1. Bölüm: Yaşamak istemiyorum artık..

You are Beautiful-Still

Han Jun Suh

Bu sabah sokaklar her zamankinden daha sessizdi sanki. Ya da Jun Suh işe gitmek için her zamankinden daha isteksizdi belki de. Ayakları adeta geri geri gidiyordu.

“Doğru dürüst bir iş bulamadın oğlum” dedi içinden. “Maaşını da alabildiğin yok iki aydır, müşterilerin kaprisini çek bütün gün.. bu gidişle anca kahve taşırsın zaten!”..

Kendi kendine söylenirken Jung Suh’nun sesi kulaklarında yankılandı:

“Oppa, müdür okul taksitini ne zaman yatıracaksın diye sordu bugün, iki gün içinde parayı götürmezsem kaydımı silecekler..”

bugün ne yapıp edip iki aylık maaşının en azından bir kısmını almak zorundaydı, yoksa yapacaklarından kendisi bile korkuyordu..

“Ah” dedi. “Hong Dae barlarından birinde çalmak vardı şimdi, o gece kulübü kapanmasaydı keşke, parası da iyiydi..”

Gözlerini kapattı, birden kendini Rolling Hall’da şarkı söylerken hayal etti, bar ağzına kadar doluydu, insanlar kendilerinden geçmiş deli gibi tezahürat yapıyorlardı:

” Stars! Stars!”

Sağında Jung Woo, solunda Jae Suk gitar çalıyorlar, Jun Suh ise avaz avaz şarkısını söylüyordu..

http://www.youtube.com/watch?v=oktYph4Q_-c

Ani bir korna sesiyle kendine geldi Jun Suh. Arabadaki adam deli gibi söyleniyordu. ardarda 5 kez özür dileyen Jun Suh başını salladı:

“Bırak bu hayalleri de önce içerideki 3 kuruş paranı almaya bak, yoksa Jung Suh’nun okul taksitleri bu hayallerle ödenmiyor küçük bey!”

Haklıydı, anne babası öldükten sonra evin tüm yükünü omuzlandığı için artık hayal kurma lüksü yoktu onun, kardeşini kolejde okutmaya devam edebilmesi, ev kirasını ödeyebilmesi ve ailesinin karnını doyurabilmesi için ne iş bulsa yapmak zorundaydı.. Çünkü o kaybedenler kulübüne adını altın harflerle yazdırmıştı bir kere..

***

MSAN-Super Star

Lee Byeol

Byeol okulun bahçesine çıktığında rahat bir nefes aldı.

“Bu iş de halloldu” dedi içinden. “Artık Seoul Üniversitesi öğrencisiyim”.

Şimdi sıra asıl mevzuya gelmişti. Oraya gitmeli ve her şeyi çözmeliydi. Bahçeden çıkıp yol kenarında yürümeye başladı.

“Acaba beni görünce ne yapacak, tanımayacak tabii ki, hayatında hiç görmedi ki.. Peki ya ben kızı olduğumu söylediğimde! Bağırıp kafeden kovacak mı beni, yoksa gözyaşlarıyla kucaklayacak mı? Aaah bu sorular yıllardır bitirdi beni.. Bugün bu işi halledeceğim, başka yolu yok!”

Yıllardır bu günü bekliyordu. Henüz bir ortaokul öğrencisiydi hayatının sırrını öğrendiğinde. Annesi onu karşısına almış ağlamaklı gözlerle bir şeyler anlatmaya çalışmıştı:

“Byeol kızım, baban seni çok seviyordu biliyorsun değil mi, sen ve In Soo onun her şeyiydiniz.. Baba olmak, sadece bir çocuğu meydana getiren kimse olmak değildir kızım, asıl babalık…”

Lee Min Ah

“Ne diyorsun anne, anlamıyorum seni..” Anlamıyordu gerçekten, tüm bu sözler çok yabancıydı ona..

“Kızım, senin adını neden Byeol koydum biliyor musun, en karanlık günlerimde yıldızım oldun benim.. En zor günlerimde, babanın senden, benden vazgeçtiği o…”

“Babam bizden mi vazgeçti, nasıl yani?”

Kadın ne yaparsa yapsın sözlerini toparlayamıyordu:

“Kızım, baban senin öz baban değildi, gerçek babanla sen doğmadan önce ayrıldık biz.”

Byeol önce anlamadı:

“Nasıl yani?”

“Sen doğmadan önce babanla ayrıldık biz.. Bunu sadece benden duymuş olman için söylüyorum kızım, yoksa senin baban öldü, ellerini tutarak, son nefesinde seni, kardeşini sayıklayarak hem de.. Bu söylediklerim seni hiç etkilemesin, o adam benim için yaşamıyor, artık senin için de..”

Öyle olmadı, Byeol o adamı ölmüş kabul edemedi, hatta bir an bile aklından çıkaramadı yıllardır.. Bir gün onu görme hayaliyle yaşadı, acaba ona benziyor muydu? Acaba pişman olmuş muydu? Cesaretini ancak yeni toplayabilmişti, ama hala korkuyordu..

Daha sonra annesine sorduğu bitmez tükenmez sorular neticesinde her şeyin anne ve babası lisedeyken başladığını öğrendi. Annesi hamile kaldığını öğrendiğinde babası daha kendilerinin çocuk olduğunu, kimse duymadan bu çocuktan kurtulmaları gerektiğini söylemiş, ama annesi çocuğuna kıyamamıştı. Sonunda babasını, okulunu hatta yaşadığı şehri terketmiş, kendisine bambaşka bir hayat kurmuştu..

