11. Bölüm: Kalbinden neler geçiyor bilmek isterdim Lee Byeol..

City Hunter-Love Instrumental

Min Hyung en güzel gülümsemesiyle bakıyordu o anda, Byeol onu hiç bu kadar mutlu görmemişti. Bu gözler gerçekten aşık bir adamın gözleriydi, bu sözler ancak aşık bir adamın ağzından çıkabilirdi. O kadar nazik ve centilmendi ki,  Byeol onun “yakışıklı bir çocuk”tan çok daha fazlası olduğunu bir kez daha anlıyordu. Sevdiği kıza açılırken bile konuya direkt “seni seviyorum” diye girmemiş, onu ürkütmemek için elinden geleni yapmıştı. Ama Byeol.. Bu nezaketi hiç ama hiç hak etmediğini adı gibi biliyordu..

“Yarın görüşürüz” dedi genç adam en neşeli haliyle. Kapının kapanmasıyla birlikte başını iki elinin arasına alan Byeol şaşkın gözlerini tavana dikti ve:

“Onunla çıkıyorum!” diye haykırdı. “Tanrım onunla çıkıyorum! Kang Min Hyung ile çıkıyorum!!!”

Kasadakiler ve kafedeki üç beş müşteri dönmüş, kendi kendine haykıran bu kıza bakıyorlardı. Müdür Choi kızın yanına gelip:

“Git bir yüzünü yıka Lee Byeol” dedi ve onu masalardan uzaklaştırdı. Byeol’ün ise hiçbir şey umrunda değildi o an, Min Hyung’un sevgilisi olması bile..

“Lütfen Ha Neul gördüklerini Jun Suh’ya anlatmasın..” diye sayıkladı.  Garson kızlar çoktan başında birikmişlerdi bile o anda. Haddinden fazla yakışıklı bir çocukla arkadaşlarının sevgili olma sürecine şahit olmuşlardı bir kere. Olanları öğrenmek için kızı sorguya çekmeye başladılar. Byeol ise allak bullaktı:

“Anlatmasın.. Lütfen anlatmasın..”

***

Son hazırlıklarını yapan Jun Suh sahneye çıkmak için hazırdı. Arkadaşlarına neşeyle göz kırpıp son kez aynaya baktı, iyi görünüyordu yine.

“Amma mutlusun bugünlerde!” dedi gitarist arkadaşı.

“Evet ya” dedi bir diğeri. “Kendi kendine gülüp duruyor bir de.. Kesin aşık olmuş!!”

Kıpkırmızı olan Jun Suh çocuklara vurmaya çalışarak:

“Yaa!!” diye bağırdı. “Yok öyle bir şey!”

“Hadi hadi eheuehue! Şu her gün seni dinlemeye gelen kız değil mi?”

Jun Suh’nun tüm itirazları boşaydı. Aşık olduğu kız konusunda yanılmış olsalar da arkadaşları haklıydı, sırılsıklam aşık olmuştu işte.. Artık duygularını saklayamıyordu bile.. Yıllar sonra yine bu duyguyu hissetmek onu adeta havalara uçuruyordu, hissettiği şey hepsinden farklıydı bu kez üstelik..

Grup neşe içinde sahneye çıktı. Mekan yine ağzına kadar doluydu. Jun Suh iyice tanınır olmuştu artık, bir kaç tane hayran mektubu bile almıştı.. Öz güveninin yerin dibini boyladığı bir dönemin ardından şu yaşadıkları bir rüya gibi geliyordu..

Ft Island-Love Love Love

Jun Suh şarkısını söyler söylemez mekandaki tüm sesler kesildi. Herkes pür dikkat onu dinliyordu. Söyleme sırası arkadaşına geldiğinde gözlerini açan çocuk kapıdan giren Ha Neul’ı fark etti. Genç kız sahneye bakmadan bara geçti. Şarkı söylemeye devam eden Jun Suh “Birazdan yanına giderim” diye geçirdi içinden.

İki saatin ardından performansı sona eren Jun Suh bir süre dinlendikten sonra Ha Neul’ın yanına gitti ve kıza gülümseyerek selam verdi:

“Selam Ha Neul-ah!”

Ha Neul başını kaldırmadan sessizce selam verdi. Sesi neredeyse duyulamayacak kadar az çıkıyordu. Jun Suh bir sorun olduğunu fark etse de kızın kendisinin anlatmasını istediği için bir şey söylemedi. Havadan sudan muhabbet etmeye başladı sadece.

“Yorgun görünüyorsun.. Okuldan geliyorsun tabii.. Balo resimlerinden getirecektin bana unutmadın değil mi?”

Ha Neul başını kaldırdı. Gözleri şişmiş ve tüm makyajı akmıştı. Konuşamıyordu da, sarhoş olmuştu besbelli.

“Neyin var Ha Neul-ah?” diye sordu Jun Suh panikle.

“Her şey bitti.. Jun Suh-ssi.. O artık yok..”

Kızın dili dolaşıyordu, daha fazla konuşmadan önündeki tekila bardağını bir dikişte bitirdi. Tam başka bir bardağı önüne çekmişken Jun Suh kızın elini tuttu:

“Dur yapma! Çok sarhoş olmuşsun! Gel çıkalım şuradan, anlat bana her şeyi..”

“Anlatacak bir şey yok!!!” diye bağırdı kız. “Onlar sevgililer Jun Suh-ah! Beni hiç sevmemiş.. Bir an bile..”

Ha Neul hüngür hüngür ağlıyordu, hatta ağlama krizine girmişti.

“Kimler sevgili?” diye sordu Jun Suh bağırırcasına. Düşündüğü şeyin gerçek olmasından ölesiye korkuyordu.

“Min Hyung ve o kız işte! O lanet olası kız!”

Jun Suh kafayı yiyecekti! Ha Neul’a yaklaşıp son kez sordu:

“Byeol-ssi mi? Kafenizde çalışan, Min Hyung ile baloya…”

“Evet” diye bağırdı Ha Neul çocuğun sözünü kesip. “Ta kendisi! Gördüm bugün ikisini!”

Jun Suh sakinleşmeye çalıştı:

“Yanlış anlamışsındır Ha Neul-ah.. O çocuk Byeol’ün danışmanı, sık sık görüşüyorlar bu yüzden, belki sadece…”

“El elelerdi!” diye bağırdı Ha Neul Jun Suh’yu susturup. “O kız Min Hyung’a gülümseyerek ‘evet’ dedi ve el ele tutuştular! Ben ne yapacağım Jun Suh-ssi, ölmek istiyorum, dayanamıyorum!!”

Jun Suh onu duyamıyordu oysa ki.. “Nasıl?” diye haykırdı içinden. “Byeol bunu yapmış olabilir mi? Olamaz, yapmaz!”

Birden Ha Neul’a döndü. Kızın elindeki bardağı alıp onu ayağa kaldırdı:

“Gidiyoruz Ha Neul-ah.. Çok sarhoş olmuşsun, tek başına eve dönemezsin..”

“Hayır” dedi Ha Neul sallana sallana. “Sabaha kadar içeceğim.. Kusup tekrar içeceğim sonra.. Ayılmak istemiyorum!”

Kız iyice uçmuştu artık.. Jun Suh belinden tutup ayağa kaldırdıktan sonra paltosunu giydirmeye çalıştı. Burada bırakıp gidemezdi onu. Kızı zar zor dışarı çıkardıktan sonra taksi çağırdı ve aylar önce soymak için geldiği bu eve bir kez daha gelmiş oldu. Arabada sızmış olan Ha Neul’ı sırtına alıp evin kapısında indirdi. Sonra yavaşça silkeleyip:

“Yaa! Uyan artık, evine geldik! Baban beni görmese iyi olur!”

Ha Neul yarı baygın biçimde gözlerini açsa da saçmalıyordu sadece. Sesleri duyan Tae Woo ise çoktan kapıya çıkmıştı. Panikle eğilip selam vermeye çalışan Jun Suh’nun yüzüne bakmadan kızını kucakladı.

