7. Bölüm: Zaman Ver Bana..

     Zaz-Le Long De La Route

Ha Neul merakla Jun Suh’nun ona bir cevap vermesini bekliyordu, çocuk ise ne diyeceğini bilemez halde kalakalmıştı, aklından onlarca şey geçiyordu o anda.

“Şeyy..” dedi çekinerek. “Baban benden pek hoşlanmıyor biliyorsun, gözüne görünmesem iyi olur, hem en son kalan paramı istemeye gittiğimde de pek iyi ayrılmamıştık kendisiyle..”

“Hiçbir şey olmaz..” dedi Ha Neul gülümseyerek. “Babam benim arkadaşlarıma karışmaz, seni çok iyi ağırlayacağından emin olabilirsin, hem o çok unutkandır, belki seni hatırlamaz bile..”

Jun Suh düşünmeye devam ediyordu ama ne derse desin bu Ha Neul’ın uygun bir yanıt bulacağını da anlamıştı. Daha dün gece üstelik barda tanıştığı bir kız onu neden partisine çağırıyordu ki? Hem.. Byeol ile konuşmalıydı, onunla konuşmaya ihtiyacı vardı o anda..

“Tamam..” dedi. “Yalnız.. Parti akşam olacaksa ben nasıl döneceğim gece Choon Chun’dan?”

“Sen müdür Choi ile dönersin” dedi kız çocuğun kolunu tutup. “Hadi gidiyoruz o zaman!”

Jun Suh kolunu tutup yürümeye başlayan bu kızın karşısında çaresiz kalmıştı.. Her şeyi akışına bırakmaya karar verdi, fakat bir yolunu bulup Byeol’ü aramalıydı önce..

İki genç önce kafeye uğradılar, karşısında Jun Suh’yu gören müdür Choi epey şaşırsa da soru sormadı. Ha Neul giyinmek için evine gittiğinde oturup bir şeyler içen Jun Suh düşünüyordu, daha kısa zaman önce berbat biçimde ayrıldığı kafede müşteri olmuştu şimdi de.. Daha neler görecekti kim bilir..

Bir saat sonra döndü Ha Neul. Limon sarısı belden genişleyen karpuz kollu bir elbise giymiş, saçlarını dağıtmıştı. Gerçek bir doğum günü kızı olmuştu bile.. Jun Suh kendi kıyafetlerine baktı birden, kot sweetshirt ikilisiyle birlikte hiç de kutlama havasında değildi belli ki ama yapacak bir şey de yoktu artık, yola çıkmışlardı bile..

Yol boyunca telefonla konuştu Ha Neul, en az 5 kişinin doğum günü kutlama teklifini reddetmiş, bu sene babasıyla kutlayacaklarını söylemişti. Hatta kaymaya giden bir grup arkadaşı onu da çağırıp kutlama yapmak istemiş, ama Ha Neul herkesi olduğu gibi onları da reddetmişti bu akşam. Jun Suh elinde olmadan hayatına paldır küldür giren iki kızı karşılaştırma ihtiyacı hissediyordu. Çok farklılardı, Ha Neul fazla sosyaldi, onu seven yanında olmak isteyen bir sürü kişi vardı, Byeol ise Jun Suh’nun gördüğü en yalnız insanlardan biriydi.. Ha Neul anlatmayı, için dökmeyi seviyorken Byeol tüm bunlardan hiç hoşlanmıyordu, gizemli bir havası vardı bu kızın, insan bu gizemi çözme ihtiyacı hissediyordu onu tanıdıkça..

Aynı anlarda Choon Chun’da hararetli bir parti hazırlığı başlamıştı bile.. Yolda pasta ve diğer yiyecekler alındı, pastayı Byeol seçmişti özel istek üzerine, frambuazlı pastaları dikkatlice inceleyip birine karar verdi sonunda, yüzünden düşen bin parçaydı tüm bunları yaparken. Amacı Tae Woo ile Byeol’ü bıraktıktan sonra geri dönmek olan Min Hyung ise dayanamamış hazırlıklara yardım etmeye karar vermişti, bu evi oldu olası çok severdi zaten, yalnız Byeol’de bir tatsızlık vardı, sebebini anlayamamıştı bir türlü..

Birkaç saat içinde her şey tamamlanmıştı, Byeol böyle güzel bir parti evi görmemişti şimdiye kadar, her yerde Ha Neul’ın resimleri, balonlar, süsler.. Yavaş yavaş misafirler de gelmeye başlamıştı, çoğu Ha Neul’ın çocukluk arkadaşları ve ailenin eski komşularıydı, Tae Woo iyi bir organizasyon yapmıştı kısacası..

Tüm davetliler geldikten sonra sohbet edip doğum günü çocuğunu beklemeye başladılar. Min Hyung gitmek için izin istemeye çalışsa da Tae Woo bir türlü bırakmıyordu çocuğu, çaresiz kalmaya karar verdi o da..

En sonunda kapı çalındı, içeri ilk önce müdür Choi, ardından Ha Neul girdi. En son başı yerde utana sıkıla içeri giren çocuğu pek kimse fark etmese de Byeol onu görüp olduğu yerde kilitlenmişti bile.. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle içeri giren Ha Neul da Byeol’ü gördüğünde önce şaşırdı, sonra onun garsonları olduğunu hatırlayıp rahatladı ve koşarak babasına sarıldı. Odadaki herkes gülüyor, konuşuyor, eğleniyor, yalnız iki kişi oldukları yerde kalmış birbirlerine bakıyorlardı. Bu bakışma Min Hyung’un da gözünden kaçmamıştı:

“Tanışıyor musunuz?” dedi Byeol’e yaklaşarak. Byeol ise kendine geldi yavaşça:

“Evet.. Komşum..” dedi sessizce. Tam o esnada Ha Neul Jun Suh’nun kolundan tutup babasının yanına götürmüştü bile..

“Arkadaşımla tanış baba!” diye bağırdı sesini duyurmaya çalışarak, tek gözü Min Hyung’daydı, onun yüzündeki ifadeyi görmek istiyordu konuşurken. Ama onun kızın kulağına bir şeyler fısıldadığını görünce bozuldu birden, hislerini belli etmemeye çalışarak gülmeye başladı:

“Baba bak bu Jun Suh, Tae Joon oppanın barında çalışıyor, yeni solist..”

Tae Woo çocuğu dikkatlice süzse de muhtemelen hatırlamamıştı, ya da hatırlamış olsa da belli etmemeye çalışıyordu. Yavaşça selam verdi, Jun Suh ise başını yerden kaldırmadan eğildi, adamın gözlerine bakmak istemiyordu.

“Bak Min Hyung da burada!” diyerek konuyu değiştirdi Tae Woo. Ha Neul umursamaz, Min Hyung ise çekingen bir bakışla süzdü diğerini. Sahte bir gülümseme ile selamlaştılar sonra. Başını yere eğdi Min Hyung, gerçekten çok üzgündü, eski hayat dolu, tatlı arkadaşını özlüyordu zaman zaman..