Aklı tüm bunlarla dolu yürümekte olan Byeol geldiğini fark etmedi. Önündeki koskoca tabelayı gördüğünde kendine geldi:

“Cafe Haneul”

Tabelada gökyüzü, bulutlar ve güneş ışığı kullanılmıştı. (1)

“Babam güneş ışığını seviyor demek ki.. Oysa ben sadece karanlıkta ortaya çıkan bir yıldızım ne yazık ki..” (2)

İçeri girdi, kalabalık değildi kafe, iki garson vardı etrafta sadece. Sessizce en yakınındaki masaya oturdu Byeol, acaba babası buralarda mıydı, etrafına bakındı, herkes gençti..

Jun Suh masaya oturan müşteriyi fark eder etmez yanına gidip menüyü uzattı:

“Hoş geldiniz, buyurun”.

Byeol etrafa bakına bakına eline aldı menüyü, sonra garsona döndü:

“Kafenin sahibi burada mı acaba?”

“Evet içeride ofisinde kendisi, çağırmamı ister misiniz?”

“Hayır, teşekkür ederim.”

Byeol garsonun gösterdiği odaya baktı, kapısı kapalıydı, belli ki bugün burada uzun süre oturacaktı.. Bir kahve içti, sonra ikincisini, ardından üçüncüsünü, sonra sandviç yedi.. Bekledi bekledi.. Ve sonunda odanın kapısı açılıverdi..

Park Tae Woo

Orta yaşlı, kır saçlı bir adam kasaya doğru ilerleyip oradaki genç çocuklardan biriyle konuşmaya başladı. Byeol kilitlendi adeta, adama baktıkça annesi geldi gözlerinin önüne. Ve adam güldüğünde iki yanağındaki gamzeler içini acıttı, tıpkı annesinin anlattığı gibiydi:

“İki yanağında da gamzeleri vardı, güldüğünde onu bambaşka biri yapar onlar..”

Jun Suh kızın bir sorununun olup olmadığını merak ediyordu, kız sararmıştı birden, bayılacak gibiydi..

“İyi misiniz”

“Evet, şu kasadaki adam, Bay Tae Woo mu?”

” Evet, çağırmamı ister misiniz?”

“Hayır, teşekkürler..”

Önce kendini toplamalıydı, acelesi yoktu.. Sakin olmak zorundaydı. Adam kasada bir şeyle meşgulken söyleyeceklerini kafasında toparladı Byeol. Ve sonunda ayağa kalktı. Kararlı bir şekilde ilk adımını atmışken birden kafenin kapısı açıldı ve içeri koşarak giren kız kasada hesap yapan adamın boynuna sarılıverdi..

Park Ha Neul

“Babacığım! Çok mutluyumm! Min Hyung’un dersinden A almışım.. A düşünsene!”

Adam kızına gülümsedi:

“Min Hyung songsengnim diyecektin sanırım, o senin arkadaşın değil hocan Ha Neul..”

“Babaa, sorun bu mu şimdi, 17. Yüzyıl İngiliz Edebiyatından A aldım diyorum sen ne diyorsun?”

“Alacaksın tabi, benim kızımdan da bu beklenir zaten, başarı ve hırs genlerinde var senin.”

“Bu akşam bir yemek ısmarlarsın bana artık, hem Min Hyung… songsengnim’i de çağırırız”

“Onun işi vardır, beş dakika vaktinin olduğunu görmedim zaten, senle biz gideriz ama söz.”

“Tamam, sen ara yine de, belki gelir”

“Hem benim de sana iyi haberlerim var, hani şu franchising almak isteyen adamlar vardı ya, sanırım bizi seçecekler, yarın ziyaret edeceklermiş kafemizi..”

“Ooo şahane haber, çifte kutlama var desene bu akşam!”

49 Days-Tears are Falling

Baba kız neşe içinde konuşurlarken yan masadaki kız hiç umurlarında değildi elbette.. Byeol o attığı ilk adımda kalakalmıştı, kıpkırmızıydı, kulakları yanıyordu ve hiçbir şey duyamıyordu.. Jun Suh tekrar kızın yanına geldi:

“İyi misiniz agasshi? Yardım etmemi ister misiniz?”

“Teşekkür ederim” diyerek sandalyesine oturdu Byeol. Kendisini toplamalıydı, elbette bir ailesi vardı onun da, karısı, çocukları vardı.. Bunları biliyor olması lazımdı, annesini unutamayıp onun aşkına sadık mı kalacaktı bunca yıl! Saçmalık işte! Ne kadar soğukkanlı, mantıklı olsa da bir kız, bu aptal romantizm duygusundan sıyrılamıyordu bir türlü.. Hem o adam.. Kendi çocuğundan vazgeçmemiş miydi yıllar önce..

“Kafe Haneul ha, Kafe Haneul..”

***

Jun Suh bir yandan yan masadaki kıza bakıyor diğer yandan da kasadaki patronuyla kızının muhabbetlerinin bitmesini bekliyordu. Masadaki kız muhtemelen hastalanmıştı ama o kadar soğuk görünüyordu ki Jun Suh ona yardım teklif etmeye bile çekiniyordu o anda.

“Umarım bayılmaz” dedi içinden. “Ben paramı bir alayım da, sonra ne olursa olsun umrumda değil..”

10 dakika sonra Ha Neul’ın kafeden ayrılmasıyla birlikte patron odasına geçti. Jun Suh’nun eline fırsat geçmişti sonunda.. Odanın kapısını çaldı ve içeri girdi:

“Müsait misiniz?”

“Evet, gir içeri. Jun Suh’ydu adın değil mi, yüzleri hemen unutuyorum ama isimler kalıyor aklımda.”

“Evet efendim, ben… yani… yarın kardeşimin okul taksitini yatırmalıyım.. Hem.. Geçen ay da maaşımı…”

“Anladım… Şu an durum hiç iç açıcı değil ama… Yarın sana bir miktar para vermeye çalışacağım.. Biliyorsun, şu franchising işine odaklandık bu aralar..”

“Biliyorum efendim, teşekkürler.”

Kapıyı kapatıp arkasını dönen Jun Suh yüzünü buruşturdu:

“Sanki borç istiyorum, hakkımı istiyorum ben ya..”

