13. Bölüm: Üzülme, ben yanındayım..

 The Cure – Boys Don’t Cry

Jun Suh bir an hiçbir şey diyemedi. Sadece anlamaz bir bakışla kıza bakıyordu.

“Bahçeye inelim mi?” dedi Byeol merdivenlerden inerken. Jun Suh tek kelime etmeden kızın peşinden aşağı indi.

“Ne teklifinden bahsediyosun sen?”

Byeol yavaşça:

“Çok masum bir teklif bu seferki” dedi. Bugün kafeye gelen bir adam benden bir fuarda ürünlerini tanıtmamı istedi. Hem de bir günde 300 bin won verecekmiş..”

“Eee?”

“Ama bir de erkek çalışana ihtiyaçları olacakmış. Benim de aklıma sen geldin..”

Jun Suh şaşırmıştı. Çok başka şeyler duymayı umuyordu oysaki, hele günlerdir süregelen gerginliği düşündüğünde..

“Bir güne 300 bin öyle mi?”

“Evet” dedi Byeol gülümseyerek. Azarlanmayı bile göze almıştı bunları söylerken çünkü..

“İkimiz çalışacağız yani?”

“Evet..”

“Ne tanıtacakmışız peki? Elimize kondom falan vermesinler sonra son anda!”

“Hayır!” diye bağırdı Byeol. “Saçmalama.. Kaşkol, eldiven, not defteri gibi bi sürü şey var ürünlerin arasında.. Yalnız.. Ürünler çift temalı.. Yani çiftlere özel tasarlanmış..”

Jun Suh şaşkın gözlerle kıza döndü:

“Çiftler için demek! Sevgiline teklif etseydin o zaman, o daha uygun olurdu bu iş için..”

Byeol bozulmuş bir halde evinin kapısına yöneldi:

“Tamam, söylemedim farz et..”

“Dur dur” dedi Jun Suh kızın kolundan tutup. “Özür dilerim.. Tamam seninle çalışmayı kabul ediyorum, paraya ihtiyacım var çünkü..”

“Tamam!” dedi Byeol gülümseyerek. Ben bay Hwang’a haber vereyim.. İyi geceler!”

Kız sevinçle içeri girdi. Jun Suh “Ne saçmalıyorum ben?” diye düşündü bir an. Yine tüm olanları unutmuştu bir anda, bir hafta içinde neler yaşamışlardı oysa ki, bu birlikte çalışma işi de nereden çıkmıştı şimdi.. Jun Suh çok kuvvetli bir virüsün etkisi altında olduğunu bir kez daha anlıyordu, istese de istemese de ondan ayrı kalamıyordu bir türlü..

Byeol hemen patronu arayıp aradıkları kişiyi bulduğunu haber verdi. İçi içine sığmıyordu adeta. Jun Suh ona kızmamıştı, bağırmamıştı. Gözlerinde de o gün gördüğü nefret yoktu.. Onu ne kadar özlediğini anladı bu akşam, ne olursa olsun ondan ayrı kalmak istemiyordu ve Jun Suh görmek istediği umut ışığını yakmıştı bile.. Önündeki kalın kitabı fark etmesiyle beraber kendine geldi. Finaller gelip çatmıştı, kafasını sadece sınavlarına vermek zorundaydı.. Kendi kendine gülümseyerek kitabını okumaya başladı..

***

Oh Won Bin – More Than Friend 

Diğer gün ilk sınavına giren Byeol kızarmış yüzü ve kocaman gözlükleriyle bahçeye çıktı ve ilk bulduğu banka oturup Min Hyung’u beklemeye başladı. Ona söz vermişti, çocuğun eski bir arkadaşının doğum gününe gideceklerdi.

Min Hyung elinde kitaplarla fakültenin kapısında belirdi. Sınav gözetmenliğinin verdiği sıkıntıyla kendisini hemen bahçeye atmıştı. İki genç konuşa konuşa arabaya binip oldukça büyük bir evin önünde durdular.

“Sora benim liseden arkadaşım..” dedi Min Hyung arabadan inerken. “Benden 3 sene küçüktü ama radyo kulübü sayesinde iyi arkadaş olmuştuk..”

İkili bahçe kapısından içeri girdiler. Byeol iç bahçede gördüğü bir çocuğu birine benzetiyordu. İyice yaklaşınca onun Jung Woo olduğunu anladı. Tabii ya, şoför olduğunu söylemişti bir keresinde. Demek bahsettiği küçük hanım Min Hyung’un çocukluk arkadaşıydı.

“Merhaba” dedi çocuğa yaklaşıp. Jung Woo şaşkın bir yüzle arkasını döndüğünde Byeol’ü görüp gülümsedi:

“Yaa! Senin ne işin var burada?”

“Sanırım patronunun doğum gününe davet edildik..”

Jung Woo yüzünü buruşturdu:

“Hıı hıı! İyiki doğmuş!”

Byeol gülümseyerek içeri geçti. Girer girmez karşısında Jun Suh’yu görünce gözlerine inanamadı, hem de yanında Ha Neul vardı.

“Tabii yaa” diye fısıldadı Min Hyung. “Ha Neul’ı da davet etmiş Sora. Tabi o da şu garson çocuğu getirmiş yanında! Off!”

Byeol cevap veremeden “Sunbaeee!!!” diye bir çığlık koptu salonda. Uzun saçlı, çok şık bir kız yanlarına doğru koşuyordu.

“İyi ki geldin sunbae!! Bu kim? Yoksa sevgilin mi?”

Min Hyung kızın saçlarını karıştırdı:

“Yaa! Yoon Sora! Konuşmama izin ver önce. Evet kendisi kız arkadaşım, Lee Byeol!”

Kız Byeol’ü küçümser bir tavırla tepeden tırnağa süzüp yavaşça eğildi:

“Hoşgeldin! Şanslı şey!”

Sonra Min Hyung’un kolundan tutup:

“Sunbae!! Ha Neul unni de burada.. Eski günlerdeki gibi bir araya geldik. Sevgilisini de getirdi, çocuğun sesi öyle güzel ki kesinlikle dinlemelisin!”

Min Hyung kızın hızına yetişemiyor, onun kolunda oradan oraya sürükleniyordu sadece. Yarım saat içinde dev salon ağzına kadar dolmuştu. Jun Suh; Byeol ve Min Hyung’u gördüğünde sadece selam vermekle yetindi, bu durumda alışmıştı galiba.. Ha Neul ise:

“İyi ki Jun Suh da benimle gelmiş” diye düşünüyordu. “Yoksa bu ikisine katlanamazdım..”

Parti tam gaz devam ederken Sora elinde gitarla üst kattan çıkageldi:

“Biraz da kadife sesli Jun Suh’yu dinleyelim ama değil mi? Jun Suh-ssi, bize bir şeyler söyler misin? Bak hayattaki en değerli iki şeyimden birini veriyorum ellerine ona göre.. Gitarım en az babamın geçen doğumgünümde hediye ettiği 50 bin avroluk kolyem kadar değerlidir benim için..”

Kız bir yandan da boynundaki kolyeyi gösteriyordu.

Jun Suh “Bu kız gerçekten çok konuşuyor” diye düşündü. Bir an önce susması için hızla elinden gitarı kaptı.

