8. Bölüm: Ne Yaptım Ben?

Yeni bölüme başlamadan önce sağ sütuna bakmanızı önemle rica ediyorum 🙂 Hikayemizin cici mi cici bir afişi daha oldu.. Bu güzel afişi armağan eden sevgili Mydestiny‘e buradan teşekkürlerimi gönderiyorum. Yeni bölüm de benim sana armağanım olsun^^

—o—

Ha Neul gözlerini karşılarındaki adamın gözlerine dikmiş ondan bir cevap bekliyordu. Adamın yüzünde ise düşünceli bir ifade vardı:

“Bilemiyorum” dedi. “Bu çocuk, öğrenci mi?”

Ha Neul umutsuzca “hayır” diyecekken:

“Öğrenciydim” dedi Jun Suh. “2 yıl önce, tabi bu bir işe yarar mı bilmiyorum..”

“Öğrenci olmayan birini yarışmaya alırlar mı bilmiyorum, yarışma komitesiyle konuşur size haber veririm” dedi adam. Ha Neul ise yalvarır gözlerle:

“Si Hoo ile aylardır çalışıyorduk hocam” dedi. “Onun yerine Jun Suh’dan başka birini bulmamız imkansız, komite ile görüşürken bunları da belirtirsiniz değil mi?”

Adam ifadesizce başını salladı. Sözün bittiğini anlayan gençler odadan çıktılar. Jun Suh şaşkın bakışlarla Ha Neul’ı süzüyordu, utangaç gözlerle çocuğa döndü genç kız:

“Çok özür dilerim Jun Suh-ssi, şarkı yarışmasına katılacağız bu ay sonunda, solistimiz geçen gün kaymaya gitmişti, düşüp bacağını kırmış, aklıma ilk sen geldin..”

Gülümsedi Jun Suh, böyle paldır küldür bir işin içine düşmüş olsa da ilk akla gelen kişi olmak gururunu okşamıştı:

“Solistiniz olmaktan onur duyarım küçük hanım..” dedi. Ha Neul bunun üzerine neşeyle Jun Suh’nun boynuna atladı:

“Çok teşekkür ederim, hadi gel sana bir kahve ısmarlayayım, oradan gidersin provana. Bu arada öğrenciyim dedin, sen ne okuyordun?”

Mor ve Ötesi-Araf

İki genç konuşa konuşa koridorun sonuna doğru yürümeye başladılar, hemen yan taraflarında onları dinleyen Byeol ise tuhaf bir ifadeyle arkalarından bakakalmıştı:

“Şans Jun Suh’nun yanında” dedi sessizce. “Ha Neul ile sık sık bir araya gelecek bundan sonra..”

Tuhaf şeyler hissediyordu, her zaman kontrolü altında olan, bir mesajıyla her ne isterse istesin yapmaya hazır olan Jun Suh’yu başka bir kızın kolunda görmek kendisini kötü hissetmesine sebep olmuştu.

“Jun Suh.. Benim Jun Suh’m..”

Kendine geldi bir anda:

“Benim Jun Suh’m da ne demek! Sanki evcil hayvanım oldu çocuk hayret bir şey! Aptalsın Byeol aptalsın!”

Aynı anda odasında dosyasını unuttuğunu fark eden Min Hyung hızla merdivenlerden çıkarken tekrar Jun Suh ve Ha Neul’ı görünce merak etmeden duramadı, bu çocuk da kimdi? Öğrencileri miydi acaba?

Min Hyung’u gören Ha Neul gülümseyerek elini Jun Suh’un yüzüne koydu ve:

“Acelen varsa git sen” dedi gözlerinin içine bakarak. Jun Suh birden heyecanlansa da:

“Tamam” dedi sakince. Vedalaşıp ayrıldılar. Arkasına dönen Ha Neul ilk defa görüyormuş gibi Min Hyung’a hafifçe selam verip yoluna devam ederken bir anda koluna dokunulduğunu hissetti:

“Merhaba Ha Neul.”

Ha Neul heyecandan titremeye başladı:

“Me.. Merhaba..”

“Geçen gece partine hazırlıksız gittiğim için hediyeni verememiştim, bu senin..”

Ha Neul çocuğun uzattığı kutuyu aline aldığında kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Kutuyu açtığında güneş motifli iki küpeyle karşılaştı:

“Teşekkürler” derken hala sesi titriyordu.. Kendine gelmesi lazımdı bir an önce:

“Hiç gerek yoktu ama” dedi sakin bir ses tonuyla. “Zahmet etmişsin..”

Min Hyung sessizce:

“Güneş..” dedi. “Senin sıcak gülümsemeni hatırlattı bana, eski günlerdeki sıcak gülümsemeni..”

Onun bu ses tonu.. Bu derin bakışı.. Ha Neul çaresizce elindeki küpelere dikti gözlerini. “Sen kaybettin o gülümsemeyi!” diye bağırmak istiyordu çocuğun yüzüne.. “Artık bu soğuk bakışlardan başka bir şey bulamayacaksın!”

Bunun yerine yavaşça selam verip arkasına döndü ve oradan hızla uzaklaşmaya başladı, Min Hyung’un yüzünde ise derin bir hüzün vardı:

“Gülümsemeni özledim..” dedi sayıklar gibi.

“Seni çok özledim..” diyordu Ha Neul aynı anda ıslak gözlerini silerken. “Deliler gibi hem de..”

***

Hava oldukça kötüydü bu günlerde, Byeol’ün giriş kattaki evi de daha gündüz saatlerinde karanlığa bürünmüştü bile. Işıkları açıp kitabını önüne aldı genç kız, yarın yine telafi sınavına girmesi gerekliydi, derslerden de okuldan da çok sıkılmıştı. Üstüne üstük kafasını da veremiyordu önündeki kalın kitaba, gözünü kapatır kapatmaz Jun Suh ve onun kolunu tutan Ha Neul gözlerinin önünde beliriveriyordu.

“O kadar sözleşme imzaladık” dedi kendi kendine. “Bana her şeyi haber vermesi lazımdı. Gerçekten hoşlandı mı bu kızdan yoksa?”

Telefonunun sesiyle kendine geldi, mesaj gelmişti, Jun Suh’dan hem de..

“Byeol-ssi, sana anlatmam gereken şeyler var. Ha Neul müzik grubunun solisti olmamı istedi, ben de kabul ettim.”

Byeol neşeyle gülümsemeye başladı, hala onun kontrolü altındaydı, hala onun Jun Suh’suydu.

“Tamam, sonra konuşuruz” yazdı sadece. Saniyeler geçmeden yeni mesaj gelmişti bile:

“Ben yakınlaşmanın yollarını düşünürken O kendi ayağıyla geldi bana. Ne güzel değil mi?”

Düşündü Byeol, evet çocuk haklıydı, kız kendi ayağıyla gelmişti Jun Suh’ya, planları tıkır tıkır işliyordu.

