9. Bölüm: Senden başka kimsem yok..

Ft Island-Distance

Jun Suh yine hareketsiz bir şekilde olduğu yerde kalakalmıştı. Böyle anlarda neden şu dizilerdeki cool jönler gibi olamıyordu ki! İçinden kendisine deli gibi söverken Byeol’ün göğsünün üzerinde atan kalbini hissetmeye başladı, kızın tüm vücudu ateş gibi yanıyordu. Nesi vardı acaba, kim üzmüştü onu böyle? Onu sımsıkı sarmak ve “Korkma ben yanındayım” demek istiyordu, ama kendine sövmekten öteye gidemiyordu yine..

Byeol ise hiçbir şey düşünemiyordu o anda, sadece kendisine şaşırıyordu, çünkü başını kaldırmak istemiyordu, Jun Suh’nun omzunda yaşlanabilirdi hatta.. Ellerini kaldırıp çocuğun kürek kemiklerini sıkıca kavradı, sanki onu bırakmasından korkuyordu..

Jun Suh daha fazla dayanamayıp, hafifçe geri çekilmeye çalıştı:

“Byeol-ah.. Neyin var?”

Byeol ise çocuğun kürek kemiklerinin üzerindeki elleriyle tişörtünü sıkıca tutuyordu:

“Dur! Öyle kal lütfen!”

Jun Suh kızın sırtını sıkıca kavrayan ellerini hissediyordu, bu kız Byeol müydü? Onu böylesine üzen şeyin ne olduğunu öğrenmekten de, buna karşı vereceği tepkiden de çok korkuyordu..

Arkasına baktığında arkadaşlarının meraklı bakışlarla onlara baktığını fark etti. Eliyle “5 dakika” işareti yapıp Byeol’ü belinden kavradı ve yavaşça dışarı çıktılar. Birkaç adım uzaklaştıktan sonra bir kenara oturdular. Jun Suh kızın yüzünü görünce daha da şaşırdı, ağlamaktan gözleri şişmişti! Onu bu halde göreceğine asla asla inanamazdı..

“Byeol-ah! Neyin var anlat lütfen! Yalvarırım susma! Kim üzdü seni kim?”

Byeol koluyla gözlerini silerken ne demesi gerektiğini düşündü bir an. Ona her şeyi nasıl anlatabilirdi? Tüm bu saçmalıkları, onu da nasıl bir işi içine çektiğini nasıl açıklayabilirdi bu masum çocuğa? Oysa nasıl da içini dökmek istiyordu, onun huzurlu kollarında her şeyi unutmak tek dileğiydi o an oysa ki..

Kızarmış gözlerini Jun Suh’ya çevirip zorla gülümsemeye çalıştı:

“Korkma.. önemli bir şey değil, her şey üzerime geldi birden, patlayıverdim işte, gerçekten.. gerçekten önemli değil..”

Jun Suh sinir dolu gözlerle baktı kıza, yine aynı şeyi yapıyordu işte.. Yine her şeyi tek başına yüklenip acısını kimseyle paylaşmak istemiyordu.. İki eliyle kızın omuzlarından tutup gözlerinin içine baktı:

“Yalan söylüyorsun işte! Bir şey olmuş, çok kötü bir şey olmuş hatta! Ama sen yine kaçıyorsun benden! Yapma böyle Byeol, yalvarırım yapma!”

Byeol çocuğun gözlerinin taa içine bakan yalvarır bakışlarını kalbinin en derininde hissetti, anlatamazdı ama, yapamazdı..

“Annemi özledim..” dedi sessizce. “Hem o adama ve kızına da tahammül edemiyorum artık.. Sinirlerim yıprandı iyice. Seni de korkuttum özür dilerim..”

“O çocukla mı ilgili?” diye sordu Jun Suh sessizce. “O hocan olacak çocuk mu üzdü seni, bu yüzden mi bana anlatmak istemiyorsun?”

Byeol kızsın mı gülsün mü bilemedi bir an. “Ah be çocuk” dedi içinden. “Nereden de aklına geldi Min Hyung?”

“Hayır” dedi başı yerde. “Sadece korkuyorum.. Kötü biri olmaktan korkuyorum.. Her gün, yavaş yavaş, bir canavara dönüşüyorum sanki.. Jun Suh-ah.. Ben kötü biri değilim.. Kötü biri olmak istemiyorum.. Yardım et bana ne olur..”

Yine ağlamaya başlamıştı. Jun Suh “Hayır” dedi kızın gözyaşlarını silerken. “Sen kötü falan değilsin.. Hele canavar hiç değilsin.. Sen sadece kötü olmaya çalışan küçücük bir kızsın, ki bunu hiç başaramıyorsun anladın mı?”

“Gerçekten mi?

Jun Suh minik bir kedi yavrusu bakışıyla kendisinden onay bekleyen bu kıza gülümseyerek başını salladı. Evet yine kaçıyordu, yine her şeyi tek başına yükleniyordu, ama “bana yardım et” diyebilmişti sonunda, ona elini uzatmıştı, bu bile ona yetiyordu..

Byeol yavaşça ayağa kalktı, gülümsemeye çalışarak:

“Sen işine dön” dedi. “Ben de eve gidiyorum.”

“İyi misin?” diye sordu Jun Suh, elleri hala kızın kolundaydı. Byeol:

“İyiyim” dedi burnunu çekerken. “Merak etme geçti bile.. Teşekkürler, yordum seni de.. Sonra.. Evde görüşürüz..”

Yavaşça kalkıp cevap beklemeden yürüdü. Arkasına döndüğünde Jun Suh’nun hiç hareket etmeden onu izlediğini görüp gülümsedi. Tam dönüp yürümeye devam ederken çocuğun sesiyle durdu olduğu yerde:

“Bir dakika!”

Olduğu yerden Jun Suh’nun yanına doğru koştuğunu hissediyordu Byeol. Yavaşça arkasını döndü.

“Peki..” dedi Jun Suh nefes nefese. “Neden benim yanıma geldin? Neden başkasına gitmedin?”

Düşündü Byeol, çocuk haklıydı, neden aklına ilk o gelmişti, neden onun omzundayken ömür boyu uyumak istercesine mutluydu? Cevap gün gibi ortadaydı işte, Byeol zaten bildiği bu cevabı düşündüğünde irkildi önce, ama rahatladı, artık gözlerinin içine bakamasa da gönlüne bakabilecekti.. Ama.. Yine aynı şey olmuştu işte.. Doğru insan yanlış zamanda karşısına çıkmıştı.. Ona “Çünkü sen benim Jun Suh’msun” diyemiyordu..

“Senden başka kimsem yok..” dedi gözleri yerde. “Bu şehirde yalnızım biliyorsun..”

Cevap beklemeden gülümseyerek arkasını dönüp hızla uzaklaştı oradan. Birkaç saat önce yaşadığı her şey silinmiş, değişik bir boyuta taşınmıştı sanki:

“Jun Suh ve ben.. Kardeşimle birlikte olması gereken kalp hırsızım.. Ve onu bu işin içine sokan ben..”

