10. Bölüm: Bunu bize yapma!

Yüksek Sadakat-Aklımın İplerini Saldım

Byeol inanamıyordu, nasıl böyle bir aptallık yapabilmişti? Bir çuval inciri berbat etmişti bile, Tae Woo’yu babası gibi seven bir adama hayatının sırrını vermişti hiç istemeden.. “Birkaç saniye içinde bir şey uydurabilir miyim?” diye düşünmeye başladı, ama çocuk öyle merak dolu gözlerle kıza bakıyordu ki, daha fazla beklemeyemedi:

“Neden bahsediyorsunuz siz? Anlamadım?”

Min Hyung bu tepkinin üzerine daha da şaşırdı:

“Byeol-ssi! Tüm söylediklerini duydum, yani.. kapı açıktı.. Tae Woo ajusshinin baban olduğunu…”

Byeol eliyle çocuğun ağzını kapatıp:

“Şşşt! Tamam, size her şeyi anlatacağım, ama konuşabileceğimiz bir yere gidelim önce.”

“Tamam” dedi Min Hyung. “Ama en azından bir saat daha burada kalmam lazım. Beni beklersin değil mi?”

Byeol istemese de beklemek zorundaydı:

“Peki” dedi sadece. “Ama bana bir şey sormayın şimdi, lütfen..”

Başını salladı Min Hyung. İkili hiç konuşmadan salona geçtiler. Dans pistinde hala Ha Neul ile dans eden Jun Suh’nunsa çıkış kapısına bakmaktan az daha boynu tutulacaktı, aklı sorularla doluydu: “Nerede bu kız, neden koşup gitti ki? O çocuk neden gitti arkasından?”

Kapıdan giren Byeol’ü görünce rahatladı, en azından O iyiydi. Ha Neul’a döndü sonra. Kız düşünceli görünüyordu, düşünceli ama mutsuz değil.. O da birden Jun Suh’ya döndü:

“Seni dinlemek istiyorum.. Keşke şu sıkıcı müziği kesseler ve sen sahneye çıksan.. Bir şeyler söylesen ve ben sesinle her şeyi unutsam..”

“Demek benden bıkmadın” dedi Jun Suh gülümseyerek. “Provalarda o kadar çok şarkı söyledim ki, bir daha beni dinlemek istemezsin diye düşünüyordum.”

Gülümsedi Ha Neul:

“Senden bıkabilecek birini düşünemiyorum. Hele de sesinden..”

İki genç neşeyle gülümsediler birbirlerine. Ha Neul gülümserken, hele de bu kıyafetin içinde ne kadar da güzel görünüyordu! Gülümsemesi öyle içtendi ki, ifadesinde ikiyüzlülükten, samimiyetsizlikten eser yoktu. Byeol’ün ondan neden nefret ettiğini bir kere daha merak etti Jun Suh.

“Birbirlerini yakından tanısalar eminim çok severler” diye düşündü.

“Yarışmayı hatırlattın ya iyice heyecanlandım” dedi Ha Neul. “Yarın büyük gün! Ama yanımda sen varsın ya hiçbir şeyden korkmuyorum!”

O böyle konuştukça Jun Suh elinde olmadan kendinden utanıyordu. Aptalca bir oyun yüzünden ona yaklaştığını düşündükçe adeta kızın yüzüne bile bakamıyordu, yine başını yere eğdi sadece.

“Şu an yanımda olman o kadar önemli ki..” diye fısıldadı Ha Neul. Jun Suh kendisini gerçek bir pislik gibi hissediyordu, nasıl bir saçmalığın içindeydi böyle? Tüm bunlara daha ne kadar dayanabilecekti bilmiyordu..

Byeol ise yine yalnızdı. Min Hyung hocalarının yanına gitmişti, O ise bir yandan çocuğa ne diyeceğini düşünüyor bir yandan da ileride birbirlerine gülümseyerek dans eden ikiliyi çaktırmadan izlemeye çalışıyordu:

“Ne konuşuyorlar acaba? Lanet olsun ben bu durumdayken onlar nasıl böylesine eğlenebiliyorlar ki?”

Byeol hislerinden korktu bir an. Bu durumda bile Jun Suh’yu düşünüyordu, kafasını çevirip masanın üzerindeki üzümlerden yemeye başladı. Deli gibi Min Hyung’a söyleyeceklerini düşünürken birden kendisine seslenildiğini duyup arkasına döndü. Genç bir çocuk gülümseyerek kendisine bakıyordu.

“Lee Byeol-ssi… Beni hatırlamadın sanırım. Ben 3. sınıflardan Go Jin Ho. Yunan ve Roma Tiyatrosu dersini alıyoruz birlikte.”

“Hımm” dedi Byeol sadece. “Ee?” dememek için kendisini zor tutuyordu oysa ki..

“Şeyy.. Benn.. Dans edelim mi diyecektim..”

“Bu da ne şimdi?” diye kendi kendine söylendi Byeol. “Tam da sırası..”

“Yok.. Ben kendimi pek iyi hissetmiyorum..”

“Hadi amaa.. Dans etmek sana da iyi gelecek..”

Belli ki çocuk yapışkandı. Byeol “Ne yapsam da kurtulsam şundan?” diye düşünürken birinin kolunu tuttuğunu hissetti. Kafasını kaldırdığında kendisine neşeyle gülümseyen Jun Suh’yu gördü:

“Hadi ama Byeol-ah! Beni amma beklettin!”

Daha sonra dönüp şaşkın gözlerle kendisine bakan çocuğa “Toz ol” anlamında bir bakış attı ve cevap beklemeden Byeol’ü dans pistine çekti. Ve ikili dans etmeye başladılar.. Jun Suh en güzel dansın insanın sevdiğiyle yaptığı dans olduğunu anladı o an.. Byeol’ün kalbinin sesini duymasından korkuyordu sadece.

Byeol ise cidden etkilenmişti.. Onu kolundan tutup piste çekişinden, çocuğa attığı bakıştan, her hareketinden etkilenmişti işte..

“Demek seni beklettim ha?” dedi gülerek.

“Evet ama biraz önce değil” dedi Jun Suh ciddi bir ifadeyle. “Dışarı çıkıp gelmedin uzun süre, merak ettim seni, bir de.. O çocuk da arkandan..”

“Biraz hava alıp geldim sadece” dedi Byeol sakince. “Min Hyung da bana eşlik etti o kadar..”

Jun Suh onun yine doğruyu söylemediğini biliyordu. Ama yine sustu..

“Hem.. Dans ederken çok mutlu görünüyordun..” dedi Byeol ima dolu bir ses tonuyla. Gittiğimi fark etmene şaşırdım..”

Jun Suh tam cevap vermek üzereyken müzik kesildi. İkili konuşamadan ayrılmak zorunda kaldılar.