“Ha Neul-ah! Kızım ne oldu sana böyle??”

Kapıyı kapatmak üzereyken arkasına dönüp:

“Seninle de konuşacağım sonra genç!” dedi ve hızla içeri girdi. Jun Suh ise hiçbir şey düşünecek halde değildi. Yıldırım gibi fırladı bahçeden ve koşmaya başladı. Kimseye, hiçbir şeye bakmadan sadece koşuyordu..

“Yapmaz!” dedi soluk soluğa. “Byeol bunu yapmaz! Yapmadı biliyorum!”

***

Byeol çoktan evine gelmiş, tek lokma yemeden yorganının altına girmişti. Min Hyung ile nasıl bir ilişkinin içine girmiş olduğundan çok tüm olanları Jun Suh’ya nasıl açıklayacağını düşünüyordu. Her şeyi anlatmalı mıydı ona? Anlatacak ne vardı ki? Hangi sebep onu haklı gösterebilirdi şu durumda?

Kapının sesiyle kendine geldi birden. O olabilir miydi? Bu kadar çabuk?

Byeol kalkana kadar kapısı kırılacaktı belli ki, kırılırcasına vuruluyordu çünkü.. Koşarak kapıyı açtı, Jun suh’ydu işte, tam da düşündüğü gibiydi hem de; hayal kırıklığına uğramış, yorgun ve şaşkın..

49 Days-Can’t Let Go

“Doğru değil tüm bunlar değil mi?” dedi nefes nefese. “Ha Neul’ın anlattıkları.. Doğru değil.. Yalan olduğunu söyle bana.. Lütfen..”

Byeol ne yapacağını bilemiyordu. Lanet olsun yalan değildi işte! Ne diyebilirdi ki! Konuşamadı, sustu sadece..

“Susuyorsun!” diye bağırdı Jun Suh. “Kabul ediyorsun her şeyi yani? Kahretsin konuşsana Lee Byeol!!!”

Byeol’ün gözleri doldu birden, onun gözlerine bakıp “yalan değil” diyecek cesareti yoktu. Kesik kesik konuşmaya başladı:

“Jun Suh-ah.. Duydukların doğru.. Ama anlatabilirim.. İnan her şey o kadar farklı ki aslın…”

Jun Suh’nun yüzündeki tüm damarlar ortaya çıkmıştı sinirden, Byeol daha fazla konuşamadı, onu ikna edemeyecekti belli ki..

“Bana zaman ver dedin!! Seni bekledim Byeol-ah! Sorunlarım var dedin! Yanında olmak istedim sadece.. Sessizce yanında kalıp bekledim!! Bana o çocuğu sevdiğini neden söylemedin ha neden???”

“Anlamıyorsun..” dedi Byeol sessizce. Konuşamıyordu, konuşsa da Jun Suh onu anlayacak halde değildi..

“Anlamak istemiyorum artık!” diye bağırdı. “Her şey o çocuk için miydi ha? Tüm bu oyunlar, planlar.. Bense neler düşündüm.. Ne kadar aptalım..”

“Hayır..” dedi Byeol. “Anlatabilirim, sakin ol, evet Min Hyung ile..”

“Tamam!” diye bağırdı Jun Suh. “Hiçbir mazeret benim içinde bulunduğum bu aptal durumu açıklayamaz anladın mı? Tek kelime duymak istemiyorum!”

Byeol’ün gözyaşları artık dayanamıyorlardı, sessizce akmaya başladılar.

“Her şeyi halledeceğim” dedi sessizce. “Böyle yapma.. Yalvarırım..”

Jun Suh hiçbir şey söylemedi. Byeol onu ilk kez böyle görüyordu. Böylesine kızgın, çaresiz.. Onun pamuk gibi yumuşak Jun Suh’sundan eser yoktu o anda.. Onu elleriyle bir canavara dönüştürmüştü işte..

“Sadece..” dedi Jun Suh sessizce. “Gerçekten ne hissettiğini bilmek isterdim.. Kalbinden neler geçiyor bilmek isterdim Lee Byeol..”

“Bunu öğrenmem lazım” dedi sonra içinden. “Yoksa.. Yoksa çıldırabilirim..”

Başını kaldırıp Byeol’ün gözlerine baktı. Bunu öğrenebilmesinin tek bir yolu vardı.. Sağ eliyle kızı boynundan kendisine doğru çekip birden dudaklarına yapıştı! Bunu hiç beklemeyen Byeol önce hiçbir tepki veremedi, sonra kendisini bıraktı.. Zamanın durmasını istedi hatta, o dakikaların bitmemesini, orada öylece kalmalarını istedi.. Jun Suh ise aylardır yaşadığı tüm soru işaretlerinin cevaplarını bulmak istercesine tutkuyla öpüyordu kızı.. İstediği cevabı alıyordu da, ama bu onu daha da üzüyordu o anlarda.. Çünkü onu kollarına almış öperken gerçekten ne kadar sevdiğini bir kez daha anlıyordu.. İkisinin de gözyaşları dudaklarına akıyordu bir yandan.. Gözyaşları da yalan söylemiyordu ya..

Dudaklar yavaşça ayrıldı. Islak gözlerini açan Byeol Jun Suh’nun sakinleşen gözlerini gördü, birkaç dakika öncesinden bambaşka bakıyordu şimdi, hayal kırıklığından çok bariz bir hüzün çökmüştü çocuğun gözlerine..

Jun Suh tek kelime etmeden arkasını döndü ve hızlı adımlarla bahçeden çıktı. Byeol olduğu yerde kalakalmıştı, neydi bu şimdi? Yalnız anladığı tek şey tüm bu olanların ardından onu ne kadar sevdiğini anlamış olmasıydı. Jun Suh çok akıllıca bir şey yapmıştı kızın kalbindekileri anlamak için..

Eliyle yüzünü kapayıp olduğu yere çöktü Byeol.. Telafisi çok zor bir şey yapmıştı. Yine de telafi edecekti.. Ne olursa olsun Jun Suh’yu kaybetmeyecekti..

“Ya benden nefret ediyorsa?” dedi kendi kendine panik içinde. Jun Suh’nun dudakları öyle söylemese de Byeol düşündüğü şeyden ölesiye korkuyordu.. Üzerindeki incecik kıyafetiyle kendisini cezalandırırcasına ayazda bekledi.. Aşk ve intikam arasında kalmanın cezasını en kötü şekilde ödemek zorundaydı..

***

Jun Suh gözlerini açtığında bir an nerede olduğunu anlamadı. Üzerinde yattığı tek kişilik eski koltuğu fark edince depoda uyuyakaldığını anladı. Bütün gece iki büklüm yatmaktan her yeri tutulmuştu, kollarını bacaklarını hareket ettiremiyordu adeta.. Kalkmaya çalışınca önce bir köşede sızmış olan Jae Suk’u gördü, sonra da yan tarafındaki masanın üzerinde derin bir uykuya dalmış olan Jung Woo’yu. O an her şeyi hatırladı. Dün gece deli gibi içmişti bu üç genç, Jun Suh hayatında hiç bu kadar içtiğini hatırlamıyordu bugüne kadar.. Başı deli gibi ağrıyordu. Neden içmişti ki bu kadar? Düşündükçe her şey gözlerinin önünde canlanıverdi. O dün gece Byeol’ü öpmüştü!

Dudaklarının sıcaklığını bile hissetti bir anda.. O kollarındayken hissettiği o şahane duygu tüm benliğini tekrar sardı. Bu mutluluk hiçbir şeyle ölçülemezdi herhalde.. Olanları düşünüp kendi kendine gülümseyen Jun Suh’nun gülümsemesi dudağında dondu sonra. Kalkmaya çalıştığı koltuğa çöktü tekrar. Her şey boştu artık, Byeol bir başkasınındı!