Jun Suh ise önce tepkisiz kalakalsa da kocaman bir gülümseme yolladı Byeol’ün arkasından. Sessizce fısıldadı sonra:

“Teşekkür ederim.. Kafamdaki kara bulutları biraz olsun dağıttığın için.. Bana elini uzattığın için.. Ya ben.. Gözlerindeki bu acıyı nasıl dindireceğim?”

***

Boyfriend-Boyfriend

Son kez kolundaki saate baktı Min Hyung, tam bir saat geç kalmıştı. Muhtemelen gelmeyecekti bugün. Mazeretsiz dersi nasıl ekebilirdi, arayıp haber vermesi gerekmez miydi her şeyden önce? Ama ya başına bir şey geldiyse? Min Hyung masadan düşen kalemle kendisine geldi, dizlerini öyle hızlı sallıyordu ki masadaki her şey birbirine girmişti..

“Arasam mı?” dedi içinden. “Tabi ya, bu benim en doğal hakkım, sonuçta dersimiz…”

Cümlesini tamamlamadan eline telefonu aldı. Kapalıydı işte, sesli mesaj bırakmaya karar verdi:

“Lee Byeol-ssi.. Ben Kang songseng.. Bugün dersimiz vardı.. Ve sen.. Özür bildirmeden derse gelmedin.. Mesajımı aldığında mazeretini belirtmek için beni ara. Yani.. yoklama listesini doldurmam gerekli..”

“Gönder” tuşuna basar basmaz pişman olmuştu:

“Aptal! Yoklama listesini doldurmam gerekli mi? Öğretmen olduğunu laf arasına sokmasan olmaz zaten! Şu flört öncesi şapşallığın hiç bitmeyecek senin!”

Ağzından çıkanlarla irkildi bir an, odada biri var mı diye kontrol edercesine etrafına baktı. Yalnızdı, ama ufak bir sorun vardı işte.. Artık hislerini dizginleyemiyordu..

“Umarım o aptal mesajı okumadan siler” diyebildi yalnızca. Çünkü onun öğretmeni olmak istemiyordu artık..

***

Yorgun adımlarla sınıftan çıktı Byeol. Boşuna gelmişti okula, dersten tek bir satır bile aklında kalmamıştı. Finaller yaklaşıyor olmasaydı hiç gelecek hali yoktu, tabi bir de Min Hyung ile konuşma meselesi vardı, dünkü toplantıya gelmemişti ve söyleyecek tek bir bahane bile bulamıyordu.

Hiç düşünmeden bölüm odasının kapısını çaldı. İçeriden ses gelmese de kapıyı açtı. Min Hyung odanın en sonundaki masasına oturmuş gazete okuyordu, sağ kolunun olduğu yerde kahvesi, gözlerinde siyah kalın çerçeveli gözlüğü vardı. Hareket etmese insan olduğundan şüphe duyulabilirdi. Byeol bir müzede olduğunu ve onu incelemeye geldiğini hissetti bir an, dokunmasalar bu çocuğu saatlerce izleyebilirdi.. 

Gazetesine dalmış olan Min Hyung kapının açılmasıyla kafasını kaldırdı. Girenin Byeol olduğunu fark ettiğinde heyecanlansa da bunu belli etmemeye çalışarak gülümsedi ve elindeki gazeteyi masanın üzerine bırakıp gözlüğünü çıkarttı.

“Merhaba hocam” dedi Byeol sessizce. “Ben.. Dün gelemedim.. Çok acil bir durum söz konusuydu.. Çok özür dilerim.. Gerçekten..”

“Dur” dedi Min Hyung gülümseyerek. “Önce otur şuraya. Ne oldu bu kadar acil? Gözlerinin durumuna bakılırsa bugün gelebilmen bir mucize..”

Karşısındaki aynaya bakan kız gerçekten gözlerinin hala hafif şiş olduğunu gördü. Çocuğa dönüp:

“Ailevi bir mesele. Geçti ama, iyiyim şimdi..” dedi.

Min Hyung kıza inanmasa da daha fazla soru sormak istemedi.

“Bir dahakine toplantıya katılamadığın zaman önceden haber vermelisin. Hem dün sana mesaj göndermiştim daha sonra beni aramadın..”

“Dünden beri telefonum kapalı” dedi Byeol. “Hatta açayım şimdi bir dakika..”

Min Hyung şaşırmıştı:

“Mesajımı okumadın yani?”

“Evet”

“Yaa! Okuma o zaman, artık gerek yok yani, okumadan sil, evet evet sil..”

Byeol ondaki bu şaşkın halleri Jun Suh’ya benzetti, hep cool tavırlarına alışkın olduğu bu çocuğun nesi vardı böyle?

“Ben gidiyorum o zaman” dedi kalkarken. “Dünkü dersi telafi edebiliriz değil mi?

“Elbette. Bu hafta bir gün ayarlayacağız..”

Kapıdan çıktığında saçma bir şekilde çocuğun gönderdiği mesajı merak ediyordu Byeol. Oysa ki şu an kafeye gidiyordu ve düşünmesi gereken tek şey de bu olmalıydı..

City Hunter-Suddenly

Otobüse binmedi, elinden geldiğince daha geç varmak istiyordu. Düşünmekten kafası çatlayacaktı artık, kafede güvenlik kamerası var mıydı? Varsa neden hiç dikkatini çekmemişti bugüne kadar? Maili silmişti değil mi? Silinenler klasöründen de silmiş miydi? Kafeye girdiğinde ne ile karşılaşacaktı? Hem belki de hiçbir problem yoktu ortada, belki de Bay Song randevu saatini telefonla haber vermiş, her şey beklendiği seyrinde gitmişti.. Böyle bir sürü soru vardı aklında işte.. Dünkü o duygusal moddan çıkmış sadece korkuyordu Byeol. Yoksa dün Jun Suh’nun omzunda hissettiği o acı çoktan uçup gitmişti bile..

Kapıdan girmeden önce derin bir nefes aldı, “Ne olacaksa olsun” dedi içinden. “Korkunun ecele faydası yok ya!”

Kafe boştu yine, Ha Neul ve müdür Choi bir masada oturmuş hararetli hararetli tartışıyorlardı, Tae Woo ise ortalarda yoktu. Gülümseyerek herkese selam verdi Byeol, sonra her zamanki gibi soyunma odasına doğru yöneldi. Kimse ona tuhaf davranmıyordu, farklı bakmıyordu. Byeol tam rahat bir nefes alıp önlüğünü takarken garsonlardan biri yanına yaklaştı ve:

“Neler oldu tahmin edemezsin?” dedi heyecanla.

“Ne oldu?”

“Bay Song Bay Tae Woo ile kararlaştırdıkları randevuya gelmemiş!”

“Ne!”

Byeol elinden geldiğince şaşırmaya çalışıyordu, ki gerçekten şaşırmıştı.

“Evet, hem de hiç haber vermeden gelmemiş. Bay Tae Woo onunla konuşmaya gitti, hepimiz olacakları çok merak ediyoruz.”

Byeol şaşkın bir suratla odadan çıkıp mutfağa yöneldi. Tam o anda Tae Woo içeri girdi, yüzü berbat bir haldeydi, Byeol onu hiç böylesine kötü görmemişti..

Atkısını masalardan birine fırlatıp Ha Neul’ın oturduğu masaya çöktü adam.