Min Hyung ise Ha Neul’ın çok yakınındaydı, elinde olmadan onu izlediğini fark etti. Arkadaşlarıyla sohbet ediyordu genç kız, oldukça neşeli görünüyordu, her şeyi atlatmıştı galiba. “Bu iki kız.. kardeş mi şimdi?” diye aklından geçirdi bir an, olanları hala idrak edemiyordu. Ha Neul’ı özlediğini hissetti, yanına gidip onunla konuşmayı diledi bir an, ama yapamazdı, kızın tepkisini hiç kestiremediği için bu tehlikeyi göze alamazdı. Oysa böyle olmasını hiç istemiyordu. Hele de yıllardır duyduğu “Bir gün seninle okul balosuna birlikte gideceğiz oppa!” sözlerinden sonra…

Daha fazla üzülmemek için Byeol’ün yanına gitmeye karar verdi. Ama döndüğü an kalakaldı, Byeol yine o çocuğun yanındaydı! Dans ediyorlardı! “Bu çocuk da nesi?” dedi içinden. “Ha Neul’ın da Byeol’ün de hep etrafında.. Ne yapmaya çalışıyor?”

Tam Min Hyung dans eden çifte yaklaşırken müzik bitti. Dans etme sırası Min Hyung ve Byeol’e gelmişti ama ikisi de öylesine gergindi ki..  Dans ederken tek kelime etmediler. Byeol olanları sindirince biraz rahatlamıştı ama şaşkın çocuk belli ki bu şoku hala atlatamıyordu.

Yarım saat sonra Byeol ve Min Hyung ikilisi balodan ayrıldılar. Byeol gözleriyle tüm salonu tarasa da Jun Suh’yu göremedi, ona haber veremeden mekandan ayrılmak zorunda kaldı..

Feridun Düzagaç-Beni Bırakma

Min Hyung arabayı deniz kıyısında bir yere park etti ve hiç vakit kaybetmeden kıza döndü:

“Burada konuşabiliriz değil mi?”

Byeol başını salladı sadece.

“Peki.. Tuvalette söylediklerim doğruydu.. Ben.. Park Tae Woo’nun kızıyım.”

“Nasıl? Nasıl yani? Senin varlığından haberi yok değil mi? Olsa bana söylerdi..”

“Yok.. Lise yıllarında annemle birlikte olmuş Bay Tae Woo. Ama daha sonra beni istememiş, yani bir çocuğunun olacağını duyduğunda.. Annem de bana kıyamayıp çocuğunu tek başına büyütmeye karar vermiş. Hepsi bu işte..”

“Ajusshi bir çocuğu olacağını biliyormuş yani.. Yine de istememiş..”

Byeol’ün gözleri dolmaya başlamıştı:

“Evet! ‘Biz daha çocuğuz ne çocuğu?’ demiş, annemden beni aldırmasını, çocuğunu öldürmesini istemiş! Halbuki birkaç yıl sonra ilk görüşte aşık olduğu bayan bilmem ne ile evlenip bir de çocuk yapmaktan hiç şikayetçi olmamış. Kızına prensesler gibi davranırken hayatını kararttığı kadını ve daha doğamadan terk ettiği çocuğunu hiç düşünmemiş!”

Byeol kontrolünü kaybetmişti, gözyaşlarının akmasına engel olamıyordu. Kızın ağladığını gören Min Hyung bir anda paniğe kapıldı. Sol elini kızın sırtına koyup onu kendisine doğru çekti:

“Tamam tamam geçti, ağlama..”

Byeol bir süre daha ağladıktan sonra gözyaşlarını silip kendine gelmeye çalıştı:

“Özür dilerim..”

Min Hyung ise hala düşünceliydi:

“Peki sen ne zamandan beri biliyorsun babanın bay Tae Woo olduğunu?”

“14 yaşındaydım babamın gerçek babam olmadığını öğrendiğimde.. O günden beri onu göreceğim günün hayalini kurmuştum.. Ama O.. “Bir çocuğunuz daha var” dediğimde beni zerre kadar ciddiye almadı! Annemi aklının ucundan bile geçirmedi..”

“Ona her şeyi söyledin yani?” diye bağırdı Min Hyung. Byeol ise sakinleşmişti:

“Söylemeye çalıştım, ama izin vermedi, kovdu beni.. Artık ondan hiçbir şey istemiyorum..”

Min Hyung kızın her sözüyle daha da şaşırıyordu:

“Ajusshi öyle biri değil halbu…”

“Sakın!” diyerek çocuğun sözünü kesti Byeol. “Sakın bana onun hakkında iyi bir şeyler söylemeye kalkmayın! Ne teselliye ne de o adamı savunmanıza ihtiyacım yok. Sadece sorduğunuz için anlattım bunları..”

Min Hyung onu ilk kez böylesine hırçın görüyordu. Elini omzuna koyup:

“Tamam” dedi. “Sakin ol.. Ben kimseyi savunamam zaten.. Sadece sana destek olabilirim.. Her zaman yanındayım, bunu bil, hep aklının bir köşesinde olsun..

Byeol bu şehre geldiğinden beri kendisini ilk kez şanslı hissetti. Jun Suh ve Min Hyung gibi iki kişi girmişti hayatına. Bu onun gibi yalnız biri için büyük ikramiye demekti!

İkili bir süre sustular. Min Hyung kendi kendine söyleniyordu sadece:

“Demek o yüzden doğum günü partisinde o kadar kötüydün.. Demek o yüzden Ha Neul’a bir türlü…”

Byeol ise bu gecenin hiç yaşanmamış olmasını dilerdi. Tüm bunları konuştukça acısı daha da tazeleniyordu, o kafede çalışmak da o adamın yüzünü görmek de daha zor bir hale geliyordu..

“Peki..” dedi çocuk kıza dönüp. “Bay Tae Woo’nun yanında nasıl çalışabiliyorsun bu durumda? Nasıl kendini tutabiliyorsun? Anlayamıyorum..”

“Onu tanımaya çalışıyorum..” dedi Byeol sadece. Oysa ki onu tanıdıkça her şey daha da zorlaşıyordu..

Çocuk kızın her cümlesiyle daha da şaşırıyordu..

“Yalnızz” dedi ardından Min Hyung’a dönüp. “Bu mesele ikimizin arasında kalmalı.. Yani kalacak değil mi?”

“Tabii ki..” dedi çocuk. “Sen istemediğin sürece bundan kimseye bahsetmem..”

Byeol rahat bir nefes aldı en sonunda. Saatlerdir tek düşündüğü şey buydu. O adamın hiçbir şey bilmesini istemiyordu henüz..

“Dönelim mi?” dedi sessizce. Min Hyung gülümseyerek başını salladı. Gözlerindeki hüznün sebebini biliyordu artık.. Onun neden herkesten farklı baktığını, farklı güldüğünü biliyordu. Bu da ona yetiyordu şimdilik..

“Teşekkür ederim” dedi Byeol arabadan inerken. “Beni dinlediğiniz için.. Yargılamadan..”

Min Hyung yine sadece gülümsedi. Byeol ses yapmamak için ayakkabılarını eline alıp bahçeye girdi. Üst katın ışıkları sönüktü, Jun Suh ya dönmemişti, ya da dönmüş ve çoktan uyumuştu..

Perdenin arkasından kızın bahçeye girdiğini gören çocuk hışımla perdeyi kapatıp burnunu büktü:

“Nereye gittiler kim bilir? İnsan bir haber verir ayrılmadan önce? Hıh!”

Jun Suh kendisini berbat hissediyordu bu gece. Byeol’ün yanında Min Hyung gibi iddialı birini görmek ona hiç iyi gelmiyordu. Balodaki gibi onu kolundan çekip götürmek istiyordu, ama bu cesareti kendinde bulamıyordu bir türlü. Çünkü emin olamadığı şeyler vardı hala..