Masadaki kız düzelmiş gibi görünüyordu, soğuk bir limonata vardı önünde, yüzü de kırmızı değildi artık. Jun Suh gülümseyerek içeri giren müşterilere selam verdi. Her şey yolunda gidiyordu, şimdilik…

***

Odasında derin düşünceleriyle baş başa kalan Tae Woo önündeki çaydan bir yudum aldı:

“Bu adamlar bizi seçsin, tüm sorunlar hallolacak..”

Birden telefon çaldı:

“Alo”

“Selam, ben Sang Hyuk. Nasılsın?”

Sang Hyuk ismini duyan adam irkildi:

“İyiyim, bir şey mi oldu, sen aramazdın beni?”

“Haklısın, bir şey oldu. Bu franchising işinden çekil demek için aradım. Sen çekilirsen Bay Song bizi seçecek çünkü.

“Neden çekileyim, aptal mıyım ben?”

“Senin zaten Myung Dong’da bir şuben var, bu işi bize bırak.”

“Ha ha ha! Bunu neden yapayım söylesene? Sen olsan yapar mıydın?”

“Eğer çekilmezsen çok kötü şeyler olacak. Hakkında asılsız dedikodular dolaşmaya başladığında elindeki şuben de kapanacak. O zaman çok pişman olacaksın işte.”

“Sen beni tehdit mi ediyorsun pislik herif?”

“Bu yaptığına pişman olacaksın!!!”

Telefon kapandı. Tae Woo titriyordu, bu adam ne sanıyordu kendini, nereden alıyordu bu cesareti? Sakinleşmeye çalıştı, ne yapabilirdi ki O hem..

İçeri giren müdür Choi patronda bir tuhaflık olduğunu anlamıştı:

“Neyin var patron?”

“Hiç, çapulcu takımı işte, hakkımda dedikodu yayacakmış, pehh!”

“Sakin ol patron.”

Aynı anda içeride saatlerdir oturmakta olan Byeol kendini toparlamıştı.

“Ne olursa olsun” dedi içinden. “Artık gidip konuşacağım onunla.”

Ayağa kalktı ve ileride servis yapan garsonu çağırdı:

“Bay Tae Woo ile görüşebilir miyim?”

Jun suh patronun kapısını çaldı ve Byeol’ü içeri aldı. Babasının karşısına oturan kız bir anda heyecanlandığını fark etti. Ama rahat bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

“Merhaba Bay Tae Woo. Ben sizinle bir konuda görüşmek istiyorum.”

Hala gergin olduğu yüzünden belli olan Tae Woo derin bir iç geçirdi:

“Buyurun, sizi dinliyorum.”

“Ben… buraya… belki sizin bile bilmediğiniz… yani…”

“Ne diyorsun kızım, zaten başım çatlıyor!”

Byeol zaten çok gergindi, adamın bu sinirli halleri onu iyiden iyiye korkutmaya başlamıştı. Cesaretini topladı ve hemen konuya girdi:

“Bay Tae Woo, sizin bir çocuğunuz daha var!”

Adam kalakaldı, tepkisiz bir biçimde kıza bakmaya devam ediyordu.

“Anlamadım küçük hanım???”

“Şeyy.. bir çocuğunuz daha var dedim..”

Byeol o an gerçekten korkuyordu, adamın yüzünde hiç ama hiçbir tepki yoktu.

“Bu kadar hızlı olacağını düşünmemiştim!”

Byeol anlamıyordu:

“Nasıl?”

“Git o Sang Hyuk pisliğine söyle, bu basit oyunlarla alt edemez beni tamam mı?”

“Sang Hyuk kim?”

“Ne o agasshi? Yoksa çocuğumun annesi de siz misiniz?”

Misa-Snow Flower

Adam sinirle kahkaha atmaya başladı. Byeol titriyor, adamın son cümlesi kulaklarında çınlıyordu. Kız sesi titreyerek konuşmaya devam etti:

“Siz.. siz.. Sang Hyuk kim? Ben sadece.. yıllar önce.. siz…”

“Duymak istemiyorum! Çık dışarı! Defoll! Söyle o pisliğe değil 2, 10 tane şube açtıracağım! Git buradan şimdi!!!”

Byeol oturduğu sandalyeye yapışmıştı sanki, zorla ayağa kalktı. Tae Woo aceleyle çekmecesinden ilacını çıkarmış içmeye çalışıyordu. Byeol orada daha fazla duramazdı, sendeleye sendeleye odadan çıktı..

Dışarıdakiler hiçbir şeyin farkında değildi. Jun Suh odadan çıkan kızda bir şeyler olduğunu anladı, ama yanına gitmeye cesaret edemedi. Kız kapıya doğru koşmaya başladı, birden durup oturduğu masaya bir tomar para bıraktı ve kafeyi terk etti…

“Yoksa çocuğumun annesi de siz misiniz?” cümlesi beynini bir matkap gibi deliyordu adeta. Yıllar önce istemediği çocuğunu hiç hatırlamamıştı, O çocuk adamın aklına bile gelmemişti.. Çocuk bir yana, yıllar önce doğmuş olan bir çocuğun varlığı, hayatını mahvettiği, belki de hala kendisini seven, anılarını kalbinde taşıyan o kadını hatırlatmamıştı bile adama.. bu adam insan değildi, babası da değildi artık..