“Baba! Ne olmuş! Neden randevuya gelmemişler? Özür dilediler mi?”

“Her şey bitti..” dedi Tae Woo başı yerde. “Şube meselesi kapandı artık..”

“Nasıl???”

Tae Woo’nun sesi titriyordu:

“Adamlar mail attıklarını iddia ediyorlar, atmışlar hatta, gösterdiler bana, randevunun 11’den 9’a alındığını bildiren bir mail atmışlar, ve benim adresimden bir de cevap gitmiş adamlara, teyit cevabı.. Bay Song saat 9’da randevu yerine gidip tam bir saat beklemiş beni, ki adam dakikliğiyle ünlü.. Her şey bitti işte bitti..”

Ha Neul şaşkınlıktan konuşamıyordu:

“Nasıl? İnanamıyorum! Kim teyit maili atmış adamlara? Baba mail almadığına emin misin?”

“Eminim tabi! Böyle bir şeyi unutabilir miyim?”

“Kim cevap gönderip mailleri sildi peki kim? Şifreni bilen biri var mı?”

“Bilmiyorum.. Ayrıca IP numarasını gösterdi adamlar, benim bilgisayarımdan atılmış mail.”

Herkes donakalmıştı, içlerinden biri atmıştı o maili, kimdi peki bu casus ve neden böyle bir şey yapmıştı?

“Ne zaman gönderilmiş bu mail peki?” diye sordu Ha Neul.

“Dün saat 11.58’de.”

Derin bir iç çekti sonra:

“Sang Hyuk şerefsizinin işi bu biliyorum, kimbilir hangi adamını alet etti bu işe, ama ama.. Ben yapacağımı biliyorum..”

Ha Neul elini adamın omzuna koydu, daha sonra kafe çalışanlarına döndü ve:

“Beni dinleyin!” diye bağırdı. “İçimizden biri yaptı bunu! Hepinizle tek tek konuşacağım! Bu mesele çözülecek anlaşıldı mı?”

Birden Byeol’e döndü, işe en son giren O’ydu ve en yüksek şüphelilerden biriydi bu nedenle.

“Ben.. Dün çalışmadım, kafeye hiç gelmedim..” dedi Byeol, sesinin titremesine engel olamıyordu. Kuşku dolu gözlerle kızı süzdü Ha Neul, o şefkat dolu gözlerinden eser bile yoktu o anda..

“Ben duramayacağım..” dedi Tae Woo. “Eve gidiyorum. Başım ağrıyor..”

Adam ayağa kalkmaya çalışırken sendeledi. Ha Neul tüm gücüyle babasını kolundan tuttu:

“Ben de seninle geliyorum!”

“Hayır sen kal!” dedi adam. “Bugün burası sana emanet!”

Baba kız kol kola kapıya doğru yürüdüler. Dışarı çıkana kadar Ha Neul en az 4 kez öpmüştü babasını, Byeol onları böyle gördükçe vicdan azabından kurtuluyor, yaptığı şeyden gizli bir mutluluk bile duyuyordu hatta..

Babasını taksiye bindiren Ha Neul ofise geçti. Daha sonra uzun zaman kendisinden ses seda çıkmadı. Min Hyung’un gelişi bile onu odadan çıkaramamıştı. Sadece bir kahve içmek için gelen çocuk müdür Choi’den olanları dinlemiş çok üzülmüştü. Byeol ise olabildiğinde her şeyden habersiz saf kızı oynamaya çalışıyordu.

Daha sonra çalışanlarla teker teker konuşmaya başladı Ha Neul. Bunca yıl birlikte çalıştıkları insanları sorgulamak onun da hoşuna gitmiyordu ama bunu yapmak zorundaydı. Her şeyden öte ekmek teknelerinde bir casus barındırıyor oldukları fikri her şeyden ağırdı.

Herkesle konuşmasını tamamladığında Byeol’e döndü. Kız tekrar:

“Ben dün çalışmadım” dedi. Neden tekrarlatmak zorunda bırakıyordu ki sanki?

Cevap vermeden ofise girdi Ha Neul. Onun bu halleri Byeol’ü korkutuyordu..

Birkaç saat sonra hızla odadan çıkıp çalışanlara seslendi:

“Dün sabah kim temizledi ofisi?”

“Ben..” dedi garsonlardan biri çekinerek.

“Yerleri de silmiştin değil mi? Komple temizlemiştin yani?”

“E.. Evet..”

“Peki bugün temizlendi mi bu oda?”

“Hayır..”

Ha Neul elini havaya kaldırdı:

“Bu kimin peki?”

“Lanet olsun!” dedi Byeol içinden. Ha Neul’ın elindeki şey onun küpesiydi! “Hiç çaktırmasam mı?” dedi bir an içinden. Ama kafedeki kızlardan biri küpesini çok beğenmişti, onun olduğu eninde sonunda ortaya çıkacaktı..

“Benim..” dedi Byeol gülümsemeye çalışarak. “Kaç gündür onu arıyordum..”

Küpesini almak için uzattığı eli havada kalmıştı, Ha Neul küpeyi hala elinde tutuyordu.

“Bu küpeyi dün düşürmüş olmalısın, malum dün sabah ofis komple temizlenmiş. Bugün de o odaya hiç girmedin değil mi?”

Herkes bu sözlerdeki ağır imayı anlamıştı, Ha Neul Byeol’ü suçluyordu!

Byeol ise çok zor bir durumun içine düşmüştü, lanet küpe yüzünden buradan rezil bir şekilde kovulmak vardı, hem de tek kelime edemeden, hiçbir şey açıklayamadan, nankör bir casus damgasıyla..

“Ben.. Günlerdir arıyorum bu küpeyi.. 3.. 3 gündür kayıptı..”

“Dünkü temizlikte bulunurdu öyle olsaydı..”

“Bilmiyorum.. Gözden kaçmıştır belki.. Sonuçta dün yoktum ben”

Kıza inanmayan gözlerle bakıp cevap vermeden tekrar içeri girdi Ha Neul. Bu kızda hep farklı bir şeylerin olduğunu hissetmişti zaten. Bu meseleyi babasıyla konuşması gerekliydi, O’na güvenmiyordu çünkü..

Yan masada oturan Min Hyung Ha Neul’ın kendisine soğuk bir selam vermesinden çok Byeol’a karşı takındığı tavra şaşırmıştı. Ses tonu, bakışı, hiçbir şeyi eski Ha Neul’a benzemiyordu artık. Nefreti kimeydi, casusa mı, Min Hyung’a mı yoksa Byeol’e mi?

Byeol daha fazla dayanamayacaktı, dün gece hiç uyumadığı için başı deli gibi ağrıyordu ve ayakta duracak hali kalmamıştı. Müdür Choi’den izin alıp hazırlanmaya başladı. Aynı anda Min Hyung da hesabını ödemiş kalkıyordu. İkili kafeden birlikte çıktılar.

Seeya-My Heart is Touched

“Nasıl gideceksin?” diye sordu Min Hyung.

“Otobüse bineceğim..”

“Ben de taksiye binerim arabamı almadım, ama biraz yürüyelim istersen, hava almak iyi gelir belki..”

