2. Bölüm: Merhaba Robin, bayağı olmuştu görüşmeyeli..

C.N Blue-I am a Loner

Yavaş adımlarla çıktı okulun kapısından Byeol, eksik evraklarını getirmek zorunda olmasaydı asla gelmezdi bugün okula.  Gece hiç uyuyamamıştı, banyo yapmak istemiş ama kendisinden önce banyoya giren kız saatlerce çıkamadığı için ondan da olmuştu. Uykusuzdu, yorgundu ve kirliydi kısacası.

“Herkes bana mı bakıyor sanki?” diye söylendi içinden. Okulunun ilk günlerinde hiç de iyi bir intiba bırakmıyordu insanların üzerinde, bunun farkındaydı ama bu konuyu düşünecek kadar normal bir öğrenci değildi bu aralar maalesef. Aklı fikri dündeydi, o 10 dakikayı beyninden silebilseydi keşke, karşısındaki o yabancı adamın gözlerini unutabilseydi, sözlerini hatırlamasaydı.. Derin bir “offf” çekerek başını yerden kaldırdı ve o anda okulun bahçe kapısından içeri giren çocuk aklını bir an olsun dağıtıvermeyi başardı.

“Uff” dedi Byeol içinden. “Çocuğa bak ya, neler cevherler var bu okulda böyle!”

Min Hyung ise şimşek gibi geçti kızın yanından, kimseye bakacak halde değildi, aklı karma karışıktı, dönüp kızın peşinden mi koşmalıydı yoksa bu haldeyken onu yalnız bırakması daha mı iyi olacaktı? Saatine baktı ve koşarak okuldan içeri girdi:

“Akşam kafeye gidip konuşurum onunla” dedi sonra içinden. “Sakinleşsin şimdilik..”

Byeol bu çocuğun sıradan bir öğrenci olmadığını fark etti hemen, yanlarından geçtiği anda üçlü beşli kız toplulukları bir araya gelerek fısıldaşmaya, iç geçirmeye başlamışlardı hemen.

“Popüler olmak da zor iş..” diye söylendi kendi kendine. Sonra yine beynine hücum eden korkunç düşüncelerle birlikte okuldan çıkıp kaldırımda yavaş yavaş yürümeye devam etti..

***

Bugün kafe hiç olmadığı kadar kalabalıktı aksi gibi. Garsonlar hem kendilerine verilen görevleri yerine getirmeye çalışıyorlar hem de servisi aksatmamak için hiç durmadan koşturuyorlardı. Birazdan franchising işini konuşmak için Bay Song gelecekti, kendisi ortamı görmek için özellikle gelmek istemişti kafeye. Bu nedenle kafenin kalabalık olması onda iyi bir intiba bırakacaktı elbet, ama Jun Suh için bugünü zorlaştırmaktan başka bir şeye yaramıyordu bu insanlar.. Sabahtan beri para meselesini konuşamamıştı, konusunu bile açamamıştı hatta, her ağzını açısında farklı bir emirle geri dönmek zorunda kalıyordu.

“Şu adam bir gelip gitsin konuşacağım hemen” dedi içinden. Kendini hiç olmadığı kadar yorgun hissediyordu bugün..

Odasında dört dönen Tae Woo ise saatine bakıp müdür Choi’ye döndü:

“2 dakikaya burada olur. Adam inanılmaz dakik, verdiği saatte hatta dakikada burada olacak kesin.”

“Şuraya baksanıza” dedi müdür Choi. “Böyle bir kafenin şubelerinden birini kim istemez..”

Kapı aralığından kafeye göz atan Tae Woo’nun yüzüne kocaman gülümseme yayıldı:

“Gerçekten çok kalabalık.. Şahane..”

2 dakika sonra kapıdan siyahlar içinde iki adam girdi. Jun Suh ve arkadaşı giren adamların bekledikleri kişiler olduklarını anlayıp hemen kapıya koştular ve nazikçe konuklarını selamladılar. Ardından Tae Woo ile selamlaşan adamlar ofise girdiler. Jun Suh ise bu kadar gerginliğe daha ne kadar katlanabilecekti merak ediyordu..

***

Ft Island- Like a Doll

“Bu kız o olabilir mi?” diye sordu kendine Byeol. Dün o lanet kafede gördüğü neşe dolu kız şu an karşı kaldırıma oturmuş hüngür hüngür ağlıyor olabilir miydi? Biraz daha yakınlaşsa tanıyacaktı belki de ama kızın etrafı kendisine yardım etmek isteyen insanlarla doluydu zaten.

“Amaan banane, oysa o ilgilenmiyorum zaten” dedi sonra omzunu silkeleyerek. Ama adım atar atmaz duraksayıp bir daha karşı kaldırıma bakma ihtiyacı hissediyordu elinde olmadan. Tam dönüp o kızın kim olduğuna bakmaya karar verdiği anda kız oturduğu yerden kalktı, etrafındaki insanları görmüyorcasına aralarından sıyrılıp kaldırımda yürümeye başladı. Ayakkabısının tekini eline almıştı.

“Topuğu kırılmış bizim cadde kızının” dedi Byeol. “Yazık yoksa ayakkabısına mı ağlıyordu?”

Gülmeye başladı kendi kendine, eğlenen bir insanın gülüşü değildi bu, biraz sinirli, biraz dalgacı, biraz da hüzünlüydü çünkü..

“Yoksa genlerindeki başarı ve hırs mı fazla geldi acaba?” diye söylendi gülmeye devam ederken. “Her bünye kaldıramaz sonuçta, aah tüm suç o lanet DNAsında işte!”

Gülmüyordu artık, eğlenemediğini fark etti.. Üzülmeyi acizlik kabul ettiği için kendinden bile saklamaya çalışıyordu acı çektiğini yine de, bugüne kadar ağlayamamasının da sebebi buydu ya zaten..

Ha Neul sol kaldırımda Byeol ise karşı karşı kaldırımda yürüyordu şimdi.

“Ne yapıyorsun sen?” dedi içinden. “Defolup gitsene evine, pansiyonuna, her ne cehenneme gideceksen işte aptal!” Elinde değildi ama, söylene söylene kızı takip etmeye devam ediyordu her şeye rağmen.. Boyları aynı gibiydi, saçlarının boyu da, uzaktan bu kadarını seçebiliyordu.. Yine elinde olmadan kızı incelediğini fark etti, aklına söz geçiremiyordu bugün..

“Aptallık etme” dedi kendi kendine. “Dün yaptıklarının üstüne bir aptallık daha etme. Sakınn!”

***

Elinde kahve tepsisiyle içeri giren Jun Suh neden bu kadar heyecanlı olduğunu anlayamıyordu. Her zaman yaptığı şeyi yapıyordu işte, kahve taşıyordu.. Ha Bay Song’un kahvesiydi bu, ha her günkü liseli çocuklardan birinin.. Hep o müdür Choi yüzündendi tüm bunlar, dünden beri tüm personeli yay gibi gerdiği için gereksiz stres yapmıştı herkes elinde olmadan..

“Buyurun” dedi nazikçe eğilerek. Tepsiden aldığı kahveyi masaya doğru uzatırken eli titriyordu, hatta kolu da ve buna engel olamıyordu. Kahve fincanın elinden kayıp düştüğünü fark ettiğinde ise bunun bir kabus olmasını diledi bir an. Hatta aynı kahvenin Bay Song’un üzerine dökülmüş olduğunu gördüğünde yerin dibine girebilmeyi diledi. O an yer yarılmalı ve o da yerin dibine girip kurtulmalıydı orada kalmaktan.. Başını çevirdiğinde Tae Woo’nun dehşet dolu gözleriyle karşılaştı ve gerçek hayata dönmek zorunda olduğunu anladı hemen:

“Ö.. Özü.. Özür.. Dilerim.. Ben.. Çok.. Çok..”

Tae Woo kıpkırmızı gözlerle Jun Suh’ya döndü:

“Çabuk bez getir çabuk!! Ben ne diyeceğimi bilemiyorum Bay Song, çok özür dilerim..”

Adam memnuniyetsiz bir ifadeyse başını salladı, o an şimşek hızıyla içeri giren Jun Suh elindeki bezle adamın pantolonunu silmeye başladı.