“iki babam da öldü benim” dedi içinden. kalbi ağrıyordu, ağlasa rahatlayacaktı belki ama ağlayamıyordu, hiç ağlamamıştı bugüne kadar. böyle güçlü olmasa her şey daha kolay olacaktı belki de.. yavaş yavaş kaldığı pansiyonun yolunu tuttu sonra, her şeyi unutmak istiyordu sadece…

***

Bugün çok yorulmuştu Jun Suh, vücudunun yorgunluğu bir yana ağır stres altında çalışmış gibiydi, sebebini de bilmiyordu ama bugün kafede ağır bir hava vardı, ya da belki o öyle hissetmişti kim bilir.. Hava yavaş yavaş kararırken dar sokaklarda karınca hızıyla ilerlemeye başladı. Kardeşine ne diyecekti? “Paramı yarın alacağım söz” mü? Neyse bir şeyler bulacaktı artık.. Evine yaklaştıkça herkese teker teker selam vermeye başladı. Böyle kenar mahallelerde herkesin birbirini tanıması çok güzeldi, eski mahallelerinde kimse birbirini tanımazdı. Tabi böyle mahalle güzel bir yorum yapmak çok zordu ama Jun Suh iyimser olmaya çalışıyordu, “En azından sokakta değiliz”e kadar götürebilirdi bu durumu hatta.. Havaya baktı, bulutlar toplanıyor gibiydi. “Lütfen yağmur yağmasın” dedi içinden. Yağmur sözcüğü bile tüylerinin diken diken olmasına neden oldu birden..

Uzunca bir yokuşu çıkmaya çalışırken karşısına Jae Suk çıktı:

“Selam Robin, yorgun görünüyorsun..”

Choi Jae Suk

Jun Suh soluklanmaya çalışarak:

“Hem de çok yorgunum..” dedi.  “Bir an önce gidip uyumak istiyorum..”

“Yorucu işler böyle oluyor işte.. Aah bizim bar kapanmasaydı hepimiz çok rahat edecektik..”

“Sorma..”

“Bu kadar yoruluyorsun da, parası nasıl bu işin.. geçen ayın maaşını alabildin mi?”

Jun Suh dudağını büktü:

“Bu ayınkini bile alamadım.. Off ya hatırlatma ne olur, sinirlerim çok bozuk..”

Jae suk muzip bir gülüşle yaklaştı Jun Suh’ya:

“Benim bildiğim Robin her zaman hakkını alır, ister güzellikle, ister zorla.”

Jun Suh zorla gülümsemeye çalıştı:

“Robin bu sefer güzellikle olsun istiyor, ama zorlarlarsa istemediği şeyler yapabilir yine, bu arada siz ne yapıyorsunuz? Ne zamandır görüşemiyoruz, Jung Woo nerelerde?”

Jae Suk gözlerini devirdi:

“Ben kronik işsizim biliyorsun, babamın dırdırından kaçtım şimdi de.. Jung Woo da bir şoförlük işi bulmuş sanırım, zengin bir kızın özel şoförü mü ne olmuş..”

Jun Suh başını salladı:

“Ah ah! Stars grubunun yıldızlarına bak sen, biri maaşını alamayan garson biri zengin çocuklarının şoförü, bir de işsiz! Ben gidiyorum dostum, kafam çok bozuk bu akşam..”

“Tamam” dedi Jae Suk “Görüşürüz, boş vaktinde takılalım, Robin’siz çetemiz çok boş dostum!”

“Tamam” diye bağıran Jun Suh yokuşu bitirmişti bile, iki katlı küçük evleri çıktı sonunda. Girişin üstünde oturuyorlardı, zaten giriş katta birilerinin oturduğunu görmemişti taşındığı günden beri.. Orasının ev olduğundan bile şüpheleniyordu bazen..

Kapıyı çalmasıyla beraber Jung Suh karşısında belirdi. Yüzünde merakla karışık bir gülümseme vardı. Jun Suh bitkin bir şekilde oturdu girişteki minderin üzerine. İçeriden elinde ramen tenceresiyle babaannesi çıktı birden:

“Hoş geldin oğlum. Gel hemen yemek ye soğumadan”

Jun Suh havayı koklaya koklaya sofraya yaklaştı:

“Hımm çok acıkmışım babaanne..”

Yanında oturan Jung Suh sonunda ağzındaki baklayı çıkardı:

“Oppa, para alabildin mi?”

Han Jung Suh

Jun Suh gülümsemeye çalıştı:

“Yarın vereceklermiş.. Hemen alır almaz sana getireceğim, iki gün var dememiş miydin hem? Korkma sakın..”

Genç kız dudağını büktü:

“Tamam.”

Babaanne kıza dönerek:

“Oyuncaklara birkaç tane göz de sen dikseydin belki biraz para biriktirirdin.. Bütün gün elinde o telefonla aylak aylak gezip duruyorsun!”

Kim Soo Yeon

Jun Suh kardeşinin saçlarını karıştırdı:

“Sınavları var onun babaanne, stresli bugünlerde, bir şey deme sen.”

kız suratını astı yine, hayal kırıklığı ve mutsuzluk gözlerinden okunuyordu adeta. Şu an sahte gülücükler saçan Jun Suh ise ondan hiç de farklı değildi, ama evin küçük, sorunlu çocuğu olabilme şansını yıllar önce yitirmişti maalesef..

“Umarım yağmur yağmaz” dedi gülümseyerek “Bulutluydu hava sanki..”

Jung Suh elleriyle yüzünü kapattı:

“Hayır olamaz.. Çatımız yapılmadan yağmur yağarsa yanarız!”

“O ev sahibi olacak adam bu kış da yaptırmasa çatıyı elimden çekeceği var!” dedi babaanne. Jun Suh gülümseyerek kolunu babaannesinin boynuna doladı:

“Aslan babaannem! Robin’in babaannesine de böylesi yakışır zaten!”

Cümlesini bitirir bitirmez duraksadı, hiç yoktan yere pot kırmıştı..

“Sana neden robin diyorlar oppa?” diye sordu Jung Suh. “Robin Hood diyor hatta Jae Suk oppa..”

Jun suh gülümsemeye çalıştı, kekeleyerek:

“Amaan” dedi, “Bizim çocukların şebekliği işte, hem Russell Crowe gibi adamım ben de, ne eksiğim var değil mi?”

“Russell Crowe ha, ahaha!”