Byeol “tamam” anlamında başını salladı ve batan güneşin binaların arasından sızan ışığı altında yürümeye başladılar. İkisi de konuşacak tek bir kelime bulamıyordu. Kafedeki bu saçma sapan olaydan da bahsetmek istemiyorlardı. Byeol zaten çok gergindi.. Min Hyung’un yanında da Jun Suh’nun yanında olduğu kadar rahat olabilmeyi diledi bir an.

Min Hyung soluna döndüğünde Byeol’ün geride kaldığını gördü, dükkanlardan birinin vitrinine takılmıştı genç kız, hayran gözlerle karşısındaki elbiseyi süzüyordu. Elbise toz pembeydi, eteğinin ön kısmı arkasından daha kısaydı ve etekleri asimetrik kesilmişti. Byeol tüm bu detayları büyük bir merakla incelerken Min Hyung şaşkın bir bakışla:

“Çok beğendin sanırım..” dedi.

Çocuğun sesiyle kendine gelen Byeol:

“Yoo hayır” diyebildi. “Sadece bakıyordum.”

Min Hyung onun bu suçlu çocuk hallerine gülümsemeden edemedi:

“Bence bu elbise sana çok yakışırdı, mesela baloda giyecek olsaydın..”

Byeol dönüp elbisenin fiyatına bir kez daha baktı ve geri çekildi:

“Yok yok.. Zaten çok da beğenmedim, hem pembeyi hiç sevmem zaten..”

“Bence üstünde görmeliyiz” dedi Min Hyung kızı kolundan tutup içeri doğru çekerken. Byeol adeta şok olmuştu, hocası kankası gibi davranıyordu!

“Şu elbiseyi denemek istiyoruz” dedi tezgahtar kıza gülerek. Byeol “Ama!” diyemeden kucağına bırakılıverdi pembe elbise ve sırtından kabine doğru itildi genç kız. Ne yapmalıydı? Bu elbise kafeden alacağı maaşın tam 3 katıydı, almasına imkan yoktu.

“Ah bu zengin çocuk neden halimi hiç anlamıyor?” diye söylendi elbiseyi giyerken. İkinci bir rezilliğin yaşanmasına ramak kalmıştı.. Utana sıkıla kabinden çıktığında gözlerinin içi gülen Min Hyung omuzlarından tutup boy aynasına doğru çevirdi kızı:

“Bak! Bu elbise kesinlikle senin için dikilmiş, hatta bu ayakkabılar da..”

Önüne koyduğu kahverengi önü açık ayakkabı gerçekten de çok güzel görünüyordu. “Battı balık yan gider” dedi Byeol içinden ve ayakkabıları da giydi. Bir an için kendisini Ha Neul’ın yerine koydu, bu kıyafetin içinde onun kadar güzel olmuş muydu acaba?

“Bize bir indirim yaparsınız herhalde” dedi Min Hyung tezgahtar kıza gülümseyerek. Bu gülümsemenin ardından kendinden geçen kız zorla Byeol’e döndü ve:

“Tebrikler agasshi” dedi. Bu gün gelen 100. müşterimiz olduğunuz için istediğiniz 2 ürüne ücretsiz sahip olma hakkını kazandınız.”

“Ne!!”

Byeol şoka girmişti, bu olabilir miydi? Böylesine kötü bir günde, hatta kötü günler silsilesinde şu duydukları gerçek olabilir miydi?

“Şuraya bir de şuraya imza atmanız yeterli!”

Byeol sevinçle kızın getirdiği kağıtları imzalayıp tekrar kabine girdi. Kız girer girmez çantasından cüzdanını çıkaran Min Hyung gülümseyerek kredi kartını tezgahtar kıza uzattı. Kız yine mest olmuş bir yüz ifadesiyle kasaya gitti, tek bildiği kabindeki kızı deli gibi kıskanmış olmasıydı..

***

Jisun-Crazy in Love

Aradan geçen birkaç günde çok da bir şey değişmemişti aslında. Ha Neul babasına Byeol’ün küpesini göstererek onun güvenilmez biri olduğunu ve en azından işten çıkartılması gerektiğini söyledi. Tae Woo ise inatla ellerinde hiçbir kanıtın olmamasından bahsediyordu:

“Kız o gün kafeye gelmedi” diyordu. “Ufacık bir küpe yüzünden onu suçlayamazsın. Hem.. Onun güvenilmez olduğunu da nereden çıkarıyorsun? Bence hiç de düşündüğün gibi bir kız değil Byeol..”

Ha Neul sinirden çıldıracak gibi oluyordu. Hele babasını mutsuz, sapsarı bir yüzle yorgan altında gördükçe onlara bu kazığı atan kişiyi bulup kendi elleriyle boğmak istiyordu. En çok bu Byeol meselesiydi canını sıkan. O bu kıza asla güvenmeyecekti..

Byeol ise bu işin içinden böyle bir biçimde sıyrılabildiğine inanamıyordu. Kaç gündür kafede polisler dolaşıyor, herkes sorgulanıyor, Byeol ise bu ortamda soğukkanlılığını korumaya çalışıyordu. Nasıl böyle zor bir durumun içine düştüğüne kendisi de inanamıyordu. Hiçbir sırrın ömür boyu gizli kalmayacağını da biliyordu, ama bu onu çok da korkutmuyordu artık..

Polis en sonunda cevap mailini atan kişinin Tae Woo’nun bilgisayarının IP numarasını kullanmış olabileceğinden bahsetti. Hatta IP Spoofing adlı bir yöntemle birçok bilişim suçunun işlendiğini söyleyerek kafe çalışanlarını biraz olsun rahatlattı. Aralarında bir casusun olması fikri hiç de hoş değildi çünkü.. Ama bu IP çalma fikri Ha Neul’ın aklına hala yatmıyordu bir türlü, kendisine engel olamıyordu..

Tüm bu karmaşanın içinde balo günü gelip çattı. Ha Neul aramasa Jun Suh’nun gözü balo falan görecek durumda değildi. Ayrıldıkları günden beri doğru dürüst görememişti Byeol’ü. Sabahları “günaydın” akşamları “iyi akşamlar”dan öteye gidememişlerdi bir türlü. Yakınlaşmaları gerekirken daha da uzaklaşmışlardı sanki birbirlerinden. Oysa Jun Suh’nun hissettikleri gerçekti, Byeol’ün göğsünün üzerinde atan kalbini hala hissediyordu, gözlerinin içine bakan gözlerini bir türlü aklından çıkaramıyordu. Bu balo denen teranede onu başkasının kolunda görmeye nasıl tahammül edecekti? Bu saçma oyunu sürdürmeye dayanamıyordu artık..

Son bir kez gardrobuna bakarken çalan kapıyı açmaya gitti. Gelen elindeki takım elbisesiyle Jung Woo’ydu.

“Al bakalım” dedi elbiseyi Jun Suh’ya uzatıp. “Dikkatli kullan ha, buna bir şey olursa cadaloz patronum maaşımdan keser bilesin..”

Takımı elinde evirip çeviren Jun Suh burnunu büktü:

“Bu da tam şoför üniforması gerçekten ya, Sebastian gibi gezeceğim ortalıkta, rezillik diz boyu, bari şapkanı da getirseydin püsküllü falan..”

