12. Bölüm: Artık bu oyunu sürdürebileceğimi sanmıyorum..

Shining Inheritance-Love is Punishment

Mekan ıslık ve çığlıklardan yıkılacaktı adeta.. Durumun farkına varan Jun Suh geri çekilmeye çalışsa da Ha Neul tek koluyla onu sıkıca kendisine çekmeye devam ediyordu. Jun Suh daha fazla dayanamayıp kızın kolunu üzerinden çekti. Ha Neul hiç de beklediği gibi utangaç ya da şaşkın değildi; öfke dolu ve kendisinden emin bir bakış vardı yüzünde. Tıpkı Byeol gibi bakıyordu o anda..

Min Hyung dehşet dolu gözlerle sahneye bakıyordu. “Yanlış mı görüyorum?” diye söylenerek daha da dikkatli baktı, evet o kız Ha Neul’dan başkası değildi..

Aynı şekilde sahneye kilitlenmiş olan Byeol bir anda elinin bırakıldığını hissetti. Min Hyung hızla yanından uzaklaşmış, sahneye doğru yürüyordu. Ha Neul’ın yanına kadar gelip hışımla kolunu tuttu:

“Yürü!”

Ha Neul cevap veremeden Min Hyung’un arkasından sürüklenmişti bile. Jun Suh tek kelime edemedi bu durum karşısında. Çünkü patron karşıdan ona bakıyor “Devam etsene!” dercesine el kol hareketleri yapıyordu. Jun Suh arkadaşlarına göz kırpıp şarkı söylemeye devam etti. Gözü bir yandan da Byeol’deydi, çünkü kız hala olduğu yerde hareketsiz duruyordu..

Min Hyung Ha Neul’ı kapının dışına kadar götürdü, daha da yürümeye devam ederken kız çocuğun kolunu silkeledi:

“Yaa! Ne yapıyorsun sen?”

Min Hyung sinirle arkasına döndü:

“Asıl sen ne yapıyorsun? Biraz önceki rezillik de neydi öyle?”

Ha Neul kendisini toparlamaya çalıştı, beklediği an gelmişti işte..

“Bu seni hiç ilgilendirmez? Sen ne hakla bana karışabiliyorsun ki?”

Min Hyung bu sözler karşısında daha da öfkelendi:

“Nasıl böyle konuşabiliyorsun? Aklını mı kaybettin? Onca insanın içinde daha yeni tanıdığın bi çocukla öpüştün Park Ha Neul farkında mısın??”

Ha Neul amacına ulaşmıştı işte, Min Hyung’un sinirden sesi titriyordu..

“Onunla ne zaman tanıştığımı nerden biliyorsun? Hem.. Sevgilimle öpüşmemin nesi yanlış ki??”

“Sevgilin mi? Tüm bunları neden yaptığını biliyorum Ha Neul, lütfen daha fazla saçmalama.. Üzülmeni hiç istemiyorum..”

“Tüm bunların seninle bir ilgisi yok.. Benim için endişelenmeni falan da istemiyorum. Sevgilin içeride değil mi hem, onu daha fazla bekletme istersen..”

Ha Neul cevap beklemeden hızlı adımlarla içeri geçti. Onun bu tavrı Min Hyung’u daha da sinirlendirmişti:

“Tae Woo ajusshi ile konuşacağım tüm bunları!” diye bağırdı arkasından. “Yanlış bir şey yapmana izin vermeyeceğim Ha Neul!!”

Ardından o da içeri girdi. Byeol yerinden bir adım bile kıpırdamamıştı. Min Hyung kızın yanına gelip:

“Kusura bakma” dedi. “Başka bir yere gidelim istersen..”

“Olur..” dedi Byeol sessizce. İkili arkalarına bakmadan bardan çıktılar daha sonra.. Onların çıktığını gören Ha Neul da çantasını alıp mekanı terketmek zorunda kaldı, onca insanın gözleri üzerindeyken burada daha fazla duramazdı..

Min Hyung ve Byeol bir çadıra geçip bir şeyler atıştırmaya karar verdiler. Byeol birkaç dakikanın ardından sessizliğini bozdu:

“Ha Neul’ın Jun Suh ile öpüşmesi seni neden bu kadar çok kızdırdı?”

Min Hyung derin bir nefes aldı:

“Çünkü.. Çünkü Ha Neul’ın sırf beni kızdırmak için böyle davrandığını biliyorum, yoksa o asla böyle bir kız değildir.. Korkuyorum Byeol, o öylesine temiz kalpli ki, birilerinin ona zarar vermesinden korkuyorum..”

Bunları söyledikten birkaç saniye sonra Byeol’e döndü ve:

“Tabii” dedi, “Sen bilmiyorsun.. Ha Neul.. Beni sevdiğini söylemişti birkaç ay önce.. Ben onu reddedince de bana karşı tavır aldı.. Bugüne kadar susmuş olsam da bu gece yaptığı şey bardağı taşıran son damla oldu..”

Byeol elinde olmadan gülümsedi, Min Hyung ona açıklama yapmaya çalışıyordu..

“Korkmana gerek yok..” dedi. “Jun Suh ona asla zarar vermez.. O kimseye zarar verecek biri değil.. Ona güvenebilirsin..”

“Bilmiyorum..” dedi Min Hyung. “Bu çocuk birkaç ay öncesine kadar Tae Woo ajusshinin kafesinde çalışıyormuş. Sonra kovulunca olay çıkarmış, kafedekileri tehdit etmiş falan.. Ha Neul’ın etrafında dolaşması bana tesadüf gibi gelmiyor..”

Byeol bu sözler karşısında oldukça şaşırmıştı.. Aslında çocuk haklıydı, tüm bunlar bir tesadüf değildi, ama Jun Suh’yu ne kadar da yanlış tanıyordu..

“Ben Jun Suh’yu tanıyorum” dedi kendinden emin bir sesle. “O düşündüğün gibi biri değil merak etme..”

Min Hyung bir şeyler anlatmaya devam ediyor, Byeol bir türlü kafasını veremiyordu. “Neden?” diye soruyordu içinden sadece. “Neler oldu orada öyle? Jun Suh ne yapmaya çalışıyor?..

***

Haluk Levent-Zifiri 

Jun Suh’nun performansını tamamlar tamamlamaz ilk yaptığı şey Ha Neul’ı aramak oldu, ama telefonu kapalıydı.