“Bunun akordu bozuk. Bu işten en iyi Jung Woo anlar. Çağırır mısın onu acaba?”

“Jung Woo mu?” diye bağırdı Sora. “Şoförüm Jung Woo?”

 “Evet..”

Sora kocaman bir kahkaha patlattı:

“O ne anlar gitardan yaa? Gitar görse Haegum zanneder ahahaah!”

Jun Suh sinirden kıpkırmızı olsa da sakin olmaya çalıştı:

“Yanlış biliyorsunuz, kendisi çok güzel gitar çalar, benden çok çok iyi hatta.. Sesi de çok güzeldir..”

Suratında tuhaf bir ifadeyle kalakalan Sora çaresiz Jung Woo’yu çağırdı. Rahatsız şoför üniformasıyla salona giren çocuk gitarı saniyeler içinde akort etti.

“Bize bir şeyler söylesene” dedi Jun Suh. “Herkes sesini çok merak ediyor..”

Jung Woo küçük hanıma bakıp izni alınca gülümseyerek şarkısını söylemeye başladı. Herkes hayran gözlerle izliyordu onu, kim derdi ki üç kuruş maaşla çalışan bir şoför bu kadar yetenekli olsun?

“Dans edelim mi?” dedi Jun Suh Sora’ya dönüp. Oldukça bozulmuş olan kız zorla gülümseyip dansa kalktı. Jun Suh dans ederken neler yaptığını düşünüyordu, arkadaşları ne haldeydi o nelerle uğraşıyordu. Onları yarı yolda bırakmış tam gaz ünlü bir şarkıcı olma yolunda ilerliyordu.. Artık bunu yapmak istemediğini fark etti. Bu yüzden belki de Sora’ya bir teşekkür borçluydu..

Yarım saat içinde Ha Neul ve Jun Suh kalkmışlardı bile.. Jung Woo ile vedalaşan Jun Suh çocuğun eline bir şey sıkıştırdı. Eline bakan Jung Woo kızın 50 bin avroluk kolyesini görünce az daha çığlık atacaktı. Çocuğun ağzını kapatan Jun Suh:

“Suss!” dedi sessizce. “Bırak birkaç gün seni onca insanın içinde aşağılamanın cezasını çeksin. Sonra bir şekilde iade edersin..”

Jung Woo çocuğa sarılıp:

“Teşekkürler..” dedi. “Arkadaşım olduğun için, yanımda olduğun için..”

***

 FT Island – Hello Hello

Partinin ardından kafeye uğrayıp birkaç saat çalışmış olan Byeol yorgun adımlarla dik yokuşu tırmanıyordu. Gözleri yerde yürümeye devam ederken bir kalabalık gördü. Bir şeyler oluyordu orada. Koşarak yanlarına gitti, adamın tekini dövüyorlardı, üstüne üstük etrafta toplananlar da hiçbir şey yapmadan onları izliyorlardı:

“Neler oluyor?” diye bağırdı Byeol telaşla.  Kadınlardan biri arkasına dönüp:

“Yaşlı bir kadının çantasını çalmaya kalkmış bu çocuk. Çok şükür yakaladı adamın teki. Polise verecekler şimdi..”

“Polise gerek kalmamış ki..” diye fısıldadı Byeol. Çocuğun yüzü kanlar içindeydi ve gerçekten çok gençti..

Bahçe kapısından girerken aklında sadece o çocuğun kanlı yüzü vardı:

“Jun Suh..” diye fısıldadı.. “Ya.. Jun Suh da..”

İrkilerek evinin kapısını açtı. “Olmaz..” diyordu bir yandan da. “O hırsız değil ki..”

Aklına başka bir şey getirmemek için diğer gün sınavı olmamasına rağmen gece yarısına kadar ders çalıştı. Kitabını kapatır kapatmaz da gözlerini kapatıp uyumaya çalıştı. Ama bu sefer de rüyalar peşini bırakmıyordu..

Bay Tae Woo’nun evinin kapısını görüyordu.. Kapının önünde sırtında koca bir çanta ve yüzünde maskesiyle Jun Suh.. Bir anda etrafta insanlar belirmeye başlıyordu. İki, üç, on, yüz.. Hepsinin elinde sopalar vardı ve hepsi nefret dolu bakışlarla Jun Suh’ya bakıyorlardı. Havaya kalkan sopaların birer birer aşağı inmesiyle beraber Byeol kan ter içinde uyandı.. Bu nasıl bir kabustu böyle?

Saate baktığında 6 olduğunu gördü. Bir saat içinde hazırlanıp çıkmalıydı, tüm gün Jun Suh ile beraber fuarda çalışacaklardı..

Tek lokma yemeden hazırlanmaya başladı. Tişörtü giyip aynaya baktığında gülmemek için kendisini zor tuttu. Beyaz renkli tişörtün üstünde kocaman kırmızı bir kalp vardı ve altında “My Heart” yazıyordu. İşin komik kısmı bu değil, Jun Suh’nun tişörtüydü. Onunkinde ok ve yay vardı ve altında “Shoot!” yazıyordu.. O solda Byeol sağda feci bir ikili olacaklardı bugün!

Kapının sesiyle kendine geldi. Açtığında ise Jun Suh’nun şaşkın suratıyla karşılaştı. Giyeceği şeyi görmüştü nihayet!

“Yaa! Bunları giymek zorunda mıyız?”

“Maalesef” dedi Byeol. Gülmemek için kendisini zor tutuyordu.

“Saçma sapan bir şeyin içindeyiz ama hayırlısı” dedi Jun Suh sessizce. “Hazır mısın?”

“Hazırım..”

Tam bahçeden çıkacaklarken Byeol Jun Suh’nun kolundan tuttu:

“Bir dakika..”

Byeol ne söyleyeceğini bilmese de bir şeyler söylemesi gerektiğinin farkındaydı.

“Jun Suh-ahh.. Şeyy.. Ben bir rüya gördüm.. Yani rüyamda insanlar vardı.. Seni.. Yani ellerindeki o şeylerle..”

“Ne diyorsun Byeol-ah, anlamıyorum..”

“Tamam” dedi Byeol kesin bir ifadeyle. Bana söz vermeni istiyorum Jun Suh-ah.. Bir daha…”

“Bir daha ne?”

“Bir daha hiçbir şey çalmayacaksın. Lütfen söz ver bana..”

“Bu da nereden çıktı?”

“Sorma lütfen, sadece söz ver, bir daha hayatını tehlikeye atmayacaksın..”

Jun Suh hiçbir şey anlamasa da Byeol’ün yalvaran gözlerine bakınca elinde olmadan:

“Tamam” dedi. “Söz veriyorum..”

“Pekala!” diye bağırdı Byeol kocaman gülümseyip. “O zaman yola çıkabiliriz. Bugün çooook güzel bir gün!”

Jun Suh bu kızı anlayabileceği günün ne zaman geleceğini merak etmeye başlamıştı. Kendisi de bu konuda pek iyi değildi gerçi, başkasını seven bir kızı bırakmamakta inat ediyordu, bunu nasıl yapabildiğini kendisi de bir türlü anlayamıyordu!