“Beğenemedin mi? Ver ver o zaman, git güzel bir smokin bul kendine!”

Üzerine gelen Jung Woo’dan ani bir sıçrayışla kaçabilen Jun Suh gülmeye başladı:

“Beğenmeyip ne yapacağım? Elimdeki tek adam eder takımı Jung Suh’nun okul taksitini ödemek için satmıştım. Kotla giderim artık partilerine..”

“Ben bilmem” dedi Jung Woo. “Takıma sahip çık, haydi ben kaçıyorum, açlıktan ölmek üzereyim..”

Jun Suh elindeki şoför üniformasıyla olduğu yerde kalakaldı. Aslında ne giyeceği hiç de umrunda değildi aslında. Byeol ne yapıyordu şimdi? Hazırlanıyor muydu o çocuk için?

Ha Neul’ın canı da en az Jun Suh kadar sıkkındı aslında. Hatta ondan çok daha kötü bir durumdaydı. Yıllarca bu günü hayal etmişti, yıllarca Min Hyung’un balo resimlerine bakıp:

“Bir gün bu baloya birlikte gideceğiz” demişti. “Bir öğrencin olayım…”

Olmamıştı işte.. Üzerindeki beyaz elbiseye buruk bir gülümsemeyle baktı:

“Senin içindi bu elbise, en sevdiğin renk.. Beyaz..”

İrkildi birden, kendine gelmesi gerekliydi, kavalyesi Jun Suh’ydu ve ikisi bu gece çok eğleneceklerdi..

Byeol ise şansının ne kadar açık olduğunu düşünüyordu küçücük aynasıyla elbisesine bakmaya çalışırken. Mail meselesinden sıyrılmıştı ve balo elbisesi artı ayakkabısı gerçekten ayağına gelmişti.. Tam bunları düşünüp gülümserken aklına birden Jun Suh geliverdi, yine göğsüne kocaman bir kaya oturdu sanki. Kaç gündür tek kelime konuşmamışlardı, çok özlemişti onu, tek bir şarkısını dinleyebilmek için neleri vermezdi o anda..

“Özür dilerim Jun Suh” diye fısıldadı. “Her şey için..”

Min Hyung arayıp onu almak için hangi adrese gelmesi gerektiğini sormuş, Byeol ise onu sokağın başındaki duraktan almasını istemişti. Henüz evini görmesini istemiyordu, hele ona layık gördüğü o residancedan sonra..

Byeol dışarı çıktığında elinde olmadan yukarı baktı. Jun Suh gitmiş miydi acaba?

Gitmemişti, perde aralığından Byeol’a bakıyordu ve görebildiği kadarıyla bu kız bu gece gerçekten muhteşem görünüyordu..

Jun Suh’yu göremeyen Byeol ayağındaki topuklular yüzünden yavaş adımlarla yokuşu inmeye başladı. Onun hemen ardından evden çıkıp kızın peşinden koşan Jun Suh ise duraktaki beyaz Audi’yi görüp olduğu yerde kalakaldı. Ne olmasını bekliyordu ki sanki.. Ne O Byeol’ü anlayabilecekti, ne Byeol kendisini anlatacaktı Ona.. Jun Suh sabrının son demlerini yaşıyordu adeta, son bir damla onu çıldırtmaya yetecekti..

***

Min Hyung’un kolunda salona girdi Byeol, tüm kızlar ona öyle bariz bir kıskançlıkla bakıyorlardı ki, kız adeta utanmış, başını yerden kaldıramıyordu. Ee yanındaki Min Hyung’tu ve beyaz takımı içerisinde bu gece her zamankinden daha da büyüleyici görünüyordu..

Ft Island-Heartache

Byeol koskoca salonu gözleri taramaya devam ediyordu, Jun Suh buralarda bir yerde olmalıydı, o kızın kolunda bile olsa onu görmek istiyordu, bu isteğine engel olamıyordu artık..

Ve işte oradaydı. Siyah bir takım giymişti, hemen sağ kolundaki Ha Neul ise beyaz elbisesiyle yine iyilik meleği edasında gülücükler saçıyordu. Byeol bu kalp hırsızlığı meselesini ortaya çıkardığı ana dönüp kendisini tokatlamak istiyordu.

“Benim Jun Suh’m ve bu kız..” diye fısıldadı. “Hay aklıma tüküreyim ben!”

Min Hyung akademisyen arkadaşlarının yanına gitmiş, yalnız kalan Byeol ise ikramlardan tadıyordu. Bu sırada konukların da tamamı gelmiş salon neredeyse dolmuştu bile. Önce rektör çıkıp uzunca bir konuşma yaptı. Byeol, Jun Suh-Ha Neul ikilisini, kızın elini kolunu incelemekten tek kelime anlamamıştı zaten. Ardından fakültelerin dekanlarından birkaçı da kısa birer konuşma yaptılar. Daha sonra kutlama pastası da kesildi ve balo vals müziğiyle başlamış oldu!

Hala yalnız başına bir köşede sıkılmakta olan Byeol Jun Suh’nun sesiyle irkildi:

“Byeol-ah!

Saatlerdir bunca şey düşünüp tam tersi kayıtsız davranmak ne zor şeymiş bir kez daha anladı Byeol. Rahat bir ses tonuyla:

“Aa! Jun Suh-ah! Merhaba, seni görmemiştim..”

“Ben seni gördüm” dedi Jun Suh sessizce. “O kadar güzel olmuşsun ki uzayda olsan yine görürdüm herhalde..”

Byeol kalp atışlarının hızına engel olamıyordu, kesin kıpkırmızı olmuştu o anda!

“Teşekkür ederim” dedi duyulamayacak kadar kısık bir sesle. O kadar heyecanlanmıştı ki hemen yanı başındaki Min Hyung’u bile fark etmemişti. Salonda iki kişi olduklarını düşünmek istiyordu..

Ve duymayı en çok istemediği ses kulaklarında çınladı:

“Dans edelim mi Jun Suh-ssi?”

Ha Neul cevap beklemeden kolundan tutup dans pistine çekmişti Jun Suh’yu. Byeol bir anda ellerinin titrediğini hissetti. Ne sanıyordu bu kız kendini? Konuşuyorlardı daha, nasıl çekip götürebilirdi Jun Suh’yu? Nasıl nasıl?

Olduğu yerde duramayacağını fark etti Byeol. Hızla çıkış kapısına doğru yürümeye başladı. O anda tuvalet gözüne çarptı ve hışımla içeri girdi. Sakinleşmesi gerekliydi. Yüzünü yıkamak istiyordu ama makyajı akacaktı öyle yaparsa. Çaresiz olduğu yerde beklemeye başladı. Birden çantasının titrediğini hissetti. Telefonunu eline aldığında annesinin arıyor olduğunu gördü. Sabah da açmamıştı telefonunu, kadın merak ediyor olmalıydı. Telefonu cevaplamak zorunda kaldı Byeol:

“Alo.. İyiyim anne.. Sabah dersteydim aramışsın sen.. Evet.. Fena değillerdi, kalmayacağım sanırım.. Evet alıştım.. Babam mı?”

Artık bir cevap vermeliydi. Annesi her telefonda babasını soruyordu..