***

Lee Seung Gi-Losing My Mind

Byeol yüzüne vuran güneş ışığıyla uyandı. Minik evinin ufacık pencerelerinden bile girebilen bu ışık sayesinde gülümseyerek yatağından doğruldu. Kendisini çok iyi hissediyordu. Uzun zamandır içinde sakladığı şeyleri birine anlatmak ona galiba iyi gelmişti. Pencereden baktığında incir ağacından dökülen yapraklar çarptı gözüne. Bahçe kartpostal gibi görünüyordu bu sabah.

“Bir kahve alayım en iyisi” dedi kendine ve kahvesini yapıp hırkasını giydikten sonra bahçedeki taburelerden birine oturdu. Bu sessizliği hiçbir şeye değişmezdi herhalde..

Yavaşça yatağından doğrulan Jun Suh pencereden bakar bakmaz bahçede kahve içen Byeol’ü görünce birden fırladı. Onunla konuşmalıydı! Bir bahaneyle dışarı çıkmak en iyisiydi.. Pijamasının üzerine hırkasını giyip kendisini dışarı attı.

Merdivenlerde Jun Suh’yu gören Byeol neşeyle gülümsedi ona. Çocuk yavaş adımlarla merdivenlerden inerken yüzünde oldukça ciddi bir ifade vardı..

“Günaydın Jun Suh-ah! Gel otur sana da bir kahve getireyim..”

“Yok” dedi Jun Suh gülümsemeden. “Ben zaten süt almak için çıktım..”

“Hadiii otur şuraya!” dedi Byeol çocuğu yanına doğru çekip. Jun Suh isteksiz bir tavırla taburelerden birine oturdu. Byeol’ün getirdiği kahveyi yudumlarken daha fazla kendini tutamadı:

“Bu sabah erkenden uyanmana şaşırdım. Dün eve o kadar geç gelmene bakılırsa yani..”

Byeol gülümsememek için kendisini zor tutuyordu. Bu çocuk resmen ona trip atıyordu! Ama Byeol oltaya gelmeyecekti..

“Sen yoksa benim dönmemi mi bekledin? Kaçta geldiğimi nereden biliyorsun?”

Jun Suh bunu beklemiyordu işte. Önce bir kaç kelime kekeledikten sonra kendinden emin bir sesle:

“Senin o hocan olacak görgüsüz öyle bir gaza bastı ki gece vakti, yatağımdan fırladım!” dedi. Kulakları kızarmıştı bunları söylerken.

“Yalancı!” dedi Byeol içinden. Gülümsemekten kendini alamıyordu. Ne de tatlı olmuştu o kırmızı kulaklarıyla. Byeol’ün içinden deli gibi yanaklarını sıkmak geçiyordu, hatta kendisini zor tutuyordu..

Çocuğa daha fazla eziyet etmeye gerek yoktu ama..

“Projem hakkında konuştuk biraz.. Sonra da beni eve bıraktı. O kadar..”

Jun Suh naz yapan kızlar gibi süzüle süzüle bakıyordu Byeol’e.

“Hem..” dedi kız cevap beklemeden. “Sen Ha Neul ile dans ederken öyle mutlu görünüyordun ki, çıkarken de seni rahatsız etmek istemedim..”

Ovv! Byeol atağa geçmişti işte. Ama Jun Suh bu kez kolay pes etmeyecekti:

“Ben işimi yapıyordum” dedi zafer kazanan asker edasıyla. “Kalbini kazanmaya çalışıyordum..

Jun Suh galiba amacına ulaşmıştı bu kez, Byeol sinirlenmişti:

“Senin görevin onu kendine aşık etmek.. Ona aşık olmak değil!”

Jun Suh’nun beklediği top ayağına gelmişti işte:

“Ya ben ona aşık olursam..”

Byeol bu kez kaldı öylece. Şaşkınlıktan az daha elindeki kahveyi dizine dökecekti.

“Olamazsın!” dedi sinirle. “Çünkü onu terk etmek zorundasın..”

Kızın fazla bir şey söylemesine de gerek yoktu aslında. Jun Suh onun gözlerindeki öfkeden anlayacağını anlamıştı.

“Tamam” dedi. “Şaka yaptım sadece..”

Byeol bir anda kendine geldi. Kontrolünü kaybettiğine inanamıyordu. Bunu bu denli belli etmesine pişman olsa da iş işten geçmişti, Jun Suh anlamlı anlamlı sırıtmaya başlamıştı bile!

“Bu arada..” dedi Jun Suh. “Bugün Ha Neul’ın grubunun yarışması var. Beni izlemeye geleceksin değil mi?”

Byeol bunu deli gibi istiyordu..

“İşten izin koparabilirsem gelirim” dedi heyecanını dizginlemeye çalışarak.

“Ben gideyim” dedi Jun Suh ayağa kalkarken. “Kahvaltı edip provaya gideceğim daha.”

“Tamam” dedi Byeol. “Görüşürüz..”

Jun Suh çoktan gözden kaybolmuş olsa da “Ya ben ona aşık olursam” cümlesi Byeol’ün kulaklarından gitmiyordu. Yine oyuncağını kaybeden çocuk moduna girmişti işte..

“Şaka yaptı canım” dedi kendine kendine. “Şaka işte, şaka şaka..”

Aklındakileri bir kenara itip hızla ayağa kalktı. Hemen hazırlanıp kafeye gitmeliydi, daha izin almak için müdür Choi’yi ikna edecekti. Jun Suh’yu sahnede izlemek için sabırsızlanıyordu..

***

Goong-Stay

Byeol kafeye girer girmez Ha Neul’ı karşısında görünce şaşırdı. Bu saatte ne işi vardı ki burada? Babasıyla bir şeyler konuşuyorlardı. Belli ki çıkmak üzereydi.

“Saat 3’te babacım unutma” dedi kapıdan çıkarken. “Birinci olduğumuzda sana sahneden öpücük göndereceğim!”

“Tamam!” diye bağırdı adam kızın peşinden. “En büyük ‘BitterJoy’ yazılı bir afiş de getiririm yanımda istersen eheuheu!”

“Babaaa! Grubumun adını da öğrenmişsin!”

Kapıdan çıkmak üzere olan kız dayanamayıp geri döndü ve Tae Woo’yu her iki yanağından da oldukça sesli bir şekilde öptü. Byeol kusmak üzereydi!

Ha Neul’ın kafeden çıkmasıyla tüm o saçma melodram son buldu. Byeol ilk iş olarak müdür Choi’ye gidip yalvarır bir ses tonuyla izin istedi, diğer günler gece yarısına kadar çalışabileceğini bile söyledi ve izni kopardı. Ondan mutlusu yoktu herhalde! Bir de temizlik sırası onun olmasaydı süper bir gün olabilirdi. Hele de ofisin temizliği! O odaya girmek bile istemiyordu Byeol..

Birkaç saat servis yaptıktan sonra temizlik kovasını eline alıp ofise girdi. Tae Woo masasında uyukluyordu, gözlerinin altındaki morluklardan ve şişlerden birkaç gecedir uyumadığı belli oluyordu zaten. Kendi kendine söyleniyordu bir yandan da:

“Bir bu eksikti! Nasıl keserler kafenin telefonunu! Otomatik hesaptan ödenmiyor mu faturalar?”