Dün geceyi tamamen hatırlıyordu artık, Byeol’ün kapısındaki konuşmaları, kızın gözyaşlarını.. İçinde okkalı bir küfür edip hızla doğruldu. Hava almaya ihtiyacı vardı. Karanlık depodan çıkar çıkmaz ciğerlerine giren oksijenle birlikte mantıklı bir şekilde düşünmeye başladı. Neler yapmıştı öyle dün gece? Resmen Byeol’ün kapısına dayanıp kızdan hesap sormuştu! Buna ne hakkı vardı ki? Byeol bugüne kadar ona ne bir söz vermişti ne de en ufak bir umut ışığı.. Ama.. ama.. Kızın gözlerindeki o ifade, bir şeyler açıklama çabası, öpüşündeki o aşk dolu sıcaklık.. Byeol nasıl bir başkasını sevebilirdi??

“Aptalsın!” dedi kendi kendine. “Sevgilisi değilsin, hiçbir şeyi değilsin. Aptal bir komşusun işte! Ona hesap sormaya ne hakkın var? Sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevecek diye bir şey yok ki!”

Bunları söylerken adeta kalbi sıkışıyordu. Byeol ve bir başkası..

“Neden yaptı ki bunu??” diye bağırdı sokak ortasında. “Biliyorum, beni sevdiğini biliyorum! Neden peki? Ne yapacağım ben Tanrım??”

İyiden iyiye çıldırıyordu işte. Elini kalbine götürüp olduğu yere çöktü:

“Onu üzdüm.. Ya artık beni görmek istemiyorsa..”

Öfke ve korku arasında gidip geliyordu. Onu arkasından bıçaklayan bir kızı görememekten korkabildiğine inanamıyordu! Aşkın en acı yüzüyle karşı karşıyaydı işte.. Kendisini toparlayıp ayağa kalktı.

“Beni seviyor, biliyorum.. Elbet anlayacağım bir gün ne yapmaya çalıştığını..”

Hızlı adımlarla eve doğru yürümeye başladı, başı dönüyordu ama ne yapması gerektiğine karar vermişti sonunda..

Yine aynı yerdeydi işte, içinden “Acaba uyanmış mıdır?” derken birden kapıyı çaldı. Kapının saniyeler içinde açılmasına bakılırsa Byeol bu gece pek de iyi uyuyamamıştı..

“Jun Suh-ah!”

“Sakın sözümü kesme Lee Byeol!” dedi Jun Suh gözleri yerde. “Dün gece yaptıklarım için çok özür dilerim.. Kontrolümü nasıl kaybettim bilmiyorum, bir daha böyle bir şey olmayacak, asla olmayacak emin ol.. Hele.. hele sonra.. Seni öptüğüm için.. Yani kendimi kaybettim.. Bazı şeyleri birbirine karıştırmamak lazım, bunu unuttum ben.. Bundan sonra sadece komşu ve iş arkadaşıyız seninle.. Sözleşmemizi de unutmadım merak etme.. İstediğin gibi Ha Neul’ı üzüp terk edeceğim.. Tabii artık buna ihtiyacın var mı bilmiyorum ama.. Neyse, tekrar özür diliyorum. Dün geceki aptallığımı unutmaya çalış..”

Jun Suh o kadar kesin bir ses tonuyla konuşuyordu ve gözlerinde öyle duygusuz bir ifade vardı ki, Byeol bir türlü onun sözünü kesmeye cesaret edemedi. Üstüne üstük tüm bunları söyler söylemez bir cevap bile beklemeden yukarı çıktı! Kız kalakaldı olduğu yerde.. Üzülsün mi sevinsin mi bilemedi sanki. Jun Suh onu tamamen yanlış anlamıştı ama komşuluk ilişkisi bile olsa hala bir ilişkileri vardı demek ki! Byeol özellikle dün geceden sonra Jun Suh’nun ona böyle duygusuz gözlerle bakmasına dayanamadığını bir kez daha anladı. Bu işi düzeltmek zorundaydı artık. Hem de bugün! Zaten proje toplantısı vardı Min Hyung ile. Ona her şeyi anlatıp tüm bu saçmalığa son verecekti. Jun Suh’yu tekrar kazanacaktı!

Başını üst kata doğru kaldırıp:

“Bekle beni..” diye fısıldadı. “Her şeyi yoluna koyup o zaman beklediğin cevabı vereceğim sana.. Çok az kaldı..”

***

Yalın-Alışmak Zorundayım

Ağrıyan başını yavaşça yastığından kaldırdı Ha Neul. Üzerinden bir tır ya da dozer geçmiş olsa ancak bu kadar yorgun olabilirdi. Yatağındaydı, üzerini incelediğinde pijamalarını bile giymiş olduğunu gördü. Ama dün geceye dair hiçbir şey hatırlamıyordu! Tahmin edebiliyordu ama, muhtemelen onu eve Jun Suh getirmişti. Neler saçmalamıştı acaba, Jun Suh’nun yanında ne kadar rezil olduğunu merak ediyordu. Yorganı hışımla üzerine çekti, bugün bu yataktan kalkmayı hiç ama hiç düşünmüyordu.

Birden kapının açıldığını duydu, sonra da babasının sesini:

“Uyan bakalım uykucu prenses! Balkabaklı yulaf lapası yaptım sana, miden bulanıyordur şimdi..”

Ha Neul yavaşça başındaki yorganı açtı, mahcup bir ifadeyle:

“Lapa yemem ben biliyorsun..”

Adam kızı hiç duymadan elindeki dolu bir kaşığı ağzına sokmuştu bile:

“Sen şunu bir ye de bana anlatacakların var küçük hanım! Sen ne zaman eve körkütük sarhoş gelecek kadar büyüdün ha? Bir de o garson çocuğun sırtında!!”

“Özür dilerim baba.. Bir daha olmayacak.. Söz veriyorum..”

“Neden o kadar içtin anlat bakalım?”

Ağzındakileri yutmaya çalışan kız adamın yüzüne bakmamak için başını eğdi:

“Şey.. Şey oldu.. Yarışmayı kazandık diye.. Kutlama yapıyorduk işte.. Sonra..”

“Keşke Min Hyung’u çağırsaydın” dedi adam kızın sözünü kesip. “Bir daha yabancıların yanında içme! Sakın!”

“O artık bana herkesten daha yabancı..” dedi kız içinden. Sonra başını kaldırıp:

“Neden öyle diyorsun ki?” diye bağırdı. “Jun Suh da çok iyi bir çocuk, dün beni orada bırakmayıp eve kadar getirmiş.. Ona haksızlık etme.. Hem Min Hyung da bizim hiçbir şeyimiz değil..”

“Oo! Min Hyung’a laf söylediğine göre fena bozuşmuşsunuz siz!”

“Boşver ya..” dedi Ha Neul dudağını büküp. “Ondan bahsetmek istemiyorum. Ben en iyisi gidip Jun Suh’ya teşekkür edeyim bugün..”

Tae Woo merak etse de daha fazla üstelemedi.. “Nasılsa konuşurum Min Hyung ile” diye düşündü. Ha Neul ise öfkelendikçe acısının azaldığını hissediyordu. O böyle bir kızdı işte, çabuk yıkılsa da çabuk toparlanmayı bilirdi.. Bu sefer işi çok daha zor olsa da alışmak zorundaydı. Bugüne kadar birçok kız görmüştü Min Hyung’un yanında, sevgilileriyle tanışmıştı hatta.. Ama kendisinin neler hissettiğini bile bile, bu kadar kısa bir zaman içinde, üstüne üstük onun burnunun dibinde onu başka bir kızla el ele görmek gerçek bir yıkım olmuştu Ha Neul için..

“Alışmak zorundayım..” dedi sessizce. “Onu tamamen kaybettim çünkü..”

