı ve dakikalarca öylece kaldılar. Saat o kadar geç olmuştu ki caddeden tek bir araba bile geçmiyordu, sarı sokak lambasının altında kedilerden ve onlardan başka kimse yoktu.. Zaman durmuştu sanki..” bu sahne gözümde öyle güzel canlandı ki berrak bi resim gibi. Bu replikden sonra” bende istiyorum bende istiyorum bendeğğ” diyip karalar bağladım 😛 😀 Ya cidden karakterlerini kıskanmaya başladım masal 😀 böyle çok mutlu oluyolar birlikte, güzel hoşda okudukdan sonra kendime de aynısından istiyorum ne yapıcaz ? Neyse ben gideyimde Lovesick dinliyim o beni kendime getirir. Aşk kötürdür zaten 😛

    “Korkuyorum” dedi. “Dönmemenden korkuyorum..”
    Byeol Jun suh’dan Min hyung’a giderken “ne olur ayrılabilsin çocuğun babası anası ölmesin yada kaza filan geçirmesin Byeol ayrılalım dedikten sonra herşey olabilir” modundaydım heycan yaptım. Genelde öyle olur ayrılamazlar sonra sakızzz gibi uzar dizi filan işte bunlar hep Türk dizileri yüzünden 😀
    Byeol’e not = o gömleğine hakim ol yavrum Jun Suh’a aşığım deyip Min Hyung’u götürücek aklınca cık cık cık >.<

    Bu arada Scent of woman etkileri fazla idi. Onu mu izliyorsun yada yeni mi izledin? Dolayısıyla ostlar çok başarılıydı. Tabi bide dinlerken okuyabilsem yine şarkıların bitmesini beklemek zorunda kaldım 😀

    Neyse ben yine uzattım yorumu. Ellerine sağlık Betülcüm çok güzeldi herkes mutlu ohhh kara kaplıda Min Hyung'da anlasın oda Ha Neul'ün aşkını 😛

    • masalevi dedi ki:

      ellerine sağlık Seda’cım, yorumun kaç defadır okuyorum valla, ne güzel yazmışsın yine 🙂

      aşkın gazıyla bizim gençler hızını alamadı değil mi 🙂 bir de byeol aylardır her şeyi içinde tutuyor ya itirafını yapınca enerji depoladı birden yazık 🙂 içinde patlayacaktı yoksa 🙂

      ahh ah okurum bir de beni düşün hong gi’nin omzuna yatmışsın o da sana şarkı söylüyor falan off of 🙂 yazarken yaşadım ben de, ne güzel olurdu dimi yaa, ben de istiyorum gerçekten.. ama hong gi bana katlanamazdı yaa ben ona her dakika şarkı söyletmeye kalkardım çocuk da ses falan kalmazdı sonra Allah muhafaza 🙂

      ay haklısın ya dizilerde kız ilişkiyi bitirmek ister ama bi şey olur ve bir türlü ayrılamaz değil mi? bizim kız da öyle olacaktı neredeyse de son anda paçayı yırttı.. ama min hyung’a kim dayanabilir ki yani kim olursa olsun bi durup düşünürdü o yine son anda aklını başına topladı 🙂 (koyu jung yong hwa hayranlığı etkileri 🙂 )

      Byeol’e not = o gömleğine hakim ol yavrum Jun Suh’a aşığım deyip Min Hyung’u götürücek aklınca cık cık cık >.< ahahaha öldüm gülmekten yaa 🙂 ne yapsın o da taş gibi çocuk var karşısında empati yap biraz okurum yazık kii 🙂

      evet yaa biraxdan son bölümünü izleyeceğim scent of a woman'ın.. etkileri belli olmuş değil mi? dizideki tango müziğini koydum mesela, çok güzeldi ya o tango sahnesi.. ayy son bölüm kötü bitmese bi de, neyse bakıcaz birazdan 🙂

      ne demek okurum zevkle okudum yorumunu. sonunda herkesi ( min hyung bebem) hariç mutlu edebildim. onun da icabına bakıcaz artık 🙂 yeni bölümde görüşürüz canım^^

  6. NK dedi ki:

    wooow nasıl bi bölümdü bu herşey yavaş yavaş yerine oturuyor.Bi tek yonghwa’cığımı mutlu etmek kaldı sayın yazar oda ellerinden öper:)) Kara kaplı defterimiz sayesinde onuda çok güzel bi şekilde yapcak gibi görünüyorsun gerçi o da hakediyor mutlu olmayı dimi? jun suh ve byeol un sahneleri gerçekten çok romantikti ya burda ah çekip durdum!
    “Gelmek zorundasın” dedi Jun Suh gülerek. “Üzerimdeki tüm hakları satın aldığın için artık bütün şarkılarımı senin için söylemek zorundayım. Başka şansım yok..”
    İşte bu sözden sonra özellikle derin bi ah çektim:) O şarkıların o sesin haklarını satın almakta ayrı bişey yahu:) Nese sanırım sona yaklaşıyoruz iyi alışmıştım halbuki:) yeniden ellerine sağlık