Bu sırada Tae Woo misafirlere de tanıttı Min Hyung’u:

“Min Hyung çok yakın bir aile dostumuzun oğludur, Ha Neul’ın da en yakın arkadaşı, arkadaşıydı aslında, fakültede hocası şimdi, hatta senin de hocan değil mi Byeol?”

Herkes takdir dolu gözlerle süzmeye başladı Min Hyung’u, bir grup kız çoktan etrafını sarmıştı zaten, yalnız biri vardı ki onun gözlerinden daha çok soru işaretleri okunuyordu. Jun Suh düşünüyordu, bu çocuk O’ydu, Ha Neul’ın dilinden düşürmediği Min Hyung buydu, hatta uğruna intiharı gözle aldığı çocuktu işte.. Ve Byeol’ün anlattığı yakışıklı danışmandı aynı zamanda, ne demek oluyordu tüm bunlar, Byeol ne yapmaya çalışıyordu?

Zaman geçtikçe ortam normale dönmeye başladı, Byeol hala sorgular gözlerle bakıyordu Jun Suh’ya, ama tek kelime konuşamıyorlardı. Min Hyung bir köşeye geçmiş kitaplıkla ilgileniyor, Ha Neul ise gözü kitaplıkta arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Bir ara Tae Woo odalardan birine girdi ve elinde geomungo ile dışarı çıktı, sonra gülümseyerek Byeol’ün yanına geldi:

“Bu gece Ha Neul için bir şeyler çalmak ister misin Byeol? Çalmak istemesen de dinlemek istersin değil mi Ha Neul?”

Ft Island-Heartache

Byeol tiksinti dolu bir bakışla enstrümanı eline aldı, yerdeki minderlerden birine oturup yavaşça çalmaya başladı, Jun Suh da Min Hyung da şaşkın gözlerle bakıyorlardı kıza. Byeol utangaç tavırlarla çalmaya devam ederken arada bir kafasını kaldırıyor, Tae Woo’nun sevgi dolu bakışlarını yakalayıp hemen kafasını çeviriyordu, onun gereksiz sevgisine ihtiyacı yoktu, tüm sevgisini biricik kızına saklayabilirdi gönül rahatlığıyla..

Hafif müzik eşliğinde herkes masa etrafında toplandı, Tae Woo gülümseyerek kızını kolunun altına aldı ve ağır ağır konuşmaya başladı:

“Öhö öhö! Değerli misafirler! Beni kırmayıp kızımın doğum günü partisine geldiğiniz için hepinize teşekkürü bir borç bilirim. Burası, bu ev bizim için öyle değerli ki, her yerde Min Jeong’un kokusu var sanki.. Bu sene özellikle burada olmak istedim, çünkü kızım da ben de onu deli gibi özlüyoruz..

“Baba..” diyerek adamın kolunu sıktı Ha Neul, gözleri dolu dolu olmuştu, ağlamak üzereydi..

“Öyle ama..” dedi Tae Woo. “Biz onun yokluğuna hiç alışamadık.. Ama bana verdiği bu güzel armağan için ona ölene dek minnettar kalacağım.. (Dönüp kızına sarıldı.) Aah doğduğun gün daha dün gibi, o gün ben her şeyden habersiz Seul’e gidiyordum…”

Elindeki kocaman enstrümanla yerde minderin üzerinde konuşulanları dinleyen Byeol ifadesizce karşıya bakıyor, bir yandan da ezberlediği cümleleri bir bir aklından geçiriyordu:

“… babam o gün her şeyden habersiz Seul’e mal almaya gitmiş, tabi adam nereden bilsin benim 7 ay sonunda dayanamayıp doğmak isteyeceğimi 🙂 Annem doğumunun başladığını anlayınca telaş içinde babamı aramış, yol ortasında panikten ne yapacağını şaşıran babam da son sürat geri dönmüş ve ne olmuş inanamazsın! Kaza yapmış! Üstüne üstük çarptığı adamı dövmeye kalkmış! Tabi hemen nezarete atmışlar hem suçlu hem güçlü babamı 🙂 Diğer sabah adama yalvarıp şikayeti geri aldırtmış, kaza masraflarını da ödeyip fırlamış karakoldan. Hastaneye vardığında beni küvezde gördüğü günü anlatır durur hep.. “Tam şu elim kadardın” der 🙂 Kendini affettirmek için kocaman bir buket gülle gelmiş hastaneye, tam 24 tane kırmızı gül..”

İnsanların kahkahalarıyla kendine geldi Byeol..

“Yaa! O günü unutmama imkan yok.. Sana ulaşmak için neler yapmıştım neler..”

Byeol dayanamıyordu, bir kelime daha duymaya tahammülü yoktu.. Kendi doğduğu günü düşünmeye başladı, o güne dair tek bir anısı bile yoktu, evde hep kardeşi In Soo’nun doğduğu gün anlatılırdı, ama onunki asla.. Annesi o günden bir kez bile bahsetmemişti.. Tabi ki bahsetmezdi, öyle kötü bir günü kim hatırlamak isterdi ki? Zavallı kadın soğuk bir hastane odasında, yapayalnız, tek başına doğurmuştu Byeol’ü.. Ne kadar umutsuz, ne kadar çaresizdi kimbilir..

Daha fazla dayanamadı Byeol, elindekini bırakıp yavaşça dışarı çıktı, kimse onunla ilgilenecek halde değildi zaten.. Birkaç adım atsa da gidemedi, duvar dibine çöktü birden, kendini tutamıyordu, gözyaşları bir bir çenesinden aşağı inmeye başlamıştı bile..

Byeol’deki tuhaflığı en başından beri fark eden Jun Suh onun nereye gittiğini merak ediyordu, kız iyi değildi belli ki.. Byeol Tae Woo’yu ve kızını sevmiyordu, onlarla aynı ortamda olmak istemiyordu belli ki.. Cama yaklaştı Jun Suh, duvar dibine çökmüş olan kızı fark etti, yanına gitmeliydi, ama Ha Neul kendisine bakıyordu o anda, derin bir iç çekti çaresiz çocuk, içi içini yiyordu adeta..

Yere çökmüş sessizce ağlayan Byeol birinin omzuna dokunduğunu hissetti, kimdi bu şimdi? Tam da sırasıydı yakalanmanın, ya arkasındaki Tae Woo ise, ne diyecekti ona.. Yavaşça ayağa kalkıp başı yerde arkasına döndü, ayakkabılarından tanımıştı karşısındakini, rahatladı birden, Min Hyung’du omzuna dokunan.. Yine de başını kaldıramadı Byeol, kimsenin onu ağlarken görmesini istemiyordu. Merakla kızın başını kaldırmasını bekleyen çocuk dayanamayıp elini Byeol’ün çenesine götürdü ve başını yukarı kaldırdı. Ağlıyordu, çenesinden aşağı sicim gibi yaşlar dökülüyordu. Çocuk dehşete kapıldı, ne yapacağını bilemedi bir anda.. İçeriden sızan ışık dalga dalga kızın yüzüne vuruyor, yaşlar parlıyordu, Byeol’ün gözlerinden yıldızlar dökülüyordu bu gece..

“Ağlama..” dedi yavaşça, elleriyle kızın yanaklarındaki yaşları siliyordu bir yandan da..

“Gidelim..” dedi Byeol burnunu çekip.