Tae Woo bir süre söylenmeye devam etti, sonra bir yerleri aradı. Bu sırada yerleri silen Byeol başını kaldırdığında yorgun adamın sandalyesinde uyuyakaldığını gördü. Hiç istemese de onun için üzülüyordu işte, insanoğlu ne garip bir yaratıktı böyle! Adamın yüzüne baktıkça bu kafeye ilk kez girdiği gün geldi aklına. Bu adamla yepyeni bir aileye sahip olmak için gelmişti buralara.. “Çok pişmandır belki.. Belki hep bizi aramıştır o da..” diyerek saçma sapan umutlara kapılmıştı.. Ne kadar da aptaldı oysa ki..

Askılıktaki paltolardan birini alıp adamın üzerine örterken bir ses duyduğunu hissetti. Tae Woo’nun telefonu titriyordu. Telefona bakan Byeol Ha Neul’ın aradığını gördü. Sessizce yerleri silmeye devam etti.

Telefon bir kez daha çaldı, bir kez daha ve bir kez daha.. En sonunda mesaj sesi duydu Byeol, merak edip baktı hemen telefona:

“Babacığım neredesin? Yarışma bir saat sonra başlayacak, geç kalma olur mu? Kafeyi arıyorum telefon çalışmıyor neden?”

Ardından bir mesaj daha:

“Garsonları arıyorum herkesin telefonu kapalı sanırım kimse cevap vermiyor, of baba neredesin?”

Byeol gerildiğini hissetti, ne yapmalıydı şimdi? Tae Woo’yu uyandırmalı mıydı? Yoksa çekip gitmeli  miydi?

Sabahki saçma sapan sahne gözlerinin önüne geldi birden.

“En büyük BitterJoy ha? Jun Suh olmasa görürdüm en büyük kimmiş?”

Ya Byeol bu odada olmasaydı? Tae Woo yine uyanmayacaktı..

“Farz etsinler ki ben yokum..” dedi sessizce. Ve çıt çıkarmadan odadan çıktı.. Müdür Choi de çıkmıştı muhtemelen, garsonlardan başka kimse yoktu kafede. Byeol hızla üzerini giyinip çıktı. Hızlı adımlarla otobüs durağına doğru koşarken hala neden bu kadar gergin olduğunu düşünüyordu. Mutlu değildi, yaptığı şeyden kendisini sorumlu hissetmese de içi rahat değildi nedense..

Jun Suh dahil tüm grup harıl harıl prova yaparken Ha Neul elinde telefonla bir o yana bir bu yana koşuşturup duruyordu.

“Nerede bu adam nerede? Ben bir kafeye mi gitsem?”

Tüm grup üyeleri birden “Hayırr!” diye bağırdılar. “Yarım saat kaldı hiçbir yere gidemezsin!”

Ha Neul berbat hissediyordu kendini. Bu halde nasıl çalacaktı bilmiyordu..

Herkesin kendi aleminde takıldığı bu odada Jun Suh’nun aklı da Byeol’deydi..

“Adresi doğru yazmışımdır umarım. Yolu bulabildi mi acaba?”

Ha Neul’ı zar zor yanlarına alıp son bir prova aldı grup, ki zaten sıra onlara gelmişti. Derin bir nefes alıp sahneye çıktılar..

Bahçe ağzına kadar doluydu. Çocuklar önce sağ taraflarındaki jüri üyelerine sonra da seyircilere selam verdiler ve Ha Neul gitarıyla şarkıya girişi yaptı:

FT Island – A Person Close To Tears

Byeol sağında solunda kim varsa ite ite önlere geçebilmeyi başarmıştı. Sonunda Jun Suh’yu görebilmişti işte, oradaydı, yine gözleri kapalıydı, yine yay gibi gerilmişti, yine sesiyle tüm bahçeyi inletiyordu!

Üzerinde koyu renkli yırtık kotu vardı, kotun üzerine ise beyaz, parlak desenli bir tişört giymişti. Hiç Jun Suh gibi değildi, Byeol onu tanımasa bu çocuğun Jun Suh ile aynı kişi olduğunu hayatta tahmin edemezdi..

Grubun şarkısı gerçekten çok güzeldi, öyle duygusal ve aynı zamanda öyle isyankar bir tonu vardı ki.. Sözleri de Byeol’ü kalbinden vurmaya yetiyordu da artıyordu bile..

“Yüreğimin içinde, kalbimin içinde,

Ama benden çok uzakta O..”

Jun Suh’dan birkaç saniyeliğine gözlerini ayırabilen Byeol Ha Neul’a bakabildi en sonunda. Kız kesinlikle gülümsemiyordu, gülümsemek bir yana o sahnede zoraki durduğu öyle belliydi ki.. Byeol işte o an gizli bir sevinç hissetti içinde:

“Yalnızlık hep bana değil ki bu dünyada..”

Şarkı bitti, ardından diğer grup sahneye çıktı, ama Byeol zar zor geçebildiği önlerden kurtulup bir türlü kalabalıktan çıkamıyordu. Bir an önce Jun Suh’yu görüp kafeye dönmeliydi. Oysa o koşmadan Jun Suh yanına varmıştı bile..

“Gelmişsin Byeol-ssi! Nasıldık? Çok heyecanlandım yaa.. Belli oldu mu peki heyecanlı olduğum?”

Byeol ellerini bu heyecanlı çocuğun omuzlarına koyup:

“Hayır” dedi. “Harikaydın, muhteşemdin.. Sahneden kendini izleyemediğin için o kadar şanssızsın ki bir bilsen..”

Jun Suh’nun ayakları adeta yerden kesildi bu sözlerden sonra.

“Ama Ha Neul için aynı şeyi söyleyemeyeceğim..” dedi ardından. Tam konuşmaya devam edecekken birkaç adım ötelerinde duran taksiden Tae Woo’nun inip koşuşturduğunu gördü ve sustu bir an.

“Babacığı geldi ama..” dedi sonra yavaşça. Neyse gitmem lazım, 2 saat izin aldım. Sonuçlar açıklandığında bana haber vermeyi unutma, görüşürüz!”

Jun Suh tek kelime edemeden kız koşup gitmişti bile..

***

Byeol dakikada bir telefonuna bakıyordu, bütün gün meraktan çalışamamıştı. Neden aramıyordu ki bu çocuk?

5 dakika sonra kalabalık bir grup kafeden içeri girdi, Byeol şaşkınlık dolu gözlerle baktı onlara, çünkü omuzlarında taşıdıkları kişi Jun Suh’dan başkası değildi!

“Weee are the chaaaaampions!!!” gibi bir şeyler anlaşılıyordu çığlıklarından. Arkalarından pek bir neşeli olan Tae Woo ile yine yine ona sarılmış olan Ha Neul girdi. Belli ki kazanmışlardı.

“Kutlama pastasını hazırlayın!” diye bağırdı Tae Woo. “Nasıl da ezdi geçti onca grubu yau, kimin kızı!”

Byeol Jun Suh iler derin bir bakışma evresine girmesinden ötürü bu sözleri duyup sinirlenememişti bile.

“Özür dilerim seni arayamadım” diyordu Jun Suh gözleriyle.

“Tamam, hiç önemli değil, tebrik ederim!” dedi Byeol de hiç konuşmadan. Ama Ha Neul’ın tiz sesiyle kendine geldi birden:

“Baba bir düşünsene, bizim de bir albümümüz olacak, 3 şarkılık bir single da olsa bizim albümümüz off be off!”