Jun Suh’nun en korktuğu şey bu Robin Hood’luk olayının ailesinin kulağına gitmesiydi, bunun olmaması için elinden geleni yapacaktı..

***

Ft Island-Oh

Jun Suh’nun dilekleri kabul olmuştu, bugün hava hiç olmadığı kadar güneşliydi. Kampüste oturan üç genç kız çimenlere uzanmış bu güzel havanın tadını çıkarıyorlardı.

“Duydunuz değil mi?” dedi Ha Neul, “Harikasın dedi bana, hem de tüm sınıfın ortasında!”

“Derse gelmeden önce bu kadar hazırlanırsan tabii ki iltifat eder adam sana” dedi yanındaki kızlardan biri. “Diğer derslere uğradığın yok, söz konusu Min Hyung songseng olunca kendinden geçiyorsun.”

“Senin de ruh eşin hocan olsaydı sen de kendinden geçerdin” dedi Ha Neul. “Hem bugün moralimi bozmaya kalkmayın sakın.”

“Neden, bugünün ne özelliği var ki?”

“Bugün büyük gün, Min Hyung’a ona ne kadar aşık olduğumu itiraf edeceğim!”

Ha Neul’ın yanında çimlere uzanmış yatan iki kız birden doğruldular:

“Neeeee!”

“Doğru duydunuz, hem o da benden hoşlanıyor eminim, biz birbirimizi yıllardır tanıyoruz, babam da çok seviyor onu, ikimizden uygun bir çift düşünemiyorum..”

Kızlardan şişman olanı gülümsedi:

“Bence bizi kandırıyor, bugüne kadar hangi öğrenci hocasına olan platonik aşkını itiraf etmiş ki?”

Ha Neul yerinden doğruldu:

“Ben bir ilk olacağım, hem yanıma günlüğümü de aldım, günlüğün içindekileri okuyunca bana bir kez daha aşık olacak.”

“Bir de günlüğünü mü okutacaksın?”

“Tabi ya ne sandınız? Aa Min Hyung geliyor, ona bir şey söyleyeceğimi söylemiştim, benimle konuşmaya geliyor, toz olun kızlar, bu akşam da hazır olun, sizi kutlamaya çağırabilirim!”

Kang Min Hyung

Kızlar şaşkın gözlerle Ha Neul’a bakarken kendilerine gelip oturdukları yerden kalktılar. gerçekten Min Hyung yanlarına geliyordu, geçtiği her adımda kendine hayran bir kız bırakarak hem de. Tüm kızlar gözlerini ondan alamıyorlardı, adeta dizilerde arkasından ışıklar saçılan jönler gibiydi. Hem böylesine yakışıklı, hem de akıllı ve nazik bir insan olması zaten onu ancak dizilerde rastlanabilecek bir karaktere çeviriyordu.

“Selam Ha Neul” dedi nazikçe. “Benimle bir şey konuşacağını söylemiştin, 15 dakika sonra derse girmem lazım, konuşalım mı şimdi?”

“Tamam” dedi Ha Neul.” “Ama biraz uzaklaşalım buradan olur mu?”

“Peki” dedi Min Hyung.  “Baban nasıl bu arada, uzun süredir yanına uğrayamıyorum.”

“İyi iyi” dedi kız, şu an babası hakkında konuşacak durumda değildi, aklından ona söyleyeceği cümleleri geçiriyordu sürekli.

Kampüsün dışına doğru yürümeye başladılar. Çıkış kapısına yakın bir yerde durdular.

“Seni dinliyorum” dedi Min Hyung.

“Iııı, nasıl başlasam bilmiyorum aslında..” Ha Neul’un sesi titriyordu, yıllardır her gece prova yapmasına rağmen tüm söyleyeceklerini unutmuştu bir anda:

“Yani, biliyorsun, biz birbirimizi yıllardır tanıyoruz, sen.. Yani bu okula gelmeden, asistan olmadan önce de arkadaştık, hem de yakın arkadaştık..”

“Evet” dedi Min Hyung, bir yandan gözü saatteydi, derse geç kalmak istemiyordu.

“Ne söyleyeceğimi anlamışsındır sanırım, ama benden duymak istersin yine de, Allahım bu kadar zor olacağını düşünmemiştim..”

Kız zorla gülümsemeye çalıştı, Min Hyung hala saate bakıyordu:

“Seni dinliyorum Ha Neul, dersim var dedim ya.. zamanın kısıtlı..”

Bu çocuk hep böyleydi, ders deyince akan sular duruyordu onun için.

“Seni seviyorum” dedi Ha Neul bir çırpıda. “Hem de yıllardır.. Kimsenin sevemeyeceği kadar çok seviyorum hem de..”

Gözü saatte bekleyen Min Hyung donakaldı birden, onun yerinde başka biri olsaydı bu sözleri çok önceden tahmin ederdi, o da etmişti belki, ama kızın bunları böylesine açıkça yüzüne söyleyebileceği ihtimalini aklına getirmediği için kalakalmıştı o anda. Ha Neul için zaman durdu, sesler sustu, herkes dondu.. bir tek Min Hyung yaşıyordu sanki.. Çocuğun gözlerinin taa içine baktı, tek beklediği şey o kelimeydi: “Ben de..”

“Benn..” dedi Min Hyung, “Çok şaşırdım, yani hiç beklemiyordum..”

Ha Neul çantasını açmaya çalıştı, günlüğünde yazanları okuyunca Min Hyung’un tüm şaşkınlığı da, aklındaki soru işaretleri de yok olacaktı zaten..

“Ama olmaz” dedi Min Hyung. Ha Neul eli çantasında kaldı öylece.

Model-Pembe Mezarlık

Çocuğa döndü:

“Hımm?”

“Yani.. Ben.. Sen benim için öyle biri değilsin Ha Neul. Hiç düşünmedim ikimizi o şekilde.”