“Evet haklısın” yazdı bu mesaja da. Tam telefonu cebine koymuşken bir mesaj daha geldi:

“Bu akşam ilk performansımı izlemek istersen saat 8’de Skullbar’dayım^-^”

“Yarın sınavım var ders çalışacağım” yazdı Byeol aceleyle. Telefonu son kez cebine soktuğunda hala mesaj sesi bekliyordu içten içe, ama mesaj gelmedi, çaresiz dudağını büküp kitabına gömüldü..

“Israr etse ölür sanki..” diyordu bir yandan da içinden..

***

Jun Suh neden bu kadar heyecanlı olduğunu anlayamıyordu, daha iki ay öncesine kadar şarkı söylemiyor muydu oysa ki? Belki de zaman ona çok şey öğretmişti bu süreçte.. Sevdiği işi yapmanın ne kadar önemli olduğunu mesela.. Mekan oldukça kalabalıktı, 3 gündür reklam yapmaları bir işe yaramıştı belli ki.. Onca insanın içinde gözleri Byeol’ü arıyordu yine de, gelmeyeceğini biliyordu oysa..

Yavaşça sahneye çıktı, geçen sefer şarkısını dinleyenler daha ilk andan hararetli hararetli alkışlamaya başlamışlardı bile, alkışlayanlardan biri de en önde neşeli gözlerle Jun Suh’yu izleyen Ha Neul’dı. Diğerler müşteriler ise deli gibi övülen bu çocuğun sesini merak ediyorlardı sadece.. Gitarist arkadaşına göz kırpan Jun Suh gözlerini kapatıp şarkısını söylemeye başladı:

Ft Island-Like A Doll (sesi açınız)

Ha Neul şarkının sözleriyle kendinden geçmişti bile, bu çocuk nasıl oluyor da onu böyle yaralayabiliyordu, bir de o sesi yok muydu?

Gülümsüyorum, her gün gülümsüyorum

Çünkü gözyaşlarım akabilir her an,

Bense gülümsüyorum böyle

Daima gülümseyen oyuncak bir bebek gibi

Hiç durmadan gülümsüyorum böyle, her gün..

Şarkıda söyleme sırası arkadaşına geçtiğinde yavaşça gözlerini açtı Jun Suh, hayal mi görüyordu, yoksa Byeol tam karşısında hayranlık dolu gözlerle onu mu izliyordu? Evet evet oradaydı, neşeyle gülümsedi Jun Suh, öyle ki herkes dönüp Byeol’e baktı bir an. Söyleme sırası kendisine geldiğinde profesyonel bir biçimde şarkısına döndü Jun Suh, onun şarkı söylerken böylesine değişmesi Byeol’ü her zaman çok şaşırtıyordu.. Bu şarkı her zaman olduğu gibi onu da yaralamıştı, nefret ettiği bir adamın yanında nasıl gülücükler saçmak zorunda kaldığı aklına geliyordu notalar kulaklarında çınlarken, kendinden bir kez daha soğuyordu, Jun Suh yine bir anda tüm maskesini düşürmüştü..

Şarkı bitti, Jun Suh iki şarkı daha söyledikten sonra ara verip neşeyle Byeol’ün yanına doğru yürüdü, kız gözleriyle dışarı çıkmasını işaret etti. Jun Suh hiç beklemeden heyecanla konuşmaya başladı:

“Sınavına çalışacağını sanmıştım, gelmene çok sevindim..”

Byeol elini cebine sokup 200 bin won çıkardı ve Jun Suh’ya uzattı:

“Paranı ödemeyi unuttuğumu fark ettim, sözleşmemize göre bugün ödeme günümüz..”

Jun Suh hayal kırıklığıyla karışık şaşkınlık dolu bakışlarıyla kızın eline bıraktığı paraya baktı. Bir an ne düşüneceğini bilemedi, tanıştıkları o günlerde her hafta bu parayı alacak olması fikri ne kadar da cazip gelmişti. Oysa şimdi Byeol’den bu parayı almak onu nedense rahatsız etmişti, hem de başka bir kızla yakınlaştığı için bu parayı alması.. Elindeki para bir anda sanki bir tonmuşcasına ağırlaşmıştı..

“Bunun  için geldin yani?” dedi buruk bir sesle.

“Evet” dedi Byeol gözlerini kaçırarak. “İyi ki gelmişim ama.. söylediğin ilk şarkı.. Gerçekten çok güzeldi.. Ben..”

“Han Jun Suh-ssi!”

Biri Jun Suh’yu çağırıyordu içeriden. Byeol’e “Bekle” işareti yapıp içeri girdi Jun Suh. Ha Neul sevinçle Jun Suh’nun yanına koşmuştu bile:

“Komite kabul etmiş Jun Suh-ssi, solistimiz sensin artık!! Bunu kutlamalıyız!!”

Byeol karanlık sokaklardan geçerek evine doğru yürümeye başladı, bu kadar ziyaret yeterliydi, kutlamalarında üçüncü tekerlek olmaya da gerek yoktu hem.. Zaten çocuğun parasını da vermişti, görevini yerine getirdiğine göre artık orada kalmasına hiç sebep kalmamıştı zaten..

***

Secret Garden-Appear

Otobüsten inmiş evine doğru yürüyen Byeol yorgunluktan ölmek üzereydi, üstüne üstük yaşadığı en sıkıcı günlerden biri olmuştu bu gün.. Sabah görüp görebileceği en kazık sınavlardan birine girmişti, sınav gözetmeni tanımadığı hocalardan biriydi ve onunla tek kelime etmemişti sınav süresince. Daha sonra girdiği iki dersin sonunda Min Hyung’u bir kez bile göremeden kafeye koşturdu. Kafe gerçekten çok kalabalıktı ve Tae Woo tüm gün ortalarda dolaşıp durdu. Byeol’ün ise onun yüzünü bile görmeye tahammülü yoktu bugün.

Nefes nefes dik yokuşu tırmanırken guruldayan midesinin sesiyle kendine geldi. Adımlarını daha da hızlandırdı, evde kendisini bekleyen bir koli rameni vardı, yemek için sabırsızlanıyordu. Koşar adımlarla giderken arkasından gelen sesle arkasına döndü, Jung Woo gülümseyerek ona yaklaşıyordu:

“Merhaba Byeol-ssi, okuldan geliyorsun sanırım..”

Bu yoğun günde, üstüne üstük böyle bir kenar mahallede böyle hoş bir çocukla karşılaşmak ona iyi gelmişti:

“Evet” dedi gülümseyerek. “Açlıktan ölmek üzereyim..”

“Benim de bir saatim var..” dedi Jung Woo. “Bir şeyler yeyip işe döneceğim, bana eşlik etmek ister misin?”

Byeol’ün gözünün önünden tteokbokki ve kimbap tabakları geçmeye başladı, evdeki menüyle karşılaştırılınca bu teklif oldukça cazipti.

“Olur” dedi. “Yakın bir yerse tabi..”

“Çok yakın” dedi Jung Woo. “Şurada bir ajumma harika yemekler yapıyor, bizi de çok sever hem..”