Byeol kaldı birden, demek Jun Suh’nun da albümü olacaktı, Jun Suh’nun yıldızı daha da parlayacaktı demek ki.. Onun adına çok sevinen Byeol gizli bir kıskançlık hissetmekten de kendini alamadı.. Ya Jun Suh ve Ha Neul birlikte ünlü olurlar ve hiç ayrılmazlarsa?

Birkaç gün önce kendisini tokatlamak isterken şimdi kafa göz dalmak istiyordu!

Jun Suh ise kendisini zorlasa da mutlu olamıyordu bir türlü.. Onun da bir grubu vardı aylar önce, onların da hayalleri vardı, Jae Suk ve Jung Woo olmadan birinciliğin de albümün de bir anlamı yoktu onun için..

Uzun süre bir kutlamanın ardından Jun Suh ile Byeol evlerine doğru yola çıktılar. Bu gece her şey daha farklıydı sanki, ikisi de mutluydu, ikisinde de dert tasa yok gibiydi. Bağıra bağıra güldüler, Jun Suh sahnede yaşadıklarını anlattı, Byeol ona yetişmek için nasıl koşturduğunu.. Ne Min Hyung’tan bahsettiler ne Ha Neul’dan.. Çünkü Byeol için Jun Suh artık Ha Neul’ın kalbini çalması gereken bir kalp hırsızı değildi, adresi şaşırmış davetsiz bir misafirdi sadece..

***

Ft Island-Lie

Masanın üzerini kaplayan onlarca resme bir kez daha baktı Min Hyung. Bir kısmı müzik yarışması resimleriydi. Ha Neul’a odaklanan resimlerden birini eline alıp dikkatlice inceledi tekrar:

“Hiç gülmemiş.. Neden canı sıkkındı acaba?”

Sonra Jun Suh’nun resimlerine bir göz attı, solist olduğu için en çok çekilen kişi bu çocuktu. Bu çocuğun bir anda nasıl hayatlarına girdiğini, tanıdığı herkesin hayatının bir köşesinden nasıl çıkabildiğini hala anlamıyordu Min Hyung, ama bir şey vardı onda işte.. Bir şey..

Sonra balo resimleri çıktı önüne. O kadar çoktular ki bütün gün baksa yine de bitiremezdi herhalde.. Bir de algıda seçicilik denen şey yüzünden gözü sürekli Byeol’ün resimlerine takılıyordu. Bir şeyler yerken, gülerken, dans ederken.. İkisinin dans ettiği resmi önüne alıp uzun uzun baktı. Nasıl da mutluydu onun yanındayken, nasıl da o anlar bitmesin istemişti.. Hele kalbindekileri öğrendikten, acısını paylaştıktan sonra tek isteği yanında olup onu üzen her her şeyi tek tek unutturmaktı.

“Neden olmasın?” dedi kendi kendine. “Neyi bekliyorum ki ben?”

Elindeki resme son bir kez bakıp gülümsedi ve koşarak paltosunu kaptığı gibi dışarı çıktı. Liseli aşıklar gibi heyecandan yerinde duramıyordu adeta, garaja kadar koştu ve en kocaman gülümsemesini de yanına alıp gaza bastı!

Byeol ise yorgunluktan ölüyor olmasına rağmen kahve servis ederken gülümsemeye çalışıyor, sıcak yatağının hayalini kuruyordu aynı anlarda.. Çok az müşteri vardı, ama hiç müşteri olmasa da mesaisi bitene kadar kalmak zorundaydı, üstüne üstük dünkü konser yüzünden fazla mesaisi vardı.. Tam bir köşeye oturup başını ellerinin arasına almışken kapını açıldığı duydu. Başını kaldırdığında nefes nefese kafeden içeri giren Min Hyung’u görüp hemen ayağa fırladı:

“Hoş geldiniz!”

Min Hyung derin derin nefes alıp önce bir etrafını yokladı, sonra kıza dönüp:

“Ha Neul kafede mi?” diye sordu.

“Hayır, bayan Ha Neul henüz gelmedi.”

“Peki vaktin var mı?”

Byeol etrafına bakıp sadece iki müşterilerinin olduğunu görünce:

“Var tabii ki.” dedi. “Bir şey mi oldu?”

“Evet” dedi Min Hyung. “Seninle konuşmam gerekli.. Hemen..”

Çocuğun yüzünden önemli bir şeyler konuşacaklarını anladı Byeol. Vakit kaybetmeden hemen önlerindeki masaya oturdular.

“Bir şey içmek is…”

“Hayır.. Teşekkürler.. Ben.. sana resimlerimizi getirmiştim..”

Byeol eline verilen zarfı açıp tek tek baktı resimlere, ne kadar güzel görünüyordu o gece. Gerçek bir külkedisi denebilirdi kendisi için..”

“Teşekkürler” dedi Byeol. “Okulda da verebilirdiniz, buraya kadar boşuna..”

Min Hyung tekrar derin bir nefes aldı:

“Bunları vermek için gelmedim. Seninle konuşmam gereken şey başka..”

Byeol çocuğun gözlerine baktıkça neler söyleyeceğini anlamaya başladı. Çok heyecanlı, çok mutlu bakıyordu gözleri, belli ki hiç iyi şeyler olmayacaktı bugün..

“Sizi dinliyorum..”

Yine birkaç saniye duraksadı Min Hyung, kızarmış yüzü ve kulaklarıyla, bir de bu heyecanlı halleriyle çok farklıydı, ama her halinde her tavrında hayran olunası bir hava vardı yine, o hava bu çocuğun genlerine işlenmişti belli ki..

“Byeol-ssi..” diyerek söze başladı. “Öncelikle sözlerimi hiç kesmeden beni dinlemeni rica ediyorum. Çünkü bir kez susarsam bir daha konuşamayabilirim.. Ben.. bugüne kadar çok az kişiye bağlandım, çünkü beni anlayabilen değil sadece seven, sadece yanımda olmak isteyen insanlar çıktı hep karşıma. Benim de etten kemikten bir insan olduğuma kimse inanmak istemedi, benim de canımın yanabileceğini, dertlerimin olabileceğini kimse düşünmedi..”

Tam burada durup dikkatlice kızın gözlerine baktı, can kulağıyla dinliyordu çocuğu Byeol..

“Sen çıktın sonra karşıma.. Kendimden bir şeyler gördüm sende, çok güzeldin, çok farklıydın, istesen herkes etrafında pervane olabilirdi, ama istemiyordun işte.. Daha ilk gün.. Derse geldiğin ilk gün gözlerine baktım dikkatlice.. Gözlerinde kendimi gördüm Byeol-ssi, hüznünü gördüm, akıtamadığın göz yaşlarını gördüm.. Ve o günden sonra tek istediğim şey acını dindirmek oldu, ya da en azından.. Omzumda ağlaman, bir köşede tek başına değil..”

Tüm bunları söylerken öylesine muhteşem görünüyordu ki Byeol onun sözlerine daldı gitti bir an.. Nasıl da anlayabilmişti onu, bu okuldaki kimse gibi olmadığını nasıl fark etmişti ilk günden?

“… Omzumda ağlaman.. Omzumda..”