Şaşkınlığı atlatan kızın gözleri dolmaya başlıyordu, titreyen sesiyle:

“Başkasını mı seviyorsun?” dedi.

“Hayır” dedi çocuk. “Kesinlikle öyle bir şey yok.. Ben.. Çok çok özür dilerim.. Seni hiç üzmek istemiyorum ama..”

Artık gözyaşlarını tutamayan Ha Neul bağırmaya başladı:

“Üzüyorsun ama!!!”

Min Hyung sustu, söyleyecek sözü yoktu artık.. Kız, sakinleşmeye çalıştı:

“Biraz düşünsen, belki düşününce kararın değişir, ben.. Çocuk değilim, bir çocuğun öğretmenine aşkı değil benim yaşadığım, ben seni o masada pasta yerken gördüğüm günden beri seviyorum..”

Min Hyung acı çekiyordu o anda, yüzünün aldığı şekilden tüm hissettikleri belli oluyordu. Ne derse desin bu kız çok üzülecekti belliydi, o yüzden kesin konuşmaya karar verdi:

“Ben seni sevmiyorum Ha Neul, özür dilerim ama ikimizi asla bir arada düşünmedim, lütfen affet beni..”

Ha Neul hıçkırarak hatta haykırarak ağlamaya başladı, gözyaşlarına engel olamıyordu. Hiçbir şey söylemeden koşarak okulun kapısından çıktı, önüne bakmadan koşuyordu. Paniğe kapılan Min Hyung kızın peşinden koşmaya başladı.

Arkasını dönen Ha Neul:

“Orda kal!” diye bağırdı. “Sakın gelme peşimden, sakın!”

Min Hyung olduğu yerde kaldı, kızsa dönüp deli gibi koşmaya devam etti, böyle koşarsa ya düşüp yaralanacaktı ya da bir arabanın önüne atlayacaktı, aslında kızın da istediği buydu tam olarak.. deli gibi koşarken gözyaşları içinde kendi kendine söyleniyordu:

“Yaşamak istemiyorum artık, özür dilerim baba, özür dilerim..”

Ft Island-One Word

-1. Bölüm sonu-

Notlar:

1) Haneul Korece gökyüzü anlamına gelmektedir.

2) Byeol Korece yıldız anlamına gelmektedir.

Reklamlar
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

36 Responses to 1. Bölüm: Yaşamak istemiyorum artık..

  1. hikaruivy dedi ki:

    Söze nasıl başlayacağımı bilmiyorum Masalcığım. Olmuş bu, tek kelimeyle olmuş! Harika olmuş hem de!

    Süper bir ilk bölüm yazmışsın: Hem karakterlerin hepsini biraz biraz tanıdık, hem de birbirinden ilginç hikâye örgülerinin ipuçları serildi önümüze: Jun Suh başlar başlamaz derhal favori karakterim oldu bile: Fedakâr, çalışkan, içi kan ağlasa da hep gülen bir çocuk. Hem de şirin yaratık Hong Ki can veriyor kendisine; bu çocuk sevilmez de ne yapılır? 😀 Geçmişinde bir grupta çalıyor olması ve kurduğu hayaller ileride fırsat bulursa harika bir “bir yıldız doğuyor” hikâyesi izleyeceğimizi fısıldar gibi 🙂 Ayrıca “Robin” takma adı da sanırım geçmişinde bazı karanlık yanlar olduğunu işaret ediyor. Zaten blogunun tagline’ı da gözümden kaçmadı: “son çaldığın şey kalbim olsun olur mu?” Bakalım bizim şirin hırsız kimin kalbini çalacak? Yoksa iki kız kardeşin birden mi? 😛 😉

    Byeol akıllı, ayakları yere sağlam basan bir kız. Onu da hemen sevdim. Babasıyla olan sahneleri çok acıklıydı; ama Byeol güçlü bir kız; bu işin peşini böylece bırakmaz bence. Hatta belki kardeşi ile, ona kardeşi olduğunu belli etmeden yakınlaşacaktır diye düşünüyorum. Acaba tutturdum mu? 😉

    Yong Hwa cool asistan rolüne çok yakışmış. Ha Neul’ü çok iyi anladım, hi hi 😀 😀 İçimden bir ses Yong Hwa’yla Byeol’ün yolları kesişecek diyor. Ama esas oğlanımız Jun Suh tabii, Yong Hwa’yı sevsem de bu aşk üçgeninde (dörtgeninde?) ben Hong Ki’yi tutarım 😀

    Seçtiğin parçalar da birbirinden güzeldi; bu sayede bol bol FT Island, hatta belki CNBlue dinleyeceğiz sanırım 😀 Hikâyenin devamını merakla bekleyeceğim canım. Tekrardan ellerine sağlık ^^

    • masalevi dedi ki:

      ne güzel bir yorum bu böylee.. teşekkürler hikarucum, yazılmış bir hikayeyi değiştirmek biraz tuhaf olsa da bloğa yazmak ayrı güzelmiş.. bana cesaret verdiğin için teşekkürler tekrar 🙂

      ilk bölümde karakterleri tanıtmak amacındaydım aslında. olaylar sonraki bölümde başlayacak.. yorumundan anladığım kadarıyla doğru şekilde tanıtabilmişim sanırım, birkaçı hariç tabi 🙂 Robin hayalleri olsa da onlardan fedakarlık etmek zorunda olan bir çocuk evet ama Byeol bizi şaşırtacak diyorum 🙂

      aslında yong hwa’yı asla second lead yapmak istemezdim ama seviyorum keratayı ya dayanamadım yine. aklımda bir lee min ho vardı ama ona hiç kıyamadım işin aslı 🙂

      tahminlerin şahane yalnız.. drama queen seçiyorum seni ya, ilk bölümden böyle detaylı yorum şahane 🙂

      yeni bölümü yakın zamanda atacağım.. görüşmek üzere^^

  2. Lee dedi ki:

    Hemen okuyup bitirdim ilk bölümü 🙂

    Bundan sonra ben de sana “kısa” olmuş bu bölüm diyebileceğim haha 😀

    Güzel ve hareketli bir giriş olmuştu, sana yakışır bir şekilde de FT Island ve şarkıları vardı 🙂