Fuar alanına vardıklarında şaşkınlıklarını gizleyemediler. En az 30 stant vardı ve herkes çoktan hazırlanmaya başlamıştı bile.. Jun Suh birkaç dakika montunu çıkarmamakta ısrar etse de sonunda çıkarmak zorunda kaldı. Byeol’ün kalbine fırlattığı ok tam da göğsünün üzerindeydi işte..

Ürünleri dizmeye başladığında ise elinde olmadan utandığını fark etti. Daha birkaç hafta önce çığlık çığlığa kavga ettiği, aşkını haykırdığı kızla liseli sevgililer gibi çift eldiveni tanıtıyordu!

Byeol işe çabuk adapte oldu. İnsanları stantlarına çekmekte oldukça başarılıydı da.. Jun Suh ise put gibi olduğu yerde dursa da liseli kızlar etrafında toplanmaya başlamıştı bile.. Byeol etrafı saran “Oppaaa oppaaa!” sesleri yüzünden bağırarak konuşmak zorunda kalıyordu hatta..

Winter Sonata-Only You 

Küçük kızlardan kurtulan Jun Suh arkasına döndüğünde Byeol’ün yaşlı bir çiftle ilgilendiğini görüp yanına gitti.

“… bu eldivenler size çok yakışır teyzeciğim, bir deneyin isterseniz..”

“Önce siz deneyin..” dedi yaşlı kadın gülümseyerek.

“Nasıl?”

“Denesenize işte..”

Jun Suh Byeol’e baktı. Kız çocuğun yüzüne bakmadan elini eldivene soktu, ardından da Jun Suh.. El ele tutuşur tutuşmaz ikisi de kıpkırmızı oldu. Çaktırmamaya çalışan Jun Suh:

“Beğendiniz mi?” demeye çalışsa da kırmızı yüzü onu ele veriyordu.

“Ay ne tatlılar baksana yoboo ehehe..”

Byeol şaşkın bir halde Jun Suh’nun elini bıraktı.

“Teyzeciğim lütfen..”

Kocasının da katılmasıyla beraber yaşlı çift bir güzel eğlenmişlerdi bu olayın üstüne. Byeol Jun Suh’ya döndüğünde onun da güldüğünü gördü ve rahat bir nefes alıp o da gülebildi. Fuar alanında ilgi çekmeyi de başarmışlardı. Herkes yanlarına gelip çift kaşkolundan, eldiveninden takmalarını istiyordu. Onlar da söylenenlere o kadar alışmışlardı ki günün sonuna doğru hiçbir tepki vermeden sevgili rolü yapmaya başladılar:

“Evet dedeciğim, çok yakışıyoruz değil mi?”

Bunu söylerken o kadar mutluydular ki, bu gün hiç bitmesin istediler bir an.. Tüm o oyunlar, intikam hırsı derken aşkın bir tren olduğunu unutmuştu ikisi de.. Kaçırınca bir daha yakalamak mümkün değildi..

Tüm günü birlikte geçirmişken fuarın toplanmasıyla veda vakti gelmişti.. Ömür boyu ayakta bu işi yapmaya razıydılar oysa ki.. Ama gerçekler çok başkaydı işte..

“Çok iyi iş çıkardınız” dedi bay Hwang. “Yarın ofise gelip paranızı alırsınız. Adınızı da alıyorum, artık bırakmam sizi..”

“Keşke hiç bırakmasan” dedi Byeol içinden. “Ne kafeye gitsem ne okula. Ooof of!”

Saat 12’den sonra külkedisine dönen Sinderella gibi eski hayatlarına dönen gençler hüzünlü bir şekilde otobüse bindiler. Bir de sağ cebinde titremekte olan telefonunu hisseden Byeol iyice gerilmişti. Min Hyung’un tek bir çağrısına bile cevap vermemişti sabahtan beri, çocuk muhtemelen onu deli gibi merak ediyordu..

Birlikte olmak isteyen ama olamayan bu iki zavallı, otobüsün sol arka koltuklarında akıllarında bir sürü şeyle yola devam ettiler..

***

Elinde telefonla salonda dört dönüyordu Min Hyung. Sabahtan beri defalarca aramıştı onu.. Sabah “Bugün meşgul olacağım” demişti ama çocuk bu kadarını beklememişti. İnsan bir kez olsun aramaz mıydı? Tüm gün ne okula ne kafeye uğramıştı, neredeydi bu kız peki?

Son kez arama tuşuna bastı, bu kez de cevap alamazsa evine gidecekti, başka çaresi kalmıyordu.

“Alo..”

Alışkanlıkla telefonu kapatmak üzere olan Min Hyung:

“Yaa!” diye bağırdı. “Neredesin sen Lee Byeol? Ne kadar endişelendim biliyor musun?”

“Özür dilerim.. O kadar meşguldüm ki telefonuna bile cevap veremedim..”

“Ne ile meşguldun peki bütün gün? Özür dilerim ama bunu merak ediyorum..”

“Tek günlük bir iş.. Sabahtan bu saate kadar bir stantta tanıtım yaptım. Öyle yorgunum ki..”

“Off.. Benim de aklıma neler geldi.. Keşke haber verseydin yanına gelirdim, yardım etmeye çalışırdım..”

“Şeyy.. Sınav haftası sen de çok meşgulsün diye haber vermedim..”

“Hiç görüşemedik, seni özledim..”

Byeol ne diyeceğini bilemedi:

“Yarın sınav sonrası görüşürüz..”

Min Hyung derin bir iç çekti:

“Ben de seni özledim demeni umdum bir an..”

Araya kısa bir sessizlik girdi. Byeol belki de bu gece ona her şeyi söylemeliydi. Kendisini bir pislik gibi hissetmekten de kurtulurdu belki bu sayede..

“Aslında seninle…”

“Üzgünüm..” dedi Min Hyung kızın sözünü kesip. “Seni zorlar gibi konuşuyorum.. Bana bir açıklama yapmana gerek yok. Sadece.. Sana kalbimin tüm kapılarını açtığımı bilmeni istiyorum.. İçeri girmen için tek bir adım atman yetecek..”

“Biliyorum” diyebildi Byeol. Ona nasıl “Ben başkasını seviyorum” diyebilirdi o anda.. Yapamıyordu işte.. O kadar nazik, o kadar naif bir insandı ki; ona bunları söylemek dünyanın en zor şeyiydi muhtemelen..

“Yarın görüşürüz” diyerek telefonu kapattı Min Hyung. Kalbinin oldukça hızlı attığını fark etti. İlk defa böyle bir şey yapıyordu. İlk defa bir kızın peşinden koşuyordu. Ve buna hiç alışık değildi..

“Neler yapıyorum?” dedi içinden. “Aşık mı oluyorum yoksa?”

***

 The Cranberries – Animal Instinct

Hava öylesine soğuktu ki biraz daha hareket etmezse donacağını sandı Byeol. “İçeri girsem mi?” diye düşündü ama Jun Suh ile stüdyonun karşısındaki durakta buluşmak üzere sözleşmişlerdi.

“Birazdan gelir herhalde..” dedi içinden. Hiç üşümese bile içeri girip onu şarkı söylerken dinleme fikri çok cazip geliyordu aslında, yine de olduğu yerde beklemeye devam etti.