“Evine gitsem olmaz..” dedi içinden. “Ne yapsam ki?”

Düşünceli bir halde barın kapısından çıkarken cılız bir sesle kendine geldi:

“Jun Suh-ssi..”

Sağına dönen Jun Suh kaldırım taşına oturmuş olan Ha Neul’ı gördü.

“Yaa Ha Neul-ah! Bu soğukta neden dışarıda oturuyorsun? İçeri girseydin ya!”

“Giremem” dedi kız sessizce. “Herkes bana bakıyor..”

Jun Suh kolundan tutup yavaşça kaldırdı kızı.

“Üşümüşsün.. Hadi evine götüreyim seni..”

“Hayır” dedi Ha Neul. “Bir şeyler içelim mi gitmeden? Gitmek istemiyorum Jun Suh-ah..”

Jun Suh başını salladı.

“Uzaklaşmayalım fazla” diye ekledi Ha Neul. “Yakınlarda bir arkadaşımda kalacağım bu akşam..”

İkili birkaç saat önce Min Hyung ve Byeol’ün gittiği çadıra geçtiler. Ha Neul’ın yanakları kıpkırmızıydı. Başkaları kızın soğuktan kızardığını zannedebilirdi, ama Jun Suh onun ne kadar utandığını fark edebiliyordu.

“Özür dilerim Jun Suh-ssi..” dedi neredeyse duyulamayacak kadar kısık bir sesle. “İş yerinde, onca insanın içinde seni zor duruma soktum..”

“Önemli değil..” dedi Jun Suh. “Özür dilemene gerek yok, seni anlıyorum..”

“Anlıyor musun?”

“Evet.. O çocuk için.. Min Hyung songseng için yaptığını biliyorum..”

Ha Neul’ın gözleri doldu, ağlamak üzereydi:

“Evet..” dedi. “Ben bu haldeyken sevgilisiyle mutlu mesut takılması sinirimi bozdu.  Bu kadar düşüncesiz davranabilmesi canımı sıktı anladın mı? O da üzülsün istedim..”

Jun Suh elinde olmadan gülümsedi, Ha Neul anlamaz gözlerle bakıyordu çocuğa.

“Neden gülüyorsun?” diye sordu.

Jun Suh gülmeye devam ediyordu:

“Sen benden özür diliyorsun ya, asıl benim sana teşekkür etmem lazım.. Düşüncesizin birine daha güzel bir ders verdim sayende..”

Ha Neul çocuğun gözlerine bakıp:

“O kız değil mi?” diye sordu. “Min Hyung’un sevgilisine nasıl baktığını gördüm..”

Jun Suh cevap vermedi. Duygularını bu denli belli ettiği için kendine kızıyordu sadece, tek suçlu kendisiydi..

“Yaa susmasana!” diye bağırdı Ha Neul. “Değerimizi bilmeyen insanları sevmemiz bizim suçumuz değil.. Kendini suçlama sakın..”

“Canım çok yanıyor..” dedi Jun Suh. “Kendime engel olamıyorum..”

“Haline şükretmelisin..” dedi Ha Neul gülümseyerek. “Bir de beni düşünsene, ilk gördüğüm günden beri seviyorum onu.. Başka kimseyi sevemedim ben, kime bağlanmaya çalışsam onu gördüm, herkesi onunla kıyasladım, olmadı yapamadım Jun Suh-ah.. Lanetli miyim neyim anlayamıyorum bir türlü..”

Jun Suh kızın kolunu tutup:

“Saçmalamasana..” dedi. “Ne dedin biraz önce, bu yaşadıkların senin suçun değil..”

Ha Neul ıslanan gözlerini sildi:

“Yaa başka şeylerden bahsedelim Jun Suh-ah, ilk aşkını anlatsana bana, ya da hiç aşık oldun mu bundan önce?”

“Bilmiyorum” dedi Jun Suh düşünceli bir ses tonuyla. “Eğer şu an hissettiğim şey aşksa, sanırım daha önce hiç aşık olmadım ben.. Yalnız.. Birine öyle çok güvenmiştim ki.. Onsuz yaşayamam zannetmiştim.. Ama hayatta en kötü şeyleri yaşadıktan sonra anladım ki kimseye güvenmemek gerekliymiş..”

“Anlatsana.. Ne oldu sonra?”

“Önce annemle babamı kaybettim, sonra okulu bıraktım, en sonunda da kenar semtlerden birine taşınmak zorunda kaldım. Ve gün geçtikçe daha az aramaya başladı beni.. Önce haftada bir, sonra iki haftada.. Sesi bir yabancının sesine dönüşüyordu git gide. Ve son gönderdiği mesajda “Yapamıyorum” yazdı. “Özür dilerim ama devam edemiyorum..”

“Nasıl yani?” diye bağırdı Ha Neul. “O kötü günlerinde seni terk etti ha? Bence sevinmelisin Jun Suh-ah, kurtulmuşsun o kızdan..”

“Bırakalım bunları..” dedi Jun Suh elindeki bardağı kaldırıp. “Gelecek güzel günlere içelim..”

Kadeh kaldırıp saatlerce o çadırda oturup sohbet ettiler. Son konuşmaları sohbetten çok saçmalama kıvamındaydı tabii. Özellikle Ha Neul küp gibi sarhoş olmuştu. Jun Suh kızı kaldırmaya çalıştı:

“Ha Neul-ah.. Arkadaşının evi neredeydi, söyle de götüreyim seni..”

Ne yapsa boştu, kız çoktan sızmıştı.. Jun Suh “Ne yapmalıyım?” diye düşündü. “Evine götürsem babası bu sefer bana neler yapar tahmin bile etmek istemiyorum.. Bizim eve götürsem babaannemin gazabından kurtulamam! Ee nereye götüreceğim ben bu kızı?”

Otele gitmekten başka bir çaresi kalmamıştı. Kızı sırtlandığı gibi en yakın ve en ucuz otelin yolunu tuttu!

Otel girişindeki adamın yüzündeki o tuhaf gülümsemeyi fark eden Jun Suh gülsün mi sinirlensin mi bilemedi.. Birden aklına “My Sassy Girl”deki çocuğun dramı gelince gülmekten kendisini alamadı ama..