İkili konuşa konuşa dar sokaktan aşağı yürümeye başladılar. Sokağın sonundaki ufak bir yemek çadırına girdiler sonra. Orta yaşlı kadın gerçekten gülümseyerek karşıladı ikiliyi, özellikle Jung Woo’ya sanki çocuğu gibi davranıyordu. Bu işte bir tuhaflık olduğunu sezdi Byeol:

“Kadın seni çok seviyor..” dedi soru sorar bir ses tonuyla.

“Evet” dedi ağzına attığı kocaman bir kimbap tanesini yutmaya çalışan çocuk. “Hele Jun Suh’yu hepimizden çok sever..”

“Neden  ki?”

Jung Woo lokmasını yutup konuşmaya başladı:

“Geçen yıl ufak bir lokanta işletiyordu bu ajumma, dükkan sahibi hiçbir sebep göstermeden çıkmasını istedi, oysa o iki çocuk okutmaya çalışıyordu ve kocası da yoktu üstelik. Jun Suh dükkan sahibiyle konuşmaya çalıştı ama adam bir türlü ikna olmadı, tabi en sonunda..”

Çocuk gülümsemeye başladı. Byeol şaşkın gözlerini ondan ayıramıyordu:

“Yoksa? O adamı soy..”

“Şşşt!” dedi çocuk işaret parmağını ağzına götürüp, hala gülümsüyordu ama:

“Sonra da aldığı parayı kadına verdi, borç olarak tabi. Kadın da bu çadırı açtı.. Neyse işte bu yüzden Jun Suh’ya hiç kıyamaz.”

Byeol şaşkınlıkla dinliyordu Jung Woo’yu. Kendi kendine konuşur gibi söylenmeye başladı:

“Bir insan.. Başka biri için.. Neden böyle riske girsin ki?”

“Jun Suh girer” dedi Jung Woo. “O yüzden Robin Hood sadece O, biz değiliz..”

“Aynı kişiden mi bahsediyoruz acaba?” diye düşünmeden edemedi Byeol. O çocuk, o küçük çocuk böylesine cesur olabilir miydi?

Elinde koca bir poşetle yanlarına geldi kadın:

“Bu yemekler Jun Suh için, ne zamandır göremiyorum, uğrasın bir ara..”

Kadının gözlerindeki ışıltıyı görebildi Byeol, Jun Suh gerçekten hırsız değildi belki de.. Ya da hırsızlık düşündüğü gibi bir şey değildi.. Tae Woo’nun bahçesindeki hali geldi gözünün önüne, bu çocuğa tek boyuttan bakmanın ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha anladı, hiçbir şey göründüğü gibi değildi belli ki..

***

Elindeki şarkı sözlerini bir kez daha okudu Jun Suh, çok derin, duygusal bir şarkı seçmişlerdi yarışma için.

“Yarışmalarda hep hareketli şarkılar söylenir oysa” dedi kendi kendine. “Grubumuz kendine çok güveniyor anlaşılan.”

Tekrar okudu sözleri:

Aklımda değil kalbimde O,

Yanımda değil uzağımda O,

Yüreğimin içinde, kalbimin içinde,

Ama benden çok uzakta O..

Sözleri okurken birden düşüncelere daldı, derin ama bir o kadar saçma düşüncelere.. Sonra birden kendine geldi:

“Şşşt! Böyle şarkıları duyduğunda romantik şeyler düşünecek halde değilsin sen oğlum, kendine gel!”

Kafasını kaldırıp etrafına bir göz attı sonra. Ha Neul gitarını akort ediyor, diğer iki kız da Jun Suh’ya bakıp gülümseyerek fısıldaşıyorlardı.

“Okul ortamını çok özlemişim” dedi Jun Suh içinden. “Aaah ah!”

Gitarını bir kenara bırakan Ha Neul yavaşça Jun Suh’nun yanına yaklaştı:

“Çok yorgun görünüyorsun.. Gece uyuyamadın mı?”

Kendisine sevgi dolu gözlerle bakan bu kıza hayran olmaktan kendini alamadı Jun Suh. Onun gerçekten kendisini umursadığını düşünmek istiyordu belki de:

“İki gecedir çalışıyorum geç saatlere kadar, biraz yorgunum..”

Dudaklarını büktü Ha Neul:

“Bir de ben çıktım başına değil mi?”

“Hayır öyle demek istemedim” dedi Jun Suh heyecanla. “Şarkı söylemek bana ağır gelmez, beni yormaz, sen hiç merak etme..”

Genç kız elini çocuğun sırtına koydu:

“Kurtarıcı meleğim gibi en zor anımda yetiştin, nasıl teşekkür etsem ki sana..”

Jun Suh asıl hayatını borçlu olanın kendisi olduğunu söylemek istese de susmak zorunda kaldı. Zaten arkada kızlar ikisine bakıp sesli sesli gülmeye başlamışlardı..

“Hadi başlayalım o zaman” dedi Jun Suh ayağa kalkıp. “Bu mükemmel şarkıyı bir an önce söylemek istiyorum..”

Aynı anlarda elinde bir yığın kitapla koridordan geçmekte olan Byeol’ün gözü panoya takılmıştı, daha iki gün önce girdiği sınav okunmuştu bile!

Lee Byeol – Ortaçağ Dönemi İngiliz Edebiyatı – 70

Byeol gözlerine inanamıyordu, geçmişti hem de 70 ile geçmişti. Kağıdın sağ alt köşesindeki isim ve imzayı görünce gülümsemekten kendini alamadı, kağıdını Min Hyung okumuştu..

“Kağıdın umduğumdan çok iyiydi” dedi Min Hyung, tam arkasındaydı..

Byeol gülümseyerek döndü ona:

“Bu kadar iyi olduğunu hiç sanmıyorum, çok çok teşekkür ederim..”

Çocuk kaşlarını çattı:

“Ne demiştim ben? Sınav kağıdı okurken kimsenin gözünün yaşına bakmam!”

“Tamam!” dedi Byeol. O an içinden boynuna atılmak geliyordu, kendisini adeta zor tutuyordu..

“Ben eve gidiyorum” dedi çocuk. “Seni de gideceğin yere bırakabilirim istersen..”

“Tamam” anlamında başını salladı Byeol. Okuldan doğruca kafeye gidecekti, bu yorgunlukla otobüs işkencesini çekecek hali de yoktu. Aslında bir an önce eve gitmek istiyordu, iki gündür Jun Suh’yu bir kez bile görmemişti, onunla konuşmak istiyordu. Hem sözleşmeleri yok muydu? Aynı işin içinde değiller miydi? Onunla konuşmak en doğal hakkıydı..

Yalın-Alışmak Zorundayım

İkili konuşa konuşa bahçeye çıktılar. Aynı anda provalarını bitirip müzik kulübünden çıkan Ha Neul ve Jun Suh da bahçede oturmuş kahve içiyorlardı. Onları gören Byeol yine olduğu yerde kalakaldı. Bir an Jun Suh’nun okulda ne işinin olabileceğini anlayamasa da onun Ha Neul’ın grubunda olduğunu hatırladı, dudaklarını büktü. Ha Neul ne de güzel gülüyordu konuşurken, samimiydi sanki, sahte değildi bu gülüşü..