Jun Suh görünmüştü işte, yanında Ha Neul ve bir iki kişiyle stüdyodan çıkıyordu. Gruptan ayrılıp kızın yanına doğru koşmaya başladı:

“Uff amma soğukmuş.. Çok bekledin mi?”

“Yoo.. Şimdi geldim.. Yorgunsan biraz dinlen istersen, adam saat vermedi görüşmek için..”

“Bir an önce gidelim.. Otobüs geldi bile bak..”

Byeol bu yeni duruma da alışamamıştı aslında. Arkadaş değillerdi, sevgili değillerdi.. Nasıl konuşacağını bilemiyordu, yan yana oturduklarında bile elinde olmadan geriliyordu..

“Nasıl gidiyor çalışmalar?” dedi sessizliği bozmak için.

“Henüz ilk şarkıyı söyledik” dedi Jun Suh. “Profesyonel kayıt yapmak gerçekten zormuş..”

“Bu çok güzel bir fırsat senin için” dedi Byeol gülümseyerek. Jun Suh beklediği tepkiyi vermiyordu ama, buruk gibiydi sanki, yıllardır beklediği fırsatı yakalayan biri gibi değildi..

“Kayıt yapmayı çok özlemişim..” dedi konuyu değiştirmek istercesine. “Elimde olsa tüm gün orada şarkı söyleyebilirim.. Bay Seo bana stüdyonun anahtarını verdi biliyor musun?”

Byeol şaşırmıştı:

“Hemen?”

“Evet.. İstediğim zaman gelip çalışabileceğimi söyledi.. Bundan güzel bir şey olamaz benim için.. Kendimi daha iyi hissettiğim bir yer yok bu dünyada.. Derdimi, sıkıntılarımı bir tek orada unutabiliyorum.. Sığınağım sanki..”

Müziğe böylesine aşık birinin sonunda hakettiği yere gelebilmesi nasıl da muhteşem bir şeydi. Byeol onun için, hatta onun yerine de deli gibi mutlu oluyordu bunu düşününce..

Gelmişlerdi. Hızlı adımlarla “Hanseon Tekstil” tabelasının asılı olduğu binadan içeri girdiler. Byeol’ün umduğu kadar büyük bir yer değildi burası. Muhasebe katına çıkıp bay Hwang’ın kendilerine verdiği kartı görevli kadına uzattılar. Kadın beklemelerini istedi, bay Hwang orada değildi muhtemelen..

Yarım saat sonra kadın elinde iki zarfla yanlarına döndü:

“Beklettiğim için özür dilerim.. Bay Hwang ile konuştum. Buyrun..”

Uzatılan zarfı alan Byeol ve Jun Suh çabucak açıp parayı kontrol etmeye başladılar. Parayı birkaç kez sayan Byeol:

“Bu para eksik..” dedi. “Burada 200 bin var. Biz 3oo bin alacağız.. Bay Hwang ile o şekilde konuştuk..”

“Bana bu kadar vermemi söyledi üzgünüm..”

“Nasıl yani?” diye bağırdı Jun Suh. “Bize öyle söylemedi. Çok iyi çalıştığımız için ekstra ücret de vereceğinden bahsetmişti hatta. Siz kimi kandırmaya çalışıyorsunuz?”

Byeol Jun Suh’ya dönüp:

“Sakin ol..” dedi. “Bu işi bay Hwang ile halledeceğiz anlaşılan.. Onunla nasıl görüşebiliriz..”

“Bugün buraya gelmez..” dedi kadın. “Konukları gelecekti, onları ağırlar tüm gün..”

“Biz de evine gideriz o zaman.. “

Kadın ciddileşti:

“Size adresini veremem.. Üzgünüm..”

“Vereceksin..” dedi Jun Suh. “Eninde sonunda o adresi bulacağıma emin ol.. Şimdi verirsen bizden hemen kurtulabilirsin..”

“Ama..”

“Senden aldığımız söylemeyiz..”

Kadın Jun Suh’nun tavrından ürkmüştü.. Bir kağıda bir şeyler yazıp ellerine tutuşturdu.

“Gidin bay Hwang ile hesaplaşın o zaman.. Adresi benden aldığınızı da kimseye söylemeyin..”

Gençler hızlı adımlarla aşağı indiler.

“Yaa!” dedi Byeol nefes nefese. “O tavır da neydi öyle.. Kadın çığlık atacak diye korktum.. Ya güvenliği çağırsaydı”

“Ben de Robin’sem o adama hakkımızı yedirmem.. İsterse Seul’ün tüm polislerini çağırsın..”

“Bu çocuk gerçekten Robin..” dedi Byeol çocuğun peşinde koştururken.. Jun Suh adeta kendini kaybetmişti..

*

Kocaman bir evin önünde durdular. Kapı numarasına bakan Byeol:

“Geldik..” deyip beklemeden kapıyı çaldı. Bahçe kapısını açan hizmetçinin peşinden içeri girdiler.

“Bay Hwang odasında konuklarıyla ilgileniyor. Geldiğinizi ona bildireceğim” dedi kadın. Gençler dev salondaki koltuklardan birine oturdular. Byeol etrafı süzüyordu:

“Woaa! Şu eşyalara bak.. Hepsi antika!”

“Parayı böyle adamlar bulur zaten” dedi Jun Suh. “Bunların her birine bir Robin Hood şart!”

Gördüğü rüyayı hatırlayan Byeol bir anda irkildi. Havada uçuşan sopalar hala gözünün önündeydi.. Jun Suh’ya bir şeyler söylemek istese de söyleyemedi..

Hizmetçi kadın aşağı indi:

“Bay Hwang meşgulmüş. Sizinle ilgilenemeyecek..”

“Onun ilgisine ihtiyacımız yok zaten..” dedi Jun Suh. “Paramızı almaya geldik. Git ona bunu da söyle..”

“Beyefendi bana herhangi bir şey söylemedi. Lütfen evi terkediniz, yoksa sizi attırmak zorunda kalacağım..”

Byeol “Nasıl!!!…” diye bağıran Jun Suh’nun kolunu tutup:

“Bırak çıkalım..” dedi. “Başımız derde girecek.”

Jun Suh tek kelime edemedi. Sessizce “Lanet olsun!” diyerek Byeol’ün peşinden bahçeye çıktı. Kızın yanına geldiğinde söylenmeye devam ediyordu:

“Neden engelledin beni? Bekleyecektik orada işte! Eninde sonunda aşağı inecekti o herif?”

“Off!” diye bağırdı Byeol. “Ne sanıyorsun? Buyrun deyip elimize mi sayacak paramızı? Şu ilerideki adamları görmüyor musun? Onlar ağzını burnunu dağıtsaydı da bir güzel rahatlasaydın sen de!”

Suratları beş karış otobüse bindiler ve yol boyunca tek kelime konuşmadılar. Her işleri berbat gitmek zorunda mıydı? Byeol o iş yüzünden sınavına çalışamamıştı, tüm gün ayakta durduğu için de ayakları hala ağrıyordu. Ama Jun Suh’nun halini görüp şikayet bile edemiyordu. Tek kelimesiyle dönüp ölesiye dayak yiyebilecek bir haldeydi zavallı çocuk..