Cebinden çıkardığı mendili kıza uzatan çocuk “tamam” anlamında başını salladı:

“Yüzünü yıka önce, sonra vedalaşıp gidelim.”

Min Hyung içeri girip toparlanırken Byeol kapının önündeki çeşmeyi açmış yüzünü yıkıyordu. İçeride camın kenarında Byeol’ü izleyen Jun Suh her şeyi görmüştü, üzerine inanılmaz bir ağırlık çöktü birden, kıpkırmızı oldu, ayakta duramıyordu sanki..

“Yine geç kaldın oğlum..” dedi içinden. “Her zamanki gibi..”

Daha sonra kendisini toparlamayı başaran Byeol ve Min Hyung vedalaşıp ayrıldılar. Min Hyung yarın erken kalkacağını Byeol de rahatsız olduğunu söylemişti. Ha Neul arkalarından bakarken ilk önce acı hissetti, sonra yavaş yavaş o acı yerini intikam arzusu ve öfkeye bırakmaya başladı, ya da o şekilde dindirebiliyordu bu acıyı, gülümseyerek misafirlerinin yanına döndü. Tae Woo kızın kulağına eğildi:

“Daha seninle konuşmadık küçük hanım, kimmiş bu çocuk anlatacaksın bana, bizim eski garsonlardan biri olduğunu söyledi müdür Choi, hatırladım ben de, bay Song’un üzerine kahve döküp sonra kafede olay çıkaran çocuktu bu..”

“Babaa” diyerek adamın koluna yaslandı Ha Neul. “Garsonsa garson ne yapalım? Şimdi arkadaşımın barında çalışıyor, çok iyi bir çocuk, hem sadece arkadaşım abartmana gerek yok..”

“Bugün doğum günün diye susuyorum” dedi adam ciddi bir yüzle. “Sonra konuşacağız..”

Ha Neul şimdilik amacına ulaşmıştı, gerisi de umrunda değildi zaten..

“Jun Suh-ssi, bana bir doğum günü şarkısı söylemek ister misin?” dedi gülümseyerek. Jun Suh’nun aklı ise hızla uzaklaşmakta olan beyaz Audi’deydi hala..

***

Min Hyung yol boyunca Byeol’e hiçbir şey sormadı, hiç konuşmadılar hatta.. Tek kelime edecek hali olmayan kız ise onun bu centilmenliğine minnettar olmuştu sadece, gözleri kapalı bir köşeye kıvrılıp yolun bitmesini bekledi. Min Hyung kızın gözlerindeki acının sebebini merak ediyor, acısını dindirmek için inanılmaz bir arzu hissediyordu içinde, ama hiçbir şey yapamadı, onu yormak istemiyordu çünkü.

Kızı pansiyona bırakan çocuk aklı karmakarışık biçimde evine doğru yol aldı. Jun Suh da birkaç saat sonra müdür Choi ile Seul’e doğru yola çıkmıştı, Ha Neul ise babasıyla o gece orada kalıp yarın bayan Min Jeong’un mezarını ziyaret edecekti. Bu gece de böyle sonlanmıştı işte..

***

Gripin-Beş

Diğer gün geç saatlere kadar uyanamadı Byeol, yatakta dönüp durdu öğlene kadar. Kafası bomboştu, ne yapacaktı bugün onu bile unutmuştu. Okul yine yalan olmuştu, en iyisi çıkıp eşya almaktı, ama önce annesini araması lazımdı, sesini duymadan rahatlayamayacaktı belli ki.. Yataktan fırlayıp hemen aramaya karar verdi, uzun uzun konuştular sonra, yine hiçbir şeyden bahsedemedi Byeol, yine annesi her şeyden habersiz olduğu halde en saf haliyle kızını frenlemeye çalıştı, yine telefonu kapatıp kendi kendine sövdü Byeol, ne dün geceki sahne gözünün önünden gidiyordu ne de annesinin sözlerine cevap verebiliyordu, sıkışıp kalmıştı iki arada..

Jun Suh ise öğlene kadar camın önünde Byeol’ün gelmesini bekledi, belki eşyalarını getirir, derdini anlatır, belki onu teselli etmesine izin verirdi, ya da sorularına cevap verirdi kim bilir.. Gelmedi ama, gelmeyecekti belli ki.. Hazırlanıp çıktı evden Jun Suh, provaya gitmesi lazımdı, onca zaman işinin olmasını istemişken bugün deli gibi evde kalıp onu beklemek istiyordu, ama bu imkansızdı artık..

Önce ikinci el pazarına gitti Byeol, masa, sandalye, ufak bir kitaplık, mini buzdolabı ve gerekli birkaç eşya daha aldı, sonra tüm kolilerini ve eşyaları taşımak için bir kamyonet tutup yeni evine doğru yol aldı, tüm bu işler kafasını dağıtmasına yardımcı olmuştu bir nebze.. Eşyaları eve taşımaya başladığında bir gözü sürekli yukarıdaydı ama Jun Suh yoktu belli ki, olsaydı fırlayıp inerdi hemen, oysa üst kattan ses soluk çıkmıyordu..

Birden uzun boylu hoş bir çocuk bahçeden içeri girdi, meraklı gözlerle Byeol’ü süzdükten sonra yukarı çıkıp kapıya vurmaya başladı ama evde kimse yoktu belli ki..

Kim Jung Woo

“Bakar mısın?” dedi aşağı inerken. “Üst kattakiler nerede biliyor musun?”

“Hayır” dedi Byeol kafasını kolilerden kaldırmadan. Çocuk tam bahçeden çıkmak üzereyken:

“Yeni bir işe başlayacaktı Jun Suh” dedi Byeol. “Oraya gitmiş olabilir..”

Gülümseyerek arkasına döndü çocuk, oldukça hoş görünüyordu. “Bu mahallede karşıma hiç ummadığım şeyler çıkacak sanırım” dedi kendi kendine Byeol.

“Ben Jung Woo” dedi çocuk yaklaşarak. “Sen de Byeol’sün sanırım, Jun Suh bahsetmişti..”

“Ben de seni tanıyorum” dedi Byeol kitaplığın raflarını taşırken. “Robin ve çetesi elemanlarındansın değil mi? Ama şoförlük yapıyorsun bu aralar..”

“Şşşttt!” dedi Jung Woo gözü yukarıda. “Bu bir sır unutma!”

Gülümsedi Byeol:

“Korkma, evde kimse yok, ben sırrınızı canlı canlı keşfedenlerdenim arkadaşın anlatmıştır belki..”

Kızın elindeki rafı alıp kitaplığa geçirmeye çalışan çocuk:

“Anlattı” dedi. “Her şeyi biliyorum. Jun Suh’yu görürsen bugün izin günüm olduğunu söyler misin? Bana uğrasın..”

Başını sallamakla yetindi kız, pek konuşkan değildi belli ki..

Vedalaşıp bahçeden çıktı Jung Woo.

“Ne hoş bir çete..” dedi Byeol çocuğun arkasından.. Bambaşka hayatların içine girmişti bile..