Yatağın üzerine Ha Neul’ı bıraktığı an yorgunluktan öldüğünü fark etti, kan ter içinde kalmıştı. “Bir köşede kıvrılsam ben de..” dedi içinden. Ne mahzuru vardı ki burada kalmasının?

“Jun Suh-ahh..”

Arkasına dönen Jun Suh Ha Neul’ın yataktan doğrulduğunu gördü. Kız kendinden değildi ve boş gözlerle çocuğa bakıyordu.

“Beni odama kadar getirdin mi Jun Suh-ah?.. Teşekkür ederim.. Teşekkür ederim..”

“Yaa Ha Neul! Burası odan değ..”

Jun Suh cümlesini tamamlayamamıştı çünkü Ha Neul kolundan tutmuş çekiyordu onu..

“Çok yalnızım Jun Suh-ah.. Beni bırakma olur mu?”

Zar zor konuşabiliyordu. Çocuğa yanına çekip ayağa kalktı. Önce biraz sendelese de ayakta kalabilmeyi başardı. Ve çocuğun gözlerine bakarak kendi gömleğinin düğmelerini teker teker açmaya başladı..

Jun Suh şaşkın gözlerle izliyordu kızı, çok sarhoştu ve muhtemelen yarın sabah bu yaptıklarını hatırlamayacaktı bile. Ama gözleri o kadar kararlı bakıyordu ki..

Ha Neul gömleğini çıkarmıştı bile. Çocuğa sıkıca sarılıp dudaklarını onun dudaklarına doğru yaklaştırdı..

Jun Suh bir an paniğe kapıldı. Ne yapıyordu bu kız böyle? Ve o ne yapmalıydı?

Birkaç saniye içinde tuhaf tuhaf şeyler geçti aklından. Bu gece Ha Neul’ın istediği gibi bitse her şey sona ermiş olurdu. Hem Byeol’ün istediği de olurdu işte, onu en kötü şekilde terk etmesini istememiş miydi o da? Bu saçma oyun da bitmiş olurdu böylece, “Kalp hırsızı Jun Suh” olmazdı artık bu sayede..

Ha Neul’ın dudaklarını hissettiğinde birden kendine geldi. Neler düşünüyordu böyle? Nasıl bu denli saçmalayabiliyordu?

Yavaşça kızı kendinden çekti, Ha Neul boş gözlerle ona bakmaya devam ediyordu. Jun Suh gülümseyerek kıza sarıldı. Daha sonra yavaşça yatağa yatırdı, Ha Neul derin bir uykuya dalmıştı bile..

Jun Suh biraz önce aklından geçenleri düşündükçe kendisinden nefret ediyordu. Yaşadıkları onu ne hale sokmuştu böyle?…

***

 FT island-The Angel and the Woodman

Byeol gözlerini açar açmaz saate baktı. Daha uyuyalı 4 saat olmasına rağmen nasıl da bu saatte uyanabilmişti. “Jun Suh geldi mi acaba?” diye geçirdi içinden. Yoksa gelmemiş miydi? Bütün geceyi nerede geçirmişti acaba? Yoksa?…

Saçma sapan kuruntularından kendisi bile korktu bir an. Belki de Jun Suh yukarıda yorganına sarılmış uyuyordu. Neler de uydurabiliyordu birkaç saniyede böyle?

Hayır kesinlikle uyumuyordu, çünkü Jun Suh bahçe kapısından giriyordu tam da o anda!

Byeol yataktan fırlayıp hiç düşünmeden kapıyı açtı. Jun Suh dün geceki kıyafetleriyle tam da karşısındaydı işte. Birkaç saniye öylece bakıştılar.

“Günaydın” dedi Byeol. “Şeyy ben de yiyecek bir şeyler… almaya gidiyordum..”

Jun Suh sadece başını salladı. Tek kelime etmeden yukarı çıkmak için birkaç adım atmışken:

“Senn..” dedi Byeol. “Gece dışarıdaydın herhalde.”

“Evet” dedi Jun Suh arkasına dönüp. Bir.. arkadaşımlaydım..”

Byeol ne diyeceğini bilemiyordu. Konuya nasıl gireceğini düşünürken pat diye ilk aklına geleni söyleyiverdi:

“Ha Neul’ı gördün mü dün gece? Yani.. Performansından sonra.. Hani siz ikiniz.. Öpüştünüz..”

Gittikçe daha da batıyordu. Nereye gideceği belli olmayan bu cümleyi sessizce kesiverdi.

“Gördüm” dedi Jun Suh. “Canı çok sıkkındı. Konuştuk biraz..”

Yine kısa bir süre sustular. Byeol ona hesap soracak en son kişi olduğunu bildiği için bir türlü aklındaki soruyu soramıyordu. Sessizliği bozan kişi bu kez Jun Suh oldu:

“Byeol-ssi.. Ben sana bir şey söylemek istiyorum..”

“Dinliyorum” dedi Byeol titrek bir sesle. Duyacağı şeylerden çok korkuyordu oysa ki..

“Ben anlaşmamızı bitirmek istediğimi söyleyecektim. Şu kalp hırsızlığı meselesini yani.. Artık bu oyunu sürdürebileceğimi sanmıyorum..”

“Neden? Yani devam edeceğini söylemiştin.. Daha geçen gün öyle demiştin bana..”

“Özür dilerim.. Yapamayacağıma karar verdim. Bana verdiğin tüm paraları sana iade edeceğim merak etme.. Başka ne istiyorsan yapabilirim, sözümden döndüğüm için çok özür dilerim..”

Byeol sesini yükseltmeye başlamıştı:

“Neden peki? Bir sebebin olmalı Jun Suh-ah!”

“Çünkü o tüm bunları haketmeyecek kadar iyi bir kız.. Ona bunu yapamam. Bana güveniyor. Ben de güvenini yıkarsam tutunacak kimsesi kalmayacak..”

“Tek sebep bu yani?”

Byeol o son ihtimali duymak için inatla soru sormaya devam ediyordu Jun Suh’ya. Jun Suh onun amacını anlamış olsa da yalan söylemek istemiyordu.

“Hem.. Beklediğim fırsat dün ayağıma gelmişti.. İstesem bugün anlaşmamızı başarıyla sona erdirmiş olabilirdim.. Yapamadım..”