“Gerek yok” dedi adam soğuk bir ses tonuyla.

Dışarı çıkan Jun Suh ise gözlerini kapatıp 5 dakika öncesine dönmek istiyordu sadece.

“Ah ulan!” dedi. “Paramı alıp öyle haşlasaydım adamı lanet olsun!!!”

Önündeki masaya çöküp başını iki elinin arasına aldı ve saçlarını çekiştirmeye başladı. Tek yapabileceği beklemekti artık..

“Adamlar çıktığında burada olmayayım” dedi sonra içinden, hızla mutfağa koştu. Soluk soluğa içeri girdiğinde herkes ona bakıyordu. Jun Suh’nun konuşmasına gerek yoktu oysa ki, gözlerindeki umutsuzluk her şeyi anlatıyordu zaten..

10 dakika…

15 dakika…

30 dakika…

Jun Suh ne servis yapabiliyor ne de mutfaktan dışarı çıkabiliyordu. Ta ki müdür Choi içeri girene kadar..

“Jun Suh, peşimden gel” dedi adam soğuk bir ses tonuyla. Kasaya geldiklerinde lafı uzatmadan elindeki zarfı uzattı:

“Üzgünüm Jun Suh, patron işine son verdi.”

Jun Suh derin bir nefes aldı. Patronun en azından kendisiyle konuşmasını beklemişti, umrunda değildi ama.. Alışkındı tüm bunlara, yıllardır hep aynı şey olurdu zaten.. Sen birilerine bir şekilde muhtaç oldukça ve o birileri senin onlara muhtaç olduğunu bildikçe ellerinden geldiği kadar seni ezmeye çalışacaklardı elbette.. En azından hakkını alabilmişti bu sefer ya da o öyle olduğunu sanıyordu.. Yavaşça elindeki zarfı açtı, içerisinden çıkardığı paraları saymaya başladığında gözleri yuvalarından çıkarcasına açıldı birden, tekrar saydı, sonra bir daha.. Sinirle başını kaldırdı:

“Burada 300.000 won var.”

Adam “Eee” der gibi baktı çocuğa. Jun Suh cevap beklediğini ima eden meraklı bir bakışla bakmaya devam etti adama. Adamsa pişkin pişkin:

“Evet” dedi. Kalanını sonra gelip alırsın.

Jun Suh gülmeye başladı:

“Daha sonra alabileceğime emin misiniz peki? Kovuldum ya ben bugün hani.. Kovulmadan önce alamadığım paramı daha sonra verecek misiniz bana ha?

Adam ciddileşti birden:

“Paranı al ve sessizce kaybol evlat, bugün yaptığın sakarlık bizi nasıl bir duruma soktu bilmiyorsun, bu parayı aldığına şükret ve kaybol ve birkaç gün görünme buralarda..”

“Bu da ne demek?” diye bağırdı Jun Suh. “Bu para benim alacağımın dörtte biri bile değil. Patronla konuşmak istiyorum tamam mı? Konuşmam lazım, sadece kahve döktüğüm için beni üç kuruşla gönderemezsiniz buradan!

Jun Suh koşar adımlarla patronun odasına doğru yürümeye başladı. Arkasından birinin kolunu tuttuğunu hissettiğinde durmadı önce, yürümeye çalıştı fakat diğer kolu da biri tarafından tutulmuştu.

“Çekin şu elinizi!” diye bağırdı arkasına dönüp, biri garson diğeri kasiyer iki arkadaşı kollarını tutmuştu, ikisinin de kafası yerdeydi.

“Bırakın şu kolumu” dedi Jun Suh, hakkımı almadan gitmeyeceğim bugün buradan!”

“Bugün alamazsın biliyorsun” dedi sağ kolunu tutan çocuk,”hem patron çıktı biraz önce yok odasında, ki olsa da seni görmek isteyeceğini sanmıyorsun değil mi?”

“Alamazsam gitmem!” diye bağırdı Jun Suh.

Müdür Choi:

“İndiğimde gitmiş ol, üç gün sonra gelirsin” dedi yukarı kata çıkarken, konuşurken arkasına bile bakmıyordu.

Jun Suh ve önünde duran iki eleman boş boş birbirlerine baktılar bir süre. Konuşacak bir şey kalmamıştı artık.

“Lanet olsun!!” diye bağırdı Jun Suh avazı çıktığı kadar. “Yarın geleceğim ve paramı vermezseniz olacaklardan korkun tamam mı???”

Yere eğilip biraz önce fırlattığı zarfı aldı eline Jun Suh içinden bildiği tüm küfürleri sayarken. Kafasını kaldırdığında tüm müşterilerin kendisine baktığını gördü:

“Ne bakıyorsunuz?” diye bağırdı masalara doğru. “Günde 14 saat çalıştım ben burada ve paramı vermiyorlar tamam mı? Sizi ilgilendirmiyor yani, dönün önünüze!”

Gripin- Gözyaşlarım Değil Onlar

Koşarak çıktı dışarı sonra. Her şey bitmişti işte, bağırmak çağırmak sövmek saymak faydasızdı. Bu zarftaki üç kuruş para kardeşinin okul taksitine bile yetmiyordu, diğer borçlarıysa düşünmek bile istemiyordu o anda.. Ne yapacaktı, bir anda nasıl iş bulacaktı, iş bulup maaşını alana kadar neyle geçineceklerdi? Sanki üstünden bir dozer geçiyordu ve  suyunu çıkarana kadar kendisini ezmeye kararlıydı belli ki. Yürüdü, yürüdü.. Gidecek bir yeri de yoktu zaten. Gece yarısına kadar burada, bu köprüyü 100 kez turlamak pahasına yürüyebilirdi. Masmavi, sonsuz denize baktı iç geçirip:

“Şuraya atlamak var şimdi aah!” diye bağırdı denize karşı. “Tüm sorunlarım bir anda biter hem de..”

Olduğu yere çömeldi sonra, derin bir iç geçirdi:

“Çok yalnızım anne, baba.. Bıraktınız beni böyle.. Çok mutsuzum, çok yoruldum.. Neden gittiniz, neden? Kaldıramıyorum bu kadar sorumluluğu, tüm gücüm tükendi artık, nerdesiniz ha nerdesiniz şimdi??”

Gözyaşları birer birer yanaklarından aşağı inmeye başladı. Etrafta tek bir insan bile yoktu, bağıra çağıra ağlayabilirdi içinden geldiği gibi. Elinin tersiyle yüzünü silerken ileride, köprünün korkuluklarında duran bir kız dikkatini çekti.

“Ne yapıyor o öyle orada? Yoksa? Off sanane ya kendi derdine bak sen önce, senden kötü bir durumda değildir merak etme..”

Yavaşça ayağa kalkıp geldiği yöne doğru yürümeye başladı ama aklı arkadaki kızdaydı hala..

“Bırak” dedi tekrar kendi kendine. “Kız hava alıyordur belki, yanına gidip de aptal durumuna düşme!”

En son arkasını döndüğünde ise kızın korkulukların ilerisine geçtiğini fark edip hiç düşünmeden yanına koşmaya başladı. Robin Hood değil de, Super Man gibi hissediyordu kendini kıza doğru koşarken..

***

Kız kardeşi karşısında intihar ediyordu, o ise bu ağacın arkasında film izler gibi izliyordu olanları.. Ne hissetmeliydi acaba o anda? Üzülmeli miydi? Hayır hiç üzülmüyordu.. Gidip onu durdurmalı mıydı? Hayır bunu da istemiyordu.. Tek düşündüğü kızın neden canına kıymak istediğiydi..

“Ölmek sana hiç yakışmıyor be Barbie “dedi içinden. “O cici ayakkabılarını mahvettin boşuna..”

Neler oluyordu orada? Kızın yanına biri yaklaşıyordu yavaş adımlarla, bu da kimdi? Nereden çıkmıştı şimdi böyle?

***

“İyi misin?” dedi Jun Suh kıza en tatlı ses tonuyla. Ha Neul sıçradı bu sesi duyduğunda, panikle arkasını döndü:

“Ne?”

“Şeyy.. İyi misin diye şeyettim ben, yani pek iyi görmüyorsun da..”