Yokuşu çıkıp evin önüne vardıklarında ileriden kendilerine doğru bağırarak koşan Jae Suk’u gördüler.

“Yaa! Han Jun Suh neredesin sen? Telefonun neden kapalı?”

“Kapalı mı ki?” dedi Jun Suh elini cebine atıp. Sonra başını kaldırdı:

“Ne oldu ki?”

“Sakın heyecanlanma.. Bak.. Şey oldu..”

“Ne oldu söylesene!!”

“Babaannen fenalaştı, hastaneye kaldırdılar bir saat kadar önce. Ben sana haber vermek için…”

Jun Suh bir an şoka girip hiçbir şey söyleyemedi, saniyeler sonra:

“Hangi hastane?” diye bağırdı. Ardından arkasında Byeol ile birlikte Jae Suk’un motoruna binip gaza bastı. Byeol çocuğun tüm vucudunun titrediğini hissedebiliyordu. Kavradığı beline sıkıca sarılarak:

“Korkma” diye bağırdı. Sesi duyulmasa da onu teselli etmek istiyordu.

“Eminim çok iyidir şimdi, korkma, o çok iyi..”

*

 Shining Inheritance- Crazy in Love

Jun Suh’yu gören Jung Suh kalkıp abisine doğru koşmaya başladı:

“Oppaa! Neden açmıyorsun telefonunu? Babaannem.. babaannem..”

“Korkma ben buradayım.. Nerede şimdi, onu görmek istiyorum..”

“Ameliyata aldılar.. Kalp krizi geçirmiş! Görsen nasıl kötüydü! Ona bir şey olmaz değil mi? Ya ölürs…”

“Saçmalama!” diye bağırdı Jun Suh. “Annemiz babamız öldüğünde elimizden tutup bizi kaldıran kimdi hatırlasana! Ne kadar güçlüdür o, birazdan açacak gözlerini görürsün..”

Jun Suh hıçkırıklara boğulan kardeşine sımsıkı sarıldı. Onun neler hissettiğini çok iyi anlıyordu. Şu hayatta yanlarında olan, onları koruyan; sevgilileri, arkadaşları onları dışlarken yanlarında olan tek bir kişi vardı ve o da şu anda içeride ameliyat masasındaydı..

Oturup beklemeye başladılar. Jun Suh beklerken kardeşine defalarca babaannesinin nasıl fenalaştığını soruyor, kız da bıkmadan anlatmaya devam ediyordu.. Anlatacak bir şey de yoktu aslında.. Kadın uzun zamandır kalbi sıkışsa da bunu belli etmemeye çalışıyordu, ama en sonunda zayıf kalbi buna dayanamamıştı..

4 saat sonunda ameliyathanenin kapısı açıldı ve çıkan doktor güzel haberi verdi. Ameliyat çok güzel geçmişti, her şey yolundaydı..

Jun Suh birden öylesine mutlu oldu ki dert ettiği onca şeyin ne kadar boş olduğunu bir kez daha anladı. Sevdikleri ile olmaktan, onları kaybetmemekten daha önemli bir şey yoktu işte şu hayatta..

Yaşlı kadın ameliyatın ardından bir hafta daha hastanede kaldı. Bu sürede Jun Suh ve kardeşi onun yanından hiç ayrılmadılar. Byeol de fırsat buldukça ziyaretine gelmeye çalıştı. Kısaca günden güne her şey daha da iyiye gidiyordu. Ta ki taburcu olma gününe kadar..

*

Jun Suh anlamaz bir bakışla doktora bakıyordu:

“Nasıl yani? 12 milyon mu???”

“Evet..” dedi doktor. “Sizin için elimizden geleni yaptık bay Jun Suh, emin olun bu fiyat ameliyatınıza göre gayet cüzi..”

“Ne zamana kadar getirmemiz gerekli parayı?” diye sordu Byeol. Jun Suh sert bir bakışla kıza döndü:

“Ben hallederim Byeol. Sen karışma..”

“3 gün içinde” dedi doktor. Adamın bu kesin tavrı karşısında gençler tek kelime etmeden odadan çıktılar. Jun Suh bitkin bir haldeydi.

“Merak etme” dedi Byeol çekinerek. “Bulacağız bu parayı..”

“Yaa! Ne dedim ben içeride. Bu benim meselem. Bırak ben halledeyim Lee Byeol..”

“Saçmalama! Birilerinden borç bulmak gerekecek..”

“Dayımdan isteyeceğim.. Eski patronumdan, eski arkadaşlarımdan.. Gidiyorum ben!”

Jun Suh bir anda fırladı.

“Ben de herkese soracağım!” diye bağırdı Byeol çocuğun arkasından. “Bulacağız o parayı merak etme!”

Jun Suh önce eski patronuna gitti. Geçen yıl adamın barı kapanınca Jun Suh ortada kalmıştı, bu yüzden ona bir iyilik borcu vardı. Ama hiç parasının olmadığını, çok zor durumda olduğunu söylerek uzun uzun dert döktü Jun Suh’ya. Çocuk gittiğine gideceğine pişman oldu..

Ardından dayısında aldı soluğu.. Durumu gayet iyi olan bu adam senelerdir bu çocuklar ne durumda diye düşünüp bir kez olsun yanlarına bile gelmemişti.. Jun Suh’nun babasını sevmeyen bu aile annesini de hiç affetmemişlerdi. Kazadan sonra, en zor durumda bile kardeşinin çocuğunu düşünmeyen bu adamın insafa gelebileceğini düşündü Jun Suh.

“Yıllardır senden hiçbir şey istemedim dayı.. Şimdi de tek istediğim bana biraz borç vermen. Emin ol ödeyeceğim..”

Adam tam da umduğu cevabı verdi aslında.. “Ben de zor durumdayım.. Kartlarım dolu vs vs..” Jun Suh elleri bomboş çıktı o evden de.. Çok ama çok çaresizdi..

Byeol de aynı anlarda bay Tae Woo ile konuşuyordu. Para veremese de bile borç verebilecek tanıdıklarının olup olmadığını soruyordu. Adam da kızın anlattıklarını dinlemiş, hatta üzülüp yakınlarını aramaya koyulmuştu. Byeol şube açma işini bozduğuna bir kez daha pişman oldu. Belki parası olsa bay Tae Woo onlara borç verebilirdi..

Min Hyung’u arayıp aramama konusunda kararsız kaldı.. Para istediği an çıkarıp ne kadar isterse vereceğini biliyordu ama ona yaptığı bunca şeyden sonra bir de para istemek çok büyük bir yüzsüzlük gibi geliyordu. Eli telefona gitmiyordu bir türlü.. Ondan para aldığında ona biraz daha bağlanmak zorunda kalacaktı üstüne üstük..

Gençler iki gün boyunca oradan oraya koşuştursalar da elleri bomboş kalmıştı. Jun Suh babaannesini o hastaneden çıkarmak için ne gerekiyorsa yapıyordu ama olmayınca olmuyordu işte.. Onun bu halini gören Byeol bir şey yapamadığı için kendisine kızıyordu.. En sonunda aklına gelen şeyi yapması gerektiğine karar verip hiç düşünmeden annesini aradı.. Jun Suh ona çok kızacaktı ama bunu yapmak zorundaydı..