Kızın kilitlenen bakışlarını fark etti Min Hyung, karşıya baktığında ikiliyi O da gördü. Byeol neden böyle kilitleniyordu bu çocuğu her gördüğünde? Sadece bir “komşu” değil miydi bu O yoksa?

Ha Neul da onları görmüştü bile. Yavaşça ayağa kalktı ve Jun Suh’nun kolundan tutup Byeol ve Min Hyung’un yanına doğru yürümeye başladı. Acı çeken aptal kız imajından bir an önce kurtulmak istiyordu. Ama Min Hyung’u her gördüğünde yanında bu kızın olması canını acıtmıyor da değildi. Yine de acısıyla başa çıkmayı öğrenmesi gerekliydi, kangrenli parmak kesilecekti!

“Merhaba” dedi yavaşça eğilerek. Jun Suh iki gündür Byeol’ü görmemiş olduğunu fark etti, bakışlarını kızın gözlerinden ayıramıyordu, sanki bahçe bomboştu ve sadece ikisi vardı oldukları yerde..

Yüreğimin içinde, kalbimin içinde,

Ama benden çok uzakta O..

“Değil mi Jun Suh-ssi?” dedi Ha Neul, Jun Suh kendine geldiğinde tüm muhabbeti kaçırmış olduğunu fark etti. Ha neul onun yerine söze devam etti:

“Meğer bu şarkı hiç söylenememiş bugüne kadar, meğer Si Hoo bizi hep kandırmış, Jun Suh  şarkıyı adeta baştan yazdı, kesinlikle dinlemeliydiniz..”

“Dinlememe gerek yok ki..” dedi Byeol kendi kendine. O kadife sesin büyüsüne şahit olan biri o sesi asla unutamazdı ki..

“Bir gün provanıza gelmek isterim” dedi çekinerek.

“Tabiki” dedi Ha Neul. Gözü bir yere takılmıştı, kızın baktığı yere döndüklerinde camdaki afiş hepsinin dikkatini o yöne çekti birden..

“Seoul Üniversitesi 93. Kuruluş Yılı Balosu”

“Balo gelecek hafta” dedi Ha Neul sevinçle Jun Suh’ya dönüp. “Davetiyeler iki kişilik Jun Suh-ssi, baloda bana eşlik etmek ister misin?”

Herkes bir anda kalakaldı. Tek gülümseyen Ha Neul’dı, Min Hyung’un şaşkın yüzünü gördükçe gülümsemekten kendini alamıyordu, öyle ki Byeol tamamen gözünden kaçmıştı, O da en az Min Hyung kadar şaşkındı oysa ki. Ne düşüneceğini bilemiyordu, sadece Jun Suh’ya bakmakla yetindi, cevabı gözlerinde görmek istiyordu..

“Elbette, mutluluk duyarım..” dedi Jun Suh.

“Yaşasın!” diye hafif bir çığlık attı Ha Neul. “Neyse biz konuşuruz sonra, size iyi günler songsengnim, Byeol-ssi!”

Arkasına dönüp hızla uzaklaşan Ha Neul’ın gözlerinde sadece zafer vardı, o ışık mutluluğun değil ancak zaferin ışığı olabilirdi..

Ha Neul’ın gerçekten her şeyi atlatabildiğine inanamıyordu Min Hyung, bunun olmasını deli gibi istese de ortada bir yanlışlık olduğunu da düşünmeden edemiyordu, aptal bir oyun mu oynuyordu yoksa? Sırf onu kıskandırmak için daha yeni tanıdığı bir çocuğa böylesine yakınlaşmak isteyebilir miydi?

“Sen baloya gelecek misin Byeol-ssi?” dedi kıza dönüp.

“Yok hayır” dedi Byeol bir çırpıda. “Kalabalıktan hiç hoşlanmam, hem.. henüz hiç arkadaşım yok bu okulda, tek başıma boşuna gitmiş olacağım..”

“Ben gitmek zorundayım” dedi Min Hyung boynunu büküp. “Hem benim de çok fazla arkadaşımın olduğu söylenemez, profesör Lee’yi ve Kang songsengnim’i saymazsak tabi..”

İki hocayı da gözünün önüne getirdi Byeol. Biri 60 yaşında bir harobaji, diğeri ise 40 yaşında 3 çocuklu evli bir ajumma idi. Gülmeye başladı, kızın gamzelerine bakmadan edemedi Min Hyung, gülünce adeta derin birer çukur oluyorlardı..

“Bu bir davet mi yoksa?” dedi genç kız soru soran gözlerle. Min Hyung cevap veremedi, önce “evet” der gibi kafasını sallasa da sonra öylece kaldı. Byeol anlayacağını anlamıştı ama..

“Belki de eğlenceli olur” dedi gülümseyerek. “Sizi profesör Lee’nin ellerine bırakmak çok zalimce olur hem..”

Hızlı gitmiş olmanın baskısıyla kaskatı kesilmiş olan Min Hyung bu sözlerin ardından sesi sesli gülmeye başladı, yaptığı şeyden hiç de pişman değildi o anda..

Elinde olmadan arkasına bakan Jun Suh ikilinin neşeyle güldüğünü görünce dudaklarını büktü:

“Hadi ben kalp hırsızıyım, ya sen nesin Byeol-ssi?”

***

49 Days-Can’t Let Go

Koştura koştura kafeden içeri girdi Byeol. Acele derse yetişmesi gerekti ve dün dosyasını kafede unutmuştu. Ne güzel bugün işe hiç gelmeyecekti oysa ki, boşu boşuna bir saat erken uyanmak zorunda kalmıştı. Nefes nefese içeri girdiğinde kafenin bomboş olduğunu gördü, ne ortada tek bir garson vardı, ne tek bir müşteri, ne de kasada tek bir çalışan.. Koşarak Tae Woo’nun odasının kapısını çaldı, içeriden ses gelmiyordu, yoksa gelmemiş miydi? Dosyası içerideydi ve bugünkü proje toplantısına dair tüm notları o dosyanın içindeydi. Kapıyı açan Ha Neul rahat bir nefes aldı, Tae Woo gelip kapısını açmıştı, ama odada yoktu. Muhtemelen tuvalete gitmişti, ya da en üst kattaydı. Masanın yanındaki dolabın üzerinden dosyasını aldı Byeol, rahatça okuluna gidebilirdi şimdi.. Ama.. Tam çıkacakken bilgisayardan gelen sesle olduğu yerde kaldı. Kafasını uzattığında yeni bir mailin gelmiş olduğunu gördü, sayfa açıktı, maili gönderen de görünüyordu: “Song Group”. Konuda ise “Randevu saati” yazıyordu. “Yoksa bu adam Bay Song mu?”diye düşündü Byeol. Tabi ya, Byeol işe girdiğinden beri franchising işi için Bay Song aşağı Bay Song yukarı, dilinden bu adamın adını düşürmemişti. Ki uzun zamandır bu işin peşinden koştuğu belliydi. Merakına yenik düştü Byeol, “Okunmadı yaparım olur biter” diyerek mailin üzerine tıkladı. Maili gerçekten de Bay Song’un sekreteri göndermişti:

“Bay Song’un randevularında ufak bir değişikliğin meydana gelmiş olması sebebiyle randevu saatiniz saat 11.00’dan 09.00’a alınmıştır. Maili okuduğunuza dair teyit mahiyetinde bize geri dönmeniz önemle rica olunur.”