    Byeol’un kafede babasıyla açıklamaya çalışırken olayın biraz önceki tehdide bağlanma durumuna bayıldım. Taş ve gedik ikilisi geldi hemen aklıma, şık 🙂

    Onun dışında Yoo In Na burada da üzülüyor, yazık yahu şu kıza, mutlu olsun 😀

    Hong Gi aka Robin Hood’u da sevdim, Stars grubu yeniden bir araya gelecek mi he? 🙂

    Yong Hwa yine böyle sakin bir rollerde, alıştım artık çocuğa 😀

    Önceden yazıldığı için bölümler çabuk gelecektir, bu daha da güzel bir durum.

    Ellerine sağlım “fotoğraf partnerim” 😀 Gerçekten keyif alarak okudum^^

    • masalevi dedi ki:

      rica ederim, hikaye bloglamak o kadar kolay değilmiş, artık sana kısa olmuş demeyeceğim söz 🙂

      yoo in na’da da öyle masum bir surat var ki insan onu tatlı kız yapmaktan kendini alamıyor, mesela TGL’da da ben ona kötü kız karakterini yakıştıramamıştım bir türlü.. burada da azıcık ağlayacak kendileri..

      stars bir araya gelmeyi çok istiyor ama bizim çocuklar cidden varoş bir mahallede yaşayan emekçi insanlardan oluştuğu için pek kolay değil bu.. ama bu bir k-drama olduğu için her şey mümkün diyorum sadece..

      güzel yorumun için teşekkürler.. görüşmek üzere^^

  3. HAYALPEREST dedi ki:

    SELAM! Hikayenizi yeni bitirdim. Çok beğendim. Eee nasıl beğenmem ki? Çok sevdiğim iki muhteşem oyuncu varken. Hikayeyi okurken ‘ ya of ne zaman çıkacak bu Jung ? ‘ diye söyleniyordum kendi kendime. En son o çıktı piyasaya. Eee ne de olsa assolistler en son çıkar meydana. 🙂 Vay be hem zeki hem asistan, hem yakışıklı… 10 parmağında 10 marifet. Tae Woo’ya gıcık olmuş vaziyetteyim. İnsan yaptığı işlerin sonucuna katlanmalı. Yok öyle sıvışmak! ( ne sinirlenmişim be ) 🙂 Jun Suh’u zaten severim. Ne yaptığı çok önemli değil. –dermişim—:) Hikaye güzeldi yalnız şöyle birşey var; acaba biraz daha mı betimleme yapsanız. Sanki daha güzel olacak gibi. Yani kafenin içini, gittikleri okulu, Jun’un evini falan ayrıntılı özellikleriyle anlatsanız. Tabi bu benim nacizane önerim. Belki bunlar diğer bölümlerde vardır, bilemiyorum. Model grubunu çok sevmem ama sadece Değmesin Ellerimiz adlı şarkısını dinlerim. Pembe Mezarlık şarkısının ise birkaç yeri hariç sevdim. Müziğini de beğendim. Diğer şarkıları ise zaten biliyordum. Misa ve Misan hariç. 2. bölüm ne zaman gelir acaba? Bana öyle geliyor ki bu deli kız Ha Neul intihar falan etmeye kalkar, Byeol da onu kurtarır. Sonra Kang, Byeol’a aşık olur. Ya da buna benzer birşey olur. Ama olmayabilirde. Olur mu olmaz mı? 🙂 Ya da olsa mı olmasa mı? Bak görüyo musunuz kendimle çeliştim yine. 🙂 Neyse …. Şimdilik; Hadi EYVALLAH!!!

    • masalevi dedi ki:

      aslında haklısın hayalcim, zaten benim bilgisayarımdaki hikayemde geniş tasvirler bulunmakta.. mesela jun suh’nun evini, ya da karakterlerden birinin geçmişini falan sayfalarca anlatmışlığım oldu ama ilk bölümden okurları sıkmamak için diyalog ağırlıklı yazdım. diğer bölümlerde tasvire ağırlık verebilirim..

      tahminlerin de çoğunlukla tutuyor aslında, birkaçı hariç.. Byeol farklı bir kız, bizi şaşırtacak.. Kang da henüz okulundan başka bir şey düşünmeyen bir insan evladı olsa da ileride duygular değişebilir tabiki 🙂

      yeni bölüm yakın zamanda gelecek canım, editliyorum yavaş yavaş.. güzel yorumun için teşekkürler, görüşmek üzere^^

  4. hayalmiyim :) dedi ki:

    güzel bir hikaye daha okuyacağız artık 🙂 ellerine sağlık canım çok hoş olmuş hikayen 🙂
    ben de bir kronik işsiz olduğum için o lafı görünce çok güldüm 🙂 (güleriz ağlanacak halimize diyip duruyorum kaç gündür bu konuda 🙂 )
    Tae Woo denecek adama City Hunter’da acayip gıcık olmuştum, sanırım burada da sevemeyeceğimiz bir tip, yanılıyor muyum??
    müziklerini çok beğendim, araya eklediğin videoyu tekrar tekrar izledim (Hong Ki izletiyo kendini), ahh bir de senin hikayen tamamlanmış olduğu için yeni bölüm için çok fazla beklemeyeceğiz değil mi?? öyle olsun yaa 🙂
    bu arada böyle hocaya can kurban demek istiyorum, ben üniversitedeyken böyle hocam olsaydı dibinden ayrılmazdım 🙂 (içimdeki oppacı ergen konuştu, siz onu pek takmayın 😛 )
    yeni bölümü merakla bekliyorum çingu, tekrar ellerine klavyene sağlık 🙂