Byeol Jun Suh’ya koştuğu günü hatırladı birden. Onun omzunda ağladığı, ona sıkıca sarıldığı ve her şeyi bir anda kabullendiği o gün tekrar gözlerinin önüne geldi. Sonra Jun Suh’nun yüzünü hayal etti, gözlerini, burnunu, kulaklarını.. En sonunda da sesi yankılanmaya başladı kulaklarında.. O kadife sesi..

“Yanında olmama izin verir misin Byeol-ssi? Seni tanımama izin verir misin?” diye sordu Min Hyung bir çırpıda.

Fakat Byeol bir türlü susturamıyordu Jun Suh’yu, daha da bağırıyordu hatta, en güçlü sesiyle söylüyordu şarkısını Byeol’e:

“Yapma!” diyordu sanki. “Yapma Byeol-ah! Bunu bize yapma!”

“Yapamam” dedi Byeol içinden. “Çünkü benim Jun Suh’m sensin..”

Kafasını kaldırdığında ona elini uzatmış merakla konuşmasını bekleyen Min Hyung ile göz göze geldi. Çok zordu şu an yapacağı şey, karşısındaki bu mükemmel çocuğu reddetmek hiç mantıklı değildi, saçmalıktan başka bir şey değildi.. Ama aşk da bu değil miydi zaten?

Byeol tam cevap verecekken kapının açıldığını fark etti, Ha Neul gelmişti. Sessizce içeri girip paltosunu çıkarmaya yeltendiği anda ikilinin oturduğu masaya kilitlendi genç kız, öylece kalakaldı, bir adım bile atamadı. Min Hyung’un kıza uzattığı elini gördüğü an her şeyi anlamıştı zaten, dünyası çoktan başına yıkılmıştı bile..

Byeol kızın bir anda nasıl yıkıldığını gördü, ağlamak üzereydi, bir adım daha atsa ağlayacaktı zaten.. Onun yüzündeki bu ifadeyi daha önce köprüde görmüştü, ancak intihar etmeden önce böylesine umutsuzluğa kapılmıştı işte, öyle kötü bir durumdaydı..

Min Hyung’a sırrını anlattığı günden beri acısı iyiden iyiye tazelenen Byeol ise çabalasa da onun bu haline bir türlü üzülemedi. Ona nasıl üzülebilirdi ki? Onu canından çok seven bir babası vardı. Her hatırladığında özlediği, ama acımadan, sadece özlediği bir annesi vardı.. Güzeldi, istediği her şey parmağının ucundaydı sadece.. Müzik yarışmasında bile istediğini almıştı. Hiç kaybeden olmamıştı ki O.. Kaybeden olmanın o korkunç ağırlığını bir kez bile hissetmemişti..

Byeol onun bu hissi tatmasını istedi bir an, hem de deli gibi istedi bunu..

Ve yine öfke birden tüm bedenine hakim oldu. Yine düşünemez oldu. Mail attığı andaki o tuhaf güç yine ele geçirmişti onu..

Jun Suh’nun sesi kesildi birden..

Ha Neul’a arkası dönük olan Min Hyung her şeyden habersiz kızın cevap vermesini bekliyordu. Byeol bakışlarını aniden çocuğa çevirdi. Gülümsüyordu.. Min Hyung’un uzattığı elin üzerine elini koydu ve:

“Evet..” dedi sesini duyurabileceği en yüksek ses tonuyla.

Mn Hyung’un şaşkın yüz ifadesinin yerini kocaman bir gülümse almıştı şimdi, diğer elini de Byeol’ün elinin üzerine koyup:

“Teşekkür ederim Byeol-ssi..” dedi sessizce.

Byeol ise o muhteşem gülümsemeyi doya doya seyretmek yerine Ha Neul’ın çaresiz gözlerini görmek için kıza döndü, zavallı kız şimdi ağlıyordu işte.. Byeol’ün kendisine baktığını fark ettiğinde gözyaşlarını sildi ve hızla kapıyı çarpıp kafeyi terk etti.

İşte o an Min Hyung’un elinin üzerindeki elini ve gülümseyen gözlerini fark edebildi Byeol. Ancak o an yaptığı şeyin farkına varabilmişti..

Çünkü Jun Suh yine şarkı söylemeye başlamıştı..

***

-10. Bölüm Sonu-

Reklamlar
Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

16 Responses to 10. Bölüm: Bunu bize yapma!

  1. makinosev dedi ki:

    Off o ne bölümdü öyle, 10.bölüm sonunda anladım ki sürekli byeol’e torpil geçiyorum her yaptığını affediyorum “yazık kıza” diyerek… de şimdi bu son yaptığı oldu mu cırt cırt..

    Min Hyung’cum sana yalandan evet mi dediler, oy kıyamam, ama sende resmen mantık evliliği yaptın yani, ne öyle kendine benzeyen bir filan aramalar, sevgi neydi sevgi emekti, haneul o kadar emek vermişti sana, bak baloda çift olacaktınız ne güzel o fırsatı da kaçırdın cırt cırt…

    Jun Suh’cum byeol’un aklını başına getirecektir, hem sever hem döver(farazi olarak yani 🙂 ) diye tahmin ediyorum hatta, o yuzden o konuda içim rahat hala 😀 ama bilmiyorum yazar hanım ne der? 😀

    masalcım ellerine sağlık, yine süper bölümdü 😀

    • masalevi dedi ki:

      byeol ağır kazık attı bu sefer dimi.. konu öfke ve intikam olunca gözü hiçbir şey görmüyor maalesef, demek seni de çileden çıkarttı bu sefer 🙂

      “neydi sevgi emekti?” ehueheu 🙂 Kore dizilerinde o yok biliyosun, kızlar kendilerine emek verenleri değil acı çektirenleri ve imkansız olanları seviyorlar.. byeol de o türden nankör cinsinden bi dişi olduğu için yadırgamamak lazım 🙂

      burada doğru bir tahmin yaptın sayın okur, jun suh bebemiz boş durmayacak elbette, öyle sağ gösterip sol vurmak ne demekmiş soracak kızımıza. neyse bu kadar spoiler yeter 🙂

      çok teşekkürler kuzucum, senden de erkenden yeni bölüm geldi çifte bölümler güzel gitti 🙂 yeni bölümde görüşürüz o zaman 🙂

  2. B (@OhYoonJoo) dedi ki:

    Söz konusu Byeol’u SMa canlandırdığından daha da sürün kızım diyorum içimden 😀 Ama Jun Suh garibime sen bütün aşıkım sana tabelalarını en ışıklısından yaktıktan sonra bu olaya girmesi Byeol shi’nin hasretle yolunası saçları olduğunu yeniden hatırlattı bana (:

    Min Hyung bebesi de tam zamanında içindekileri döktü, boşalttı çünkü akşam eve gittiğinde bu işi JunSuh yapacakmış gibi bir his çöreklendi içime ^^ Yavrum kaderin 2. adam olmak biliyorum ama en azından bu kez duyguların kabul görmüş gibi gibi yapıldı en azındna gıyaman sana 😀

    Haneul kızımız bu olaydan sonra kendisini JunSuh bebesinin kollarında bulursa hiç şaşırmam 😀 Hatta az çekil Haneul bize de yer aç demek istiyorum buradan kendisine (: Gene Muhteşem sesiyle yolda far görmüş tavşan gibi bakakaldım JunSuh bebesine 😀 Kuzum bir omuz gerekirse noona burada çekinme 😉