Her şeyi anlıyordu Byeol, kaç gündür kulağına çalınan “imza günü” bu gündü işte, Bay Song ile anlaşmayı bağlayacaklardı .

“Senin gibi insanların şansı hep yaver gider zaten” dedi kendi kendine. “Adalet denen şey sizin için geçerli değil ki! Hiç olmadı, olmayacak da..”

Birden gözleri doldu, elleri titremeye başladı.. Kulaklarında parça bölük sesler yankılanıyordu:

“Bana verdiği bu güzel armağan için ona ölene dek minnettar kalacağım.. Bu güzel armağan için.. Armağan için..”

Ya o neydi? Soğuk bir hastane odasına terk edilmiş zavallı bir piçten başka ne ifade diyordu onun için? Yaşlarla dolan gözlerini silen Byeol hışımla başını kaldırdı:

“Her şey istediğin gibi olmayacak Bay Tae Woo, sen de üzüleceksin, birinin sana üzülmeyi öğretme vakti geldi..”

Farenin imlecini hızla “cevapla” seçeneğinin üzerine getirip tıkladı, ardından derin bir nefes alıp yazmaya başladı:

“Mailinizi aldım, belirttiğiniz saatte kararlaştırılan yerde olacağım. İyi günler diliyorum” 

“Gönder” seçeneğine tıkladığında kalbi deli gibi atıyordu, sımsıkı kapadığı gözlerini açtığında “Mesajınız gönderildi” yazısını gördü, eli ayağına dolaşmıştı bile. Aceleyle önce gelen maili sonra gönderdiği yanıtı sildi. Her şeyi göze almıştı artık, yakalansa da pişman olmayacaktı. Dosyasını dolabın üzerine bırakıp koşar adımlarla odadan çıktı, etrafta hala tek bir kişi bile yoktu. Hiç durmadan dışarı çıktı, nefes bile almadan koşmaya başladı, nereye gittiğini bile bilmiyordu, sanki durduğu an biri kolundan tutacak: “Ne yaptın sen?” diye bağıracaktı ona..

“Ne yaptım ben?” dedi kendi kendine. Halsiz kalmıştı en sonunda, olduğu yere çöküverdi.

“Ne yaptım ben? Ne yaptım?”

Ne okula gidecek ne de derse giderecek hali kalmıştı. Gitmek istediği tek bir yer vardı, evet oraya gitmeliydi.. Hemen yanı başında duran otobüse bindiğinde hala kendi kendine konuşuyordu:

“Ne yaptım ben?”

Otobüsten inip “Skullbar” tabelasını görene kadar koştu, nefes nefese içeri girdiğinde ilk gördüğü kişi Jun Suh oldu, sahnedeydi, elinde mikrofon şarkı söylemek üzereydi, Byeol’ü henüz görmemişti..

“Başlıyoruz arkadaşlar!” dedi neşeyle. Geçen günlerde piyano çalan çocuğun elinde bu kez keman vardı, çalmaya ilk o başladı.

Ft Island-Missing You (Sesi açınız)

Byeol yavaş adımlarla içeri girdi. Kızı fark eden Jun Suh şaşırsa da belli etmemeye çalışarak kıza gülümsedi, oysa Byeol berbat haldeydi.. Yavaşça arkalarda bir köşeye geçti, Jun Suh şarkıya başlar başlamaz kızın kalbi adeta bir bıçak darbesiyle parçalandı. Onun sesi bu kez belki de ilk defa böylesine canını yakıyordu.. Yaşlar gözlerinden inmeye başladı, hıçkırmak istiyordu, bağıra bağıra ağlamak istiyordu hatta, ama yapamazdı, içine ata ata yaşlarını dökmeye devam etti.. Jun Suh bir terslik olduğunu fark ediyor, bir an önce şarkının bitmesini bekliyordu..  Byeol ise şarkı bitene kadar dayanabilecek miydi bilmiyordu. O her “Seni özlüyorum” dediğinde bıçak darbeleri daha da hırsla batıyordu yüreğine.. Pişman mıydı? Pişmansa ne yapması gerekliydi? Pişman değilse neden deli gibi ağlamak istiyordu? Bu soruların cevabını bir türlü bulamıyordu..

Şarkısını bitiren Jun Suh hızla sahneden inip Byeol’ün yanına doğru yaklaştı.

“Seni beklemiyordum Byeol-ssi, bana sürpriz mi yapmak istedin yo…”

Önce kızın kırmızı gözlerine kilitlendi, sonra gözlerinden dökülen yaşlara.. Dehşet dolu gözlerle bakakaldı adeta, sadece yutkunabildi..

“Byeol-ssi?…”

Byeol ise ani bir hareketle Jun Suh’ya sarıldı ve ıslak başını yavaşça çocuğun omzuna yasladı:

“Jun Suh-ah.. Bana yardım et..”

***

-8. Bölüm Sonu-

Reklamlar
Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

26 Responses to 8. Bölüm: Ne Yaptım Ben?

  1. B (@OhYoonJoo) dedi ki:

    Uzaktan şöyle bir bakın hani dizilerde oklarla ilişki durumu anlatılır ya (: Burada oklar her yere dağılıyor maşallah 😀

    Byeol artık Robin fanı olduğunu gizlemiyor bizlerden (: Jun Suh’ta sıcacık bir liman olan HaNeul ile iyi zaman geçirse de karanlıkta ışıldamaya devam eden hain kızımızdan alamıyor gönlünü. Min Hyung Byeol’dan etkilense de Ha Neul’a olan duygularında karmaşık günler yaşıyor (: Mikser gibi adamsın masal yahu 😀 Harap ettin yavruları hehehe

    Bu gözyaşları içinde ki Byeol ile Masum Robinimizin ilk sıcak temasının başlangıcı olacak gibi ^^ Bu bölümde biraz daha byeol tarafındaydık gibi 😦 Olsun gönlümüz Jun Suh’tan yana ❤

    Şarkılar yüne çok güzeldi kuzu Ellerine sağlık (: Tam da yeni bölüm için sıkıştıracağım günde yazdın 😀