***

The Greatest Love-Thump Thump

Merdivenlerin sonundaki boy aynasında dikkatlice kendisine baktı Byeol. Sevgilisiyle -proje toplantısı da olsa- ilk kez buluşacak bir kıza göre fazla sadeydi. Siyah kazağı, kot pantolonu ve topladığı saçlarıyla hergünkinden zerrece farklı görünmüyordu. Aynaya baktıkça bir kez daha düşündü. Okuldaki, hatta çevresinde gördüğü en muhteşem erkek onun gibi basit bir kızla çıkmak istemişti, çıkma tenezzülünde bulunmuştu demek daha doğruydu hatta. Bu fikri algılamaya çalıştıkça bir kez daha dehşete kapılıyordu.. Onu gördüğünde ne diyecekti peki? Nasıl davranacaktı?

“En azından okuldayız” dedi kendi kendine.. Düşünceli düşünceli bölüm odasının önüne geldiğinde kapıdaki kağıdı okuyan Min Hyung ile karşılaştı.

“Merhaba.. ho.. hocam..”

“Merhaba..” diyerek kıza döndü çocuk. Onu ilk kez gördüğünde giydiği mavi ceket vardı üzerinde. Sağ kolu kitaplarla doluydu. Yüzüne ise yine en güzel gülümsemelerinden biri kondurmuştu bugün de..

“Baksana..” diyerek kapıyı işaret etti. Byeol yaklaşarak kapının üzerindeki yazıyı okudu:

“Oda boyanmıştır. Bugün kullanmayınız”

“Ne yapacağız?” dedi kız şaşkın bir ifadeyle. Oysa bugünkü toplantının ardından Min Hyung ile her şeyi konuşmayı düşünüyordu. Bu iyi olmamıştı..

“Başka bir yerde çalışacağız..” dedi çocuk.

“Nerede?”

Min Hyung Byeol’ü kolundan tutup:

“Ben güzel bir yer biliyorum” dedi ve ikili merdivenlerden aşağı inmeye başladılar. Kız bir şey anlamamış, sadece çocuğu takip ediyordu. Min Hyung birden duraksadı:

“Yaa! Odada dosyamı unuttum. Sen in ben geliyorum..”

Koşa koşa yukarı çıkan Min Hyung kimse var mı diye etrafına baktı ve kapıdaki kağıdı söküp çöpe attı. Sonra durup olduğu yerde kendi kendine gülmeye başladı. Neler yapıyordu böyle?

Daha sonra iki genç önce fakülte kapısından sonra da bahçe kapısından çıktılar. Min Hyung’un beyaz Audi’sine doğru yaklaştıklarında Byeol daha fazla dayanamadı:

“Nereye gidiyoruz?”

Çocuk kızın kapısını açarken:

“Sessiz bir yere..” dedi. “Benim evime..”

Byeol daha şoku atlatamadan arabaya binmişti bile. Min Hyung ise bu durumdan oldukça eğleniyordu belli ki..

“Daha ilk günden.. Yok artık.. Beni.. Kang Min Hyung beni evine mi atmaya çalışıyor???”

Çocuğun yüzüne bakar bakmaz kendinden utandı:

“Aptal! Kendinden utan! Onun gibi biri neden böyle bir şey düşünsün?”

“Ne düşünüyorsun?” dedi Min Hyung yavaşça. “Daha ilk günden seni evime götürmeme biraz şaşırdın sanırım..”

“Yoo! Hayır..”

Byeol heyecandan konuşamıyordu. Çocuğun yüzüne bile bakmakta güçlük çekiyordu hatta. Ona her şeyi nasıl anlatacaktı??? Byeol çaresizlikten aklını kaybedebilirdi..

“Geldik..” dedi Min Hyung neşeyle. Byeol bu siteyi bir yerden hatırlıyordu sanki.. Hatta bu anı daha önce yaşadığını bile söyleyebilirdi. Asansöre bindiklerinde birden her şeyi hatırladı:

“Bu apartman! Siz.. Bana ev bulmuştunuz.. Burasıydı!!”

Min Hyung bir an duraksadı. Sonra başını kaldırıp:

“Senin için bulduğum ev benim evimin altındaki daireydi.” dedi. “Hatta o daire de bizzat benimdi.. Sana yardım etmek istemiştim sadece..

Byeol şimdi anlıyordu her şeyi. Çocuk inatla “Sen kirayı düşünme” demişti o gün.. O gün yaşadığı utancı da hatırladı bir anda. Bu çocuk gerçekten ona birkaç beden fazlaydı, hem de her anlamda..

Byeol içeri girer girmez rahatladığını hissetti birden, ev inanılmaz ferahtı. İçeride çok az eşya vardı ve her şey beyazdı. Tam ona göre bir renk! Byeol bu evin kime ait olduğunu bilmeseydi de sahibini hemen tahmin edebilirdi.

“Rahatına bak!” dedi Min Hyung odasına geçerken. Byeol ise gergin halinden bir türlü kurtulamıyordu. İkisi aynı evdelerdi, baş başalardı. Sevgilisini aldatan kız suçluluğu vardı üzerinde. İçi hiç rahat değildi.

“Kahveni nasıl içersin?” diye bir ses geldi uzaktan.

“Sütsüz, şekersiz!” diye bağırdı Byeol. Hocasına kahve yaptırmaktan hiç de çekinmiyordu!

“Tahmin etmiştim!” dedi Min Hyung mutfaktan doğru kafasını uzatıp. Oldukça neşeliydi her zamanki gibi..

Byeol ise odadaki tek kanepeye oturdu. Kafasını kaldırıp karşısındaki kocaman Audrey Hepburn resmini görünce gülümsemekten kendini alamadı. Kadın gerçekten şahane görünüyordu..

Duvarın bir diğer köşesindeki resimlere gözü takıldı sonra. O kadar çoklardı ki.. Ayağa kalkıp onları yakından incelemeye başladı. Birinde Min Hyung ve yanında orta yaşlı bir kadın vardı. Muhtemelen annesiydi. Diğer bir resimde ise tam 4 kişilerdi. Min Hyung, yanında oldukça genç bir kadın, arkalarında orta yaşlı uzun boylu hoş bir adam ve aralarında 10 yaşlarında bir çocuk vardı. Byeol “Kardeşleri ve babası olmalı” diye düşündü. Min Hyung onu çekici yapan tüm genleri kesinlikle babasından almıştı, ikisi adeta kopya gibiydiler. Diğer resimlerin çoğunda yine Min Hyung ve o küçük çocuk vardı; denizde, lunaparkta…

“Kardeşim..” dedi elinde kahvelerle içeri giren Min Hyung. “Sevimli kerata..”

“Babanıza benziyorsunuz..” dedi Byeol. “O da.. Yani.. Şey..”

Min Hyung elindeki kupayı kıza uzattı.

“Evet, anneme pek benzediğim söylenemez..”

“Ama ablanıza hiç benzemiyorsunuz..”

“Ablam değil..” dedi Min Hyung gülümseyerek. “Babamın eşi!”

Byeol dudaklarını ısırdı, pot kırmakta üstüne yoktu.

“Kardeşim de babamla bayan Hae Ra’nın çocukları..”

“Benim de bu yaşlarda bir kardeşim var” dedi Byeol toparlamaya çalışarak. Ne kadar da özlemişti kardeşini. Burnunda tütüyordu adeta. O da tıpkı Min Hyung gibi kardeşini çok seviyordu, babalarının ayrı olmasını bir gün bile aklına getirmemişti..

Ha Neul geldi sonra aklına. Ha Neul da onun kardeşiydi. Bunu ilk kez düşünüyordu. Her şey böyle olmasaydı onu da In Soo kadar sevebilir miydi acaba? Benzer yönleri var mıydı? Eğer gerçekten kardeşlerse, O üzüldüğünde Byeol nasıl mutlu olabiliyordu?

“Daldın..” dedi Min Hyung. “Sanırım aklına kendi ailen geldi. Ya da Tae Woo ajusshi ve…”

“DVD arşiviniz ne kadar genişmiş..” dedi Byeol konuyu değiştirip.

“Seviyorum..” dedi Min Hyung. “Özellikle klasikleri..”

“Anlamıştım zaten..” dedi Byeol duvardaki resmi işaret edip. İkisi gülmeye başladılar.

“Ya sen? Sever misin klasik izlemeyi?”