“Ne diyorsun yaa?” diye bağırdı Ha Neul kendinden geçercesine. Ağlamaktan konuşamıyordu adeta. Jun Suh ilk görüşte tanıdı bu küçük hanımı, patronun kızı bayan Ha Neul’dı bu.. Babasının biricik kızı, değerlisiydi.. Ne işi vardı burada? Babası kızının şimdi burada olduğunu bilse ne yapardı acaba? Ve tek kelime etmeden kovduğu garson parçasının kızını kurtarmaya çalıştığını bilse yüzünün şekli ne hal alırdı ya da? Düşüncelerden sıyrılıp kızın yüzüne baktı, ağlamaktan gözleri şişmiş, makyajı akmış, saçları dağılmıştı. Topuğu kırık tek ayakkabısı elinde, diğer ayakkabısı hala ayağındaydı. Siyah çorabı yırtılmıştı. Tüm bunlara rağmen hala muhteşem görünüyordu, Jun Suh bu halde bile ona hayran olmaktan kendini alamadı. Kızın çığlığıyla kendine geldi sonra:

“Rahat bırak beni!”

“Baban şu anki halini görse ne tepki verirdi merak ettim” dedi Jun Suh en cool ses tonuyla. Kız ağlamayı kesti, Jun Suh’nun yüzüne baktı sonra:

“Sen” dedi.  “Seni tanıyorum. Garsonsun değil mi, bizim kafede?”

“Garsondum, dedi Jun Suh, baban beni kovana kadar, yani..

Saatine baktı ve:

“İki saat olmuş” dedi.

“Umrumda değil” dedi koluyla yüzünü silen kız. “Git başımdan tamam mı, yalnız bırak beni, yalvarırım..”

“Yazık, dedi Jun Suh. “Benim seninki gibi beni seven, arkamda duran bir babam olsaydı ölmeyi bir dakika bile düşünmezdim.”

Kız iyice sakinleşmişti. İlk defa düzgün bir cümle kurabildi:

“Hiçbir şey bilmiyorsun..”

Ardından sustu ikisi de. Etrafta da tek bir insan yoktu. Sanki tüm dünya durmuş da ölmek isteyen, ama ölemeyen bu iki zavallı yaşıyordu sadece..

“Özür dilerim” dedi Jun Suh sessizliği bozarak. “Farkındayım, planını bozdum ama ben de ölmek istiyorum bugün. Ama emin olamıyorum. Gece gündüz köpek gibi çalıştım, paramı alamadım ve en kısa zamanda en az 300.ooo wona ihtiyacım var. Ha bir de yeni bir işe. Bu arada para biraz daha fazla olursa işime gelir. Yoksa sokakta kalacağım ve birkaç aya kadar kardeşim de benim durumuma düşecek. Tabii istediklerimin hiçbiri yok ellerimde fark ettiğin gibi. Sence ölmeli miyim borçlarımı ödemeden ve yeni borçlar edinmeden? Ya da son bir soru: Senin derdin benimkinden ne kadar büyük?”

***

Ağacın arkasından ikiliyi gözetlemeye devam eden Byeol meraktan çatlıyordu adeta. Ne konuşuyordu bunlar böyle? Yoksa bu kız bu çocuk yüzünden mi bu haldeydi bugün.

“Aaah, dedi içinden. “Çok romantik gerçekten, kesin çocuk kıza bastı tekmeyi, şimdi de gönlünü almaya çalışıyor. Kız da naz yapıyor aklınca belli. Yoksa.. Dün bahsettiği Min Hyung bu mu acaba? Çözdüm durumu işte ya, benden kaçar mı hiç?”

***

Ha Neul kendine gelmişti biraz, köprüye geldiği anki kadar çaresiz hissetmiyordu kendini. Evi geldi aklına, yalnız babası, onu seven, incitmekten ödü kopan fedakar babası.. Ama içi öylesine acıyordu ki o an oradan atlamazsa yaşamaya nasıl devam edebileceğini düşünüyordu sadece.. Belki geçecekti bir süre sonra ama.. Ya geçene kadar.. Bir de gururu kırılmıştı artık, yıllardır umutlarını bağladığı adam gururunu da kalbini de kırmış, paramparça etmişti.. Durdu düşündü bir daha, geri dönerse bu acıyla yaşayabilir miydi acaba?

“Şimdi elini bana ver” dedi Jun Suh. “Şu korkuluktan atla bakalım, çıkar o ayakkabını da..”

Ha Neul reddetmeden verdi elini Jun Suh’ya, eğilip ayakkabısını çıkarmaya çalışırken tek ayağı kaydı birden ve boşluğa doğru düşüverdi bir anda. İki eliyle korkuluklara tutunurken avazı çıktığı kadar bağırıyordu:

“Tut elimi ne olur bırakma beni!!”

“Sakin ol” dedi Jun Suh panik yaptığını belli etmeden. “Şimdi seni kendime çekeceğim, üç deyince tamam mı? Biir, ikii, üç!”

Kızı kollarından çeken Jun Suh kızın üst bedeni yukarı çıkar çıkmaz belinden kavradı hemen, sonra korkulukların üzerinden zıplatmaya çalıştı. Ha Neul sımsıkı sarılmıştı ona, deliler gibi titriyordu tüm bedeni. Kızı korkuluklardan kurtarmayı başaran Jun Suh tüm gücüyle kendisine çekti daha sonra. İkisi birden köprünün gerisine doğru yuvarlanmaya başladılar, kurtulmuştu Ha Neul.. İkisi de nefes nefese köprüde yatıyordu şimdi.

“Benn..” diyebildi Ha Neul soluk soluğa..

“Sus” dedi Jun Suh. “Dinlen önce, çok korktun..”

Dakikalarca orada öylece hiç konuşmadan yattılar. Jun Suh içinden deliler gibi konuşuyordu aslında.. Ama içinden sadece.. Şu anın büyüsünü bozmamalıydı, günün süper kahramanıydı ne de olsa.. İlk doğrulan Ha Neul oldu:

“Ben.. evime gitmek istiyorum.”

“Seni götüreyim istersen” dedi Jun Suh. “Cebimde babanın bana layık gördüğü 300.000 won var nasılsa..”

Bunu söyler söylemez pişman oldu, sırası değildi ne de olsa.

“Çantam nerede?” dedi kız sonra.

Gerçekten çantası yoktu. Etrafa baktı Jun Suh, taa ileride çimenlerin üzerinde siyah bir şey göze çarpıyordu. Koşup aldı çantayı, kıza uzattı yine konuşmadan.

“Teşekkür ederim” dedi kız sessizce. “Hayatımı kurtardın..”

“Git ve sıcak yatağında uyu.” dedi Jun Suh gülümseyerek. “Mutlu olmak için öyle çok sebebin var ki anlatsam sen bile inanamazsın..”

Kız ifadesizce arkasını dönüp yürümeye başladı.

“Yardım edeyim mi?” diye bağırdı Jun Suh arkasından. Kız “hayır” anlamında başını salladı sadece.

“Bu güzel günümde bir bunlar eksikti” dedi sonra içinden. Ölse ölemiyordu yaşasa yaşayamıyordu, gitse gidecek bir yeri yoktu o anda.

“Başka çarem yok” dedi. “Kendimden nefret etsem de bunu yapmak zorundayım.. Özür dilerim anne, özür dilerim baba, hayat bana başka bir şans tanımadı.. Benden utanmayın ne olur, ben utanılacak bir şey yapmıyorum..”

C.N Blue- Try Again Smile Again

Sonra cebinden telefonunu çıkardı ve isteksizce arama tuşuna bastı:

“Jae Suk! Bu gece işe çıkıyorum. Depodaki aletlerde eksik yok değil mi? … Tamam, geçen sefer burma yoktu onu getirdiniz mi? … Tamam … Şimdi anlatamam gelince konuşuruz. Ha o maymuncuk setinde de eksikler vardı… Jung Woo’ya söyle getirsin o zaman akşama kadar. … Tamam, kapatıyorum.”