Bu da ne demekti şimdi? Dün derken dün geceyi kastediyordu Jun Suh büyük ihtimalle. Byeol bir türlü anlayamıyordu. Bunu yapamam demek: “Ben dün gece beklediğim fırsatı yakaladım ama onu sevdiğim için terk edemedim” mı demekti yoksa: “Dün gece beklediğim fırsatı yakaladım ama o bunu haketmediği için ona kötülük yapmak istemedim” mı demekti. Byeol tüm bunların ne anlama geldiğini düşünürken Jun Suh yukarı çıkmaya başlamıştı bile.

“Ben getirmedim” diye bağırdı Byeol. “Dün gece.. Min Hyung’u bara ben getirmedim. Tabelayı gördüğüm ana kadar oraya gideceğimizi bilmiyordum. Yemin ederim..”

Jun Suh sessizce başını sallayıp eve girdi. Byeol ise kafasındaki tüm karmaşayla birlikte olduğu yerde düşünmeye devam etti..

*

Babaannesi ile Jung Suh kalkmış kahvaltı ediyorlardı. Jun Suh gülümseyerek yanlarına oturdu.

“Nerelerdesin sen?” diye sitem etti yaşlı kadın. “Yüzünü gören cennetlik son günlerde..”

“Bir arkadaşımın yanında kalmak zorundaydım babaanne” dedi Jun Suh ağzındaki pirinçleri yutmaya çalışarak.

Jung Suh kıs kıs gülmeye başladı:

“Yoksa kız arkadaşında mı kaldın oppa?”

Jun Suh elindeki kaşıkla kızın kafasına vurup:

“Sen okula gitmiyor musun?” diye bağırdı. “Her ay bir sürü para yatırıyoruz o okula, 5 dakika bile geç kalmaman lazım!”

“Yemek yemeden mi gideyim?” diye bağırdı kız. “Hem senin gelmeni bekledim. Bir şey isteyecektim de senden..”

Sesini oldukça sevimlileştiren kız ayağa kalkıp Jun Suh’nun boynuna sarıldı. Jun Suh ise merak dolu gözlerle babaannesine baktı:

“Bana sorma” dedi yaşlı kadın. “Siz aranızda halledin..”

“Söyle bakalım..” dedi Jun Suh.

“Oppağğğ!! Bugün Ji Hyo’larda kalabilir miyim? Lütfennn!!!”

“Bu muydu derdin?” dedi Jun Suh gülümseyerek. “Kal bakalım.. Ama yarın okuldan çıkar çıkmaz eve geliyorsun küçük hanım!”

“Teşekkürler abicimmm!!” diye bağırıp oppasını öpücüklere boğdu Jung Suh. Ardından çantasını alıp hızla evden çıktı. Çıkar çıkmaz da telefonunu eline alıp neşe içinde konuşmaya başladı:

“Yaa Ji Hyo-ahh! İzni kaptım! Tamam! Bu gece çok eğleneceğiz!!”

***

  Big Bang-Haru Haru 

Byeol bugün neden bu kadar çok yorulduğunu anlayamıyordu bir türlü. Gözü sürekli saatteydi. “Bir an önce mesaim dolsa da eve gidip yatsam” diyordu içinden. Kapıdan giren müşteriyi selamlamak için eğilip doğrulduğunda karşısında Min Hyung’u gördü:

“Selam!” dedi genç adam elindeki tek bir gülü kıza uzatırken. Bir yandan Ha Neul’ın oralarda olup olmadığını anlamak için etrafını inceliyordu.

“Merhaba” dedi Byeol.

Min Hyung masalardan birine geçerken:

“Seni eve bırakmaya geldim.. Aslında.. Sinemaya gideriz diye düşünmüştüm ama.. Çok yorgun görünüyorsun..”

“Evet” dedi Byeol. “Çok bitkinim bugün. Hemen eve gidip uyumak istiyorum.. Mesaimin dolmasına yarım saat var, bir şeyler içmek istersin değil mi?”

“Bir filtre kahveye hayır demem” dedi çocuk gülümseyerek. Onun bu hayat enerjisi Byeol’ü her zaman şaşırtmayı başarıyordu..

O anda odasından çıkmakta olan Tae Woo gülümseyerek Min Hyung’un yanına geldi:

“Merhaba evlat! Ne zamandır görünmüyordun??”

Min Hyung kalkıp selam verdi önce:

“Çok yoğunum bugünlerde.. Aslında sizinle bir şey konuşmak için geldim de denebilir..”

Adam merakla çocuğun masasına oturdu:

“Seni dinliyorum..”

“Ben.. Ha Neul hakkında konuşacaktım.. Bugünlerde.. Onu sürekli bir çocukla görüyorum.. Hani şu garson çocuk.. Hatırlıyorsundur..”

“Evet..” dedi Tae Woo. “O çocukla bayağı yakın arkadaş oldular biliyorum.. Ama fazla üzerine gidemiyorum.. Çok hassas bugünlerde. Sürekli ağlıyor.. Canı bir şeye sıkılıyor ama bana da anlatmıyor.. Seninle de arası bozuk sanırım..”

“E.. Evet.. Biraz.. Tartışmıştık biz..”

Tae Woo çocuğun yanına daha da yaklaşarak elinin üzerine elini koydu:

“Min Hyung-ah.. Sen ona bakma.. Daha çok genç ve tecrübesiz.. Ona göz kulak ol yalvarırım.. Senden başka güvenebileceğim kimse yok..”

Byeol çıkmak için hazırlanıp Min Hyung’un yanına gelmişti bile. Min Hyung birkaç dakika daha konuştuktan sonra ayağa kalktı ve ikili Tae Woo’ya veda edip kafeden çıktılar. Hemen eve gitme niyetinde olan Byeol yine dayanamayıp yemek yemeye karar verdi. Min Hyung’un neşeli sohbetiyle kafasını biraz olsun dağıtabilmişti.. Yoksa düşünmeye başladığı an korkunç şeyler bir anda beynine hücum etmeye başlıyordu..

Min Hyung da ondan farklı değildi aslında. Aklında hep dün gece gördüğü o sahne vardı. Ama Byeol’ün Ha Neul konusunda ne kadar hassas olduğunu anladığı için susuyordu, susmak zorundaydı..

Karınlarını doyurup eve doğru yol aldılar en sonunda. Byeol bu arabada yolculuk etmeyi çok seviyordu.. Rüzgarda savrulan saçlarını umursamaksızın başını arabanın camından dışarı çıkardı. Min Hyung gülümseyerek:

“Yaa!” diye bağırdı. “O kadar eğilme!!”