    • masalevi dedi ki:

      çok teşekkürler canım 🙂 ee sona yaklaştıkça düğümleri çözmek zorundayız değil mi, çok bile süründürdüm kuzuları yeter artık 🙂 tek mutsuz min hyung kaldı ona da neler olacağını gelecek bölümde göreceğiz 🙂

      hong gi’nin sesine aşık biri olarak seni benden iyi kimse anlayamaz 🙂 insan ona tüm gün şarkı söyletse yine doyamaz var ya 🙂

      sona yaklaşmamıza daha var merak etmeyin 🙂 yeni bölümde görüşmek üzere^^

  7. dilek dedi ki:

    OMG! tek kelimeyle mükemmel bir yazı olmuş ellerine sağlık.öncelikle hikayene dün bakma fısatım oldu ama kendime buradan saydırmak istiyorum daha önce neden gelmedim ne diye bu kadar tembellik edip bu muhteşem öyküyü bu kadar geç tanıdığım için..:) gerçekten bir çok kdramadan nomu nomu daha güzel:)evet evet tek kelimeyle mükemmel…bu hikaye sayesinde telefonumu elimden bırakamadım şu iki gün içinde otobüsler bir şey okumak şöyle dursun yazılara dahi bakamayan ben(fena halde başım dönerde benim:)) senin hikayeyi hiç bir sekteye uğratmadan okuyabildim:))buradan tekrar ellerine sağlık diyor ve hikayenin devamını dört gözle beklediğimi belirtmek istiyorum:))

    • masalevi dedi ki:

      çok çok teşekkürler canım, hikayemi beğenmene çok sevindim 🙂 hikayeleri bekleyip okumak iyi oluyor aslında, ben de bir sürü hikayeyi bittikten sonra okudum, merak etmeden bitirmiş oldum böylece 🙂

      hikayenin yeni bölümünü yarın yazmaya başlayacağım, yorum bırakmadan geçmediğin için tekrar teşekkürler, yeni bölümde görüşürüz 🙂

  8. nomusan dedi ki:

    Aslında çok uzun bir yorum atmıştım ama internetten midir siteden midir şuan görünmüyor 😦
    Neyse aynı uzunlukta olmaz ama özet şekilde tekrar yorumumu atayım(yorum atmadan geçmek istemiyorum çünkü) 😀
    Bir Yonghwa sever olarak başrollerden birinde görünce daha önce nasıl okumadım bu hikayeyi diye kendime çok kızdım ve daha sonra umarım aşk acısı çekmiyordur diye dua ederek başladım okumaya..Bu bölüme kadar güzel ilerledik sorun yoktu en azından benim için. 🙂 Ama bu bölümde beklenen oldu ve herşeyi öğrendi Minhyung.Tabi burda yıkılan o değil ben oldum 😀
    Neyse bu nasıl olsa olucaktı diyip diğer can alıcı sahnelere dönüyorum.
    Tek aklımda kalan yağmurun altında ıslanan bi Yonghwa. 😦 Gözümde canlandı resmen o sahne..Ha bi de o sahneden 10 dk öncesi..’Hoooooooop noluyooooo şşttt alooooo’ edalarıyla odada çıldırmama sebep olan sahne 😀 Sonra yerine kendimi koyunca problem kalmadı 😛 (hayır yok yere Shinminah antisi olucam ondan korktum 😀 )
    13 bölüm boyunca müzikler harikaydı.Fakat nerde kullanıcak bu şarkıyı diye kendimi yediğim şarkı bu bölümde ortaya çıktı(because i miss you) 🙂 Böyle mükemmel hikayede böyle mükemmel şarkı e daha ne olsun:) (aslında bu şarkıyı HaNeul’a söyler diye düşnmüştüm hep özlediğinden bahsediyordu çünkü) Diğer 2 şarkıyı da es geçmeyim You’re so beautiful ve Severely..İkisi de zaman zman mp3ümde tek şarkı tekrar olarak yer almıştı 🙂 Bu bölümde toplandı hepsi güzel oldu hoş oldu..Sanırsam hikaye bitsede bu bölümü asla unutamıcam ..
    Başlarken bitmiş bir hikaye sanmıştım yanarım yanarım ona yanarım 😀 Şimdi bekle dur heyecandan KBSde dizi bekler gibi 🙂 (KBS de en azında sonraki bölüm fragmanı çıkardı :D)
    Neyse uzun olmıcak dedim yine uzadı..Ellerine sağlık çok güzel bir hikaye olmuş..benim için özel bir hikaye..Umarım sonu da güzel olur bi you’re beautiful daha kaldıramam 😀
    Yazara not=>Öğretmenler değerli varlıklardır onları üzmemeliyiz dimi 😉 barş Haneul’la bişiler olsun 🙂