    Ellerine sağlık çingum ❤

    • masalevi dedi ki:

      ama yazık byeol’ümüze unnisi deme öyle 🙂 (sen en iyisi byeol’ü başka bi kız olarak hayal et, böyle sevdiğin bi aktris olarak falan 🙂 ) ama bu konuda çok haklısın, ağır bi kazık attı bizim kız bu bölümde, saçlarını yolsak hakkımız var yani 🙂

      içine çöreklenen his gayet doğruymuş sayın okur, bizim bebe de tam sabredemeyip içindekileri dökme kıvamına gelmişti ki min hyung ondan önce davrandı. ama siz de öyle demeyin min hyung kuzuma zaten suçlu hissediyorum kendimi:/ evet hep ikinci adam oluyor ama bunun önüne geçemiyoruz napalım 🙂

      haneul konusunda da doğru tahminler geldi, zaten baloda da jun suh hakkındaki güzel hislerinden bahsetti kızımız, şimdi de ona koşmaktan çekinmeyecek.. “far görmüş tavşan” benzetmesi ne güzel uydu bize aynen ben de böyle kalıyorum kuzunun sesini duyduğumda. bence ses telleri başka dünyadaki bi canlı türüne ait 🙂 bu arada jun suh’nun da omuza feci ihtiyacı olacak sonraki bölümde, bence şansını dene sen de 🙂

      ellerine sağlık canım, yeni bölümde görüşmek üzere 🙂

  3. oyy naptın sen masal 😀
    Bölümün bomba bi yerde kalmasını geçtim napacak bu Byeol şimdi nasıl bakacak Jun Suh’nun yüzüne utanmadan hıh 😀 Hem Min Hyung’a yazık değil mi 😦 Ben bu karakterlerin hiçbirine kızamıyorum ki ama yaaa 😀
    Ellerine sağlık @masalevi Yine süper bi bölüm çıkartmışsın beklediğimize değdi 🙂

    • masalevi dedi ki:

      yaa ben de yazarken bir kötü oldum böyle, entrika falan yazmak ne zormuş kardeşim, bizim Türk senaristler nasıl başarıyor bunu bravo 🙂

      byeol jun suh’nun yüzüne bakabilecek mi bilmiyorum ama çok utanacak o kesin. min hyung’unuzu da kullandı evet ama öfkelenince de gözü hiçbir şey görmüyor maalesef.. karakterlere kıyamama konusunda ben de dertliyim yau, hiçbiri üzülsün istemiyorum, böyle de olmaz ki ama 🙂

      çok teşekkürler selincim, senin de ellerine sağlık, yeni bölümde görüşürüz 🙂

  4. hikaruivy dedi ki:

    oy oy oy! son sahneye kilitlenip kaldım, yazacaklarımı unuttum inan! çok fena bitti, çokkk… ah byeol, bunu nasıl yaptın jun suh’cuğa? 😦

    öhöm, neyse kendime gelip bölümü genel olarak değerlendirmeye başlıyorum: öncelikle, acayip akıcı ve heyecanlı bir bölümdü canım, ellerine sağlık ^^ jun suh x ha neul, jun suh x byeol, byeol x min hyung çiftlerinin her birinin harika sahneleri vardı, hangisine fangirl’lük yapacağımı şaşırarak okudum 😛 haha, şaka şaka, aslında benim gönlümden geçen belli: jun suh x byeol’cüyüm ben! ama bu gidişle ikili arasındaki sıcacık bağlar bir süreliğine buz kesecek 😦

    min hyung bu bölümde çok gözüme girdi yalnız: byeol’e dert ortağı oldu, onun sırrını korumaya and içti, ardından da kdramalarda rastlanmayan türden bir cesaret örneği gösterip kıza açıldı! yazık ki tüm bunlar jun suh’nun olduğu bir hikayeede onu gönlümüzün prensi yapmaya yetmiyor…

    byeol’ünse kalbi yumuşuyor mu ne? tae woo’ya karşı ilk defa bir sıcaklık hissettiğini görüyoruz. ha neul’ın yarışması için uyandırmadığı zaman da biraz vicdan azabı çekti. byeol’ün iyi yönü yavaş yavaş baskın gelmeye başlayacak gibi.

    yarışma çok heyecanlıydı! bizimkilerin birinci olması elbette süper oldu (olmasalar kızardım 😛 solistimiz jun suh yahu, boru mu? :P) jun suh albüm yapsın ve çok ama çok parlasın istiyorum sayın senarist! 😀 😀

    son olarak müzikler bir harikaydı. FD’nin ve Yüksek Sadakat’in şarkılarını ne zamandır dinlemiyordum, tatlı bir hatırlatma oldu benim için 🙂 bir de lee seung ki’nin şarkısı eşliğinde gelen byeol – jun suh sahnesi ne tatlıydı ya! şimdi böyle sahneleri özleyecek miyiz biz? böhü 😦

    ellerine sağlık tatlım, yeni bölümün gelişini iple çekiyorum! ^^

    • masalevi dedi ki:

      itiraf ediyorum son sahneyi yazarken ben de çok kötü oldum. sanki jun suh’yu kendi ellerimle kederlere boğuyormuşum gibi bir suçluluk hissi falan:/ ama hikayeyi daha önceden yazdığım için gidişatı değiştirmeyeyim dedim, aklımdaki gibi gitsin. ama byeol’e sitem etmekte haklısınız, feci kazık attı junsuh’muza,sağ gösterip sol vurdu hain gacı 🙂

      evet ya sen ilk bölümden beri byeolsuh taraftarları arasındasın, rotan hiç şaşması bravo. bağlar biraz soğuyabilir evet, ee çocuk ne bekledi ne oldu:/ ama güzel şeyler de olacak yau umudumuzu kaybetmeyelim 🙂

      min hyung 10 numara ya, sanırım shin woo’dan fazla etkilendim ben, onu yazdıkça gerçekten mükemmel erkek tipi canlanıyor gözümde, jun suh’nun kusurlarının hiçbiri onda yok mesela.. greatest love’daki yoon pil joo gibi ünlü bi mükemmel erkek olabilir yakışıklı hocamız 🙂 tüm bunların yanında korkak da değil, sır tutuyor vs.. daha az sevdiğim birini seçmeliydim bu karakter için belki de 🙂

      byeol’ün yumuşadığını fark etmişsin sen de, öfkeli olmadığı zamanlarda mantıklı düşünüyor, babasının üstünü bile örttü.. öfkesini de ancak aşkla yenecek ama o işte de çuvalladı maalesef:/

      jun suh’nun değeri bi anlaşılsın artık dimi ama, ben fazla kıyamıyorum ona, garson falan olmasın bi daha istiyorum, ulusal miras yau heba oluyor yazık 🙂

      müzikleri sevmene çok sevindim. eski şarkılar aklıma geldikçe onları kullanmaya çalışıyorum, yüksek sadakat’i de FD’yi de çok seviyorum, hele hüzünlü şarkıları.. bahsettiğin byeol-junsuh sahnesini yazarken ben de çok eğlendim, onların böyle takılması hoşuma gidiyor, öyle sahneler uzak değil yau, öyle acımasız senarist değilim ben 🙂

      uzun ve şahane yorumun için çok teşekkürler hikarucum, ayıla bayıla okudum 🙂 yeni bölümde görüşmek üzere 🙂