Elleri cebinde çimenlerin üzerinde yürürken:

“Elveda Clark Kent” dedi. “Merhaba Robin, bayağı olmuştu görüşmeyeli.. Özlettin kendini ha, bak…”

Birden tökezledi, ayağının altında bir şey vardı. Eğilip baktığında o şeyin küçük bir defter olduğunu gördü. Siyah kaplı, sıradan bir defterdi. Jun Suh defteri incelemeye başladığında üzerinde “Park Ha Neul” yazdığını gördü.

“Tabii ya” dedi. “Çantası fırladığında içinden düşmüş olmalı defter. Şanslı kız! Bu gece evine bırakırım defterini hazır gitmişken..”

Gülümsedi kendi kendine, Robin olmak onu bambaşka biri yapıyordu sanki, rahatlıyordu, gamsız, umursamaz bir adama dönüşüyordu. Seviyordu bu halini aslında, vicdan denen şey bazen büyük bir yük oluyordu insanın omzunda.. Onsuz hayat çok daha kolaydı.. Sırtındaki çantaya attı defteri, kendi kendine en sevdiği şarkıyı mırıldana mırıldana yürümeye devam etti. Bugünkü yürüyüşü hiç bitmeyecekti sanki..

***

Kendini gerçek bir ajan gibi hissediyordu bugün Byeol. Aklı “Yürü git işine bırak şunları!” dediği halde kendini ya o kafede ya da bu cadde kızının peşinde onu izlerken buluyordu. Kız kendinden geçmiş bir halde yürüyordu, ne taksiye binmişti ne de otobüse, sadece yürüyordu. Neler öğrenmişti şu iki günde Byeol.. Kardeşiyle aynı bölümde edebiyat okuyorlardı, aynı okulda aynı hocalardan ders alacaklardı ve aralarında muhtemelen yalnızca birkaç yaş vardı. Annesine “Daha biz çocuğuz, ne çocuğu?” diyerek her şeyi kestirip atan o adam birkaç yıl sonra başka bir kadınla evlenmiş hem de bir çocuk yapmıştı. Tüm bunlar nasıl olabilirdi anlayamıyordu. Annesini hiç sevmemişti demek ki.. Sevmiş olsaydı ne kaç yaşında olduklarını umursar ne de hiç düşünmeden çocuklarından kurtulmak isterdi.. “Onu istedi, beni istemedi işte” dedi içinden derin bir iç çekerek.. Her şey bir düğüm olmuştu adeta, tüm bunları düşüne düşüne çıldırabilirdi..

Ya bugün gördükleri neydi böyle? Tam karşısında dizilerden fırlama bir melodram yaşanmıştı, kardeşi önce intihar etmeye kalkmış sonra sevgilisi onu kurtarmıştı ve kucak kucağa romantik bir biçimde sarılarak tamamlamışlardı bu sahneyi. Ya da o öyle sanıyordu ama kafasında kurduğu bu şema ona o kadar mantıklı gelmişti ki başka türlüsünü düşünmek istemiyordu.

Ha Neul yürüdü, O yürüdü..

Ha Neul durdu, O durdu..

Kendinden nefret ediyordu o an..

Kız sonunda iki katlı bahçeli bir evin önünde durdu. Kapıyı açtığında kızını karşısında o halde gören Tae Woo ne yapacağını bilemedi, öylece kalakaldı birkaç saniye.

“Bu ne hal?” diye bağırdı sonra. Sesi öyle yüksek çıkmıştı ki Byeol olduğu yerden duymuştu neredeyse.

“Sonra konuşuruz baba” dedi Ha Neul sessizce. “Uyumak istiyorum..”

“Okula gitmedin mi bugün?”diye sordu Tae Woo daha sonra. “MinHyung aradı biraz önce, seni sordu.”

“Yok” dedi Ha Neul. “Gittim ama kızlarla tartıştım biraz, derse girmedim.. Çok yorgunum baba bırak da gidip yatayım..”

“Kim üzdü benim kızımı ha?” diye bağırdı Tae Woo kızına sarılırken. “Söyle bana ne dediler de böyle harap ettin kendini? İnsanları bu kadar umursama demiyor muyum ben sana aah aptal kızım benim..”

Tae Woo kızına sımsıkı sarıldı, sonra başını alıp göğsüne yasladı. Babasının tüm bu sözleri, yaptıkları daha da kötü yapıyordu Ha Neul’ı. Gözyaşları akmaya başladı yine.

“Ooof” diye bağırdı Tae Woo. “Ağlamak falan yok! Gel bakalım anlat şu işin aslını bana önce, sonra sana yemek yapayım ister misin?

Ha Neul babasının göğsünde bir şeyler anlatmaya çalışırken adamın kapıyı açmasıyla ayrılmadan içeri girdiler. Karşı kaldırımda gözünü kırpmadan onları izleyen Byeol olduğu yere çömeldi. Kalbinde öyle bir sızı vardı ki hiçbir sözcükle ifade edemezdi bunu herhalde. Üşüyordu sadece.. Annesine sarılmak istiyordu.. Çok üşüyordu hem de..

***

Eve girer girmez odasına girip yatağına uzanan Min Hyung aklını dağıtmaya çalışsa da olmuyordu, “Ha Neul ne yaptı acaba?” sorusu beynini kemiriyordu sürekli. Aramaya da cesaret edemiyordu ama..

“Şu meseleyi unutabilse keşke” dedi içinden. Yoksa onun için de benim içinde her şey çok zor olacak bundan sonra..”

Gece uzundu ve uyuyamayacaktı bu gidişle.. Ne ders çalışacak ne de makale okuyacak hali vardı. Hiçbir suçu olmamasına rağmen sebepsiz yere vicdan azabı çekiyordu.

“Çok mu sert konuştum acaba?” diye sordu kendine. “Yoksa daha kötü olacaktı ama biliyorum.. Böyle olacağı belliydi, hep kaçtım ben, hep erteledim.. Bugün de erteleseydim bu iş iyice sarpa saracaktı biliyorum..”

Geçmiş günler geldi aklına birden, annesiyle Haneul Kafe’ye gidip pasta yedikleri günler daha dün gibiydi sanki.. Ailesinin boşanmasının ardından Tae Woo’nun kendisine yakınlık göstermesi ona nasıl da iyi gelmişti, adeta babasının boşluğunu doldurmuştu bu adam.. Belki de o yüzden Ha Neul’ı asla sevgilisi olarak hayal edememişti bugüne kadar.. Ya da Ha Neul’ın hayalleri Min Hyung için fazla pembeydi.. Belki de sadece aşkın kendisini bile bir yük, bir sorumluluk olarak görüyordu falan filan.. İnsan bir şey için sebep arayınca böyle saçma sapan bir sürü şey geliyordu aklına, kalkıp bilgisayarını açtı Min Hyung.. Onun tek ilacı çalışmaktı, özellikle de bu gece..

***

Oldboy-Searchers

Oturduğu yerden bir türlü kalkamıyordu Byeol, tüm gücü tükenmişti sanki.. Hayatında annesiyle konuşmak için hiç bu kadar büyük bir arzu duymamıştı. Elini cebine attı ve telefonunu çıkardı, onu aramalıydı.. Annesinin telefonu uzun uzun çaldı, Byeol tam dudağını bükmüş umutsuzca telefonu kapatacakken heyecanlı bir ses kulağında çınladı:

“Sonunda! Ah be kızım dünden beri kaç kez aradım seni, insan bir kere aramaz mı, o telefonuna bakmaz mı?”

Annesinin çığlıklarıyla biraz olsun kendine gelen Byeol:

“Sakin ol anne” dedi. “Vaktim olmadı, kayıt işiyle uğraşıyorum iki gündür biliyorsun..”

“Sanki beş dakikan olmadı.. Neyse kaydolabildin değil mi?”

“Oldum anne, boşver beni sen nasılsın?”

“Kalacak yer işini ne yaptın peki? Yurtlarda yer var mıymış, kayıt zamanı geçti demiştin?”

Byeol gülümsedi kendi kendine.. Annesi dertleşmek için iyi bir seçim değildi belki de..

“Yurtlar dolu anne” dedi yavaşça. “Pansiyonda kalıyorum, ev arayacağım yarın..”

“Aman kızım” dedi kadın endişeli bir sesle. “Ev arkadaşı falan bulayım deme hemen, çabucak güvenme kimseye, yalnızsın oralarda unutma..”