Jun Suh’ya haberi vermek için önce eve gitti, çocuk evde yoktu. Bugün çalışmayacaktı da.. Üstüne üstük telefonu da kapalıydı.. Byeol’ün aklına her zaman takıldıkları o depo geldi. Arkadaşları oradaysa yerini söylerlerdi belki..

Akşamın geç saatlerinde dar sokaklardan ilerleyip depoya vardı. İçeriden sesler geliyordu, ama aralarında Jun Suh yoktu muhtemelen. Jae Suk’un sesini net olarak duyabiliyordu:

“Başka çaresi kalmadı” diyordu çocuk. “O parayı bulmak için her şeyi yaptı..”

“Hem.. O adam bunu hak ediyor..” dedi Jung Woo. “Buna hırsızlık denmez emin ol..”

“Ailesiyle birlikte yurtdışına çıkmış olması da büyük şans..”

Byeol donakaldı. Duyduklarına inanamıyordu. Jun Suh.. Bu gece..

F.T Island – Let Go 

Kapıyı hışımla itip içeri daldı ve Jae Suk’un yakasına yapıştı:

“Nereye gitti Jun Suh?? Kimden bahsediyordunuz? Bay Hwang’ın evine mi gitti yoksa??

Jung Woo arkadaşına baktı önce.

“Söylesene!!!” diye bağırdı Byeol.

“Evet” dedi çocuk sessizce. “Hakkınızı vermeyen o adamın evine gitti..”

Byeol’ün gözleri doldu, sesi titriyordu:

“Hayır.. Yapmaz.. Jun Suh bana söz verdi.. Yapmayacağım dedi.. Yapmaz..”

“Yapmak zorunda.. Bize kimse acımıyor Byeol, bazen istemediğimiz şeyler yapmak zorunda kalıyoruz. O da böyle olsun istemezdi..”

Byeol saatine baktı. 11’i geçiyordu..

“Ne zaman gitti?”

“Bir iki saat oldu.. Çoktan işini bitirmiştir..”

Byeol tek kelime etmeden fırladı. Nefes almadan koşuyordu:

“Yapmaz” diyordu bir yandan da.. “Bana söz verdi.. Jun Suh yapmaz..”

Aklında hep rüyası vardı. Jun Suh, sırtında çantası ve elinde sopalarla etrafını çevreleyen insanlar..

İlk gördüğü taksiyi durdurup bay Hwang’ın evine vardı. Evin çevresindeki duvarlardan içeride neler olduğu görünmüyordu. Byeol hiç düşünmeden kapıyı çaldı.

“Buyrun” diye bir ses geldi. Byeol panikten ne diyeceğini bilemese de çabucak kendine geldi:

“Şey.. Ben geçen gün gelmiştim.. Küpemi düşürmüşüm burada.. Buldunuz mu diye soracaktım..”

“Bu saatte?”

Kadın haklıydı.

“Çok önemli benim için.. Özür dilerim..”

Hizmetçi kadın kızı salona aldı. Her şey yolunda gibi görünüyordu. Kadın diğer çalışanları çağırıp küpe görüp görmediklerini sordu. Byeol etrafı incelerken onları duymuyordu bile.. Jun Suh buralarda mıydı? Yakalanmış mıydı yoksa?

“Kimse görmemiş.. Üzgünüm” dedi kadın..”

“Yaa.. Benim için çok önemliydi.. Biri çalmış olabilir mi?”

“Mümkün değil.. Ev sahipleri burada değiller.. Görmüş olduklarını sanmıyorum ama gelince onlara da sorarım..”

Byeol dışarı çıktığında rahat bir nefes aldı. Jun Suh gelmemişti işte, yapmamıştı, sözünü tutmuştu! O buraya gelse bu hemen anlaşılırdı. Byeol gözyaşlarına engel olamadan başını kaldırıp bağırmaya başladı:

“Jun Suh-aaaah! Teşekkür ederim!!! Teşekkür ederim Jun Suh-aaah!!!”

Gözyaşlarını silerken aklında bir tek soru vardı. Buraya gelmediyse nereye gitmişti bu çocuk.. Tüm ihtimalleri değerlendiren Byeol’ün aklına Jun Suh’nun sözleri geldi:

“… kendimi daha iyi hissettiğim bir yer yok bu dünyada.. Derdimi, sıkıntılarımı bir tek orada unutabiliyorum..”

“Orada olmalı!” diyerek yine koşmaya başladı. Kötü bir şey yapmadan ona parayı bulduğunu haber vermeliydi.. Yoksa bu gece iyi bitmeyecekti..

Stüdyoya vardığında kapısının aralık olduğunu gördü. Sessizce içeri girdi, derinlerden bir ses geliyordu. Uzun koridorda ilerledikçe sesin Jun Suh’ya ait olduğunu anlayıp koşmaya başladı. Buradaydı işte!

Gerçekten oradaydı. Camla kaplı o odanın içinde şarkı söylüyordu. Daha doğrusu söylemeye çalışıyordu, çünkü Jun Suh hıçkıra hıçkıra ağlıyordu bir yandan da..

Çocuğun boş duvarlara vuran sesini ve hıçkırıklarını duyan Byeol olduğu yerde kalakaldı. Onun sesini taa içinde hissediyor, onun gözyaşlarında boğuluyordu sanki..

Jun Suh söyledi, Byeol dinledi..

Jun Suh ağladı, Byeol ağladı..

Daha fazla dayanamayan çocuk yere çöktü. Artık şarkı söylemiyordu..

Byeol koşarak odanın kapısını açtı. Kapının açıldığını fark eden Jun Suh kafasını kaldırıp kıza baktı, Byeol ise çocuğun yanına çömelip ona sımsıkı sarıldı. Jun Suh ağlamaya devam ediyordu:

“Yapamadım..”

Byeol çocuğun gözyaşlarını sildi önce, sonra yavaşça dudaklarına eğildi ve onu öpmeye başladı.. Jun Suh hiçbir tepki veremedi, sadece kendisini ona bıraktı.. Onun yanında olması ihtiyacı olan tek şeydi belki de..

“Her şey geçti..” dedi Byeol. “Üzülme, ben yanındayım, hep yanında olacağım, seni seviyorum Jun Suh-ah.. Hem de tüm kalbimle seviyorum..”

***

-13. Bölümün Sonu-

Reklamlar
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

13. Bölüm: Üzülme, ben yanındayım.. için 14 cevap

  1. nomuyeppuda dedi ki:

    Finalinde Hadise gibi yerimden fırlayıp “yes yes yess” diyesim geldi.Mutlu bi final sevdim :))
    Bi daha ki bölüm olmasın.Bunlar böyle mutlu mesut olsunlar.Gelecek bölümden umudum yok. Min hyung’dan ayrılma tantanası ağlaşmalar yine üzülücek benim veledlerim yea :/

    Yoon Sora neydi öyle. Madurum Madurum da Madurum dese simgenin hık demiş burnundan düşmüş olucakdı 😀 Ohh ne güzel çaldı Jun Suh kolyeyi hihihi 😛 Arkadaşına yaptığı kıyak da çok güzeldi. Kolyeyi çalıp vermesi değil gitar için çağırmasını kastediyorum tabi. Her ne kadar hoşuma gitsede çaldılar sonuçta 😛

    Byeol’ün Min Hyung’a hayır diyememesini yadırgamadım nedense. Ben ne yapardım diye düşündüm bian. Üzemezdim sanırım. Ama Jun Suh :/ Aman bilemedim bende empati kurmak iyi değil ozaman. Kızamıyorum Byeole 😀 Bi daha ki bölümde ayrılmalı ama dimi Sayın yazar 🙂

    Bi kaç bölümdür Jun Suh’un Robin olduğunu unutup Romeo sansamda hatırlattı kendini 🙂 Ama finalde yine Romeo ya döndü seviyorum bu çocuğu. 🙂

    “Jun Suh söyledi, Byeol dinledi..