    • masalevi dedi ki:

      hoşgeldin nomusan 🙂 yaa üzüldüm şimdi uzun yorumun gelemedi demek ki, bazen benim de öyle oluyor aksilik işte.. hikayemi beğenmene çok sevindim. yong hwa için aşk acısı çeken çocuk rolünü yazmayı ben de istemezdim ama ondan başkasını düşünemedim min hyung rolü için, mükemmel erkek=o benim için de 🙂 bu bölüme kadar da hiç üzmedim kuzuyu ama hikayenin gidişatı böyle maalesef.. hem onun için daha iyi olacak belki de böylesi, bekleyelim görelim 🙂

      yağmurda ıslanan yong hwa hangimizin hayali değil ki 🙂 byeol’ü jun suh’nun kolunda gördüğünde yaşadığı hayal kırıklığını falan ben de yazarken yaşadım sanki.. onu hiç üzmek istemiyorum 😦 bir önceki sahnede de aynı taktiği kullanmışız, byeol’ün yerine kendimizi koyunca sorun olmuyor 🙂 bu gece biraz daha uzayabilirdi hatta ama jun suh’ya bunu yapamadım 🙂 hem min hyung’a da haksızlık olurdu bu..

      müzik seçmek işin en zor kısmı aslında. hikaye tamamlandıktan sonra en az iki gün müzik düşünüyorum ama Kore sağolsun ost konusunda da grup konusunda da öyle bereketli bir ülke ki aradığımı buluyorum hep. bir sahnede de heartstrings’te lee shin’in kyu won için söylediği bir şarkı vardı onu kullanmak istiyorum bakalım yeri gelecek mi? you are so beautiful ve severely bu aralar her gün dinlediğim şarkılar oldukları için ilk aklıma onlar geldiler 🙂

      14. bölüm düğümlerin çözüldüğü bir bölüm oldu.. ama daha her şey bitmedi onu söyleyeyim.. demek kbs’de dizi bekler gibi ha oluyor 🙂 elimden geldiğince hızlı yazmaya çalışacağım canım, keşke hikayelerde de fragman verebilmenin bir yolu olsa 🙂

      hikayenin sonu you are beautiful gibi olmayacak emin ol, onun sonu benim için de acaip büyük bir hayal kırıklığı olmuştu, öyle yapmam ben 🙂

      öğretmenler, hele min hyung gibi öğretmenler hiç üzülmemeli bence de.. ona kıyamam ki yaa 🙂

      ellerine sağlık canım, yeni bölümde görüşmek üzere^^

  9. winpohu 'ca dedi ki:

    ooo aşıklar kavuştu çok da güzel oldu ama diğerleri bak hocaya yıkıldı adam garibin hiç bir suçu da yoktu yazık oldu aman neyse büyüyünce unutur 🙂
    hemen yeni bölüme geçeyim meraklandım bakalım hocamız kendini sevene mi dönecek sessiz mi kalacak yoksa bunun acısını mı çıkaracak 🙂

    • masalevi dedi ki:

      aşıklar kavuşsun artık dimi ama 🙂 arada olan min hyung kuzumuza oldu ama ona da güzellikler düşünüyorum ben sen merak etmek winpohucum 🙂 hadi bakalım yeni bölümde görüşürüz^^

  10. kimbapsushi dedi ki:

    Byeol ve Jun Suh’ın kavuşmasına sevinemedim. Baştan beri olduğu gibi aklımda Min Hyung vardı. Ona üzülmekten çifte kumruları gözüm görmedi valla. Byeol’a hala kızgınım.
    Ama sanırım yine de Min Hyung mutlu olacak. Başta demiştim Min Hyung ve Haneul’ın beraber olacağını hissediyorum diye, defteri okuduktan sonra Min Hyung kendi için mantıklı olanın Haneul’la olmak olduğunu anlayacak. E malum Min Hyung şahane biri olsa da kimse onu Haneul kadar sevemez. Yine de ben onların birlikte olmasını istemiyorum. Min Hyung Haneul’ın değerini geç anladığı için haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bir de daha yeni Byeol’dan hoşlanıyordu falan. Ama yine de Min Hyung için mutsuz sonu da kalbim kaldırmaz.
    Bakalım Byeol ve babası nolcek, o cephedeki gelişmeleri de merakla beklemekteyim.
    Eline sağlık 🙂

    • masalevi dedi ki:

      haklısın yaa, insan min hyung mutsuzken çifte kumrulara bile sevinemiyor.. ama dediğin gibi kimse onu haneul kadar sevemez, byeol ile olsa mutsuz olacaktı, o kız onu hiçbir zaman jun suh’yu sevdiği gibi sevemedi, ne kadar çabalasa da..

      byeol ve babasının gelişmelerine de birkaç bölüm daha var, ama o mesele de gün ışığına çıkacak merak etmeyin okurcum 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s