Eşyaları içeri taşır taşımaz kendini yere serdiği yorganın üzerine attı yorgun kız. Tüm gece yatakta dönüp uyuyamamıştı, uykusuzluğa yorgunluk da eklenince sızıp kaldı olduğu yere.. Sıçrayıp yataktan fırladığında ise birinin kapıyı yumrukladığını algılaması birkaç saniye aldı, neler oluyordu, burası da neresiydi? Yavaş yavaş kendini toparladı ve sendeleyerek ayağa kalktı. Dışarıdan gelen sese kulak verdiğinde gülümsemekten kendini alamadı, Jun Suh evde olup olmadığını anlamak için tüm gücüyle bağırıyordu:

“Yaaa! Byeol-ssi! Evde olduğunu biliyorum! Neden açmıyorsun kapıyı? Yaa!!!”

Kapıyı açan Byeol kıpkırmızı yüzüyle ve kocaman gözleriyle karşısında duran Jun Suh’yu görünce ciddi bir tavır takınmaya çalıştı:

“Jun Suh-aah! Evimdeki tek sağlam şey dış kapı ve sen onu kırmaya çalışıyorsun sanırım!”

Rahatlayan Jun Suh nefesini toplamaya çalıştı:

“Jung Woo.. Evde.. olduğunu… söyledi.. Ben de sen kapıyı… açmayınca şeyy..”

“Tamam gir içeri de öyle konuşalım, üşüyorum ben..”

“Gerçekten mi?” der gibi şaşkın gözlerle kıza bakan Jun Suh yavaş adımlarla içeri girdi. Sonra birden telaşla arkasına döndü:

“Baksana, kapını bile kilitlememişsin! Evine girdiğin an kapını kilitlemen lazım!”

Yerdeki yorganın üzerine oturan Byeol gözlerini devirdi:

“Korumam olmaya mı karar verdin? Uyuyakalmışım işte, yoksa tabiki kapımı kilitlerim..”

Jun Suh kıza fırça attığını unutmuşcasına etrafı incelemeye başlamıştı bile:

“Ooo her şeyi almışsın bile, masa sandalye, dolap, ocak.. Su ısıtıcın bile var..”

“Tabi ya ne sandın” dedi Byeol gülümseyerek. “Hatta sana bir kahve yapayım mı ne dersin? Hadi yine iyisin ilk misafirim olma şerefine nail oldun..”

Byeol kalkıp ısıtıcıya su koyarken çantasını aldı ve içinden hazır kahveleri çıkardı. Jun Suh çantanın içindeki küçük siyah kaplı defteri fark etmişti bile, sorsam mı sormasam mı diye düşündü bir an. Konuşmaya karar verdi sonunda..

FT Island-You Don’t Know My Feelings

“Byeol-ssi.. Sana bir şey sormam lazım.. Hani tanıştığımız gün sana ufak bir defter vermiştim, Ha Neul’a vermen için.. Kız bana defterini görüp görmediğimi sordu geçen gün..”

Byeol şaşırmıştı:

“Şeyy.. Defter bende hala.. Bir süre ihtiyacım olacak ona.. Sana defteri iade edeceğimi söylemiştim ama..”

“Ama o defter Ha Neul için çok önemli belli ki.. Ona defteri görmediğimi söylediğimde ne kadar üzüldü görmeliydin..”

Byeol daha da ciddileşti birden:

“O kadar düşünseydin bana vermezdin onu değil mi? Demek ki pek de umrunda değildi ha?”

“O kadar önemli olduğunu bilmiyordum” dedi Jun Suh. “Ben.. önemsiz bir defter sanmıştım.. Nereden bileyim öyle..”

Şaşkın gözlerini çocuğa çevirdi Byeol:

“Defterin içine bakmadın yani! Hiç okumadın öyle mi?”

“Evet” dedi Jun Suh en sakin haliyle. Byeol inanamıyordu, bu erkekler nasıl yaratıklardı böyle? Bir insan eline geçen bir defteri merak edip de bari ilk sayfasına bakmaz mıydı?

“Korkma ona defterini iade edeceğim.. Ama bir süre sonra. Bu süreçte ona ihtiyacım olacak, ama dedim ya eninde sonunda ona geri vereceğim, takma kafanı..”

Kahveleri hazırlamıştı bile. İki genç yerdeki minderlerin üzerine oturdular. Defter konusunu kapatan Byeol gittiği 2. el dükkanları, nasıl pazarlık yaptığını anlatıyordu büyük bir heyecanla. Juh Suh ise onu dinleyemiyordu bir türlü, aklı bambaşka şeylerle doluydu, içi içini yiyordu hatta..

“Byeol!” dedi kızın sözünü keserek. Kız şaşırmış merakla Jun Suh’nun ağzından çıkacak sözcükleri bekliyordu.

“Ben..” diye devam etti çocuk kızın gözlerinin içine bakarak. “Özür dilerim ama seni dinleyemiyorum.. Çünkü.. Aklımda bir şey var, vee.. Onu sana sormazsam rahatlayamayacağım sanırım..”

“Sor o zaman, ne bekliyorsun?” dedi Byeol sakince. “Neymiş seni böyle meraklandıran şey?”

Derin bir nefes aldı Jun Suh, konuşmaktan çekiniyor gibiydi, ama vazgeçmeyecekti de..

“Şu Min Hyung.. Hani dün gece partiye gelen çocuk, Ha Neul’ın ve.. senin hocan..”

“Eee?” dedi Byeol sabırsızlıkla. “Çıkarsana ağzındaki baklayı artık!”

“Ben bu çocuğu tanımıyordum” diye devam etti Jun Suh. “Ama adını çok duydum kafede çalışırken. Ha Neul hiç dilinden düşürmezdi o çocuğun adını, aşıktı ona kısacası. Ve sen de Ha Neul’dan nefret ediyorsun..”

“Hadi ama!” diye çıkıştı Byeol. “Ne demek istiyorsun?”

“Eğer sen de Min Hyung denen o çocuktan hoşlanıyorsan ve bu yüzden Ha Neul’dan intikam almak istiyorsan.. Hem de böyle saçma sapan bir aşk muhasebesi yüzünden beni de tüm bunların içine…”

“Yeter!” diye bağırdı Byeol. Jun Suh kızın çığlığıyla donakaldı birden, Byeol kıpkırmızıydı, belli ki çok sinirlenmişti, elleri titriyor, konuşmak istese de bir türlü konuşamıyordu.. Birkaç dakika öylece beklediler, Jun Suh bir yandan söylediklerine pişman olmuş olsa da “iyi ki söyledim” demeden de edemiyordu, o hissettiklerini içinde tutabilecek bir çocuk olamamıştı hiçbir zaman..

“Bak..” dedi Byeol sakin bir ses tonuyla. “Hiçbir şey açıklamak zorunda değilim.. Ama bir şekilde seni tüm bunların içine çektiğim için cevap veriyorum, iyi dinle beni.. Aşka inanmam ben tamam mı? Bir erkek için değil tüm bunları yapmak, parmağımı bile kıpırdatmam! Aklından geçenlerin hiçbiri doğru değil! Beni hiç tanımamışsın..”

“Tanımama hiç izin vermedin ki..” dedi Jun Suh gözleri yerde. “Hala da vermiyorsun.. Kapalı bir kutusun, sırlarla dolusun.. Seni çözemiyorum..”