  5. nomuyeppuda dedi ki:

    Ahhh naptın Byeol-shi naptın sen?
    Sonu okumadan Ha neul cafeye gelir bu sahneyi görür masal bu bölümü böyle bitirir diye içimden geçirdim ama bide Evet dedirttin.Yaw Ha neul, Byeol cevap vermeden koşa koşa çıksaydı kafeden Jun Suh’a bu yapılır mı 😀

    Ben okurken epey kaptırıyorum kendimi Jun Suh “Ben zaten süt almak için çıktım..” dediğinde bende “hah sen onu benim külahıma anlat” dedim ya 🙂 Ondan sonra gelen çekişmeli replikler süper.Kendimi maç izler gibi hissettim.Sağdan atağa kalkan Byeol Jun Suh’a şutu çekiyor.Hayır hayır sayın seyirciler top döndü atağa kalkan Jun Suh 90’a gölü çaktı 😀 Gol=”Şaka yaptı Şaka”‘…

    Az önce A love to kill hakkında yazdığın postu okudum.Ondan sonra bu “Yalnızlık hep bana değil ki bu dünyada..” cümleyi görünce aklıma geldi yada ben yeni okuduğum için öyle düşündüm.İkiside intikam hikayesi ne biliyim güzel gitmiş burayada 🙂

    Ellerine sağlık çingu bu ara dizi izlemekden postları okuyamıyorum geç kaldım 😀

    • masalevi dedi ki:

      ahahaha sedacım çok güldürdün beni yau, ellerine sağlık 🙂

      demek sonu tahmin ettin, ya aslında burada bitirmeyecektim de çok uzayınca kesmek zorunda kaldım, gelecek bölümde de acayip sahneler hazırlıyorum sizler için sayın okurum 🙂 önemli olan ha neul’un kızın cevabını duymasıydı zaten, duydu, yıkıldı gitti, bakalım neler yapacak 🙂

      yau kimse de inanmıyor jun suh’ma, o sadece süt almaya çıktı oysa ki eheuehu 🙂 maç yorumuna çok güldüm, bayağı çekişti bizimkiler, ama jun suh 90’a golü çaktı dediğin gibi 🙂 bu kızı böyle sıkıştırmazsan içindekileri dökeceği yok zaten, jun suh en iyisini yapıyor 🙂

      dram sever biri olarak misa’dan ve a love to kill’den çok etkilenmiştim, kalp hırsızında bu iki diziden etkilenmeler var tabii ki.. yalnızlık hikayelerini seviyorum..

      senin de eline sağlık canım, çok da geç olmadı yau, 3 4 gün oldu daha atalı 🙂 yeni bölümde görüşürüz o zaman 🙂

  6. Byeol ve hocacığım kalın öyle, hiç bozmayın, bir poz alıyoruz. 😀
    Son sahnede ben de kısa süreli bi şok yaşadım. Hoca kendine aşık ediyor napiim, Jun Suh’un da sesi büyülüyor, ben de ikilemde kalıyorum galibe… 😦 Ama Min Hyung da olmuyor böyle ideal erkek tipiyle, üzülüyorum, dert ortağı olması, omzumda ağla demesi… Ah ah… Yazık olacak hocamızın kullanılmasına. 😦 Yazık yazık…
    Kızın şüphelerine gelince… Çok yerinde. Ya bu ikisi ünlü olup Byeol da ortada kalırsa? 😦 Byeol, bu çocuk şaka maka diyerek elden gidiyor, aç gözlerini!!
    Hocayı ne kadar sevsem de anladım ki başrol erkek olamayacak, bana da hikayenin antisi olmadan Jun Suh’u sevmeye başlamak kalıyor. Sesi güzel, trip atması çok gerçekçi, sevgisi içten… Bu çocuk da kazandı kalbimi ne yapayım başka yolu yok… 😦 BOF’tan sonra 2. erkek için üzüldüğüm 2. dizi oldu bu. 😦 Hocam kandırıyorlar sizi, benden söylemesi! ( 😛 )
    Yeni bölümü dört sekiz on gözle bekliyorum. ^^ Çok üzülmesin hoca lütfeeen….

    • masalevi dedi ki:

      ehehe güzel bir poz çıktı ortaya değil mi? e min hyung olur da poz kötü olur mu yau 🙂

      ya sizi de böyle arada bırakıyorum ama napim, Kore dizilerinin kaderi bu, ikinci erkeklerin dramı hep yaşanıyor maalesef 😦 ama iki başrolü de sevebiliriz bence, mesela you are beautiful’da ben shin woo’yu en az tae kyung kadar sevmiştim, hiç sorun değil yani 🙂

      jun suh’yu sevme çabalarına çok güldüm, bak bir sürü neden de bulmuşsun, çok kolay bir kaç kez daha düşün bunları seveceksin bence 🙂 ama byeol ile min hyung artık çıkıyorlar, bunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor.. Evet bebemiz azıcık kullanılıyor ama napalım 😦

      yeni bölümü yazmaya başlıyorum canım, kısa zamanda gönderirim. eline sağlık senin de, güzel yorumun için çok teşekkürler, yeni bölümde görüşürüz 🙂

  7. winpohu 'ca dedi ki:

    bu bölümün şarkı seçimleri bizi ağlatmak için miydi çingu . hepsi birbirinden güzel ama olmadı ki byeol oldu mu şimdi gitti yakışıklı hocanın teklifini kabul etti ama jun su ne olacak yazık değil mi ona . merak merak her bölüm daha meraklandım birileri çok üzülecek çok 🙂

    • masalevi dedi ki:

      şarkılar biraz acıklı oldu evet, bi de hong gi kuzusu söyleyince insan ağlamasın da ne yapsın.. byeol bi anlık gaflet ile yakışıklı hoca ile çıkmayı kabul etti, ama jun suh bunu öğrenince boş durmayacak, kuzum patlayacak en sonunda 🙂 ve biraz üzülecek evet 😦

  8. kimbapsushi dedi ki:

    Ben zaten Min Hyung’a ne olacak diye karalar bağlamıştım, bunun üzerine yakıştı mı bu yaptığın Byeol?
    Hadi babana yaptıklarını anlıyordum, Haneul’a yaptıklarını da -o da suçsuz olsa da- bir şekilde anladık. Ama iyi yürekli, seni seven, yakışıklı, zeki, kariyer sahibi, yakışıklı demiş miydim..öhöm..her neyse Min Hyung’a bunu nasıl yaptın? İnsanın yüreği dayanmaz yahu:(
    Kendine de yapacağını yaptın, Jun Suh’a bayılırken oldu mu şimdi bu?
    Cık cık çok kızdım Byeol’a bu bölüm yapacağım tüm yorumları unutturdu bu kızgınlık resmen.
    Hikaye sonunda sanırım Min Hyung için kan ağlayacağım 😥

    • masalevi dedi ki:

      ehehe bu bölümü okuyan herkes gibi sen de byeol cadısına çemkirdin haklı olarak 🙂 burada hata etti haklısın, hadi babası tamam, haneul tamam belki jun suh bile bu planda kullanılanlar hanesine adını yazdırmıştı ilk bölümde ama tatlı min hyung gerçekten hiç hak etmedi..

      min hyung’a neler olarak diğer bölümlerde göreceğiz bakalım 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s