    • masalevi dedi ki:

      evet ya beklettim seni biraz kusuruma bakma artık 🙂

      açıklamana bayıldım: ilişki okları konusunda benim hikaye bayağı karmaşık olurdu gerçekten. ama ben zaten dizilerdeki birini görüp çat diye “hayatımın aşkı” yapma olayını pek sevmiyorum. insan farklı kişiler tanır farklı tecrübeler yaşar daha sonra gerçekten seveceği kişiyi bulur hem böylece o kişinin değerini de anlamış olur değil mi? hem aşkından ölüp biten kızlar da yong hwa gibi fıstıklardan mahrum kalmak istemez bence 🙂

      mikser miyim? evet evet öyleyim.. of ya huyum kurusun 🙂

      byeol korku, pişmanlık ve panikle jun suh’ya sarıldı, hatta ilk aklına o geldi. zaten bayağı da sahiplendi çocuğu, “you are my pet” diyecek utanmasa 🙂 bakalım bu duygu yoğunluğundan çıktığında da koşabilecek mi jun suh’ya..

      güzel yorumun için teşekkürler kuzu, yeni bölümde görüşürüz^^

  2. Gaye Alparslan dedi ki:

    Süper süper süper!!!!
    Jun Suh’un sesi Byeol’da nasıl etki yapıyorsa bana da aynı şekilde etki ediyor!
    Ellerine sağlık Pridaş’m 🙂

    • masalevi dedi ki:

      aah ah pridaşım, mottomuz bu olsun artık: “hepimiz Byeol”üz 🙂 ben byeol’ü yazarken tüm Hong severleri düşünerek yazıyorum, onun çıplak sesini, gülüşünü falan hissettiriyorum merak etme 🙂

      güzel yorumun için çok teşekkürler canım^^

  3. thomisidae dedi ki:

    Acep bu hikayeyi kendin yazıyor olabilirmisin Bahar’ım?

  4. makinosev dedi ki:

    anam anam noluyor yine oralarda 😀 heyecandan öldüm yine 🙂
    biri byeol’e yardım etsin çebbal :((( ya nasıl hallolcak o iş??? ben oturduğum yerde kasıldım byeal zavallısı ağlamasında napsın 🙂 hem bir de balo çıktı başımıza 😀 ne giyecekler ki acep (tek derdimiz bu olsun gerçi ) 😀 ellerine sağlık bayıldım bu bölümede 😀

    not: yazarım masalım :))) Oh Yoon Joo ve mydestiny’nin afişinin çıktısını alıp, seni ilk gördüüm yerde imza alacağım senden, na buraya yazıyorum 😀

    • masalevi dedi ki:

      ah be makinom yazarken ben bile heyecanlandım valla yalan yok 🙂 byeol bir işe girişti bakalım, korkmuyorum dedi ama deli gibi korkuyor, sağ tarafı ne yaptın derken sol yanı oh intikamını alıyorsun işte diyor. arafta bizim zavallı..

      ay dostum çaktırma balo olayını yazarken ben de kıyafetleri düşündüm ilk. hayal ettim falan hemen. tek derdimiz üst baş anaacııım kız milleti işte hikayedeki aksiyondan daha fazla ilgilendiriyor bu mevzular beni 🙂

      ay notunla kırdın geçirdin yine beni yaa.. ben ne yapacağım senin bu hayal gücünle, demek afişlerimi imzalayacaksın ha ahahaha 🙂 ayy bak şımarırım ben ha, kızardım zaten, Naruto’daki Sakura-chan triplerine girdim haberin ola 🙂

      bir not da benden: Andersen bogoshipdaa^^ nomu nomu hemi de 🙂

      • makinosev dedi ki:

        moda önemli şimdi bak 😀 k-drama dediğin sırf senaryo değildir ost ve moda da önemlidir di mi ama 😀 😀 byeol’ün parası yok nasıl gitcek alışverişe, hocası mı götürcek? şöyle bir BOF vari bir baştan aşağı donatma olacak mı yazarım hanımım 😀 gerçi byeol istemez öyle şey ama sen ikna edersin onu 😛
        afişlerde ve hikayede bu kadar emek varken, onları heba etmemek lazım, hem belli mi olur bir gün bir bakmışsın trendy dergisi dağıtıyor posterleri , bak o zaman çok değerlerncek senin imzan 🙂 kesin kapmam lazım o imzayı 😛
        Andersen’e bak yahu, bütün karakterlerin önüne geçti göya amcaya ders verecektim ama zaten tavan olan şöhreti daha bir arttı 🙂 bu cumaya planlarım var, Allahıııım nolur yetiştireyimmm , jisubımın doğum günü şerefine andersen ile kafa kafaya içip, danca
        ezgiler çığırırsam çok şaşırma emi 😀 😀 😀

      • masalevi dedi ki:

        yaa ne güzel fikirler geliyor böylee, seni co-pilotum ilan ediyorum, bu hikayede sağ kolumsun ona göre 🙂 ay BOF’tan sahneler canlandı gözümde, iyice düşüneyim ben yeni bölüme kadar 🙂

        demek trendy bizim posterlerden dağıtacak ha ahaha ay gözümün önüne geldi ne havaya gireriz yav 🙂 senin imzan en afillisi olucak merak etme, robin hood başlığından b harfi yapıciiim, nasıl bilmiyorum ama yapabilirim herhalde 🙂

        ama sen Andersen’i böyle tatlı, komik, eğlenceli biri yaparsan tabii şöhreti artar. hem bu şöhretiyle o bize ders verir hikayenin sonunda bak görürsün 🙂 ben de bi iki danca şarkı dinleyeyim cuma günü çığırırım belki jisub kuzumuzun şerefine ehuehu 🙂

  5. Yahu biz kalp hırsızı diye Jun Suh’yu bildik sevdik herkes birbirinin kalbini çalmaya başlar oldu 😀 😛
    Neyse sakinim… Bizim için bir kalp hırsızı var o da Jun Suh (^.^)
    Şarkılar yerli yerindeydi özellikle FT Island olanları (bu çocuğun sesi cidden harap ediyor insanı) 🙂
    Ellerine sağlık @masalevi

    • masalevi dedi ki:

      dimi ya, ne güzel sözleşmeli, kadrolu kalp hırsızımız jun suh’ydu, şimdi kimin eli kimin cebinde belli değil 🙂 ama ilk ve tek kalp hırsızımız jun suh tabi ki 🙂

      ayy ben hep diyorum hepimiz Byeol’üz diye^^ o kız nasıl kilitleniyorsa jun suh’yu dinlerken, ben de ekran karşısında öyle kalıyorum, hepimizi harap ediyor böylee 🙂

      yeni bölümde görüşmek üzere canım^^

  6. HeavenlyDevil dedi ki:

    Cok heyecanliyim. Hemen yorum yazmazsam kafamdaki hersey ucacakmis gibi geliyor.
    Cok ozel bir bolumdu benim icin. Kalbim hala atiyor. Nasil bir bitiristi oyle… `Sarildilar nihayet’ ne zaman opusecekler? Byeolsuh ciftim 2. Asamaya gecseler artik. 😀 Saka bir yana hikayenin ilerleyisi ideal.
    Cok guzeldi… Gercekten cok basarilisin yazar…^^ kalpler birbirine kayiyor ve ask 4geni muhtemel sonuc olacak gibi. 🙂

    • masalevi dedi ki:

      çok teşekkürler canım, çok mutlu oldum 🙂

      gerçekten özel bir bölümdü 8. bölüm, herkes duygularını iyiden iyiden fark etmeye başladı. byeol jun suh’yu sahipleniyor, utanmasa “ilk ben gördüm” diyecek 🙂 hem umutsuzluğa kapıldığında ilk aklına gelen kişinin jun suh olması da her şeyi gösteriyor aslında. ama bunu kabul edecek cesareti yok ve kafası allak bullak 😦

      `Sarildilar nihayet’ ne zaman opusecekler? >>> ehuehu bu taş kalpli kız oldukça zor öpüşürler ama bakalım nasıl olacak 🙂 ben de bazen hikaye yavaş mı gidiyor desem de bence de bu ilerleyiş iyi, aşk sonuçta hemen olacak bir şey değil, zaman gerekli..

      güzel yorumun için çook teşekkürler^^

  7. Adama yazık oldu. :/ O gıcık adam baştan hak etti ama kız çok büyük bir taşın altına koydu elini. 😦 Hadi bakalım…
    Bu arada anladım sevgili senarist, ufukta Min Hyung ve Byeol aşkı yok. TT N’apalım… Biz de Jun Suh’la idare edeceğiz artık… Min Hyung da bize kaldı. 😛
    My Destiny Unni’nin ve OhYoonJoo’nun ellerine sağlık. Afişler çok güzel.
    Yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum. ^^

    • masalevi dedi ki:

      valla byeol boyundan büyük bir işe girişti ya bakalım sorumluluğu kaldırabilecek mi?

      sevgili okur sürprizlerim olacak, şimdiden min hyung’u yabana atmayın, o bu aşk 4geninin merkezinde aslında 🙂 byeol’ün işi hiiç belli olmaz..

      teşekkürler canım afişleri ben de çok sevdim.. yeni bölümde görüşmek üzere^^

  8. hikaruivy dedi ki:

    Ay ben gene çok geç kalmışım! o_O Rica ediyorum yeni bölüm gelince davulla zurnayla duyurunuz sayın masalevi arkadaşım, bi bakıyorum yorumlamada en sona kalmışım 😛 😛 Neyse geç olsun güç olmasın, yine çok ama çok keyif alarak okuduğum bir bölüm oldu, o yüzden bu güzel cumartesi sabahında kafam dinç bir şekilde tadını çıkara çıkara okumuş olmaktan dolayı çok mutluyum 🙂

    Gelelim bölüme: Yine aşk üçgenleri, dörtgenleri havada uçuştu bu bölüm! Herkes birbirini kıskandı ve kıskandırdı 🙂 Ama o son sahne tüm diyeceklerimi unutturdu bana! Byeol’ün Jun Suh’ya böylesine sığınması benim bile içimi parçaladı… Gerçi Byeol’ü birazcık tanıdıysam ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi davranacaktır; zavallı Jun Suh’cuksa bu yanardöner kızın kafasından geçenleri çözemediğiyle kalacaktır..:( Ama en azından Byeol’ün içinde yanmaya başlayan aşk ateşi artık çığırından çıkmaya başlıyor; şimdi var ya, Jun Suh Ha Neul’la yakınlaşınca Byeol’ün kıskançlıktan çatlayarak çocuğu kolundan çekip almasını, “sen benimsin ulan! babamdan sonra seni de o kıza kaptırmıycam işte!!” diye bağırmasını falan istiyorum! Bu türden sahneleri okuyucunuza çok görmezsiniz değil mi sevgili senaristim? 😀

    Bu arada yaşlı lokantacı teyze detayı çok iyiydi; Robin Hood’u Byeol’ün gözünde biraz daha yücelttik, süper oldu bence.

    Bir sonraki bölümde şöyle en şahanesinden bir balo sahnesi bekliyorum, makino’nun da yukarıda demiş olduğu gibi kdramalara yakışır kostümler içinde güzel kızlarımızın salınmasını umuyorum efenim 🙂 Ve masalcım, biraz daha aksiyon istiyorum desem bana kızmazsın di mi? Ay artık öpüşsünler falan bir şeyler olsun, seyirci olarak içim şişti burda 😛 😀 😀 Şaka bi yana hikaye çok iyi gidiyor canım; karakterlerin ilişkileri bomba gibi ilerliyor, devamını heyecanla bekliyorum, öperim! ^^

    • masalevi dedi ki:

      yok yav üzülme daha bi iki gün oldu atalı 🙂 twitter’dan bi kez atmıştım da öyle spam mesajlar gibi çok atmayayım dedim. sana özel haber gönderirim bundan gayrı 🙂

      son sahne vurucu oldu azıcık evet. bizim kız yaptı yine yapacağını. bu arada yorumuna bayıldım: “sen benimsin ulan! babamdan sonra seni de o kıza kaptırmıycam işte!!” ahahhaa 🙂 her şeyi yapabilir bu kızın sağı solu hiç belli değil 🙂 ama şimdilik kendi kendine çatlamakla yetiniyor çünkü aklı maalesef çok dolu 😦 onun bu entrikaları da kalbindeki aşkı bir kenara itiveriyor 😦 neyse romantik sahneler de yakındır diyorum şimdilik 🙂 bu arada karakterlerimi nasıl iyi tanımışsın, bir sonraki gün saptaman tam şahane olmuş 🙂

      ee o kadar krama yazmaya çalışıyoruz bir balo koymadan olmaz dedim ben de 🙂 bizim fukara byeol kostümü nerden bulacak henüz düşünmedim ama yapacağız bir şeyler 🙂

      hikarucum aşkolsun kiç kızar mıyım 🙂 işin aslı ben de bazen çok mu yavaş gidiyorum acaba diyorum ama hikaye sadece iki gencin aşkını anlatmadığı için başka şeyler ön plana çıkıyor maalesef. mesela byeol’ün yaşadıkları ve intikam arzusu hikayede çok büyük yer kapladığı için aşk mevzuu biraz geri planda kalabiliyor. bir de bizim kız bu jun suh’yu kalp hırsızı yaptı ve büyük bir taşın altına elini soktu önce bu sorunları halletmesi gerekiyor. yine de haklısın, onları da fazla süründürmemeliyim artık. ama önümüzde bir de min hyung faktörü var o ne olacak bakalım 🙂

      çook teşekkürler canım, yeni bölümde görüşürüz 🙂

  9. merve dedi ki:

    ayy 8 bölümdür kendimi tuttum birşey yazmadım ama bu sefer dayanamadım…böyle bölüm finali olurmu yaa zıp zıp zıpladım az önce…ellerine saglık gercekten her bir bölümü merakla okuyoruz kuzenimle..ama bu bölüm hakikatten süperdi! en çok jun suh dedi ya hadi ben kalp hırsızıyım ya nesin diye o zman bir garip oldum. hong ki oppayı çok severim ama bu karakterde daha bir sevdim sanki :)öğretmen beye de üzüldüm yaa ha neul’u gercekten özlüyor gibi .. bu mail olayını nasıl çözecekler çok merak ediyorum vallaha.yeni bölümü heyecanla bekliyoruz….