Kafasını yerden kaldıramıyordu hala, tüm bunları söylediğine de inanamıyordu. “İçimden konuşmadım değil mi?” diye soruyordu bir yandan kendine, “Ne yaptım ben?”

Byeol ise sakinleşmiş gibiydi, mahcup bir ifadeyle kaldırdı kafasını:

“Sana özel bir şey değil bu.. Kimseye içimi açmadım ben bugüne kadar.. Elimde değil, üzgünüm..”

Jun Suh en azından sakin bir tepki aldığı için mutluydu, tam cevap verecekken kız tekrar söze girdi:

“Zaman ver bana..”

O an içinde güneşler açtı Jun Suh’nun, karnında kelebekler uçuşmaya başladı, dün gece gördüklerini de kalp hırsızı olduğunu da unuttu bir an, her şey uçup gitti aklından.. “Tamam” anlamında başını salladı, ikisi de gülümsüyordu, tüm o negatif hava dağılmıştı bir anda..

“Yukarı çıkalım mı?” dedi Jun Suh. “Yemek yersin bizde ha?”

Başını salladı Byeol:

“Olmaz, yarın kaçırdığım bir sınava gireceğim, ders çalışmam lazım..”

“Tamam” dedi ayağa kalkan çocuk. “Ben gideyim o zaman, yerleşmene yardım etmemi ister misin?”

“Hayır” dedi Byeol. “Kendim hallederim teşekkürler.. Bu arada provan nasıl geçti? Bu gece çıkmayacaksın değil mi?”

“Hayır” dedi Jun Suh. “Yarın çıkacağım, belki.. sen de gelirsin..”

Byeol “bilmiyorum” anlamında başını salladı, hemen “gelirim” diyemedi nedense..

Sonunda vedalaşıp ayrıldılar, kapıyı kapatıp yukarı çıkan Jun Suh dün geceden beri beynini kemiren tüm fikirlerden arınmıştı adeta. Ama o çocuğun Byeol’e nasıl baktığını hatırladıkça dudaklarını bükmeden edemiyordu. Düşündüklerinde gerçek payı olmasından korksa da Byeol’e güvenmek istiyordu, ona güvenmek zorundaydı..

Alt katta kendini yorganın üzerine atan Byeol’ün aklı ise en az Jun Suh kadar karışıktı:

“Daha yeni tanıdığım birine içimi açmadığım için vicdan azabı duydum biraz önce, aptal mıyım ben? Aptalım evet, hem de nasıl..”

***

Heartstrings-So Give Me A Smile

Byeol oturduğu sandalyede adeta ter atıyordu, bölüm odasında tek başına sınava girmek iyice germişti kızı, üstüne üstük gözetmeni de Min Hyung olmuştu! Kafasını kaldırıp ona her baktığında titrediğini hissediyordu, bu yaşadığı neydi anlamıyordu da, hayranlık  mı, yoksa basit bir cinsel çekim mi? Neden ona yaklaştığında ya da sadece baktığında bile böyle heyecanlanıyordu ki, hem de sınav anında.. Min Hyung ise pencere kenarındaki masasında gazete okur gibi yapıp Byeol’ü izliyor ve kızın kağıdıyla bakışmaktan öteye gidemediğini görebiliyordu, Byeol’ün dün gece sabahlaması hiçbir işe yaramamıştı belli ki..

Yavaşça ayağa kalkıp kızın yanına gitti ve kağıdına çaktırmadan bir göz attı, durum felaketti.. Kız bir şeyler bilse de aktaramıyordu belli ki.. Byeol ise o yaklaştıkça yazacaklarını da unutuyordu, en kötüsü başına gelmişti işte.. Min Hyung “Bir şeyler yapsam mı?” diye düşündü önce, tabi ki yapamazdı, ne yapacaktı ki hem?

İyice yaklaştı kızın yanına, parmağını kağıda uzatarak:

“1604 mü yazıyor şurada?” dedi sessizce. “Bu kağıtları okumak biz asistanlara düşüyor küçük hanım biraz düzgün yazın lütfen..”

Byeol arkasına dönüp neşeyle gülümsedi bunun üzerine, çocuğun gösterdiği yerde hiçbir şey yazmıyordu, silinip kararmış bir boşluk vardı orada sadece.. Bu gülüşün ardından Min Hyung’un birkaç saniyelik pişmanlığı anında yok olmuştu bile..

“Hem.. Kral James dönemindeki önemli tarihleri dikkatlice yazmak gerekli, biraz özen gösterin lütfen, sonra William Tyndale incili..”

Duraksadı Min Hyung, ne yapıyordu böyle? O ki en mükemmeliyetçi hoca olarak ün salmıştı okulda, geçen sene 49 ile bıraktığı öğrenciler hala her yerde bol bol kulaklarını çınlatıyorlardı. Kopyaya zerre kadar tahammülü olmayan Min Hyung songseng bir öğrenciye kopya vermeye çalışıyordu!

Çocuktan tüyoları alan Byeol döktürmeye başlamıştı bile, kalmamak için yapmayacağı şey yoktu zaten. 10 dakika sonra başı yerde kağıdı uzattı, Min Hyung da kağıdı yerine koyup kızla birlikte odadan çıktı, Byeol konuşması gerektiğini düşünüyordu:

“Şeyy.. Hocam.. Ben gerçekten çalıştım, dün gece sabahladım hatta, ama o kadar yorgundum ki..”

“Tamam” dedi Min Hyung gülümseyerek. “Biliyorum.. Zaten öyle olduğunu düşünmeseydim… Neyse…”

“Ben böyle biri değilim” dedi Byeol, “Zor günler geçiriyorum sadece.. Hayatım zaten karmaşık, bir de derslerle sorun yaşamak istemiyorum, zaten onlarca ders alıyorum bir dönemde..”

Gülümsedi Min Hyung, kız deli gibi kendisini savunmaya çalışıyordu, bilmiyordu ki Min Hyung güvenmediği biri için parmağını bile oynatmaz, bilmiyordu ki O zaten bu kıza inanıyordu..

“Gerçi kağıdımı siz okuyacaktınız değil mi hocam?” dedi kız gülümseyerek.

Min Hyung yalandan kaşlarını çattı:

“O kadar da değil küçük hanım, sınav kağıdı okurken kimsenin gözünün yaşına bakmam ben..”

Dudağını büktü Byeol, galiba bu çocuğa hayrandı, ya da öyle olmasını umuyordu..

Fakülteden çıktılar, belli ki onun da dersi bitmişti bugün:

“Yarınki sınavıma da siz mi gireceksiniz?” diye sordu Byeol.

“Bilmiyorum” dedi çocuk. “Yarın belli olur..”

Byeol tam vedaşıp arkasına dönmüşken birden omzuna dokunulduğunu hissetti yine, parti gecesi geldi aklına.. Yavaşça arkasına döndü, Min Hyung bir şeyler söyleyecekti belli ki, konuşmak için kendini zorluyor gibiydi..