Byeol bir anda çocuğa dönüp:

“Dursana!” diye bağırdı. “Çabuk!!”

Min Hyung panikle frene bastı. Byeol hızla kapıyı açıp koşmaya başladı. Tabii ardından hiçbir şey anlamayan Min Hyung da..

Byeol ara sokağa girdiğinde bir çocuğun bir kızı zorla arabasına bindirmeye çalıştığını gördü, dikkatlice baktığında emin oldu, Jung Suh’ydu bu kız!!

“Yaa!” diye bağırdı. “Sen!! Bıraksana o kızı!”

Kızı çekiştirmekte olan çocuk arkasına döndü, o anda Byeol’ü gören Jung Suh koşarak kızın yanına geldi:

“Unniii!!”

“Sana ne oluyor be!!” diye bağırdı çocuk elini kaldırıp. “Ne karışıyorsun??”

“Sen önce büyüklerinle konuşmayı öğren!” diye bağırdı çocuğun havadaki elini tutan Min Hyung. Çocuk bir anda kıpkırmızı olmuştu:

“Tamam.. Tamam bırak kolumu.. Gidiyorum..”

Kolunu kurtaran çocuk sinirle Jung Suh’ya dönüp:

“Görüşürüz..” dedi ve arabasına binip oradan uzaklaştı.

Jung Suh bir anda Byeol’ün omzuna kapanıp deli gibi ağlamaya başlamıştı..

“Sakin ol küçük hanım” dedi Byeol kızın başını okşarken. “Bana anlatacakların var daha..”

***

Jun Suh düşünceli adımlarla evine giden yokuşu çıkarken ne tuhaf bir gün geçirdiğini düşünüyordu. Sabah erkenden Ha Neul kendisini aramış dün gece neler olduğunu sormuştu. Jun Suh’nun bıraktığı notu okumuş, şaşkınlık içinde onu telefona sarılmıştı hemen.. Kız resmen çadırdan çıktıkları andan sonrasına dair hiçbir şey hatırlamıyordu!

“Böylesi daha iyi oldu” dedi Jun Suh içinden. Olanları hatırlamak onu üzmekten başka bir işe yaramazdı zaten.. Daha sonra O, Ha Neul ve diğer grup elemanları kendilerine albüm yapacak olan yapımcının yanına gitmişlerdi. Adam daha dinlediği ilk andan itibaren Jun Suh’nun sesine hayran kalmıştı. Ufak bir single ile onun peşini bırakmayacağı gün gibi belliydi! Ama Jun Suh’nun içi hala rahat değildi. Ait olmadığı bir yerde gibi hissediyordu kendisini.. Bir türlü rahat bir nefes alıp her şeyi akışına bırakamıyordu.

Bahçeden girer girmez gözü Byeol’ün pencerelerine takıldı. Kapkaranlıktılar.

“Evde yok..” dedi sessizce. “Belki yine çıkmışlardır..”

Kendisini buna alıştırması gerekliydi artık. Acı çekmekle kaybedecek beş dakikası bile yoktu çünkü..

***

 Flower Boy Ramyun Shop-사랑에 빠졌나봐

Byeol ve Min Hyung dakikalardır kızın ağlamasının sona ermesini bekliyorlardı. Byeol son kez arkasına dönüp:

“Yaa Jung Suh-ahh.. Ağlamayı kes de bize olanları anlat! Gece gece ne işin var burada? Abin nerede olduğunu biliyor mu?”

“Hayır” dedi kız burnunu çekip. “Beni Ji Hyo’larda sanıyor..”

“Eee?” dedi Byeol sesini yükseltip. Jung Suh burnunu çekip konuşmaya başladı:

“Bizim sınıftaki Jung Hwa’nın doğum günü partisi vardı bu akşam. Abim gitmeme izin vermez diye yalan söyledim. Ji Hyo ile partiye gidip bitince onlarda kalacaktım. Annesi babası evde değiller bu akşam.. Ji Hyo bir saat önce falan evine gitti. Jung Hwa “Biraz daha kal ben seni bırakırım..” dedi. Ama sonra.. Beni.. Evine götürmek için zorladı.. Sarhoştu.. Çok korktum..”

Kız bir kez daha ağlama nöbetine girmişti..

“Tamam” dedi Byeol. “Sakin ol.. Sana hiçbir şey söylemeyeceğim, dersini aldığını düşünüyorum çünkü.. Bu gece bende kalırsın.. Ama.. Jun Suh ya da babaannen bahçedelerse ne yaparız bilmiyorum. Seni gizlice içeri sokmalıyız..”

Torpido gözüne elini sokan Min Hyung içinden bir siyah bir kep çıkardı:

“Bence bunu takabilir.. Hattaaa… Bunu da..”

Çantasından çıkardığı şey siyah çerçeveli gözlüğüydü.

“Birkaç dakika sabredeceksin artık..”

“Haydi o zaman” diye bağırdı Byeol. “Jung Suh’yu eve sokma operasyonu başlasın!!”

***

Jun Suh yine cam kenarına kök salmıştı bu gece de..

“Bu kız yüzünden uyku bana haram” dedi kendi kendine. Ne olursa olsun ondan ayrı kalamıyordu bir türlü, onu düşünmediği bir anı bile yoktu, kendinden nefret ediyordu bu yüzden ama başka türlüsü elinden gelmiyordu. Zehiri de oydu, panzehiri de çünkü..

Evin önünde duran Audi’nin sesiyle kendine geldi. Arabanın içinden önce Min Hyung çıktı, ardından Byeol. Daha sonra arka kapıdan yabancı biri indi, erkekti muhtemelen. Başında siyah bir kep vardı, başını da öne eğdiği için Jun Suh’nun karanlıkta onu tanımasına imkan yoktu..

Üçlü hızlı adımlarla bahçeye girdiler, ardından da Byeol’ün evine. Jun Suh dehşet dolu gözlerle kalakalmıştı olduğu yerde:

“Yaa!! Bu adam onun evine nasıl girer?????”

İçinde atom bombaları patlıyordu adeta, odanın içinde dört dönmeye başladı. Ne yapıp edip aşağıda neler döndüğünü öğrenmeliydi? Aklına gelen ilk şeyle beraber aşağı inmeye başladı..