“Evet anne yalnızım” dedi kız derin bir iç çekerek. İki taraf da sessizleşti sonra.

“Şeyy” dedi kadın çekinerek. “Babanı görebildin mi?”

Byeol’ün içi yine sızladı, ne diyecekti şimdi? “Gördüm anne ama işyerinden kovdu beni!” mi?

“Hayır” dedi. “Daha görmedim..”

Yine araya giren kısa bir sessizlikten sonra kadın çekinceli bir ses tonuyla:

“Kızım” dedi. “Öfkelisin biliyorum ama sakin ol biraz tamam mı? Her şey çok eskide kaldı, hem o zaman ikimiz de çocuktuk daha, o da ben de hiçbir şeyin farkında değildik.. Onu da suçlama..”

Byeol titremeye başladı, konuşamıyordu, annesine söyleyeceği onlarca şey varken tek kelime edemiyordu. Yutkundu ve tüm gücüyle dudaklarını ısırmaya başladı yoksa öyle bir çığlık atacaktı ki annesi de karşısındaki evde aile saadeti yaşayan o baba kız da kafalarını gömdükleri topraktan çıkarıp gerçekleri görmek zorunda kalacaklardı.

“Anne” dedi titreyerek. “Neden bu kadar safsın ha neden? Neden ben de senin gibi değilim? Neden o lanet adamın genlerini almışım ha neden? Nasıl böyle gözlerin kapalı kalabildi yıllarca anne nasıl?”

“Alo alo” diye bağırmaya başladı karşısındaki ses panik içinde. “Neler oluyor kızım, anlamıyorum, bir şey mi oldu?”

“Kapatıyorum anne” dedi Byeol sadece. Telefonu cebine koyup başını ellerinin arasına aldı yine. Kafasını bir mengene gibi sıkmak istiyordu sadece.

“Demek çocuktunuz ha.. Peki neden senden birkaç yıl sonra birini bulup hemen çocuk peydahladı? Hiçbir şeyin farkında değildiniz ha? Sen değildin anne, o gayet farkındaydı her şeyin, kullandı seni işte, kullandı..”

Sinirle başını kaldırdığında, ellerine kan bulaştığını gördü. Dişleriyle ezdiği dudakları kanıyordu. Koluyla sildi dudağını, sonra çantasından müzik çalarını çıkarıp son ses müzik dinlemeye başladı. Karşıdaki evin mutfağında baba kız yemek yapıyorlar, dışarıda ise kaldırımda oturan kız bomboş sokakta tek başına son ses müzik dinleyerek acısını dindirmeye çalışıyordu. Mutfağın açık camından onları görmemek için kafasını yine ellerinin arasına aldı, bir an önce defolup gitmek istiyordu bu lanet yerden ama gerçekten tüm gücü tükenmişti, kolunu bile kaldıramıyordu o anda..

“Keşke hayallerimdeki gibi kalsaydın..” dedi kendisinin bile duyamayacağı kadar kısık bir sesle. “Hayallerimde bile daha masumdun çünkü..”

***

Oldboy-Dressed to Kill

“Bana şans dileyin” dedi Jun Suh depodan çıkarken. Son kez sırtındaki çantayı açıp kontrol etti, her şey tamdı.

“Biz bu gece buradayız” dedi Jung Woo. “İşini bitirir bitirmez hemen buraya geliyorsun tamam mı?”

“Tamam” dedi Jun Suh. “Merak etme John, sandığımdan da kolay olacak bu iş, panik yapmamıza gerek yok..”

“Bol şans!” diye bağırdı Jae Suk arkasından. Ve gecenin karanlığında yola çıktı Jun Suh, hiç korkmuyordu, o yanlış bir şey yapmıyordu çünkü.. Saatine baktı, gece yarısını geçmişti çoktan.. Vakit gelmişti, bir an önce bu işi bitirmeliydi.. Adımlarını daha da hızlandırdı, 15 dakika sonra Tae Woo’nun evinin önündeydi. Sessizce bahçe kapısından içeri girdi, tüm ışıklar kapalıydı, zamanlaması iyiydi bu gece. Çantasından eldivenlerini çıkarıp taktı, maskesini başına geçirdi ve gerekli aletleri eline aldı. Derin bir nefes alıp burma anahtarını kapının kilidinin içerisine soktu ve çevirmeye başladı.. Tam işine konsantre olmaya başlamışken arkasından gelen sesle elleri öylece kalakaldı:

“Hey sen! Ne yapıyorsun orada?”

“Lanet olsun!!!” dedi Jun Suh içinden, Robin yakalanmıştı.. Her şeyi bitmişti artık.. Yavaşça arkasını döndü ve tanıdık bir çift gözle karşılaştı.. Byeol elinde büyük bir odun parçasıyla karşısında durmuş sorusuna cevap bekliyordu:

“Çıkar o kafandakini!” diye bağırdı sonra. Jun Suh önce bir yutkundu, sonra yalvarır bir ses tonuyla konuşmaya başladı, sesi neredeyse çıkmıyordu:

“Bir dakika, lütfen bağırma yalvarırım, dediklerini yapacağım..”

“Önce şu başındakini çıkar” dedi Byeol. Sesi biraz öncekinden daha kısık çıkıyordu en azından. Sağ eliyle yüzündeki bereyi çıkardı Jun Suh ve karşısındaki şaşkın yüzü görünce utançla yüzünü yere indirdi. Byeol ise gözlerine inanamıyordu, bu çocuk…

***

-2. Bölüm Sonu-

Reklamlar
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

34 Responses to 2. Bölüm: Merhaba Robin, bayağı olmuştu görüşmeyeli..

  1. svglgnlk dedi ki:

    ayy yok 3. bölüme kadar ölürüm ben yeminlen meraktan yaa.. gerçekten harika olmuş ellerine sağlık vallahi pek bi heyecanlı pek bi entrikalı pek bi afilli bir bölümdü.. bir çırpıda şipşakladım 😀 yine dizi kıvamındaydı.. çok çok güzeldi..araya reklam girmeyen dizilerden 😀 önceki bölümede güzel göndermeler vardı.çok güzel bağlanmış..muhteşem DNA esprisi örneğin.. gerçekten çok güzeldi. müzikleri falan çok yerindeydi. gripinin bu şarkısını dinlememiştim çok beğendim.. sayende hemen indirigandi yaptım..çok güzeldi yani kısaca.. olay sıradan bir aşk dramasından çok daha farklı bir yere gideceğe benziyor robin hood falan girdi işin içine.. hadi hayırlısı.. yeni bölüm tez zamanda gelir inşallah.. çok çok güzeldi.. (kaç kere söyledim bunu be 🙂 )
    şu son yıldızdan sonra 2. bölüm sonu yazıyo ya o yazıyı okuyunca yaşadığım hayal kırıklığını anlatamam 😀 nasıl biterrrrrr hayırrrrrr diye bağırmışım oda arkadaşım bana saf saf bakıyo hala 😀
    çok güzeldi (ben sayamadım kaç kere söylediğimi sen sayarsın artık 🙂 )
    deli kız-arya

    • masalevi dedi ki:

      ayy çok teşekkürler aryacım bu yorumunla nasıl mutlu oldum anlatamam, şimdi valla bu gazla hemen yeni bölümü oturup yazmak geldi içimden 🙂

      evet sen de fark etmişsin, iki kız iki erkekli sıradan bir aşk hikayesi değil benimki, aşktan öte bir sürü şey karışıyor olayların içine.. Robin Hood da zorunlu girmek zorunda kaldı hikayemize bakalım bu tatlı hırsız neler yapacak gelecek bölümde 🙂

      gripin’i çok severim ben, onun şarkılarını bol bol kullanmaya çalışacağım ama oyuncularım sebebiyle genelde ft island ve cn blue şarkılarını kullanıyorum. yine de sevdiğim diğer şarkılar da aklıma gelince böyle sahnelerde kullanmak hoşuma gidiyor..