Byeol “Bilmiyorum, çünkü hiç izlemedim” demek istese de diyemedi.

“E.. Evet severim..”

Min Hyung kıza dönüp:

“Bence dersi başka bir gün yapabiliriz. Bugün film izlemeye ne dersin?”

Byeol içinden “Min Hyung ve ben! Film izleyeceğiz!” derken:

“Tabii” deyiverdi. “Eğer sizin için de..”

“Benimle böyle resmi konuşma artık” dedi çocuk kızın gözlerine bakıp. “Hocam da deme..”

Kızaran Byeol başını sallamakla yetindi. Bu çocuğun yanında asla Jun Suh’nun yanında olduğu gibi rahat olamayacaktı belli ki..

“Seçimi ben yapıyorum o zaman..”Tiffany’de Kahvaltı’ya ne dersin? İzlemediysen tavsiyemdir!”

“Yok.. İzlemedim..”

İkili kanepeye kurulup filmi izlemeye başladılar. Byeol ne düşüneceğini şaşırmıştı artık. Bugün ne için gelmişti, ne yapıyordu şimdi? Sözde çocuğa her şeyi açıklayıp Jun Suh’nun karşısına çıkacaktı!

Her şeyi unutup filmi izlemeye karar verdi..

*

YAB-Song For a Fool Inst.

“The End” yazısıyla birlikte iyice mayışmış olan Byeol toparlanmaya başladı. Çıkmaya yeni başlayan bir çift, hem de ilk günlerinde bu filmi kesinlikle izlememeliydi. Bu ikili için fazla romantikti bir kere, Byeol utancından dönüp de çocuğa bakamıyordu bile..

Ama Min Hyung hiç düşünmeden kıza dönüp:

“Bu günü birlikte devam ettirelim bence, seni bir yere götürmek istiyorum.” dedi.

Byeol her an şaşırmaya devam ediyordu:

“Şeyy.. Kıyafetim pek..”

Min Hyung:

“Bence gayet hoş görünüyorsun.. En iyi arkadaşlarımdan biriyle tanıştıracağım seni. Çok kafa dengi çocuktur, 3. sınıfta okulu bırakıp barlarda çalmaya başlamıştı. Sonra da kendi mekanını açtı. Uzun zamandır görüşemiyordum ben de, bizi gördüğüne çok sevinecek..”

Ona “hayır” demek mümkün değildi.

“Tamam” dedi Byeol.

“Teşekkürler” dedi Min Hyung kızın elini tutup. Orta şiddette bir elektrik akımı Byeol’ün vücudundan akıp geçti bir anda:

“Ne yapıyorum ben?” dedi içinden. “Elim kolum nasıl da bağlandı böyle?”

***

Üst üste içtiği ağrı kesiciler ve 3 fincan kahveden sonra ancak kendine gelebilen Jun Suh prova yapıp son hazırlıklarını tamamladı. Dünkü neşeli hallerinden sonra bugün neden böyle olduğunu anlamayan arkadaşları hiçbir şey sormuyorlardı yine de. Belli ki büyük bir sorunu vardı çocuğun..

Jun Suh omzuna birinin dokunduğunu fark edip arkasına döndüğünde karşısında Ha Neul’ı gördü:

“Selam Jun Suh-ssi..”

“Selam.. İyi olmana sevindim. Dün çok kötüydün..”

Ha Neul başını eğdi.

“Sana çok zorluk çıkardım dün. Özür dilerim..”

Zorla gülümsedi Jun Suh:

“Saçmalama, ben sana teşekkür etmeliyim asıl.. Büyük aptalın gözünü açtın..”

“Nasıl?”

“Yok.. Yok bir şey..”

“Bu arada, yarın yapımcı bizi bekliyor, unutmadın değil mi? Albümün ilk şarkısı belli ya, diğer iki şarkıya karar verilecek.. Senin şarkılarını çok merak ettiğini söyledi Bay Seo. Bence hayatın kurtuldu Jun Suh-ssi!”

Gülümseyerek kendisine övgüler yağdıran bu kıza vereceği tek yanıt asık suratıydı Jun Suh’nun. O, Ha Neul kadar güçlü olamıyordu böyle durumlarda..

“Bu gece benim için güzel bir ayrılık şarkısı söyle olur mu?” dedi cevap alamayan kız. “Benim için söyle.. Buna çok ihtiyacım var..”

“Tamam” dedi Jun Suh elini kızın omzuna koyup. Ha Neul omzundaki eli indirip iki elinin arasına aldı ve:

“Teşekkür ederim..” dedi. “Her şey için..”

Byeol’e olan kızgınlığı Ha Neul’ı daha da yüksek bir yerlere oturtmuştu Jun Suh’nun gözünde. Ona sığınmak istedi bir an.. Ama yapamayacağını biliyordu, sığınabileceği tek limanda artık başka gemiler vardı maalesef..

Sahneye çıkma zamanı gelmişti. Jun Suh tüm acısını şarkılarıyla unutmak istiyordu. Onu ilk gördüğü gün söylediği şarkıyı söyleyecekti.  ‘Aşk Acısı’nı söyleyecekti:

Ft Island-Lovesick

 Jun Suh’nun keman introsunun ardından giren güçlü sesiyle bardaki tüm gürültü birden kesildi. Ayakta durmakta dahi zorlanan çocuk tüm gücüyle söylüyordu şarkısını, söylerken adeta kalbi sıkışıyordu, kendisini aldatılmış hissediyordu çünkü, işin kötüsü daha ona sevdiğini bile söyleyememişti, buna rağmen neden böyle hissettiğini bilmiyordu ama bu hisse de bir türlü engel olamıyordu..

Kapadığı gözlerini açtığında barın kapısından giren çifti görünce önce gözlerine inanamadı. Onlar olabilirler miydi? Onun şarkı söylediği yere getirebilir miydi Byeol o çocuğu? Bunu yapacak kadar umursamıyor olabilir miydi kendisini?

Daha barın tabelasını görür görmez içeri girmemek için elinden geleni yapan, her türlü bahaneyi üreten Byeol, Min Hyung’un ısrarlarına yenilmişti. “Jun Suh bu gece çıkmıyordur belki..” diye düşündü sonra. Çünkü Min Hyung’a neden buraya girmek istemediğini açıklayamıyordu bir türlü..

Oradaydı işte, şarkısını söylüyordu, hem de o şarkıyı, tanıştıkları gün söylediği şarkıyı söylüyordu.. Byeol gerçekten ölmek istiyordu o an..

Jun Suh ilk defa bu kadar öfkelendiğini hissediyordu. Dün gece bile böyle olmamıştı. Byeol’ün onu sevdiğine inandığı için birazcık olsun teselli bulmuştu çünkü.. Ama şimdi.. Onu getirmişti buraya.. Her şeyi tek bir hamlesiyle yıkmıştı bile..

Jun Suh yavaşça sahneden inerek Ha Neul’a doğru yürümeye başladı. Kızın önüne kadar gelip şarkısını onun gözlerine bakarak söylemeye başladı. Byeol’ün üzülmesini istiyordu, hala onun için üzülebiliyorsa tabi..

Amacına da ulaşmıştı. Byeol gördüğü sahne karşısında dehşete kapılmıştı! Bu şarkı ikisinindi! Ama Jun Suh başka bir kıza söylüyordu şimdi şarkılarını!

Bir anda yanına gelen Jun Suh’yu şaşkın gözlerle izleyen Ha Neul yan tarafa döndüğünde gözlerine inanamadı. Aklından geçen biri yanında belirebilir miydi böyle? Ama o da neydi, o kız da yanındaydı, o kızla çıkmışlardı bu akşam!!

Ha Neul Jun Suh gibi derin bir acı hissetmedi, çünkü daha çok öfke vardı içinde. Onu üzeni üzme isteği ya da.. Bir şey yapması gerekiyordu!