    Jun Suh ağladı, Byeol ağladı.. ” ve bu repliklerde eridim resmen çok iyiydi.
    Ellerine sağlık^^

    • masalevi dedi ki:

      ayy yorumun için çok teşekkürler sedacım otuz iki dişim görünüyor şu anda 🙂

      bizim kuzular çok üzüldü ya yeter artık mutlu olsunlar dedim dimi ama 🙂 gelecek bölümde ayrılık olacak mı göreceğiz bakalım 🙂

      yoon sora simgenin Kore versiyonu haklısın, çok yerinde bi tespit 🙂 bu kızım jun suh’nun kararını etkilemesi açısından önemliydi. yola çıktığı arkadaşlarının ne şartlarda çalışmak zorunda kaldığını görüp bi karar verecek kuzumuz.. kızın kolyesini çalmakta da haklıydılar dimi ama, gıcık şey 🙂

      yaa ben de kendimi byeol’ün yerine koyuyorum da min hyung’a böyle şey söylenir mi yaa 😦 ben kendim kaşındım, böyle mükemmel çocuğu 2. adam yaparsın kalırsın işte öyle 🙂 ama byeol artık aşk itirafını yaptı kaçışı yok, o konuda kuşkunuz olmasın sayın okur 🙂

      bizim çocuk robin olmaya çalışsa da romeoluktan vazgeçemiyor bir türlü. ne kadar zor bir durumun içine düşse bile sevdiği kıza verdiği sözden dönemeyecek kadar romeo hem de 🙂

      son bölümü ben de çok severek yazdım, senin de beğenmene çok sevindim canım.. yeni bölümde görüşmek üzere 🙂

  2. hikaruivy dedi ki:

    Harika, harika, harika!!! Bayıldım, tek kelimeyle bayıldım! ^^ Ne kadar romantik, ne kadar komik, nasıl güzel bir bölümdü böyle, ellerine sağlık canım!! ^^

    Önce koptuğum yerler:
    -“Elimize kondom falan vermesinler sonra son anda” – Ahahah, muzip oğlan! 😀 😀 (Haklılık payı da var tabii 😉 )
    -Sora’nın doğumgününde Jun Suh’nun kızı bozması, Jung Woo’nun şarkı söylediği sahne, ve tabii Jun Suh’nun o pahalı kolyeyi kızın boynundan alıvermesi (kih kih, aslanım Robin! :D)
    -O tişörtler, ah o tişörtler yok mu?! Ben de istiyorum yaa, süpermiş cidden! 😀 Nerden de buldun, hikayeye acayip oturmuş.
    -Yaşlı çiftin numarası da süperdi! Bizimkileri iyice birbirlerine yakıştırdılar, oh canıma değsin! 😀

    Ve o son sahne: Ahhh, öldürdün beni masalcım, inanılmaz derecede romantikti. Hele hele bölümün ilk kısımlarıyla bağlantı kurunca daha da bir harika oldu: Byeol’ün rüyası, Jun Suh’ya söz verdirmesi, onun da çaresiz durumuna rağmen sözünden dönmemesi… Bir yandan şarkı söyleyip bir yandan ağladığı halini gözümün önüne getiriyorum da, Offf, acayip tatlı yaa!… Byeol bu manzarayı görüp halen daha aşkını itiraf etmese şuracıkta çat diye çatlardım; o kuzu o halde görülür de öpücüklere boğulmaz mı hiç, aferin Byeol yavrum! 😀 😀 Size de teşekkür ediyorum senarist hanımcım, bu muhteşem finali defalarca okuyacağıma eminim ^^ Ayrıca her zaman müzik seçimlerin çok iyi oluyor ama bu bölümde kendini aşmışsın, her parçayı sonuna kadar dinlemeden geçemedim. Ellerine sağlık canım, yeni bölümde taze aşıkların hallerini görmek için sabırsızlanıyorum! 😉

    • masalevi dedi ki:

      ayy işte şimdi gerçekten mutlu oldum yaa, senin gibi hikayeleriyle harikalar yaratmış bi yazardan bunları duymak beni mest etti.. çok teşekkürler canım..

      – kondom meselesi my sassy girl’den aklımda kalmıştı, bizim zavallı çocuğun cebine kondom koymuştu biri de kızın babası yakalamıştı 🙂

      – yoon sora’ya Koreli Simge dedi Seda, haklı da dimi 🙂 bu olayla birlikte jun suh arkadaşlarının ne şartlarda çalıştığını falan görmüş oldu, kararlarını bir daha düşündü falan.. wom bin de ft island’ın en sevdiğim üyelerinden ya, yazarken ben bile sinirlendim şımarık kıza sorma 🙂

      – tişörtler güzel dimi 🙂 internette karşıma çıktılar yaa, jun suh’nun üzerinde hayal ettim bi de.. yeppudaa 🙂

      – bu Koreli sempatik çiftler var ya dizilerde de çok hoşuma gidiyorlar sıkasım geliyor yanaklarını.. bizim şapşalları anca onlar yola getirir 🙂

      daha fazla kıyamadım bizimkilere ya, çok süründüler yeter artık.. bu hikayeyi önceden yazmış olduğum için her şey birbiriyle bağlantılı oluyor, bu konuda hiçbir zorluk çekmiyorum.. insan birini sevdiğini ancak onu kaybetmekten ya da ona bir zarar gelmesinden korktuğunda anlıyor.. odunsugiller familyasından gelen kızımız byeol bile jun suh’ya zarar gelmesinden korktuğu an yelkenleri suya indirdi.. hele ki böylesine zor bir durumun içine girdiğinde bile sevdiği kıza verdiği sözden dönmediğini görünce daha fazla dayanamadı.. bir de jun suh şarkı söyleyince.. bu sahne daha hikaye fikri yeni ortaya çıktığında bile aklımdaydı; dört duvar arasında sesi koridorlarda çınlayan honggi!! off düşünmesi bile güzel 🙂

      13. bölüme kadar sizleri az bekletmedim, bu romantik finalle kendimi affetmişimdir herhalde 🙂 bu şahane yorumun için çook teşekkürler, yeni bölümde görüşürüz canım 🙂

  3. NK dedi ki:

    Uzun bir aradan sonra dönüşün muhteşem oldu harika bir bölümdü:) sonunda eridim resmen gözümün önünde gerçekleşti sanki hersey hong ki’cik gözümün önünde ağlaya ağlaya şarkı söyledi cok dokunakli ama bir o kadarda romantikti. tabi sadece sonu degil dogum gunünde arkadasa yapılan jest(ki bu sayede won bin’in yetenekleri de azda olsa ortaya çıktı:)),byeol’e verilen soz hepsi ayrı ayrı cok iyi düşünülmüş:) yeni bölüm çabuk gelir ins merak içerisinde bekliyorum:)