Kapıyı defalarca çalmasına rağmen açan yoktu, ama Jun Suh da pes edecek değildi. Son kez vurduğunda kapıyı açan Byeol oldu.

“Aa! Jun Suh-ah! Selam! Bu saatte hayrola!”

Jun Suh içeriyi incelemeye başladı. Bir köşede Min Hyung vardı, diğer tarafta da arkasını dönmüş olan uzun saçlı bir kız.. Oysa uzaktan erkek gibi görünmüştü ona..

“Hiiç!” dedi. “Aşağıdan sesler gelince hırsız mı girdi dedim. Malum sen gelmedin ya bu saate kadar, endişelendim ben de sesler duyunca..”

Byeol zorla gülmeye çalıştı:

“Aaa! Kusura bakma ses mi yaptık! Min Hyung da gidiyordu değil mi? Gözlüğünü almayı unutma.. Aa bak bu da okuldan arkadaşım, bu gece bende kalacak!”

Byeol’ün bu her zamankinden farklı heyecanlı konuşması Jun Suh’yu şaşırtıyordu. Neden böyle bağırıyordı ki? Ayrıca arkadaşı bir selam bile vermemişti, selam vermek bir yana arkasına bile dönmemişti! Her şey fazlasıyla tuhaftı bu gece..

Min Hyung iyi geceler dileyerek evden çıktı. Jun Suh da içi rahat bir şekilde evine gitti, en azından o çocuk gitmişti ya, bu bile ona yetiyordu.. Ne hallere düşmüştü böyle?

***

Byeol yine tek başına kahvaltı eder gibiydi bugün de, çünkü Jung Suh hiç konuşmuyordu, başı yerde sessizce yemek yiyordu sadece. Byeol bu kadar suçluluk duygusunun ona yettiğini düşünüp kızı konuşturmaya çalıştı:

“Dün gece taktığın siyah şapka nerede? Sahibine götüreyim onu bugün..”

“Burada” dedi kız yastığının kenarından şapkayı çıkarıp. Sonra kendi kendine gülümsemeye başladı:

“Unnii.. O çocuk.. Yani sevgilin.. Ne kadar yakışıklı öyle..”

Byeol elinde olmadan gülümsedi, gece gece nelere de dikkat etmişti bu küçük cadı böyle?

“Aynı zamanda hocam olur kendileri..”

“Şeyy.. Sana bir şey itiraf edeceğim.. Ben aslında seni hep abimle yakıştırıyordum biliyor musun?.. Tabii bu kadar muhteşem bir sevgilinin olduğunu nereden bileyim..”

Byeol gülümsedi:

“Demek bizi yakıştırıyordun?”

“Evet, sakın abime söyleme ama bence o senden hoşlanıyor. Eun Suk unni onu terk ettiğinden beri hiç böyle olmamıştı. Yani.. Senden ne zaman bahsetsem kızarıyor, eli ayağına dolaşıyor, görmelisin o hallerini..”

İki kız gülmeye başladılar. Jun Suh’nun o utangaç halleri Byeol’ün gözünün önünde canlanıyordu. Ciddileşmeye çalıştı sonra:

“Şimdi beni dinle Jung Suh-ah.. Birazdan çıkacağım o yüzden seninle konuşayım bir an önce. Lütfen bir daha dün geceki gibi bir aptallık yapma, sana bir şey olsa abin ne kadar üzülürdü bir düşünsene. O seni o kadar çok seviyor ki, canını bile tehlikeye atacak kadar inan.. Senin için tüm hayatını askıya almış, her şeyi bir kenara bırakmış biri o.. Ki bu zamanda babası bile hiç düşünmeden terk edebiliyor bir insanı.. Bana söz ver, bir daha abine yalan söylemeyeceksin.. Ve dün geceki o şımarık veletle samimi olmayacaksın tamam mı? O hiç tekin birine benzemiyordu Jung Suh-ah..”

Jung Suh utangaç bir ifadeyle başını salladı.

“Ve ne zaman yardıma ihtiyacın olursa beni bulacaksın!” diye devam etti Byeol, ardından kıza sarılıverdi.

“Tamam unni, haklısın, çok teşekkürler..”

“Pekii, benim çıkmam lazım, senin de forman o kızda kalmıştı değil mi? Neyse yukarı çıkınca bir şeyler uydurursun artık. Görüşürüz tatlı cadı!”

Byeol dışarı çıkar çıkmaz Jung Suh kendi kendine söylenmeye başladı:

“Ahh ne tatlı! Keşke abim tavlayabilseydi şu kızı!”

***

 Cinderella’s Sister-It Has To Be You 

Final haftası gelip çattığı için tüm derslere eksiksiz giren Byeol üstüne bir de kafeye gelince bu yorgunluğu kaldıramayacağını hissetti bir an. Belki de işi bırakmalıydı, gerçi buradan aldığı para çok işine yarıyordu ve bugünlerde paraya her zamankinen daha fazla ihtiyacı vardı..

Düşünceli düşünceli müşteriye kahvesini verip geri döndüğünde müşterinin ona seslendiğini duydu:

“Bakar mısınız?”

“Buyurun..”

“Merhaba, ben Hanseon Tekstil’den Hwang Dae Hoon. Size bir iş teklifinde bulunmak istiyorum, birkaç saniyenizi alabilir miyim acaba?”

Byeol merak içinde adamın yanına gelip “Sizi dinliyorum” dedi. Adam devam etti:

“Teşekkür ederim. Firmamız “çift” temalı ürünlerimizi piyasaya sürmek üzere. İlk ürünlerimizi bir giyim fuarında tanıtmayı planlıyoruz. Tanıtım için sevimli, güzel yüzü olan genç bir bayan arıyoruz uzun zamandır ve ben sanırım buldum onu..”

“Nasıl yani?” dedi Byeol. “Beni mi buldunuz, yani beni mi seçtiniz?”

“Evet, merak etme tek seferlik bir iş olacak bu, sadece ilk tanıtımda görev alacaksın..”

“Teşekkürler” dedi Byeol. “Ama ben okulla işimi bile bir arada zor götürüyorum, bir üçüncü uğraş için hiç vaktim yok..”

“Bir günde tam 300 bin won alacaksın ama, bence iyi düşün..”

Byeol fiyatı duyunca düşünmeye başladı, bir gün için hiç de fena bir teklif değildi:

“Pekala” dedi fazla düşünmeden.