“Evet tanıştım.. Eh işte.. Bilmiyorum daha.. daha yeni tanıştık.. Seni sordu mu?”

Byeol dayanamıyordu artık:

“Sormadı anne! Soracağını da sanmıyorum! Yeter anne yeter! Adını bile duymak istemiyorum o adamın! Babammış! O mu benim babam?Tae Woo denen o adamdan da kızından da nefret ediyorum!”

Byeol sinirle telefonu kapattı, sinirleri iyice harap olmuştu. Eve gitmek istiyordu. Tuvaletin yarı açık kapısını ittiğinde karşısında Min Hyung’u gördü birden. Çocuğun yüzü allak bullaktı:

“Byeol-ssi sen.. Tae Woo ajusshinin.. kızı?”

***

-9. Bölümün Sonu-

Reklamlar
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

22 Responses to 9. Bölüm: Senden başka kimsem yok..

  1. sunny dedi ki:

    Harika sadece bunu söyleyebiliyorum. Bu arada gerçekten gerçekçi yazıyorsun (:D cümleye bak ) 9 bölümü bir anda bitirivedim 🙂 bi de şimdi yakışıkıklı hocamız onun kim olduğunu öğrendi hem de jun suh’dan önce ! Ben jun suh’nun yanındayım söyleyeyim şimdiden 😀 neler olacak çok merak ediyorum umarım yeni bölümü çabucak yollarsın umarım ellerine sağlık

    • masalevi dedi ki:

      çok teşekkür ederim canım, bundan sonra da yorumlarını bekliyorum ona göre 🙂

      evet herkes gerçeği önce jun suh’nun öğrenmesini beklerken min hyung öğreniverdi. bakalım bu hikayenin gidişatını değiştirecek mi, heyecanlandırayım sizi birazcık 🙂

      yeni bölümde görüşmek üzere^^

  2. NK dedi ki:

    Yine çok akıcı ve heyecanlı bir bölümdü,bir çırpıda bitti.Sonunda jun suh da byeol da birbirlerinin farkına vardılar benide bi heyecan bastı,bana ne oluyosa burda:) Kızı giydirme sahnesi ve Kang shin woo dan alıntılar çok hoş olmuştu,çok severim zaten you are beatiuful un o sahnelerini ve shin woo nun beyaz audisini:) bide çok çarpıcı bitti ya ne olcak şimdi:) ellerine sağlık…

    • masalevi dedi ki:

      çok teşekkürler. evet bu bölümler heyecanlı gidiyor, ama romantizm de artmakta 🙂 çiftimiz birbirlerini fark etmeye başladılar iyiden iyiye, ki jun suh zaten kızı seviyordu, soğuk kızımız da faka bastığını anladı sonunda 🙂 aramızda kalsın yazarken ben de heyecanlanıyorum, okurken de heyecan basması doğal 🙂

      you are beautiful’dan birkaç alıntı yaptım bu bölümde, YAB’ın en sevdiğim sahneleriydi ikilinin Myun Dong’da gezdikleri sahneler falan, shin woo’nun beyaz audisine de hastaydım.. tatlı çocuk işte 🙂

      senin de llerine sağlık canım, yeni bölümde görüşürüz^^

  3. nomuyeppuda dedi ki:

    Woawwww! Öğrendi sonunda bi meraklı çıktı da kapı dinleyebildi 🙂 E şimdi ne olur? diye tahminlerimi sıralardım ama yapmıyorum.10. bölümü beklicem.Bu hikayede fazla tahmin yürütüyorum zaten 🙂

    “Bir canavara dönüşüyorum sanki” yok canım o his intikamının hakkını verdiğin için geliyor.Senin bakış açından doğru olanı yaptın.
    Haneul Sherlock sandı kendini bi ara 🙂

    Dizinin bütününe gelirsek. “Şu flört öncesi şapşallığın hiç bitmeyecek senin!” Flört derken? kaptırdın kızı yavrucuğum senin omuzuna ihtiyacı yok.Jun Suh’un sesine ihtiyacı var.

    City Hunter-Suddenly… Ah ne severim telefon müziğim.Farkına vardım ezbere bildiğim şarkılar çıkınca hikayeyi okuyamıyorum bitmesini bekiyorum şarkının 🙂

    Kanka hoca he! Aşık hoca diyelim şuna.100 müşteri nasıl yedin bunu.Senin gibi zeki kıza yakışmadı.:)
    Elbiseyi anlatırken kullandığın resim aklıma geldi benimde.Görünce mutlu oldum.Tahmin işini baya geliştirdim 🙂

    Ellerine sağlık^^ Böyle hemen okudum ama yeni bölüm için beklicem gibi görünüyor…

    • masalevi dedi ki:

      ehehe min hyung meraklı değildir noonası kız çok bağırmıştır ondan şeyetmiştir o da 🙂 karakterime de toz konduramıyorum ha 🙂

      byeol değişik bir hatun ya, hırslanıyor öfkeleniyor ama sonra pişman oluyor.. haksızlık söz konusu olunca çoğu kişi onun gibi hisseder bence, kızcağızı da anlamak lazım..

      ha neul tam dedektif oldu ya, neredeyse yakalayacaktı byeol’ü de Allah’tan Tae Woo’nun güvenini kazanmıştı bizim kız ve de kanıt bırakmamıştı şükretsin..

      ahaha koptum yorumuna, min hyung byeol ile flört hayalleri kurarken bizim kız gidiyor elden iyi mi 🙂 jun suh sesiyle fethetti kaleleri 🙂

      suddenly süper şarkı ya ben de bu aralar hep 49 days ve city hunter müziklerini dinliyorum, çok güzeller 🙂

      aa şaşırdım bak sen o pembe elbiseyi biliyordun demek ki, ben de ufacık bir araştırma yaptım ve sevdim kızın bu elbisesini. ben de mezuniyetimde bu renk giymiştim onu da hatırlattı bana. bu arada byeol’ün jeton azıcık köşeli yav jun suh’yu yeni fark etti, min’i daha ohooo ne zaman gözü görür 🙂

      sıcak sıcak okudun iyi oldu bence.. yeni bölümde görüşmek üzere o zaman^^

  4. HeavenlyDevil dedi ki:

    Woah! Harikaydi, müthişti yani ben. Uhmm… Nasil desem? Kusursuzdu.
    Byeol, kendi kazdigin kuyuya düştun. Junsuh’yu deli gibi kiskaniyorsun. Cocuk zaten körkütuk asik… Kurgu cok guzel ilerliyor. Elbiselerde cok guzel oturtulmus. Cool jönler benzetmen cok yerindeydi. Koptum orada.^^ 😀
    Min Hyung’un ogrenmesini beklemiyordum, biraz sasirtti acikcasi. Son olarak telden girdigim icin hakettigin yorumlari yapamiyorum masalcim 😦 Netim bir sureligine yok cunku. Facebookta, “Hanguk Iyagi” diye bir kore hikayeleri yazan bir sayfa var. Istersen bu harika eseri orada da yayinlayabilirsin. Nede olsa yaziyorsun. Sadece oneri. Devamini OO.OO beklecegim.