Birden ayağa kalktı. Şarkısını bitirmek üzere olan Jun Suh’nun elindeki mikrofonu çekti, herkes onlara bakıyordu. O ise hiç umursamadan çocuğun dudaklarına yapıştı! Jun Suh ilk önce ne yapacağını bilemese de herkesin ortasında bir kızla öpüşmekte olduğunu fark edip geri çekilmeye çalıştı. Ama Ha Neul’ın onu bırakmaya hiç ama hiç  niyeti yoktu..

Birden tüm dinleyiciler ıslık çalıp çığlık atmaya başladılar. Yalnız aralarında iki kişi vardı ki, ne ıslıkları duyabiliyorlardı ne de çığlıkları.. Onlar sadece gördüklerinin gerçek olmamasını diliyorlardı..

***

-11. Bölüm Sonu-

Reklamlar
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

11. Bölüm: Kalbinden neler geçiyor bilmek isterdim Lee Byeol.. için 14 cevap

  1. nomuyeppuda dedi ki:

    Masal çok iyi yazıyorsun ya :)) Son yine dizi tadındaydı bravo.Artık ortamlarıda oluşturdum canlanıyor gözlerimde… Ama kötü oldu yaw :/

    Şu korelilerde ki Frank sinatra ve Audrey Herburn aşkını anlayamıyorum ya.Niye bu kadar değerliler acaba onların gözünden? 🙂 Bu hafta bende Frnak sinatranın bi şarkısına çalışıyorum ama aklımda hep Fly me to the Moon var Jang Geun suk dinliyorum habire.Benide etkilediler Audrey Hepburn’i tanımıyorumdum ben kore dizileri izlemeden önce.Yani o kadının audrey Hepburn olduğunu bilmiyordum. :))

    Kore hikayesinde Nazım hikmet göndermesi güzel olmuşdu sevdim o kısmı okurken :)) Ama elmanında onu sevdiğini biri Jun Suh’a söylesin ya acı çektiriyosun çocuğa.İlk sahnelerde neyse öptü kızı anladı sevdiğini dedim.Finalde Zönk o_O yine yalan oldu bizimkilerin kavuşması.Byeol’ünde konuşamaması bitirdi beni burda.Gitti çocuk işte.Sizin şarkınız bundan sonra.”Ben her gece sarhoşum derdimden böyle” artık dertten içer içer durursunuz :))

    Bu arada bu bölüm ostları beni zorladı.Bildiğim şarkılar çıkınca okuyamıyorum şarkı bitmeden.Hepside sevdiğim şarkılardan çıktı.Bu arada Lovesick şarkısını mp3 listeme attım ilk defa Ft island şarkısını listeme aldım.Yeniliğe pek açık olmayan ezberlediği şarkılardan vazgeçmeyen biri için büyük bir adım :)) Ostlarıda o yüzden dinliyorum sürekli, dizide ezberliyorum dinlemeye devam ediyorum sonra.Baya yazmışım ben gene gevezeliğim tutmuş. :))

    Velhasıl kelam ellerin dert görmesin.Yine döktürmüşsün finalinle ümitlerimi kırsanda… ^^

    • masalevi dedi ki:

      ahh çok çok teşekkürler sedacım, yorumunla mest oldum valla 🙂 hikayeyi dizi formatına dönüştürmek için epey uğraşıyorum ama işe yarıyor gibi 🙂

      Koreliler de retro takılmayı seviyorlar evet, ben Audrey Hepburn’u çok severim, çok tatlı kadın, çok değişik bir güzelliği var. Frank Sinatra deyince benim de aklıma “fly me to the moon” geliyor haklısın, Jang bizde acaip bi etki bırakmış yau 🙂

      ahaha yau, bizim çiftin yeni şarkısı da güzelmiş, haklısın anca içerler artık, kavuşmak hayal mi oldu ne 🙂 ilk kısımda jun suh kızın başkasını sevdiğine inanamadı, bi gazla öpüverdi ve kendisini sevdiğini anladı. son sahnede ise ha neul min hyung’a ders vereyim derken işleri epey karıştırdı. öpüşmelerimiz geç geldi ama iyi geldi bence 🙂

      lovesick sevilmez mi ya, benim dinlediğim ilk ft island şarkısı kendisi. daha 17 yaşında bebeyken söylemiş hong gi bu şarkıyı ama güzel söylemiş gerçekten.. ostları da sevdiklerimden seçmeye çalışıyorum, ama haklısın, ben de okurken kulağım hep şarkılara gidiyor, güzel şarkı da başa bela 🙂 ft island şarkılarını dinlemeye başlamana çok sevindim, hong gi’nin özellikle duygusal şarkılarını tavsiye ederim, sesi insanı etkiler, rahatlatır..

      yeni bölümde görüşürüz canım, senin de ellerine sağlık^^

  2. hikaruivy dedi ki:

    bol aksiyonlu bir bölüm olmuş, tam istediğim gibi, nomu nomu komawo çingum 😀 😀 vaowww, son sahnenin şoku hâlâ üzerimde! ama ben anlamıştım ha neul’ın böyle yapacağını, haha! byeol’e üzülemedim valla, hak etti cadı! ama jun suh’cuğa çok üzüldüm ben bea 😦 yavrum yaa, kıyamam…

    ehem, dur en baştan başlayayım: byeol tam bir kız gibi davranıp duygularıyla hareket etti, düşünme kısmı daha sonra geldi. tamam, min hyung tam bir beyaz atlı prens olabilir (not: oda yeni boyanmıştır numarası çok tatlıydı yeaaa… yong hwa forever, kalp kalp!), ama nasıl ki kendi hikayemde beyaz atlı prens han seul yerine şirin çıtır moon jee’yi kayırıyorsam burda da çok sevdiğim yong hwa’ya rağmen daha çocuksu, şeker mi şeker jun suh’yu kalbimdeki ilk sıraya koyuyorum 🙂 (neden böyle ben de bilmiyorum, çocuksu ve iyi kalpli erkeklere zaafım var galiba :P) yani min hyung’la çıkarak çok yanlış yaptın byeol bacı!

    jun suh’nun olayı öğrendiği sahne, sonra byeol’ün kapısına gelip dayanması, ona bağırıp çağırdığı sahne… aman tanrım, heyecandan nefesim kesilerek okudum! sonra ikisinin öpüştüğü sahnede tam bir fangirl gibi “kyaaaaa!” diye bağırdım (cidden bağırdım, neyse ki evde tek başımayım yani, yoksa karizma yerlerde… :D) ama sonrasında gelişen olaylar… ahhh, soundtrack’in hüznüyle birleşince bir seyirci olarak benim bile kalbim yandı; zavallı çocuklar naapsınlar?! ellerine sağlık canım, duyguları ve her birinin davranışının altında yatan nedenleri çok güzel anlatmışsın. ama aklımla kabul ettiğim bu gelişmeler benim romantik kalbime yetmiyor, ikisi hemencecik bir araya gelsinler istiyorum işte! 😀

    min hyung’un evini anlatırken görmüş kadar oldum: sahi, ona beyaz duvarlarla, beyaz mobilyalarla dekore edilmiş bir ev acayip uygun olurdu! ayrıca klasikler, eski hollywood ünlülerinin posterleri, ve bir yerlerde de mutlaka bir paris-eyfel kulesi resmi 🙂 🙂 min hyung’un cool, minimalist, ve hafif retro bir tarzı olmalı, di mi? 😉 görmüş kadar oldum inan.

    hadi byeol’ün gözleri kamaştı diyelim (ayrılma fikrini kafasına koymuş olsa bile öyle bir ortamda bunu unutmasını, bir süre daha hormonlarına karşı koyamayarak basiretinin bağlanmasını anlarım…) ama min hyung’un ısrarlarına yenilip jun suh’nun sahne aldığı bara gidişini hiç affedemiyorum! bu da yine yorumun başındaki sahneye götürüyor bizi: oh olsun byeol’e, jun suh’yu başka bir kızın öptüğünü görsün de canı yansın ve yaptığı salaklığı anlasın istiyorum! bu arada min hyung da ilk kez ha neul için bir şeyler hissetmeye başladı mı ne? gördüklerinin gerçek olmamasını dilemesi falan? yanılıyor muyum, gördüklerinin gerçek olmamasını dileyen 2. kişi min hyung değil de gizemli biri mi yoksa? 😉

    neyse çenem düştü, ellerine sağlık canım, bomba bir bölümdü. aksiyonların artarak devam etmesini diliyorum ve çok öpüyorum ^^