Adam bu cevabı duyduğuna çok memnun olmuştu, kartını uzattı ve:

“Telefon numaranı alayım seni ararım” dedi. “Yalnız.. Senin yanında bir de erkeğe ihtiyacımız olacak. Eli yüzü düzgün, uygun olduğunu düşündüğün bir arkadaşın varsa görüşüp bana haber verirsin. Yoksa ben ayarlamaya çalışacağım..”

Byeol’ün aklına ilk gelen kişi elbette Jun Suh oldu, ama ona bunu söyleyemezdi herhalde.. “Jun Suh-ah.. Benimle çift eldiveni, çift kaşkolu takmaya ne dersin?” mi diyecekti? Yok yok yapamazdı böyle bir şeyi.. Halbuki parası da güzeldi bu işin, Byeol elindeki karta bakakaldı kafenin ortasında..

“Gerçek bir çift olabilseydik böyle olmazdı..”

Mesaisi bitene kadar bunu düşündü. Yaşayabileceği ama bir şekilde yaşayamadığı şeyler insanı ne kadar da üzüyordu.. Böyle düşüne düşüne evinin önündeki dik yokuşu bile bir anda çıktığını fark etti. Bahçeye girer girmez ilk yaptığı şey yukarı kata bakmak oldu, Jun Suh evde miydi acaba?

Kapıyı açmakla uğraşırken bahçeden giren ev sahibini görmesiyle arkasına dönüp selam verdi. Ardından da lafı uzatmadan adamın kirasını uzattı. Adam da pek sohbet etmeye niyetli değildi ki hemen yukarı kata çıktı. Evine girmekte olan Byeol yukarıdan gelen konuşmaları net bir şekilde duyuyordu. Jun Suh bu ay zor durumda olduğunu, kirayı geciktireceğini söylüyordu ev sahibine!

Adam bir süre söylendikten sonra bahçeden çıkıp gitti. Byeol o an karar verdi. Bugünkü işten bahsedecekti Jun Suh’ya. Hem onun da paraya ihtiyacı vardı işte.. Bunu ona söylemezse bu gece beş dakika bile uyuyamayacaktı muhtemelen..

Hiç düşünmeden çıkıp kapıyı çaldı. Jun Suh belli ki bunu bekliyordu, bir anda kapıyı açıp bağırmaya başladı:

“Yaa! Sana birkaç güne getireceğim demedim mi???”

Byeol şaşkın gözlerle kalakalmıştı.

“Özür dilerim” dedi Jun Suh. “Şey sandım, yani başkası sandım seni..”

Byeol derin bir nefes aldı:

“Önemli değil.. Ben.. Sana bir şey söylemeye geldim.. Yani sana bir iş teklifim daha olacak.. Tabii, kabul edersen..”

Jun Suh aylar öncesine döndü birden, tanıştıkları o gece gözlerinin önünde canlanıverdi. Yine aynı bakış, yine aynı cümle.. Bu kız neden bahsediyordu böyle yine?

***

-12. Bölüm Sonu-

Reklamlar
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

10 Responses to 12. Bölüm: Artık bu oyunu sürdürebileceğimi sanmıyorum..

  1. makinosev dedi ki:

    Masal bayılıyorum senin hikayene, bir önceki bölümdeki finalden sonra durumu nasılda haneul ve min hyung kavgasına dönüştürdün.

    sonra jun suh ile haneul’un sahneleri de çok kritikti, byeol’ün kafasındaki 2 soru bir açıklığa kavuşamadı ya cidden byeol gb kalakaldım bende 🙂

    araya jun suh’un kardeşi jun sung girince ayrı bir renk de oldu cimcime abisini nasılda ispiyonladı ” piyoll apla abim senden hoşlaniiğ” diye 😀 😀

    reklam teklifi de çok sürpriz oldu 😀 ooh yine bize eğlence çıktı 😀 yalnız min hyung kızların babasıyla ne işler çevirecek merak ediyorum, inşallah hong ki’mizin başına iş açmaz 😀 ama iyi oldu, min hyung haneul’u koruyacağım diye ona tekrar yaklaştı. byeol de reklam sayesinde jun suh ile tekrar arayı ısıtabilecek, kız sen var ya senn 😀 çok cinsin heee 😀 severek takip ediyorum sizi efendim 😀 😀
    ellerine kollarına sağlık canım 😉

    • masalevi dedi ki:

      ayy sonunda girip de bir yorum yazabildim yau 🙂 çoook teşekkürler makinom, yorumunla çok mutlu oldum 🙂 e olayları bir yerden bir yere bağlamak lazım napalım dizilerin kaderi bu 🙂

      evet otel sahnesi kritikti, jun suh da bu sayede bu saçmalığı sürdüremeyeceğini anladı, tabi byeol barsaki öpüşmenin ardından bu gerçeği duyunca o.O modunda kalakaldı ama ona müstehak 🙂 çok ortalık karıştırıyor ya 🙂

      ahahaha jung suh çok ispiyoncu dimi 🙂 kız fark etmiş işte, ben hep derim ergenlerden hiçbir şey kaçmaz, yanlarından çok dikkatli olmak lazım 🙂

      dizide dengeler biraz değişti haklısın, min hyung aslında ha neul’ı ne kadar önemsediğini hatırladı mesela. min hyung kimseyi üzmez noonası melek gibi çocuk yau 🙂 ama jun suh’yu tanımadığı için güvenmiyor birazcık sadece.. fuarda çalışma meselesi de yebi olaylara sebep olacak diyeyim ben şimdilik, gelecek bölümde hepsi ortaya çıkacak 🙂

      ellerine sağlık canım, Küçük Siren’de görüşmek üzere^^

  2. nomuyeppuda dedi ki:

    Ya okudumda bir yorum yazamadım.Neyse bu açığı kapatalım.Güzel şeyler hakkında yorum yapmak gerek 😀

    Ben bu bölümü okurken bittiğini anlamadım.Sonunda bölüm sonu yazınca dank etti 🙂 Çok akıcı gidiyordu ben iş teklifini anladığımda gözümde canlandı böyle çift çift giyinmişler sevimli şeyler. Gülümsetti beni o sahneler.Neden çünkü aynı şeyleri kendimde istiyorum.Bulayım bi tane ilk hediyesini bile planladım.Kareli bi gömle aynısından banada 😀 Çok yaratıcıyım.Dizileri izlemeden önce itici gelirdi bu çift giyinme olayı bana, ama şimdi çok sevimli görünüyorlar gözüme 😀