    • masalevi dedi ki:

      çok çok teşekkürler^^ yorumunla mutlu oldum 🙂

      byeol gerçekten kendi kazdığı kuyuya kendisi düştü, jun suh’yu kardeşine aşık etmesi gerekirken o aşık oluverdi! kurgu’nun iyi gittiğini düşünmene sevindim, ben bazen yavaş ilerlediğimi düşünüyorum ama bu hikayeyi çok önceden yazdığım için fazla değiştiremiyorum da. bence de iyi böyle aslında 🙂

      ehehe dizilerde cool jönlere ben de hastayım ya böyle nerede ne yapmaları gerektiğini çok iyi biliyorlar, ama jun suhcuumuz öyle değil, şaşkın bir çocuk kendisi maalesef 🙂

      min hyung’un öğrenmesi sürpriz oldu evet, ama birilerinin bunu öğrenmesi gerekliydi ve kurbanı min olarak seçtim 🙂

      yorumların çok güzel canım hiç üzülme^^ Hanguk İyagi grubunu senden duydum şimdi. tabii ki yayınlayabilirim, bir bakayım ben şimdi..

      ahaha o kocaman 4 gözü görünce hemen yazasım geldi benim de 🙂 yeni bölümde görüşmek üzere^^

  5. B (@OhYoonJoo) dedi ki:

    Ellerine sağlık çingu ^^

    Avcumun içindesin Ha Neul mu demişti birisi nihahahaha (:
    Jun Suh’ta sığınıp rahatlayabilen kızımız Byeol gerçeği öğrenen Min Hyung’ a gerçekleri anlatarak daha da yakınlaşabilir, hatta yardım bile görebilir. Kalbini kapırdığı bu beceriksiz intikam meleğine yakın olabilmek için bu yolu kullanması elbise almasından çok daha havalı olur bence 😀

    Robin üzülme annem Kalp atıyorsa ümit vardır (: Baktık olmuyor söker getiririm sana o kalbi ben 😀

    • masalevi dedi ki:

      çok teşekkürler canım^^

      evet ya sen demiştin taa ne zaman “sen avuçlara düşmeyesin byeol” diye 🙂 kızımız kendi kazdığı kuyuya düştü, kendi kalbi çalındı haberi yok 🙂

      çok haklısın, byeol öyle elbiseyle falan tavlanacak kız değil, bu olay min byeol ikilisini daha da yakınlaştırabilir, bir de onun omzunda ağlar belki şanslı icibee 🙂

      ahaha ne güzel teselli verdin jun suh muza noonası kumavoo 🙂 kalp atıyorsa umut vardır ha, yeni mottomuz da bu olsun o zaman, kalp atıyorsa onu çalman mümkün bebem 🙂 olmadı yoon joo’muz onu sana getirecek merak etme 🙂

      eline sağlık çingu, yeni bölümde görüşürüz^^

  6. makinosev dedi ki:

    yeni bölüm gelmiş heyooo 😀 hemen klasik daldan dala atlayan yorumlarıma geçiyorum 😀 lütfen ayakta kalmayın, oturunuz 😀
    – junsuh’un kaburga kemiklerini kemirsinler, byeol sarıldıkça biz eridik burda 😀
    – Min Hyung’un flört öncesi acemiliğine koptum, birde etrafını yokluyor onu duyan oldu mu diye ama bölümün sonunda asıl casus o çıktı 😀 😀 😀
    bir de bu heykel gb … taş gb… hocamız sonunda yerlere düşen karizmasını topladı, o alışveriş sahnesindeki jestlerine bittim 😀 yazar hanıma da burdan alkış gelsin 😀 😀
    -haneul ve byeol çok şıktılar bu akşam 😀 o beyaz elbiseye bende bayıldım haneul’un, halbuki byeol’ü sıkıştırıyor diye hatun bir an itici gelmişti ama elbise güzeldi, junsuh’u çekiştirerek götürmek zorunda kaldı gerçi ama olsun 😀 o da byeol kadar güzel 😀 😀

    masalım çok heyecanlı gidiyor hikayen, okumaya başlar başlamaz bitiveriyor bir anda 🙂 eline koluna sağlık 😀

    • masalevi dedi ki:

      ehe ehe ben senin o daldan dala atlayan yorumlarını çok seviyorum amağğ 🙂

      ay o sahnede benim de çocuğun kemiklerini kırasım geldi sorma, yazarken bi kendimden geçmişim ki öyle böyle değil 🙂

      ama ama min hyungcuumuz casus diil ki noonası kız bağırınca öyle oldu ne yapsın :)) ama iyi yakaladı bu sırrı bence de casus olmasına bile değer 🙂 bi de flört öncesi acemilik diyor deyip sonra utanan cinsten bizimki ehuehu 🙂

      alışveriş sahnesinde tatlı shin woo’muzu andık, bi alkış da benden ona gitsin o zaman 🙂

      ha neul’ı sevmeyen çok evet, o da sonunda çıkıp “seviyom ben yaa” diye bağıracak 🙂 kızın derdi belli işte.. baloda byeol’ün yanından nasıl çekti ama çocuğu, o da kardeşi kadar fena ha, kanlarında mı var ne 🙂

      çok teşekkürler makinom, yeni bölümde görüşürüz 🙂

  7. Aman yaRabbim 😀 Nasıl bi bölüm sonu olmuş o öyle. Okuyucunun yüzüne şak diye! 😀
    Ellerine sağlık @masalevi yine döktürmüşsün 🙂
    Byeol iyi kurtardı şimdilik paçasını Ha Neul’dan ve suçundan. İşleri batırdığı ortaya çıkacak mı bakalım. Jun Suh’yu az mı göstermişsin (nasıl izler gibi okumuşsam ben öyle) bu bölüm sanki 😛 Doyamadım 😀

    • masalevi dedi ki:

      çok teşekkürler selincim azıcık heyecanlı bitsin istedim 🙂
      byeol bir anda sıyrıldı işlerin içinden evet ama onun da dediği gibi hiçbir sır gizli kalmaz belki de 🙂
      evet aslında haklısın, bu bölüm biraz min hyung ağırlıklı olmak zorunda kaldı. ben de bunu fark ettim ama hikayenin gidişatı öyle maalesef. yoksa ona bir şarkı söyletmeden bölüm bitirince ben de üzülüyorum 😦
      ellerine sağlık canım, yeni bölümde görüşürüz 🙂

  8. Wow! Bir profesyonelin elinden çıkmışçasına gerçekçiydi. Ellerinize sağlık. ^___^
    Tamam da senarist Unnicim, neden gözüme gözüme “Jun Suh’m” filan diyorsunuz? Anladım, Min Hyung ortada kaldı garibim. Ama şimdi böyle de nispet olmaz ki… TT Böhü.. TT
    Hem de böyle centilmen bir adam, nasıl üzülür? Ühühüüü… Ay canım benim, kıza elbiseyi aldığını çaktırmadan ödedi, ay ben çok etkilendim ama. TT Üzmeyin nolur Min Hyungumu. Ühüüü. TT
    Veeeeee Tae Woo’nun kızı olduğu öğrenildi, öğrenildi, öğrenildiiii! Oh ya sonunda! Biri öğrenmeliydi. Sır küpü çatlamalı! :):):):) Çok sevindim, hikaye iyice karışacak gibi. 😉
    Ellerinize sağlık, yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum. ^^