“Ben.. geçen gece için.. yani.. sana bir şey sormayacağım, anlatmanı da istemeyeceğim.. Ama.. Yalnız ağlama bir daha.. Yani.. Bir omuza ihtiyaç duyarsan eğer..”

Burada kaldı çocuk, devam edemedi, kız anlamıştı zaten, ama o kadar utanmıştı ki ona cevap verecek gücü kendinde bulamıyordu, kıpkırmızı olmuştu, başı yerde yutkunuyordu sadece..

“Ben yanındayım..” diyerek cümlesini bitirdi Min Hyung. Byeol başını kaldırdı, konuşmakta zorlanıyordu, sorun neydi, onun herkesten deli gibi gizlediği gözyaşlarını görmüş olması mıydı yoksa..

“Teşekkürler..” dedi sessizce. “Teşekkürler hocam..”

“Hocam” kelimesiyle ortamdaki elektrik dağıldı birden, kasılan vücutlar çözüldü, her şey normale döndü sanki..

Min Hyung tam kıza cevap verecekken gözü bir şeye takıldı, dikkatli dikkatli karşı tarafa bakmaya başladı, bunu fark eden Byeol arkasını döndüğünde şaşkınlığını gizleyemedi:

“Jun Suh-ah!”

Evet Jun Suh tam arkalarındaydı, yanında da Ha Neul vardı, hatta çocuğu kolundan tutmuş çekiştiriyordu. Bu sahneyi gören Byeol olduğu yerde kalakaldı, Jun Suh’nun ne işi vardı okulda, ve o kız neden onun kolunu tutuyordu?

“Görüşürüz” diyerek Min Hyung’un yanından hızla uzaklaştı ve koşuşturan ikiliyi takip etmeye başladı, kulüp binasına girmişlerdi. Byeol merakla peşlerinden koşmaya devam etti, Ha Neul birden durdu:

“Han Jun Suh-ssi, seni apar topar çağırdım biliyorum, ama çok kötü bir şey oldu, biraz sonra söyleyeceklerimi lütfen reddetme olur mu? Sana gerçekten ihtiyacım var..”

Byeol kulaklarını sonuna kadar açmış olsa da Ha Neul’ın tüm söylediklerini duyamamıştı, son cümle hariç..

İkili müzik odasına girdiler, kapı ardına kadar açıktı. Ha Neul orta yaşlı bir adamın yanına yaklaştı ve:

“İşte bahsettiğim çocuk hocam, Han Jun Suh. “Si Hoo yerine yeni solistimiz Jun Suh olabilir mi? Başka şansımız yok hocam, yoksa yarışmaya katılamayacağız..”

Jun Suh şaşkın gözlerle Ha Neul’a döndü, belli ki hiçbir şeyden haberi yoktu. Byeol ise olduğu yerden sessizce mırıldanmakla yetindi:

“Neler oluyor burada?”

Ft Island-One Word

***

-7. Bölüm Sonu-

Reklamlar
Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

19 Responses to 7. Bölüm: Zaman Ver Bana..

  1. B (@OhYoonJoo) dedi ki:

    Ellerine sağlık ummadığım bir anda gelen yeni bölüm için çok çok çok teşekkür ederim canım. Bir an olsa bile bütün acımasız dünyadan uzaklaşabildim. Giderek iç içe geçen ilişkilerin ortasında kaldım. Kısa bir bölüm gibi geldi bana, gerçi 4000 sayfa kitaba karşıda bunu söylerdim ya neyse.
    Şarkıların hepsi tekrar tekrar çınladı kulağımda . Byeol, Ha Neul ,Min Hyung ve Robin yavaş yavaş çatlamaya başladı kabuklar …

    • masalevi dedi ki:

      teşekkürler canım, aslında her zamanki kadar yazdım bu bölümü de ama diyalogtan çok duygu ağırlıklı olduğu için hızlı okunuyor, bunu okuduğumda ben de fark ettim..

      ilk defa yazarken zorlandığım bir bölüm oldu bu bölüm, senin de dediğin gibi yavaş yavaş kabuklar kırılıyor, herkes birbirini tanımaya, niyetini anlamaya başlıyor, duygular fark ediliyor falan filan.. karmaşık ilişkiler baş gösterse de her şey yerli yerine oturacak yeni bölümlerde..

      can sıkıntını bir an bile giderebildiyse ne mutlu.. yeni bölümde görüşmek üzere canım^^

  2. hikaruivy dedi ki:

    İlişkilerin yavaş yavaş şekillenmeye başladığı bir bölümle dönüş yapmışsın çingucum. Su gibi okundu bitti, ellerine sağlık.

    Jun Suh’nun doğumgünü partisinde ağlayan Byeol’ü teselli etmeye gidememesi, “yine geç kaldın oğlum” demesi benim bile içimi acıttı. Ah tatlı Hong Ki’cik, merak etme, sen eninde sonunda o kızı alacaksın, eminim bundan! 😀 😛 Zaten bir sonraki gün korku içinde kızın evinin kapısını yumruklaması (sanırım kendine bir şey yaptığından endişe etti), sonra kapıyı kilitlemedi diye Byeol’ü fırçalaması ve sonrasında gelişen kavgayla karışık yakınlaşma keyfimi yerine getirdi: Bu ikilide iş var! 😉

    Öte yandan Min Hyung’cuk da acayip şirindi bu bölüm: Önce kızın gözyaşlarını silmesi, sonra Byeol’e kopya vermeye çalışması falan, ay yirim ben onu! 😀 Hele hele “ağlamak için bir omuza ihtiyaç duyarsan ben burdayım” demesi bitirdi beni!… Bizim asistanlarımız niye böyle değildi yahu? Böhü! 😛

    Robin çetesinin son elemanı Jung Woo’yla da müşerref olduk, ne güzel. Çapkın Byeol hemen “Bu mahallede karşıma hiç ummadığım şeyler çıkacak sanırım” dedi zaten! Çaktırmıyor ama Byeol de az değil! 😀 Robin ve arkadaşlarının maceralarını daha çok okumak isteriz yazar hanım 😉

    Ve şu kısım: “Şaşkın gözlerini çocuğa çevirdi Byeol:

    “Defterin içine bakmadın yani! Hiç okumadın öyle mi?”

    “Evet” dedi Jun Suh en sakin haliyle. Byeol inanamıyordu, bu erkekler nasıl yaratıklardı böyle? Bir insan eline geçen bir defteri merak edip de bari ilk sayfasına bakmaz mıydı?”