      şahane yorumun için tekrar teşekkürler canım.. hemen yazıp göndermeye çalışacağım, kendine çok iyi bak^^

  2. winpohu 'ca dedi ki:

    çok güzel bölümdü cidden. bir çırpıda okudum .senin bu bölümler yetmiyor bize haberin olsun 🙂
    old boy müzikleri çok hoş detaylardı. dram eksik olmuyor . zavallı çocuk işte atıldı ben üzüldüm ya . hem köprü sahnesi de acıklıydı çocukcağızın hayatı dram .

    byeul kızımızın da kardeşi intihar ederken öylece izlemesi çok ilginç geldi bana .el olsa insan koşar ki bak esas oğlan koştu 🙂

    merakla yeni bölümü bekliyorum .baya etkiledi bu hikaye beni . bakalım robin ,süperman olabilecek mi 🙂

    • masalevi dedi ki:

      teşekkürler winpohucum, uzun yazmaya çalışırım artık, şu an yazmak çok hoşuma gidiyor zaten:)

      oldboy sevgim hiç bitmiyor benim ya, nerede böyle dramatik bir sahne görsem, bir şeyler hayal etsem aklıma oldboy’un o şahane müzikleri geliyor, çok seviyorum.. Jun Suh’nun kovulması belki de daha iyi olacak onun için,ama o halde bir de ha neul’ı kurtarmaya çalışması komik oldu gerçekten.. trajikomik hatta:)

      byeol farklı bir kız. duygusal bir kız değil, inatçı ve güçlü bir karakter.. ama tüm bunların temelinde de sevgiye olan ihtiyacı yatıyor, belki de fazla hassas aslında.

      güzel yorumun için teşekkürler canım.. yeni bölümde görüşmek üzere 🙂

  3. hikaruivy dedi ki:

    Ah naaptın masalcım sen? Sermin’den bile beter bir dramcı çıktın. Üzülmekten bir hal oldum inan… Jun Suh’a, Byeol’a, Ha Neul’ ayrı ayrı içim parçalandı. Jun Suh kahveyi dökerken “eyvah!” dedim! Sonrasında başına gelenleri “andueeeee!” nidası atarak okudum 😦 Ha Neul’ü kurtardıktan sonra “Sence ölmeli miyim borçlarımı ödemeden ve yeni borçlar edinmeden? Ya da son bir soru: Senin derdin benimkinden ne kadar büyük?” dediği zaman “gel yavrum ben vereyim sana para” diyesim geldi 😛 ah ahhh….

    Ya Byeol’ün dramı? Onun Ha Neul’ü büyük bir soğukkanlılıkla izlemesi insanın kanını donduruyordu! Ama babasına olan nefretini anlayabiliyorum, onun annesini kullanıp atmış olmasını kabullenemiyor. (Ne güzel yansıtıyorsun bu duyguları, eline sağlık!)

    Ve ve ve Ha Neul-Jun Suh-Byeol üçgeni: Ha Neul ve Jun Suh’un köprü sahnesi şahaneydi! ^^ İkisinin kucak kucağa yattığı yerde bi kahkaha attım 😀 😀 Bil bakalım ben bu kurtarma sahnesiyle kimleri hatırladım? 😉 Bizimkinde kurtarılan ve kurtarıcı birbirlerine çok sonradan âşık oldular, acaba burda da öyle mi olacak? 😉 Öte yandan Byeol bu denklemi nassıl değiştirecek bakalım? Şimdi Jun Suh yakalandığını zannediyor ama Byeol’de bu kin varken ikisi evi birlikte soyarlar gibi bi his var içimde, haha 😀 😀

    Ve son olarak, Min Hyung’a dair: “Çocuğa bak ya, neler cevherler var bu okulda böyle!” Ah Byeol’cum, sana katılmamak mümkün mü? 😉

    • masalevi dedi ki:

      aah hikarucum jun suh gelse tüm dertlerine çözüm oluruz biz ama nerdee 🙂

      haklısın, ben dram seviyorum ama hikayenin ilk kısımları devamındaki gelişmeler nedeniyle dramatik olmak zorunda, aslında esas gelişmeler bu noktadan sonra başlayacak. trajikomik olaylar yaşanacak hikayemizde yani 🙂

      Byeol değişik bir karakter, duygusal bir kız değil.. annesine yapılanlar yüzünden babasına da kardeşine de üzülmeyi aklından bile geçirmiyor, kız ölüme gitse bile.. o kısımları yazarken yaa olur mu falan diye düşünsem de oldurdum bakalım hayırlısı 🙂

      biliyor musun senin hikayeni okuduğumda ben de aynen “aa bu sahne ne kadar da tanıdık geliyor” demiştim 🙂 ama burada kurtarılan ve kurtarıcı acayip olayların içinde kalacak, neler olacak neler 🙂

      Byeol ile ikisi evi birlikte soyabilirler ha 🙂 ahaha ilahi hikaru hiç aklıma gelmemişti böylesi bak tuhaf tuhaf şeyler getirdin aklıma, değiştireceğim tüm olay örgüsünü o olacak 🙂

      min hyung gerçek bir cevher, esas çocuğumuz olmasa sa byeol böyle bir güzelliği takdir etmeden geçemezdi, hakkını yiyemem yong hwa’mızın 🙂

      şahane yorumun için teşekkürler canım, yeni bölümde görüşmek üzere^^

  4. sheyla dedi ki:

    maalesef ben direkt okumaya daldığım için başlığa bakmamışım önce 2. bölümü okudum; o yüzden kim kimin kardeşi yaa?fln dedim ama sonra 1. Bölümüde okuyunca herşey cuk diye yerine oturdu:DD Ama bende 3. Bölümü merakla bekliyorum:)hikayen gerçekten süper olmuş tam dizi kıvamında:)çabuk yaz olur mu şu 3.bölümü=))

    • masalevi dedi ki:

      olur öyle canım, ben de bir arkadaşımın hikayesinde anasayfadan direk 2. bölümden başlamıştım, sonra ilk bölümü okuyup kopmuştum kendi kendime 🙂 beğenmene çok sevindim, yeni bölümü yazmaya başladım, çabucak göndermeye çalışacağım.. güzel yorumun için teşekkürler^^

  5. hayalmiyim :) dedi ki:

    çok güzel bir bölümdü, hem heyecanlı hem dram yüklü^^
    Jun Suh’un ağladığı sahnelere çok üzüldüm yaa, o ufaklığı ağlarken hayal etmek insanın içini sızlatıyor gerçekten 😦 ben o adamı City Hunter’da parçalamadıysam burda kesin parçalarım.. (asabi okuyucu modeli 🙂 ) kapının önüne koyuverdi çocuğu pis herif, ayyyhhhşşşşşşş sinirim tepemden duman olarak yükseliyor adamı düşününce 😦

    köprü sahnesini çok güzel anlatmışsın, hele o soru içimi sızlattı “senin derdin benimkinden ne kadar büyük?” canım benim yaa kıyamam ben ona^^ ah bir de ilk kısam güldüm onu da söyliyim, köprüden atlayacak kızın yanına yaklaşıp “İyi misin diye şeyettim ben, yani pek iyi görmüyorsun da..” demesi pek şirindi 🙂

    Byeol neler yapacak çok merak ediyorum. sanki büyük bir intikam kokusu alıyorum o kızdan hadi hayırlısı 🙂 böyle soğukkanlılıkla Ha Neul’ü takip etmesi falan, çekindim ondan valla 🙂 bütün karakterlerinden dram yükseliyor çingu, bu hikaye bizi çok mu üzecek yoksa 😦 sonunu da çok heyecanlı bitirdin, 3ü nasıl beklicez biz şimdi…

    ellerine sağlık^^

    • masalevi dedi ki:

      ilk bölümler karakterlerin geçmişlerini anlatabilmek adına dramatik oluyor evet ama komedi de olacak hikayemizde bekleyin diyorum 🙂

      hong gi’yi böyle sorumluluk sahibi ciddi adam rolüne koymak ne kadar doğru oldu ben de bilmiyorum ama bence güzel olabilir, hep tatlı çocuk imajındaydı bugüne kadar, senin tatlı woo young da dahil 🙂 bir kez de acı çeken çıtır olsun dedim bakalım hayırlısı 🙂 işten atılması onun için son değil de başlangıç olacak belki de diyorum şimdilik 🙂

      köprü sahnesi acıklıydı evet ama tatlı jun suh yine sevimliliğini kattı işin içine, yirim onu yav 🙂

      doğru tespitler aldım senden çingu, Byeol gerçekten annesinin yaşadıklarını sineye çekecek bir kız değil, intikam almak isteyecek ama nasıl? ha neul’ın intihar edişini bile soğukkanlılıkla izlemesi falan onu biraz tanımamızı sağladı değil mi? her şeyi bekleyebiliriz onan diyorum şimdilik 🙂

      güzel yorumun için teşekkürler, yeni bölümde görüşmek üzere^^

  6. makinosev dedi ki:

    Harika yaa 🙂 twitterda yayınladığında okudum hemen ama kaç gündür evde değilim doğru düzgün, yorum yapamadım diye içim içimi yiyordu 🙂 harika bir hikaye masal o_O Byeol’ın kız kardeşini izlediği tüm sahnelere bayıldım, özellikle de okulda ilk karşılaştıkları ve karşılıklı kaldırımlarda yürümeleri çok güzeldi, byeol’ın bütün ruh halini hissediyor insan 🙂
    ben hala o amcaya çok gıcığım ama sanki sonradan çok başka bir hikaye çıkacak altından? (makinodan tipik senaryo tahminleri başladı yine 😀 )
    müziklerde çok güzel 😀
    sonunda robin’i jön olarak bağrıma bastım bu arada, hepimize hayırlı olsun 🙂 tabi dünya ahiret eniştemdir o da ayrı 😉

    • masalevi dedi ki:

      teşekkürler canım, Byeol’ün ruh halini epey detaylıca tasvir ettim hatta bölüm onun üzerine odaklandı ama fena da olmadı, ne de olsa esas kızımız tanıyalım biraz değil mi?

      tae woo amcamıza ben de gıcığım sorma, onun da nasıl biri olduğunu detaylıca öğreneceğiz gelecek bölümlerde diyorum sadece 🙂

      robin candır ama noonası sev tabiki onu 🙂 bu arada küçük siren’in yeni bölümleri beklenmekte yazar hanım bilginize 🙂

      • makinosev dedi ki:

        Byeol ile Robin’i bir birine çok benzetiyorum ben, ikiside hayat karşısında mecburen kötü olmak zorunda kalıyorlar 😦 inşallah hikayenin sonunda yüzleri güler 🙂
        çok tembellik ettim biliyorum, aslında kaç bölüm olacağı içinde kimler ve neler olacağına kadar herşeyin taslağını bile hazırladım ama oturup yazamadım bir türlü 😀 ama keyifli bir 3.bölümle geri döneceğim en yakın zamanda 🙂 😉

  7. masalevi dedi ki:

    kesinlikle doğru tespit.. ikisi de kötü olmak zorunda kalıyorlar yaşadıkları karşısında.. ama bir farkla jun suh çok duygusal bi çocuk ama byeol tam tersine soğukkanlı ve hissettiklerini belli etmeyen bir tip.. ama kesinlikle birbirlerine çok benziyorlar..

    sen her şeyi hazırlamışsın bravo, ben daha kafamda bitiremedim bile hikayemi.. valla yeni bölümünü dört gözle bekliyorum söyleyeyim 🙂

    • makinosev dedi ki:

      hikaru bilir… başı sonu belli olsun diye önce ilk ve son bölümü yazdım, aradaki bölümler de bana yavaş yavaş geliyor 🙂 oyuzden hızlı yazamıyorum 🙂 senin bu hızını kıskanmıyor değilim yani 😀

  8. Lee dedi ki:

    Anam böyle yerde biter mi diyecektim ama iyi ki beklemişim çingu. Şimdi 3. bölüm de geldiğine göre olacakları hemen okuyabilirim.

    Oldukça akıcıydı. Bizim kız bence de keşke görmeseydi babasıyla Ha Neul’u. Baksana neler neler geldi başına, dudakları bile kanadı zavallının. Onun sahnelerini okurken içim burkuldu, bu kız mutlu olsun tamam mı? 😀

    Onun dışında Robin favori karakterim. Oldum olası böyle tipleri severim, kesin Byeol da abayı ona yakacak, hazır reddedildi aha :p

    Ben şimdi yeni bölüme geçiyorum hemen, ellerine sağlık dostum. Bizden bu kadar zamandır sakladığın için de kızayım bir “Kız” aha kızdım haha :p

    • masalevi dedi ki:

      sağolasın çingum, elimden geldiğince akıcı yazmaya çalışıyorum ki sıkılmayın okurken.

      byeol’ün intikam duygularının depreşmesi için onları görmesi lazımdı, hikayemizin konusu da böylece ortaya çıkacak işte 🙂

      robin fıstık ya, emekçi çocuk parasını alabilmek için her şeyi yapacak maalesef..

      hikayemi ortaya çıkarma sebebim sensin, bu mimi ortaya çıkarmasaydın o da bilgisayarımda kalırdı öylece..

      güzel yorumun için teşekkürler^^

  9. Kore.Hayranı dedi ki:

    Meraklı bir son, ooo..o… şimdi ne olacak? O_o
    Şunu söylemem gerekir ki; Jun Suh hiç doğru bir şey yapmıyorsun, kaybol oradan çabuk!
    Ben şu ikinci karakter, yani Tae Woon’un ikinci kızına fena halde gıcık oldum, yahu insan seni kurtaran çocuğa bi teşekkür etmez mi, veya biraz derdine ortak olmaz? Tam bir şımarık hem de kendisinden başka kimseyi düşünmeyen bir şımarık, tamam anladık acısı büyük ama orada çocuk, baban beni işten kovdu, parasızım, gidecek yerim yok, açım, susuzum, kardeşim okuyamıyor (ki madem fakirsiniz ne diye kolejde okur bu kız orası da bi garip), intihar edecek olan sen değil benim diyor, kızın tınladığı yok, insan yardım eli uzatır, hayır o olmasa uçmuştu aşağı, bir minnet duymaz mı insan, pes. Çocuk da taş değil tabi, baba işten kovmuş kız bi teşekkürü çok görüyor gidiyor hırsızlığa!
    Ayrıca Tae Woon’a öyle gıcık oldum ki anlatamam! Bunlar dizinin iki kötü karakteri sanırsam, hiç haz etmedim! Aynen katılıyorum, bir mendil gibi kullanıp atmış gencecik kızı pislik! Annesinde de suç var, gerçekten çok safmış, o yaşta (Daha 18 bile değillermiş yahu!) ne diye seni aşan şeyler yaparsın, yetmez bir de hamile kalırsın!
    Çok mu sinirlendim ne? Dramlarda özellikle de böyle pis işlerin (hamile bırak kaç tarzında) olduğu dramlarda çok öfkeleniyorum!
    Bu duyguları gerçekten yaşatıyorsunuz, ben hiç böyle sinirli yorum atmam diyordum, bu da oldu, demek ki karakterlere cidden inanmışım, başarılar. 3.bölüme geçiyorum, meraktan çatlayacağım. 😀
    Bir dipnot: Min Hyung ve Byeol hariç herkese sinirliyim, hadi onlar yırttı. 😀

    • masalevi dedi ki:

      ne güzel bir yorum bu böyle, karakterleri çok güzel analiz etmişsin, tebrikler 🙂 ama karakterlerin geçmişlerini henüz tam olarak bilmediğimiz için onları tam olarak anlayamıyoruz.. mesela ha neul, o kadar aşık ve o kadar mutsuz ki intihar günü ne yaptığının hiç farkında değildi. jun suh’yu falan görmedi gözü, teşekkür bile etmeyi düşünemedi.. ileri bölümlerde onun duygularını da görebileceğiz bir nebze. ama şımarık büyümüş bir kız haklısın, babasının bir tanesi olmuş hep. nazlı ve şımarık olması da bu yüzden..

      tae woo’nun geçmişini, byeol’ün annesiyle neler yaşadığını da göreceğiz ileri bölümlerde ama yapmaması gereken şeyler yaptığı bir gerçek.. gençliğinde şu an dışarıdan göründüğü kadar masum muymuş göreceğiz bakalım 🙂

      gerçekten çok sinirlendirmiş seni tae woo, insan byeol’ün yaşadıklarını okuyunca sinirlenmeden edemiyor ama haklısın, byeol gibi soğukkanlı ve güçlü bir kız bile kaldıramamış yaşadıklarını, ağır gelmiş ona da:) 🙂

      yeni bölümün yorumunu merakla bekliyorum canım, görüşürüz^^

  10. B (@OhYoonJoo) dedi ki:

    Hmm. İlk bölüme göre daha lezzetli olan bu bölümde işler daha çabuk ilerledi. Byeol ile bende nefret ettim küçük kardeşten. Gözümde canlandıramadığım ve aklımı zorlayan nokta kızın intihar denemesinde yaşananlar oldu. Önce yol kenarında Byeol’un güzelce ağacın arkasına sakladım korkuluklar da düz bir yerde duruyordu tasarıma göre ama sen onları yuvarladın bi yakınlaştırdın falan (:
    Neyse Robin karakterin geçiş kısmı güzeldi. Gözümde Hong gi’yi kötü çocuk yapıverdim bi anda 😀 Sevimli ama nappın namca oldu bir anda kerata (: Havasına hava kattı.