    • masalevi dedi ki:

      çook teşekkür ederim canım, yorumunla bi mutlu oldum ki şimdi sorma 🙂

      ah be harmonycim bu ikinci adam sendromu her Kore dizisinin vazgeçilmezi biliyorsun, tamam ben de kıyamıyorum Min’ciğimize ama hikaye de ilerlemek zorunda 😦 ama Min Hyung daha oyundan çıkmadı, çok şeyler olacak yeni bölümlerde sen merak etme 🙂

      gerçekten tam bir centilmen beyefendi min hyung. kang shin woo’ya da atıflarda bulunduk bu bölümde, ona da selam olsun 🙂

      dimi ya, bir sırrı bu kadar da saklamamak lazım, byeol mail olayından kurtuldu ama bu durumdan nasıl paçasını kurtaracak bakalım 🙂 hikaye gerçekten karışacak!

      senin de eline sağlık canı, yeni bölümde görüşürüz 🙂

  9. hikaruivy dedi ki:

    çok romantik bir bölümdü masalcım, ellerine sağlık ^^ byeol’ün “benim jun suh’m” diye çocuğu bu kadar çabuk sahiplenmesi gözlerimi yaşarttı inan! 😀 😀 aferin byeol, işte böyle ol! min hyung’cuğa ise hem güldüm hem de acıdım bu bölüm. çocukcağız resmen kızın etrafında pervane oluyor; mağazada yaptığı jest ne kadar harika bir şeydi öyle! byeol’ün gururunu kırmadan elbise ve ayakkabılara sahip olmasını sağladı. ah ah, bir kez daha neden bizim böyle hocalarımız yoktu diye kaderime küsmek istiyorum mümkünse! 😛 (bu arada hem ha neul hem de byeol’ün seçtiği kıyafetlere uygun resimlerini bulup ekleyerek harika bir iş çıkarmışsın; hikayeye acayip bir görsellik katmış bu durum, tebrik ediyorum seni ^^)

    byeol casusluk işinde nerdeyse yakalanıyordu; o sahneleri (özellikle küpenin bulunması ile ilgili olan kısmı) yüreğim ağzıma gelerek okudum. kızımız şimdilik paçayı kurtardı; ama ha neul’ın şüphesini üstüne çekti bir kere. sadece o da değil, iki kızın birbirine düşman olmak için min hyung ve jun suh isimli 2 tane daha sebepleri var: iki kız kardeşin birbirlerine savaş açması yakındır!

    bu arada ilk sahnelerdeki romantizmin tadı damağımda kaldı. böyle sahnelerin artmasını talep ediyorum sevgili senaristim, çebal! 😛 😀 😀 daha önce de dediğim gibi, aksiyon istiyorum ben!! 😛 😀 müzikler yine harikaydı ve ilk defa dinlediğim distance ilk sahneye inanılmaz yakışmıştı. tekrardan tebrik ediyor ve bir an önce gelecek olan (baskı işte böyle yapılır 😛 :P) yeni bölümde min hyung’un bu sırrı taşıyıp taşıyamayacağını görmeyi umut ediyorum 🙂 görüşmek üzere! 😉

    • masalevi dedi ki:

      uu ne çabuk okumuşsun böyle, ben makino’nun yeni bölümünü 12 gün sonra görünce sana kendim haber vereyim dedim 🙂

      çok teşekkürler, e 10. böüme geldik artık bizimkilerin kafasına dank etmeye başladı bazı şeyler, özellikle soğuk kızımızın, tatlı jun suh her şeyin farkındaydı zaten 🙂 min hyung bebeğimiz de bi nazik bi centilmen sorma 🙂 sanırım bu karakteri shin woo ile özdeşleştiriyorum ama elimde değil, seviyom ben ya 🙂 neden yok böyle hocalar isyanına katılmamak elde değil, min kadar olmasa da hoş bir tane hocam vardı o da evliydi:/ (either gay or married kuralı 🙂 ) kızların elbiselerini ben de sevdim, kafamdaki gibi elbiseleri görünce atladım hemen 🙂

      kardeşler konusunda da çok haklısın, tamam kan çeker falan diyorum bazen ama birbirlerine gıcık kapmak için çok feci sebepleri var, bir mucize olmadıkça birbirlerini sevebileceklerini de sanmıyorum 🙂

      ilk sahneyi ben de sevdim ya, kızı anlayarak yazdım bir de. insanın ihtiyacı olduğunda aklına gelen kişi o kişi oluyor gerçekten bu bir gerçek.. romantizm artacak sayın okur, iki genç de patlamaya hazır kıvama geldiler, yoldan çıkmaları yakın 🙂 distance ft island’ın en yeni şarkısı, bu şarkının olduğu single daha birkaç hafta önce çıktı, ben de çok sevdim ya hele son kızımda hong gi döktürmüş maşallah, noonaları yesin be onu 🙂

      min hyung ve sır olayı da gelecek bölümün ilk sahnesinde açığa kavuşacak.. eline sağlık senin de canım, yeni bölümde görüşürüz 🙂

  10. winpohu 'ca dedi ki:

    o my god hem kimin kime aşık olduğunu öğrendik hem de asistanımız gizli sırrı öğrendi. byeoul a üzüldüm robn hood a üzüldüm ve karşılıksız seven ha neul ve asistan da var. ooo birileri hep üzülecek gibi çingu 🙂

    • masalevi dedi ki:

      ah be çingum Kore dizileri işte, biri üzülmese olmuyor.. ama ben o acımasız senaristler gibi değilim korkma, kuzularıma acı çektiremem fazla, kıyamam ki 🙂

  11. kimbapsushi dedi ki:

    Byeol hislerini kabul etti, Jun Suh da. Oy oy oy.
    Min Hyung flört öncesi şapşallık değil. Odunsun olum sen. Ama ben odunları severim, Byeol ile işler yolunda gitmezse beni ara, telefon numaram 05..öhöm ne diyordum, dağıldım bir an pardon:)
    Byeol ve Jun Suh’ın birbirleri için bunları hissedip bir araya gelememeleri sinir bozucu ama ben bir yandan Min Hyung ve Haneul’ı da düşünüyorum. Onlara nolcak acep sonunda.
    Sonunda ise film koptu, Byeol’un sırrını bilen biri var artık. Min Hyung bu yüzden ortalığı ayağa kaldıracak bir tip değil, muhtemelen mantıklı bir açıklama isteyecektir, yani öyle umuyorum.
    Bu gecelik psikopat yorumlarıma noktayı koyuyorum, eline sağlık:)

    • masalevi dedi ki:

      ahaha second lead syndrome olayı var bi de dimi 🙂 byeol zillisi kuzuyu üzerse aklımdasın artık, onu teselli etmek sana düşüyor 🙂

      baloda işler karıştı biraz dimi, byeol yine fevri davranarak sırrını açığa vurdu, ama min hyung mantıklı çocuk haklısın, onun yanında olmak isteyecek elbette ve bu olay onları daha da yakınlaştıracak belki de kim bilir..

      yorumların geceme renk kattı valla ellerine sağlık canım, yeni bölümlerde görüşmek üzere^^

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s