    Bu Min hyung, Ha neulle fazla ilgileniyor gibi geliyor bana sayın yazar.Sanki finali yaparken herkesi mutlu edicekmişsin gibi bir his yaratıyorum içimde. Spolier veriyormuydunuz acaba? 🙂
    Jun Suh ve Ha Neul’un dertleşme sahnelerini de çok sevdim.Arkadaş olarak teselli etsinler birbirlerini öyle.Yakınlaşmak yok! çingu çingu takılsınlar hep, bunu sevdim. 🙂

    Jun Suh’un eski aşkından bahsettiğine göre ilerleyen bölümlerde o hatunlada tanışıcaz galiba.E albüm çıkar Jun Suh ünlü olur.Ortaya çıkmaz hiç bir anlamı kalmaz.Byeol hırsından çatlar kıhkıhkıh. Bu kızı seviyorum ama acı çektikce de hoşuma gitmiyor değil yani 😀 Bütün sahnelerde “Oh olsun sana” geçiriyorum içimden 🙂

    Ellerine sağlık bütün bölümler gibi güzel bi bölüm okuttun bize ^^

    • masalevi dedi ki:

      ehehe ellerine sağlık sedacım 🙂

      çift kıyafetlerine hep ben de özenir dururdum ya bu bahaneyle honggi bebeme de giydireyim bir kaç tane 🙂

      hımm okurlardan sona dair tahminler mi geliyor 🙂 min hyung ha neul ile çocukluk arkadaşı olduğu için biraz abilik yapmak istiyor, ama bu iş nereye gider bilmiyorum 🙂 ha neul ile jun suh da anladığınız gibi sevgili olamasa da bambaşka bir ilişkinin içine girdiler bile.. şimdilik evet çingular yau sen sen rahat ol 🙂

      eski kız arkadaş mevzuu da şu an kafamda sadece. hikayenin orijinalinde böyle bi detay yok ama ekleyebilirim de.. bi bakalım 🙂

      çok teşekkürler kuzum, yeni bölümde görüşürüz 🙂

  3. Oh Yoon Joo dedi ki:

    Ah zavallı çipil kuzularım benim iki zilli cadı elinde oradan oraya savrulup duruyorlar. Birinin itttiğini öteki çekiyor. Ne bitmez derdiniz varmış anam sizin (: Dudişlerine yapıştığı adamın baktığı kızı kesen Ha Neul bacım sevdiğinden başka erkeklere niye yan gözle bakıyorsun kızım sen? Amacın ne yani.

    Byeol zaten allahından bulsun. Çift kıyafetleri ayağına Jun Suh’u da iyice kendine bağlayacağını düşünedursun Haneul o işe el atarsa hiç şaşırmam (: Hem o daha güzel ^^ Masal burada gizli isteklerimi es geçme bence 😀

    Kız kardeş dediğin sırları açık etmek için vardır nokta (: Yine çok güzel bir bölüm oldu. Çok yakında eks aşkında dönüşüyle muhteşem aşk sekizgenimize kavuşuruz 😀

    ellerine sağlık

    • masalevi dedi ki:

      ahaha çipil kuzular dimii 🙂 valla bizim kızlar perişan etti kuzularımızı sonları nasıl olacak bilmiyorum 🙂 ha neul da yaptı bi aptallık unnisi hatırlamıyor bile ama.. olur öyle 🙂

      byeol de ne minhyung’u bırakabildi ne jun suh’ya gidebildi bu bölümde bedduayı haketti haklısın azıcık 🙂 ha neul bu işe el atar mı diyorsun hımm düşüneyim ben bunu 🙂

      ayy aşk sekizgeni olmasınlar dördünü zor idare ediyorum karışır tüm işler sonra eheueheu 🙂 kız kardeş tespitin de %100 doğru valla, çenesini tutamayangiller:)

      senin de eline sağlık canım, görüşürüzz 🙂

  4. winpohu 'ca dedi ki:

    bu kız da devamlı iş teklifinde bulunuyor ne güzel ya 🙂
    hocamızın derdi sadece endişelenmek miymiş ama ben daha fazlasını ummuştum. hane ul ile jun suh da iyi anlaşıyor. hoca nae ul ile olsa jun suh ile de byeol iş çözülür ama hoca ona aşık değil işte 😦

    • masalevi dedi ki:

      kızımız çok şanslı yaa, insan hayal ettiklerini yazarmış ya ben de bol bol iş yazıyorum, evrene bu mesajı göndereyim de halimizi görsün 🙂

      senin de söylediğin birkaç düğüm var işte hikayede, ama onlar nasıl çözülecek gelecek bölümlerde çıkıyor, bakalım nasıl 🙂

  5. kimbapsushi dedi ki:

    Bu Jun Suh’ın eski davası bir yerlerden fırlayacak gibi, bakalım.
    Bence Byeol ve Jun Suh saçmalıyorlar. İkisi de birbirlerini sevdiklerini biliyor ama birbirlerinin üzerine gidip de neden bu şekilde davrandıklarını sormuyorlar.
    Min Hyung’a üzülüyorum hala, son bölüme dek devam edecek. Aslında Haneul’a da üzülüyorum. Hikayede kötü ya da gıcık karakterin olmaması işleri zorlaştırıyor. İkisine de üzülsem de nedense beraber olsun onlar da sonunda, mutlu bitsin diyemiyorum.
    Bakalım bu reklam mevzusu nelere yol açacak, sanırım Jun Suh ve Byeol arasındaki buzları biraz da olsa eritecek.
    Eline sağlık:)

    • masalevi dedi ki:

      ehehe Kore dizilerinin vazgeçilmezi nedir, gurur yüzünden mutlu bitmeyen aşklar değil mi? ben de her ne kadar bu durumu hiç sevmesem de gıcık yazar modunda azıcık üzdüm bizimkileri 🙂 kötü karakter konusunda da haklısın yaa ben hiç kötü karakter yazamadığımı fark ettim, ama bu bizde toplu bi sendrom sanırım, okuduğum fanficlerin hepsinde iyi karakterler var, yazdıkça kıyamıyoruz kuzularımıza galiba 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s