    • masalevi dedi ki:

      ayy bu ne şahane bir yorum böylee :)) senin de ellerine sağlık hikarucum, güzel yorumun için çook teşekkürler^^

      çocuksu jönleri ben de çok seviyorum yaa, güneş ve ay’da da ilk bölümlerde bile hep moon jae’yi kayırıyordum. demek ki cool jönler bize göre değil 🙂 ama biraz da yong hwa sevgim yüzünden çocuğa biraz torpil geçiyorum farkındayım, yine de jun suh üzülmesin diyorum ben de, geçecek bugünler de 🙂

      jun suh’nun çıldırdığı sahneyi ben de çok severek yazdım. onu anladım çünkü. bir insan bir şey için bekledikten sonra istediğinin olmasını umuyor. ama bizim beceriksiz intikam meleği yine yaptı yapacağını 🙂 senin izlerken “kyaaaa” diye bağırman da gözlerimin önüne geldi resmen. kiyopdaa^^

      min hyung hepimizin hayallerinde aynı şekilde canlanmış, buna çok sevindim işte 🙂 eyfel kulesi benim de aklıma gelmişti biliyor musun, hatta onun yanına da şu ünlü Beatles resmi, yaya geçidindeki falan 🙂 aynen senin de tarif ettiğin gibi sadelikten hoşlanan sade bir insan. onun bu mütevazi ve sıcak tavırları da gösterişten hoşlanmamasından kaynaklanıyor. hayallerimizin erkeki yau 🙂

      ahaha kızn gözlerinin kamaşmasını anladın dimi, valla ben de anlıyorum, insan olan zor karşı koyar 🙂 ama min hyung’un ısrarlarına dayanamayıp içeri girmesi evet kötü oldu, her şeyi göze alıp ona karşı koymalıydı. bu bölümde byeol bir sürü anti fan kazandı anamm 🙂 neyse gelecek bölümlerde kızgınlığınız geçecek inşallah diyorum 🙂

      gördüklerinin gerçek olmamasını dileyen iki kişi konusunda haklısın, biri byeol diğeri min hyung. neden böyle düşündüğünü de gelecek bölümün başında anlatacağım..

      tekrar ellerine sağlık canım, yeni bölümde görüşürüz, akraksiyonlarım bitmeyecek merak etme 🙂

  3. Oh Yoon Joo dedi ki:

    Sürün Byeol nihahahahaa (:

    Evet biliyorum çok duygusuzca oldu ama Ha Neul ne hissediyorsa bu acemi intikam meleğine karşı bende en başından beri bu duygu hakim (: O üzüldükçe ben sevinç kahkahaları atıyorum ^^ Ve alışıldığı üzere karakterlere çemkirip, sırtlarını sıvazlıyorum aferim koçum iyi numaraydı diye 😀

    Zavallı kuzum JunSuh için üzülüp anam kıyaman ben sana diye dolaşsam da Byeol sürünsün diye onun d bir nevi acı çekmesine göz yumabiliyorum. Ha Neul hem daha güzel hem masum onu alalım sana Jun suh shi (: Bu arada kissü sahnesi için tebrik etmek lazım seni, oppalara ders verebilirsin 3 5 bölüm sonra (: Masal ablan seni daha çok çalıştıracak bu gidişle hehehe

    Çok severek okudum Ellerinize sağlık canlar ❤

    • masalevi dedi ki:

      ahaha, senin bu shin min ah antipatin yok mu, zavallı byeol’ümüzü de pek sevemedin ne yapsak ki ottukee 🙂 neyse sen başkasını hayal etmeye çalış onun yerine en iyisi, mesela en sevdiğin aktrisi falan, anca düzelir aranız 🙂

      ama böyle yapma sayın okur, byeol’ün de aklı çok karışık (ben de karakteri korumaya çalışıyorum yau 🙂 ) neyse bu bölüm azarı hak etti o haklısın 🙂

      jun suh güzel öpüştü dimi 🙂 uyduruk öpücüklerden gına gelince güzel bir şey hayal edeyim dedim napim 🙂 ha neul’ı seven tek okurumsun bu arada tebrikler 🙂 ikisi bu bölüm sonu itibariyle çift oldu gibiler ama gelecek bölümde neler olacak göreceğiz 🙂

      senin de ellerine sağlık yuncussi, yeni bölümde görüşürüz 🙂

  4. makinosev dedi ki:

    eeee n’oldu şimdiii, bitti mi bu bölüm? sonra nolceek pekiii ?? anaaam 😀

    hain çingu, bu nasıl bölüm öyle, çabuk ayır şu çiftleri, yada dur kalsın ama yok yaa ben hong ki ile byeol’ü isterim …

    Min Hyung yavrum tam bir kusursuz 2. esas oğlan oldu bu bölümde, bıraksan bir türlü bırakmasan bir türlü… demek ilk tanıştığı günkü mavi ceketi giymişti ama hong ki de byeolün ilk dinlediği şarkıyı söylediiiğğ 🙂 hong kiii yavriiim elmada seni duyuyor ama daha olgunlaşıp daldan düşemedi 😀 sen az daha bekle, masal ablan sana bir güzellik yapar elbet 😀

    haneul yavrim senin akibetin hala belli değil üzgünüm 😀

    masalım umarım sonraki bölümde bu love shuffle çözümlenir, yani öyle olur di mi? çöz emi güzel çingum, ben böyle meraktan çatlarım aaaa 😀 😀 😀

    dugın dugınlar arasında rüzgar gb geçti yine bir bölüm 😀 ellerine kollarına sağlık 😀

    • masalevi dedi ki:

      ahaha bölüm bitince panik yapmışsın yau yazık 🙂

      çiftlerin kombinasyonu bi tuhaf oldu dimi, kim kiminle iyice karıştı bu bölümde.. sen de byeolsuh taraftarısın biliyorum, ama entrikasız Kore dizisi olmaz güzel okurum benim, azıcık ortalığı karıştırayım dimi ama 🙂

      ay o elma bi türlü olgunlaşamıyor yau, jun suh bile isyan etti 🙂 min hyung da böyle kusursuz boyfriend olunca işler çok karıştı.. neyse panik yok, olur böyle 🙂

      ay bu love shuffle bi karıştı ki zor çözülecek gibi görünüyor.. neyse ben bişeyler yapmaya çalışacağım yine de 🙂
      senin de ellerine sağlık canım, 12. bölümde görüşürüz 🙂

  5. ?