    • masalevi dedi ki:

      aa demek 8 bölümdür yorumlarını esirgedin bizden cık cık cık 🙂 bundan sonra hep beklerim yorumlarını ama 🙂

      öncelikle kuzeninle birlikte hikayemi okumanıza ve beğenmenize çok sevindim. bu bölüm finalimiz bayağı heyecanlı oldu gerçekten ama Kore dizisi yazmaya çalışıyoruz o kadar entrika, merak olmalı 🙂

      ahh jun suh’muz nasıl da sitem etti kızımıza değil mi? haksız da değil tabi, onun bir görevi, çalması gereken bir kalp var. ya byeol? ama o da haklı ya min hyung gibi hocası olan bir kız nasıl kayıtsız kalabilir ki 🙂

      hong gi diğer dizilerdeki karakterlerinden biraz farklı benim hikayemde, daha romantik, daha duygusal, daha çok sorumluluk sahibi bir çocuk. onu sevmene çok sevindim. min hyung da gerçekten ha neul’ı özlüyor, ee çocukluk arkadaşı. çok uzun zamandır tanıyorlar birbirlerini, çok anıları var. hem ondan uzaklaşmak istiyor hem de uzaklaşması ona azı veriyor. zor bir durumda gerçekten..

      mail olayı gelecek bölümde aydınlanacak efendim. güzel yorumun için çok teşekkürler. yeni bölümde görüşmek üzere^^

  10. nomuyeppuda dedi ki:

    Nomu nomu nomu yeppudaaaa diyorum ben 🙂
    Yine söylüyorum sen bu final işinde süpersin 😀 Gözümün önünde oldu sanki nasıl dalmışım hikayeye bitceğini tahmin bile etmemiştim.Yeni bölüm ne zaman? ^^

    Okurken “şimdi ortamdan çatlıcam” gibi yorumlar yaptım neden? Byeol yüzünden çözdüm ama olayı Min hyung’a hayran Jun suh’a aşık olucak bu hatun 🙂 Haneul sende avcunu yalıcaksın canım benim.Yine başladım ben tahminlerime 😀

    Jun Suh bu bölümde tam robin oldu.Kendi için değil başkaları içinde yapıyor.Artık yadırgamıyorum bile “hakkı olanı almış canım” “atmasaydı kadını dükkandan” düşünceler içinde buldum kendimi 🙂

    Byeol madem dinlemeye gittin çocuğu niye parayı sıkıştırıyosun eline.Seni dinlemeye geldim desen ölür müsün? Sırf sözleşme yüzünden sınava çalışmayı bırakıp parayı ödemeye gittin zaten. İcibe!

    Ellerine sağlık ^^

    • masalevi dedi ki:

      ahaha sedacım ellerine sağlık yorumuna bayıldım, hala sırıtıyorum 🙂

      valla finalleri öyle bitireceğim diye uğraşıyorum inkar etmeyeyim, kasıyo azıcık 🙂 ama seviyorum bu Kore dizisi havalarını napim 🙂

      sen bu işi çözdün, gerçekten Min’e hayran bu kız elinde değil, jun suh ile olan durumları da yeni bölümde okuyacaksın, daha da yeni attım ha 🙂 güzel tahminler geliyor ama iyi iyi 🙂

      eveet neden jun suh’ya robin dediğimiz tam olarak anlaşıldı bu bölümde. çocuk fedakar işte.. merhametli pıtır 🙂

      dimi dimi ah ya bu byeol’ü alıp çin işkencesi yapmak lazım itiraf ettirmek için.. ama daha kendisi de inanamıyor hislerinin gerçekliğine, kendisi bir kabul etse belki de böyle olmayacak.. vee evet tam bir icibee^^

      güzel yorumların için ellerine sağlık.. yeni bölümde görüşmek üzere^^

  11. winpohu 'ca dedi ki:

    deli gibi merak ettim ben bu işin sonu ne olacak. ft şarkıları da beni benden aldı. hemen yeni bölüme geçiyorum .ellerine sağlık 🙂

  12. kimbapsushi dedi ki:

    Tahmin ettiğim gibi yarışmaya Jun Suh gidiyor, çocuk bir şarkı söyledi, kızı ağına düşürdü. Hiç uğraşmadan kalp hırsızlığı görevini layıkıyla yerine getiriyor. Gerçi Hong Ki şarkı söyleyince kim dayanabilmiş ki?
    Min Hyung’ın Haneul’a hediyesini görünce aklıma Kenan Doğulu geldi istem dışı ama romantizmi bozmamak için unutmaya çalıştım:P
    Byeol’un Jun Suh’ı sahiplenmesi ve bunu kullandığı iyelik ekiyle de belirtmesi… Ah Byeol senin canın daha çok yanar kızım. Onunla konuşmanın en doğal hakkı olduğunu söyleyip, kendini ikna etme çabaları ise takdire şayan:)
    Balo çiftleri belli oldu, bizi heyecanlı bir balo bekliyor. Min Hyung ise baya hoşlanıyor gibi Byeol’dan ama Haneul hala onu unutamamış gibi. Bakalım kalp hırsızı görevinde başarılı olacak mı, yoksa intikam için kullanıldığıyla mı kalacak?
    Geçen bölümki tahminim tuttu, Byeol kalbini Jun Suh’a açıyor. Hadi bakalım, bundan sonra işler iyice karışacak gibi.
    Bu bölüm okurken yorumu yazdım bir yandan, yoksa diyeceğimi unutuyorum. Hikayene geç başladığıma hem pişmanım, hem değilim. Çok güzel bir hikayeyi kaçırmışım ama şimdi beklemeden okumanın da tadı başka. Eline sağlık:)

    • masalevi dedi ki:

      dimi dimi, o şarkı söyler de kim dayanabilir oy oyy :)sesinin ve sempatisinin sayesinde haneul’ın ilgisini dostluğunu kazandı jun suh. bi de yarışma sayesinde bol bol bir araya gelecekler şimdi, kalp hırsızlığı tam gaz devam edecek yani 🙂

      ahahaha demek kenan doğulu aklına geldi 🙂 🙂 unutmaya çalışmışsın hemen iyi bari 🙂

      byeol hoşlanan ama hoşlandığını kendisi bile kabul edemeyen bi kız. iyelik ekleri falan duygularını belli ediyor ama onda harekete geçecek cesaret henüz mevcut değil maalesef 😦

      haklısın haneul min hyung’u hala unutamadı ve unutması da oldukça zor gibi görünüyor. ama jun suh her ne kadar kalp hırsızı olsa da haneul’ı incitecek bi şey yapmak istiyor, tabii eli mahkum orası ayrı 🙂

      hazır bölümleri okumak daha güzel dimi, ben de mutluluk yolcularının ilk bölümlerini bi çırpıda okuyunca keşke devamı da hazır olsa diye iç geçirmiştim 🙂 ama şimdi önümde kocaman bi 6 bölüm melek ve şeytan var heyyoo 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s