    Aklıma gelen bir soruyu bu bölümde cevaplanmış buldum. Birbirine yakın değil mi bu kicibelerin yaşları diye düşündüm ilk bölümde ve burda hain babanın arkasından da olsa bu konuyu çekiştirdi sağ olsun byeol kızımız. En olmadık yerde bitti bölüm:D Ben daha ikiyi okusam mı okumasam mı diyeli kaç dakika olmuştu şimdi 3. bölümü okumamak olur mu?

    • masalevi dedi ki:

      haklısın canım birinci bölümde çok az şey oldu her şey bu bölümlerde ortaya çıkmaya başlıyor. şimdi, köprüde korkuluklar var, kızımız korkulukların ilerisine geçti yani adım atsa düşecek ama jun suh onu yine korkulukların gerisine çekti kucağında o anda yuvarlandılar işte 🙂 tasvir kısmında çuvalladım sanırım 🙂

      yaş olarak ha neul birkaç yaş küçük byeol’den, biri 1. sınıf diğeri son sınıf.. kızımız bu konuyu aydınlattı iyi oldu:)

      yeni bölüm yorumunu bekliyorum canım^^

  11. acaip durum dedi ki:

    yaa!! nasıl bir yerde bitti bu bölüm yaa!!! şimdi diğerini de okumam gerekicek :S çok işim var halbuki..

    hala gayet dramatik ilerleyen hikaye beni acaip sardı.. ama bi yandan da çok heyecanlandım okurken, jun suh robin kılığına bürününce özellikle 😀 ayy çok tatlı bi karakter olmuş o yaaa 😀

    bu arada byeol’le küçük bir iş birliği yapmaları işleri bayağı renklendirebilir 🙂 hemen kızı da kötü yola sevkettim ama jun suhcuğuma da biri yardım etsin artık yanii!!! 😀 – tamam, hong ki’ye hiçbir şekilde kıyamıyorum :D-

    haa birde min hyung’la byeol birbirlerine yakışır bence , not düşeyim hemen 😀

    ve evet karar verdim 3. bölüme geçiyorum 🙂

    • masalevi dedi ki:

      robin tatlı dimi ama 🙂 jun suh gibi merhametli işinde gücünde çocuğu da yoldan çıkardılar maalesef, ona yakışıyor bu haller ama, ben de seviyorum 🙂

      güzel tahminler geliyor, ortak düşmanımız tae woo’ya karşı bakalım birlik olacak mı jun suh – byeol ikilisi? ikisinin de derdi belli bence birbirlerine güzel yardımları dokunacak 🙂

      aah min’ciğimiz kime yakışmaz deyip fan girl havasına giriyorum hemen 🙂 gelecek bölümlerde onu da sık sık göreceğiz, hikayemize en ortasından dalıverecek..

      yeni bölümde görüşmek üzere^^

  12. Ama bu bölüm çok heyecanlı, çok açıklayıcı ve çok daha harika olmuş 😀 Sonradan başlamanın faydasını görüyoruz. Neden? Heyecan içinde kalmıyoruz ve ertesi bölüme geçiveriyoruz 😀
    Herkes o gariban Ha Neul’a neden sinir oldu ya… Tamam babası etmiş bi hata ama kızcağızın suçu ne?! 🙂
    Duyguları çok güzel yansıtmışsın @masalevi. Ellerine sağlık…Diyor ve diğer bölüme tıklıyorum 😀

    • masalevi dedi ki:

      çok teşekkür ederim Selincim 🙂

      ha neul’ın düşmanı çok haklısın, anne babaların suçu her zaman olduğu gibi çocuklara yüklenecek.. ama o da sessiz kalacak mı yapılanlar karşısında göreceğiz 🙂

      yeni bölüm yorumlarını merakla bekliyorum^^

      • Yok yahu baba hariç (belki annenin de suçu vardır bilemiyorum ) suçlu göremiyorum şu an ben 😀 Çocuklar masum ama birbirlerini kışkırtacaklar gibi 😀 Dip not: 3. bölüm okunuyor. Yorum yakın zamanda gelir ^^

  13. olaylar olaylar..çok heyecanlı bitti bu bölüm..yatmadan evvel 3.de okuyacağım ^_^

  14. nomuyeppuda dedi ki:

    Ay nasıl bitti böyle.Nasıl açıklıcak durumu.Hırsızlık haklı bi durum olmasada hakkını alıcaktı çocuk :S

    Byeol ve Haneul’ün yanyana yürüdüğü kardeşini takip ettiği yer çok güzeldi.Türk usulu bi yorum getirerek “kan çekiyor canım” diyorum.

    Byeol’un evin kapısında kaldığı vaziyet bana Misa’nın ajuşşisinin durumunu hatırlattı.Oda anasıyla oğlunun durumuna böyle uzaktan bakmak zorunda kalıyordu.Ya bu bölüm bildiğin dram oldu ama.Bu gidişattan diğer bölümlerden korkmaya mı başlamalıyım.Ben gideyim daha okunucak bir sürü bölüm var.^^

    • masalevi dedi ki:

      evet heyecanlı bitti bu bölüm dimi 🙂 evet robinimiz bir hırsız değil ama bakalım byeol bunu anlayabilecek mi:)

      bahsettiğin kısmı ben de çok severek yazmıştım, çok hissederek yani.. ama byeol için pek kanı çekiyor falan diyemeyebiliriz benden söylemesi 🙂

      misa en sevdiğim dizilerden, hikayemi yazarken kesinlikle esinlendiğim yerler olmuştur. anladığın kadarıyla kalp hırsızı saf komedi değil, ama komik olaylar çıkacak bizim gençlerin dramından merak etme^^

  15. kimbapsushi dedi ki:

    Jun Suh’a iyiden iyiye ısındım, pek şirin kerata. Bari adamı haşlamadan paramı alsaydım deyince yarıldım. Robin muhabbetinin altından bunun çıkacağını tahmin etmiştim, zavallıma başka çare mi bıraktılar.
    Tahminimce Haneul Tae Woo’nun gerçek kızı değil, onun altından başka bir hikaye çıkacak. Ama yine de o adam bana kendini affettiremez, Jun Suh’ı mağdur etmesinden belli cık cık
    Byeol kafayı yiyecek garibim onun röntgenciliği zavallı Jun Suh’a patladı.
    Of sonu çok fena bitti, ben bekletmeden 3e geçeceğim sanırım.
    Eline sağlık 🙂

    • masalevi dedi ki:

      ahh jun suh tatlı şey 🙂 tek derdi parasını alabilmek ama işi biraz zor, şimdi bi de byeol’e yakalandı, işin içinden sıyrılabilecek mi göreceğiz 🙂

      hımm güzel tahminler geliyor senden, tae woo haneul byeol ilişkisi biraz karışık gerçekten, gelecek bölümlerde çözülecek ancak..

      ahaha beyol gerçekten sıyıracak kafayı, röntgenciliği yüzünden kuzunun planlarını da alt üst etti 🙂

      eline sağlık canım, görüşürüz^^

  16. almazcik dedi ki:

    Ay soke oldum ya super hakikaten heycanli gidiyor ))))

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s