    Ahaha, koptum burda! 😀 😀 Öyle valla, ben olsam ben de okurdum ne yalan söyliyim… Merak duyguları bizden daha az olduğu için erkekler cidden ilginç yaratıklar 😛

    Ellerine sağlık masalcım. Jun Suh’nun solist olarak yıldızlaşacağı bölümleri heyecanla bekliyorum ^^

    • masalevi dedi ki:

      çok teşekkürler Hikarucum, uzun ve güzel yorumunla mutlu oldum ben de sabah sabah 🙂

      hikayeyi ne güzel çözmüşsün, byeol ve jun suh partide tek kelime konuşamadılar, bir de kız ağlayıp ayrılınca jun suh kızı çok merak etti bir de kapıyı açmayınca aklına neler geldi neler, bir derdinin olduğunun farkında çünkü.. kavgayla yakınlaşıyorlar evet bu hırçın kızı anlamanın başka yolu yok çünkü 🙂

      min hyung da kendi kendine bile şaşırıyor artık, hayatına aşk kokuları girdiğinden beri mükemmel çocuk gitti yerine şaşkın bir şey geldi, bakalım neler olacak ikili arasında 🙂

      bizim robin ve çetesi elemanları şeker yav, onların hayatlarını da zaman zaman anlatmaya çalışacağım, seviyorum kerataları 🙂

      defteri jun suh’nun okumaması olayını ben de yaşadım, bir arkadaşımın eline çok önemli bir defterim geçmişti ve çocuk gerçekten tek bir sayfasını bile okumamış merak edip, o gün erkeklerin alien olabileceğinden şüphelendim ben de byeol gibi 🙂

      jun suh’u yıldız yapacağım noonası, ama inşaatlarda keşfedilen türküler kadar zor işi, biraz çabalasın bakalım 🙂

      eline sağlık canım, yeni bölümde görüşmek üzere^^

  3. harmonyhalmeoni dedi ki:

    Ellerinize sağlık sevgili masalevi. ^^
    Ne güzel bir bölümdü öyle? Üniversite hayatı gittikçe ilgimi çekiyor… Ama umarım gidersem hayal kırıklığı yaşamam,inşallah eğlenceli bir üniversite yaşamım olur. Önce My Lovely Roommate’teki ortam, sonra bu hikayedeki ortam, üniversiteye gitmek için sabırsızlanıyorum. (Daha birkaç yılım var ama olsun. 😛 )
    Ben öğretmeni tutuyorum hala. Kızın gözyaşlarını silmesi… Ağlayacak bir omzun var demesi.. Onunla Byeol’ü çok yakıştırıyorum, çok beyefendi, çok centilmen, tam ideal erkek. ❤ Jun Suh da iyi güzel, şeker çocuk ama bence Byeol'ü mutlu edebilecek bir erkek varsa o da Min Hyung. Küçük bi not: Öğrenci-öğretmen ilişkisine karşıyım aslında, çok yanlış geliyor bana, ama şöyle de bi durum var ki, Min Hyung'u bir öğretmen değil de dışarıdan biri gibi hissediyorum çünkü hoca olmak için çok genç. 😀 Lütfen, ikisinin aşkını sabırsızlıkla bekliyorum! Jun Suh ne olur bilemiyorum ama Byeol ve Min Hyung olmazsa oturur ağlarım. 😦
    Ağlamak deyince, Byeol'ün ağladığı sahnede benim de kalbime bir yük oturdu. Nasıl dayanabilir ki insan böyle bir haksızlığa… Ben birkaç bölüm önce Ha Neul hak etmiyor, yazık demiştim ama şu anda fikrim 180 derece değişti, gayet de hak ediyor, kıskandırma çabaları, gıcık gıcık hareketleri, bu kıza sinir olmaya başladım. Ama babasını pişman etmek lazım, çok gıcık bir adam! Gerçekten çok çok çok gıcık!! Byeol'ün sır küpü olması bence çok güzel, çünkü bu özellik çok kişide yoktur, gizemli insanların arkadaşlıkları gerçekçi olur ve böyle sakin insanları herkes sever, ben mesela aktif bir insanım, yani aktiften kastım şu arkadaşlarımla muhabbet etmekten çok hoşlanırım ama bir süre sonra arkadaşlarımla vakit geçirmekten sıkılıyorum, çünkü insanların her şeyini öğrenip de öğrenecek bir şey kalmadığında büyü bozuluyor. Eminim arkadaşlarım da benden bıkmıştır. Her şeyimizi birbirimize anlatmasak da hakkımızda çok şey biliyoruz ve bu da bizi birbirimizden uzaklaştırıyor, yanlış mı düşünüyorum?
    Gerçekten güzel bir bölümdü, ellerinize sağlık, yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum.

    • masalevi dedi ki:

      çook teşekkürler harmonicim uzun ve şahane yorumunu görünce nasıl sevindim 🙂

      üniversite ortamı çok güzeldir canım, ben daha yeni mezun oldum ama şimdiden çok çok özledim.. ne liseye ne de diğer senelere benziyor üniversite. amaa.. min hyung kadar yakışıklı bir hoca bekleme derim ben şahsen göremedim öylesini 🙂

      seni en sadık okurum ilan ediyorum, ilk bölümden beri min hyung’u destekleyenlerdensin. haklısın çocuk nazik, iyi, centilmen.. bakalım aşk kapılarını çalacak mı byeol ile?

      ha neul da aşk acısını atlatıp min hyung’a karşı öfke duyma evresine geldi bile, ama kendini mi kandırıyor yoksa onu hala çok mu seviyor göreceğiz.. byeol ise gerçekten zor bir durumun içine girdi, amacı ona yapılanların iç yüzünü öğrenmekti aslında ama gördüklerine dayanamamaya başladı yavaş yavaş. yalnız o üzülüp de kenarda oturacak bir kız değil ha neul gibi, onu üzenleri üzmekten çekinmeyecektir.. bu arada onun ağlama sahnesini ben de çok hissederek yazdım ondan etkileyici olmuştur belki..

      bazı insanlar byeol gibi içine dönük oluyor haklısın, mesela ben de öyleyimdir yani çok güvenmeden kimseye içimi açamam ama byeol çok fena bu konuda, arkadaş bile edinemeyecek seviyede sır küpü ve yalnız bir kız kendisi.. ha neul ise onun tam tersi, gelecek bölümlerde daha çok tanıyacağız ikisini de..

      ellerine sağlık canım yeni bölümde görüşmek üzere^^

  4. NK dedi ki:

    merhabalar
    ft island hayranlığım sayesinde tanıştığım blogunu çok sevdim ve bi süredir takip etmekteyim.yazılarını(ama özellikle de ft island ve hong ki’yle ilgili olanları)büyük bir zevkle okumaktayım.Hikayen ise kesinlikle çok güzel.Çok akıcı bir dilin ve çok geniş bir hayal gücün var,her bölümü heyecanla bekliyor ve yeni bölüm gelince de büyük bir mutluluk duyuyorum.Tabi hikayeni bu kadar sevmemde hongki ve yonghwanın sürekli gözümde canlanmasınında ufak bi payı var ama senin emeğinin yanında bu küçük bi etken,karakterler çok güzel uymuş cuk diye oturmuş:) ellerine sağlık… yeni bölümü sabırsızlıkla beklemekteyim haberin olsun:)

    • masalevi dedi ki:

      merhabalar, bloğuma hoş geldin, bundan sonra hep beklerim yorumlarını 🙂

      ft island ve özellikle hong gi hakkında bir şeyler yazmaktan ben de çok hoşlanıyorum, yazılarımı okurken eğleniyorsan ne mutlu bana 🙂 kalp hırsızı’nı beğenmene de çok sevindim, hong gi de yong hwa da diğer dizilerinden farklı bu hikayede. mesela hong gi sadece tatlı, sempatik çocuk değil, sorumlulukları olan fedakar bir karakter. dizilerdeki tatlı çocuğu değil sahneye çıktığında devleşen hong gi’yi hayal ediyorum ben yazarken mesela^^ yong hwa ise sadece yakışıklı romantik değil aynı zamanda akıllı kendini düşünen bir karakter. ikisini de çok seviyorum ben, yazarken zorlanıyorum bu yüzden 🙂

      güzel yorumun için teşekkürler, yeni bölümlerde, yeni yorumlarda görüşmek üzere^^