    • masalevi dedi ki:

      evet ya çok haklısın; son birkaç bölüm ara hikayelerden, geçiş kısımlarından oluşuyordu hep.. bu bölümde düğümü çözüdük sonunda 🙂 bu bölümün son sahnesi daha hikaye fikri ortaya çıktığında bile aklımdaydı.. hongginin çıplak sesini duyan bir kızın ona hayır demesi mümkün mü hiç 🙂 jun suh’nun şımarık kızın kolyesini çaldığı sahnede ben bile yazarken içimden “oh olsun sana gıcık şey” dedim.. kendimi kaptırdım 🙂

      güzel yorumun için çok teşekkürler canım, yeni bölümde görüşürüz, bi an önce yazmaya çalışacağım 🙂

  4. makinosev dedi ki:

    yüreğim ağzıma geldi hong ki hırsızlık yapacak diye :S neyse ki kıymadın çocuğa 😀 yani byeol kızım aferin sana sana kötü diyenler utansın 😛 😀
    romantik sahnelerde de bittim resmen 😀 part-time iş sırasında zaten gaza gelmiştim bir de üstüne o stüdyo sahnesinde mest oldum, “gel ablam gel oy oyy” diye inlettin okurları masalım 😀 😀 ki en sevdiğim jön modelidir ağlarken kendini öptürtten oppalar :))))))))))))))))
    o çift tshirtlerine de bayıldım, hele o eldivenler on numara, kadıköyde üzerinde kalp motiflisini görmüştüm ben o eldivenlerin biliyor musun? 14tl yada 24tl idi galiba 😀 oppam yok ki alıp ısınayım, kaldı öyle işte (“benim ellerim hep kurudur oppa, gel eldivenle o yüzden, tut biraz” 😛 bkz: hikaye by kaktus cahit külebi 😛 ) 🙂 şimdi burda görünce eridim gittim masalım valla, oyşş ne de sıcak tutar o eldivenler 😀
    neyse salyalarımı topladım çingum, en sevdiğim bölüm oldu bu, şarkılar arasında Animal Instinct’te vardı ya harikasın 😉
    sonraki bölümde görüşürük 😀

    • masalevi dedi ki:

      bizim jun suh’muz hiç verdiği sözden döner mi dimi amaa 🙂 ben de yazdıklarıma fazla kaptırdım kendimi haa, yani bizim oğlan artık Robin Hood değil de Romeo olarak karşımıza çıkacak 🙂

      “ağlarken kendini öptürtten oppalar” ahahaha ya bu model işte bizi bizden alann 🙂 Byeol’ün yerine kendimi koydum ve yazdım düşün artık bendeki gazı 🙂 bebenin sesi gözyaşları falan derken romantizme verdik kendimizi hayırlısı 🙂

      ahaha kaktüs cahit külebi ne dramatik bi şiir söyledin öyle oppan bunu duysa bi dakka duramaz o yad ellerde 🙂 yaa şu eldivenlerden takmak bana da nasip olmadı daha.. bu yaştan sonra da muhtemelen ergen işi diyerek takmayız, anamm nasıl da mahrum kaldık baksanaa 😦 neyse çocuk ruhlu bi oppamız olursa neden olmasın 🙂

      animal instinct dinlerken yazıyordum o sahneleri, dedim bu şarkı olur buraya, spontane şeyler kardeşim 🙂

      yeni bölümde görüşürüz makinom, haftalar sonra internete girince ilk yorumunu görmek iyi geldi^^

  5. Oh Yoon Joo dedi ki:

    Aşk, intikam ,nefret hepsi bir arada bir bölüm umudum varken 😛 Şaka bir yana ne bölümdü o öyle (:

    Byeol’a sen çekil kız aradan ben teselli ederim kuzuyu dedim de alamadım vantuzlarından Jun SuH’a 😦 Ah Ulen SMA ne çekiyorum senden ! Herkes romantizmde zirveye ulaşmış hikaye de ben andee diye çığlık atabildim en fazla 😀 Herkesin üzüntüden harap olduğu bölümlere kıskıs gülerken 32 diş göstererek sevindiği bölümlerde saç baş yolduruyorsun bana resmen.

    Çok sevdim bu bölümü ben (: Gelecek bölümde ikiliyi HAneul e baskın verme usulü ile SMA saçı yoldurursan süper olacak canım 😀

    Ellerine sağlık

    • masalevi dedi ki:

      ah be yoon joom, güzel cadım senin bu asma sendromun ne olacak yau 🙂 tüm okurların merakla beklediği romantik bölümlerde saç baş yoluyorsun ama ne yapacağız biz ottukee 🙂 bu bölümden sonra bu kızın yerine başkasını düşünmeni tavsiye ediyorum, yoksa saçlarına yazık olacak dimi ama 🙂

      bölümü beğenmene çok sevindim.. gelecek bölümde görüşmek üzere canım 🙂

  6. winpohu 'ca dedi ki:

    finale kdar çok duygusaldı dram dram gidiyoruz diye korktum ama finalde iyi bir şey oldu 🙂
    ne olacak şimdi parasızlık da zor hırsızlıkta yapamaz bu çocuk arafta kaldı hadi hayırlısı 🙂

    • masalevi dedi ki:

      finalde sevenler kavuştu sonundaa 🙂 bu kadar üzülmesine dayanamadım kuzumun.. para meselesi de çözülecek sayın okurum merak etmeyin, bu da yazardan canlı canlı spoiler 🙂

  7. kimbapsushi dedi ki:

    Jun Suh Sora’nın kolyesine el koyunca içimin yağları eridi.
    Jun Suh ve Byeol’un tanıtım muhabbeti çok sevimliydi, kıyamam gariplerime. Tabi Byeol’un rüyasının beni kıllandırdığını da unutmayayım, onun altından bir şey çıkacak gibi diyordum ki şu parayı vermeyen adam korkuttu. Neyse ki sonucunda iyi bir şeye vesile oldu o salak adam.
    Byeol yapması gerekeni yaptı, aferin ona. Ama benim aklımda yine Min Hyung var, valla çocuk benim kadar üzülmezdi sanırım. Byeol ona çok büyük haksızlık ediyor çok, hele o özlediğini söylediğinde karşılık beklemesi…
    Eline sağlık, kilit bir bölümdü bakalım son düzlükte neler olacak 😀

    • masalevi dedi ki:

      sora ne uyuz kızdı dimi ya, nomuyeppudaa ona Koreli Simge lakabını takmıştı, mağdurum da mağdurum 🙂

      byeol iyi ki görmüş o rüyayı aslında, yoksa bu kadar endişelenmeyecekti. paralarını alamamaları da iyi bir şeye vesile oldu haklısın, ama min hyung oyy 😦 ben de yazarken onu düşünüyordum hep, kıyamam derken kıydım sanırım 😦 ama onun aşk acısını da dindirecek biri olur elbet değil mi okurcum 🙂

      senin de eline sağlık, ben hemen yeni yorumlarımı okuyayım 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s