    Hımm… Soru işaretleri beynimi kemiriyor. Nasıl, ne ara, neden?? Şimdi bu çocuk kapıya dayandı, ne haddine dedim, sonra çocuk da düşündüklerimi düşündü, aferin dedim. Sonra bu diğer hocacığım kızı eve götürmek için numara çevirdi, nuri alçoya bağlıyordum ki kız da aynı şeyi düşündü, sonra ben ah bu hoca kızı kesin o bara götürecek, demedi deme dedim ki pat bardalar… Senarist bizim aklımızdan geçenleri okuyor mu ne? 😀 Çok şaşkınım şu an ben… 😀 Bi garip oldum ya, ne bölümdü??? O_o Kızın evini basmalar, şak diye öpmeler, kıskandırma çabaları, hocamızın boşa harcadığı güzide zamancıkları… Daha bunlar atışıyorlardı, bağrış çığırış ne ara aşk bacayı sardı ki? Çok mu duygusuzum da bunların aşkını göremedim ben? TT Bu bölümden çıkardığım sonuç: Byeol ve Jun Suh birbirlerini seviyorlar?
    Neyse sorgu suali bi kenara bırakıp içimden geçenleri döküyorum madem… Han Eul ve Jun Suh cehpesinde bir hareketlenme var, hadi bakalım… Aşık et ve süründürerek terk et Jun Suh, aynen devam. Aja aja fighting!!! (Full House’u yeni bitirdim de, sağolsun arkadaşımın arşivi varmış, ben de kotalı deyince vereyim dedi, sevgili çingum benim dizi sponsorum oldu, bu aja aja ordan takıldı, bi de üç ayı şarkısı var tabi, ah raiiiiiin. > Ayak üstü sohbet diye buna denir. xD

    öhöm ne diyorduk? Unnicim ben sakin kafayla düşünemiyorum. Hocaya öyle bi takılmışım ki Jun suh’un aşkını görememişim, daha ne olsun?!! Çok ayıp bana, cık cık cık… :S Müzik seçimleri mükemmel, 49 Days dışındakiler bende bilgisayarda vardı, kota sorununa alternatif yol budur. 😀 49 Days’i de “amaaaan nolcek” deyip açtım dinledim, hikayeden yaklaşık 5 dakika ayrı kalıp hüngür hüngür ağladığımı fark ettim, bu diziyi çok sevmiştim ve şimdi çok özledim ben……
    Ama “Höd noluyor burda? Dön çabuk okumaya, duygusala bağlama iki dakikada” dedim veee birbirinden ilginç itiraflar, biribirinden çarpıcı gelişmeler sonucu bi ağlama krizi daha geldi. 😦 Ay ne yapsam bilemedim, ağlamak desen ağlayamıyorum, boş boş bakakaldım. :/ Sanırım şu yorumu daha fazla uzatırsam seni de ağlatacağım, bu ne böyle destan yazmış diyeceksin… Bu sebepten ötürü daha fazla soru sormadan ve yorum yapmadan boş bakışlar eşliğinde (sanırım ağlamaya başlıyorum) veda ediyorum ve öpücüklerimi gönderiyorum.
    Yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum. Bu hikaye çok acaip bir hal alıyor, heyecanla bekliyorum. Ellerine sağlık. ^^

    • masalevi dedi ki:

      ahh harmonycim bu yorum şimdiye kadar aldığım en güzel, en değişik yorumlardan biri oldu. üç kez üst üste okudum, hem gülümsedim hem burkuldum okurken de.. öncelikle hikayemi bu kadar hissederek okumana çok sevindim, ben bile karakterlerimin hayatına ancak bu kadar girebilirdim, çok teşekkürler.. 49 gün müziği de takıntılı şarkım oldu bugünlerde, sürekli dinliyorum, neden ağladığını da çok iyi anladım bu yüzden. insanı içine alan bir melodi gerçekten..

      bol atraksiyonlu bir bölüm oldu evet, her şey yavaş yavaş su yüzüne çıktı. jun suh-byeol aşkı her ne kadar dile getirilmese de ortadaydı aslında, yani ben o şekilde yansıttığımı düşünüyordum.. bence sen min hyung’u o kadar çok sevmiştin ki jun suh’nun aşkını birazcık göz ardı ettin demek ki 🙂 jun suh bugüne kadar byeol’ü ne kadar sevse de, sevdiğini belli etmeye çalışsa da kızın hayatı ve duyguları o kadar karmaşıktı ki bir türlü ona açılamadı, ki byeol de başkasını sevdiğine dair hiçbir ipucu vermemişti ona, kısaca yeşil ışık yakmıştı denebilir 🙂 jun suh’nun isyanı bu yüzdendi işte, onun başkasını sevdiğine inanamadığından..

      haneul cephesi hareketlendi evet, ee byeol kuzuyu bu kadar üzünce o da haneul’a sığınmaya çalıştı kendince.. (full house’u çok önceden izlemiştim ben de, pek hatırlamıyorum ama bi rain çok tatlıydı onu unutmuyorum bak, kaslarıyla beni benden almıştı o yıllarda da 🙂 üç ayı videosunu da hala arada bir izler gülerim, kız matraktı yau 🙂 )

      49 gün çok feci ya, şarkıları falan da on numara, hepsi ayrı ayrı etkiliyorlar insanı.. o sahneye de o şarkı güzel olur diye düşündüm ben de, ki oldu gibi 🙂 senin de hassas bir anına denk geldi demek ki, bana da öyle olur hep.. insan içinden geldiğinde ağlamalı, biz içimizde tutamayanlardanız ne yapalım 🙂

      bu şahane yorumun için çok teşekkürler canım, yeni bölümü bir an önce yazmaya çalışacağım.. kendine iyi bak^^

  6. winpohu 'ca dedi ki:

    Sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevecek diye bir şey yok ki!”
    ya bu bölüm ne heyecanlıydı . valla masal sen kendini aşmışsın. bir solukta okudum nasıl da karıştı her şey. böyle güzel sahneler böyle güzel bir anlatım . her şey gözümün önünde canlandı. byeol ile jun suh öpüşmasi falan fazla duygusal ve romantikti tam bunu sindirdim sonra finalde bir bomba daha patladı. yalnız neden iki kişi inanmak istemiyor. yani hocamızda mı gerçek olmasın istiyor. hoca byeoul a vurgun değil mi ?
    merak merak merak kediyi değil ama beni öldürecek ::)

    • masalevi dedi ki:

      ahh canım ya yorumunla nasıl mutlu oldum çok teşekkür ederim 🙂 heyecanın tavan yaptığı bölümlerdi bunlar haklısın, aşk, intikam, kıskançlık falan birleşince böyle entrika dolu bi hikaye ortaya çıktı 🙂 sonunda ikilimiz öpüştüler, belki biraz geç bile oldu ama e Kore dizisi olunca bi anda olmuyo öyle duygusal etkileşimler 🙂 o iki kişiden biri de min hyung doğru tahmin.. ama neden öyle olduğunu gelecek bölümün hemen başında okuyacaksın canım.. yorumuna sağlık, yeni bölümde görüşürüz^^

  7. kimbapsushi dedi ki:

    Başta Jun Suh’ın aşık hallerini okuyunca dedim, aha az sonra Jun Suh öğrenecek ve hep beraber yıkılacağız. Ki öğrendi. Ama öpücük sürpriz oldu bak onu beklemiyordum.
    Tabloda mutlu olan bir tek Min Hyung gibi görünüyordu ki son öpücük sahnesinde onun da pek mutlu olmadığını görmüş olduk. Acep Haneul’a karşı bir şeyler mi hissediyor. Başlarda da yazmıştım sanki sonunda Haneul’la birbirlerine varacaklar ama ben pek istemiyorum. İlk bölümden beri Min Hyung’ın Haneul’a değer verdiğini biliyoruz. Arada meraklanıyor falan ama bunlar beni onu sevdiğine ikna edemez. Hala kardeşçe bir sevgi olduğunu düşünüyorum.
    Yalnız bu bol öpücüklü bölümden sonra heyecan tavan yaptı. Bir süre dörtlünün birbirlerine nispet yapmasını izleyeceğiz gibi. Tahminim bu arada Min Hyung Haneul’ı kıskandığını fark edecek, Byeol’un soğuk tavırları belki ondan soğutacak falan. Fena halde sallıyor da olabilirim.
    Eline sağlık diyerekten diğer bölüme geçem ben:)

    • masalevi dedi ki:

      jun suh en sonunda çıldırdı kuzum byeol cadısı yüzünden 🙂 öpücük de gerçekten sürpriz oldu dimi, en büyü kaşklar nefretten doğarmış ya öfke bizimkilerin duygularını tetikledi sanırım 🙂 son sahnedeki o iki kişi byeol ve min hyung tahmin ettiğin gibi. min hyung neden gördüklerine inanamıyor göreceğiz bakalım 🙂

      valla güzel yorumlar geliyor yine senden, çiftler nasıl olacak kim kime varacak yavaş yavaş göreceğiz bakalım 🙂 ama haklısın byeol o soğuk halleriyle insanı kendinden soğutur yav, bi kuzum katlanır ona aşkından 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s