  5. makinosev dedi ki:

    Ellerine kollarına sağlık, heyecan doruktaydı yine 😀 bu bölümde çok heyecanlı geçti, senin bölümleri okudukça kendimden utanıyorum, ne zaman 7.bölüme geldik yahu 😀 🙂 yine okurken kaptırıp gittim kendimi 🙂 bu bölüm herkes çok tatlıydı, iki jönümüzde insanı mestediyor, ordaki kızların yerinde olmak istemezdim insan hangisini seçeceğini şaşırır 😀
    geçen bölüm söylemeyi unutmuştum sanırım ama hikayenin afişi çok tatlı 🙂 kim yaptıysa eline sağlık 🙂
    not: Haneul’ün doğum günü elbisesi çok de çok hoşuma gitti 😀 görmedim ama bende aynından istiyorum 😀

    • masalevi dedi ki:

      teşekkürler canım benim, insan kdrama yazmaya çalışınca azıcık heyecanlı olsun diye kasıyor kendini böyle 🙂 kendinden utanma amaa, ben böyle kaptırınca bi bakıyorum yazmışım anlayamıyorum geçen süreci bile 🙂 geç olsun güç olmasın dimi annem 🙂

      benim de temel problemim çok sevdiğim iki çocuğu koydum hikayeme şimdi hangisine kıysam bilemiyorum, bakalım ne yapacağım gelecek bölümlerde 🙂

      afişi bez cadıları bloğunun sahibi oh yoon joo yaptı sağ olsun, ben de çok beğendim 🙂

      ay o dediğim sarı elbiseden mezuniyetimde giymişti bi kız çok beğenmiştim giydiriverdim ha neul’a.. sana da alıveririz kız en çok sana yakışır hem hıh 🙂

      • makinosev dedi ki:

        kıre kıre bende heyecan olsun diye yazamıyorum zaten, iyi dedin (artık bahanemde oldu 😀 sağol)
        “benim de temel problemim çok sevdiğim iki çocuğu koydum hikayeme şimdi hangisine kıysam bilemiyorum, bakalım ne yapacağım gelecek bölümlerde :)” burada amerikan dizilerine bağlama şansımız olsaydı şöyle yapardık, önce byeol hocasıyla haneul de kalp hırsızıyla çıkardı sonra bir entrika dalavere derken hooop eşleri değiştirip haneul hocası-kankasıyla byeol kalp hırsızımızla olurda, tabi o iş orda bitmez esas kızları Kim Jung Woo ve Jae Suk’a bırakırdık ohh cillop 😛 gerçi araya Jung Hwa’yı da atardık ama onu da hong gi’mizin kı kardeşine bırakıyoruz anladığım kadarıyla 😀

  6. masalevi dedi ki:

    @makino ahahaa ilahi makino kavak yellerine bağlarız en sonunda, aşçı hizmetçiye, hizmetçi uşağa falan filan.. hem belki de kdramalara yeni bir soluk getirmek gereklidir dimi ama, bi devrim yaratırız kendi çapımızda, Amerikan dizisi esintili, Türk dizilerinden hallice Kore dizisi 🙂 bence mikkemmel olur kuzum çok akıllısın yav 🙂

    • makinosev dedi ki:

      kavak yellerini söyleyecektim ama o da nasılsa dawson’s creek menşeeli diye söylemedim ehehhehe 😀 😀 bir an şeytana uyup seni gaa getirmeye çalıştım ama yok sen en iyisi bildiğin gb yap yoksa karakterlerden soğuruz benim senaryoya uyarsak ahahhah 😀 😀

  7. Elimdeki stoklu bölümler bittiğine göre baskı moduna geçebilirim sanırım 😀
    Şaka bir yana hikaye bayağı romantikleşmeye başladı. ❤
    Ellerine sağlık @masalevi 😀

    • masalevi dedi ki:

      yeni bölümü bugün yarın yayınlayacağım canım bir tek şarkı ve resim eklemek kaldı.. romantizm kıvılcımları havada uçuşmaya başladı değil mi, bakalım neler olacak yeni bölümlerde? 🙂

      senin de ellerine sağlık canım her bölüme ayrı ayrı yorumlar yapıp hikayemi güzelleştirdiğin için çook teşekkürler 🙂

      yeni bölümde görüşmek üzere^^

  8. winpohu 'ca dedi ki:

    ah ah şöyle bir hocamız olmadı gitti 🙂 kıza kopya bile verdi. bu kızımızda kimi seviyor belli değil. hocaya karşı boş de-ğil ötekini kıskanıyor .byeol sen hiç az değilsin ha 🙂
    merak merak aldı başını gitti. bakalım kim kiminle olacak.

    • masalevi dedi ki:

      ama kız ne yapsın işi çok zor, biri kadife sesli tatlı jun suh, diğeri karizmatik, cool min hyung.. onun yerinde olsam ben de ikilemde kalırdım, hayat dizilerdeki gibi kolay değil napalım 🙂

      yeni bölümlerde görüşürüz canım, ağzına sağlık 🙂

  9. kimbapsushi dedi ki:

    Bak sen, prensimiz Min Hyung’ın taş kalbi çözülmüş, kopya vermelerden, ağlanacak omuz olmalara kadar götürmüş işi.
    Byeol ve Jun Suh ise birbirlerini çaktırmadan kıskanıp duruyorlar, ahh çocuklar size kızıcam diyorum kızamıyorum. Malum ikinizin de yanında birer şahane daha dolanıyor, kolay mı fark etmek?
    Ama bu Byeol, Jun Suh’a açılır, onun kalbinin ve dilinin kilidini açan Jun Suh olacak kesin. Min Hyung’a üzülücem ama sonunda, o ortada kalacak gibi. Ya da belki birden Haneul’ı sevmeye başlar. Tabi ben Byeol ve Jun Suh sonunda beraber olacak sonucunu çıkardım, bakalım öyle mi olacak?
    Eline sağlık masalevi, yine pek sürükleyici ve meraklandırıcı bir bölümdü:)

    • masalevi dedi ki:

      ahaha yorumlarında çok haklısın yine, insana karşısındakinden etkilenme şansı bile vermiyorlar, çünkü ikisinin yanında da birer şahane var gerçekten 🙂 kıskanmalar, etkilenmeler falan oluyor ama ikisi de ellerinde olmadan başka ilişkilere yelken açıyorlar maalesef, ve byeol kızımız sağolsun her kdrama kızı gibi odunlukta sınır tanımıyor 🙂

      onun kalbinin ve dilinin kilidini açan Jun Suh olacak.. ne güzel söylemişsin, öyle olması gerekli tabii ama bakalım olaylar kuzuları nereye götürecek?? tahminlerin de gayet başarılı, onu söyleyeyim 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s