    • masalevi dedi ki:

      teşekkürler canım, hikaye bloglamak insanın kendi hikayelerini yazması gibi değilmiş, defalarca okuduğum halde hala hatalar ilişiyor gözüme.. tecrübelerinizden yararlanacağım artık 🙂

      jae suk’un işsizliği bizimkinden de vahim çingu, çocukta diploma falanda yok.. içinde bulunduğumuz durum nedeniyle hikayeme bir işsiz ekleyeyim dedim.. belki ona hayali olan bir iş buluruz ha ne dersin 🙂 bu arada love shuffle’ı izlemediysen yazdığım saçma gelecek sana, hemen izlemelisin gerçi, onu da belirtmeden gitmeyeyim 🙂

      tae woo 49 days’de çok iyi tatlı bir babayı oynuyordu, burada tam tersi anladığınız gibi.. city hunter da da mı gıcık.. neyse sevmiyorum pek zaten kendisini 🙂

      yong hwa’yı böyle heartstrings’te de cool hallerde görünce iyi bir hoca olacağına bir kez daha karar verdim.. bence bu rol ona gidecek..

      güzel yorumun için kumavoyo^^ tekrar görüşmek üzere 🙂

  5. makinosev dedi ki:

    dün okudum ama hemen yorum yazamadım, haliyle ilk mesajı atma şansını kaçırdım 😀 😀
    baştan şunu söyleyeyim benim esas jönüm burda kesinlikle Yong Hwa 😀 😀 Byeol ile çok güzel bir çift olacaklar sankim 😀 yani nütfen olsunlar 😛 😀
    Jun suh’un ailesine de bayıldım, bir dizide babaanne var ise o dizi komedidir kesin 😀 jun suh’un patronundan maaşını alamaması sonrası yaptığa yoruma da hayran kaldım “sanki borç istiyoruz, hakkımızı istiyoruz!” çok gerçekçi bir sahne olmuş, o sahneyi bizzat yaşadım sanki 🙂
    Byeol esas kızımız olduğuna göre Jun Suh ile de aralarında kesin bir şey geçecek sanki ama Yong Hwa’ya n’olcek o zaman bilmiyorum?
    yaş olarak da byeol daha büyük haneuldan ama haneuldan sonra üniversiteye başladı sanırım imkansızlıktan. yong hwa senseinnimle de orda taşınırlar artık 😀 haneul hiç bekleme yapmasın valla, ben hocamızı çoktan byeole verdim gitti 🙂 😀 yazarımızı etkilemek gb olmasın tabi, zaten çoktan sonunu belirlemişsindir, bakalım bizim tahminlerden hangisi doğru çıkacak 🙂
    😀 bu arada Haneul de çok güzel kız, ben de bayılıyorum o kıza, babaları kötü çıktı ama adamın genleri taş gb çıktı maşallah, iki kızı da dünya güzeli baksana 😀 şirinlikte haneul ve jun suh’u biribirine çok yakıştırdım bakalım hikayenin sonunda kim kimin kalbini çalacak 😀
    ilk defa bir öyküyü en başından yakaladım 🙂 2. bölümü merakla bekliyorum 🙂

  6. makinosev dedi ki:

    byeol yatay geçiş yapmış şimdi okudum konuyu 😀

    • masalevi dedi ki:

      makino süpersin ya baştan sona yazmışsın hikayeyi ha, bu hikaye işinde co-pilotum ol bence, iyi bir iş çıkarırız senle var ya 🙂

      hong gi’yi hep tatlı, şirin çocuk rollerinde gördüğümüz için onu başrol olarak göremiyorlar okurlarım ama bu çocuk da isterse jön kıvamına gelir çingularım 🙂 hem cool karizmatik jönden sonra sempatik şapşal jön deneyimini de yaşayalım, bakalım nasıl olacak.. ama yong hwa da taş gibi çocuk insan kıyamıyor ona da anlıyorum seni 🙂

      babaları kötü ama kızları taş gibi yorumuna bayıldım ya 🙂 valla yoo in na’yı çok beğeniyorum zaten, shin min ah da hep iyi kız rollerinde çıktı karşıma bu kez ona farklı bir rol vereyim dedim nasıl olacak bakalım? 🙂

      bu arada ben de senin hikayeni okudum, yeni bölüm merakla beklenmekte sayın ceren hanım, bilginize 🙂

      • makinosev dedi ki:

        güya sırf tahminlerimi söyleyecektim ama tekrar yazmış gb oldum galiba hehhee 😀 seve seve co-plotun olurum 😀
        hong gi’yi senden iyi mi bileceğiz canım, sen ne dersen o olur 🙂 dizi bittiğinde de hong gi’nin içindeki jön cevherini bulan yazar olarak bayaa sükse yapacaksın sanırım 😀
        shin min ah şeytana mı uyacak yoksaaa vay başımıza gelenler 😀 😀 çok heyecanlı olacak desene 😀
        bana ceren deme utanıyorum çingu 😀 hahahha 😀 😀 ben sadece karakteriyle ve rol arkadaşıyla bütünleşmiş tamamen profesyonel bir oyuncu olmaya çalışıyorum o kadar, yoksa ne haddime jisub filan 😀 😀 😀
        desteğiniz için teşekkürler efem 😀

  7. svglgnlk dedi ki:

    ayy hikayeyi bi çırpıda bitirdim.. resmen parçalara bölündüm herbir parçam darmadağın oldu bee.. tasvirler çok güzeldi resmen yaşadım yani. sen yazmışsın ama ben izledim 🙂 gerçekten çok beğendim. hikaye yazmayı bırakarak bundan sonra sadece yazılan hikayeleri okumaya karar verdim 🙂 yeni bölümünü mevcut olan tüm gözlerimle bekliyorum 🙂
    deli kızdan kuççuk bi not: olmadı ki şöyle bi hocamız ahh uleyn ahh.. gerçi bu biraz buzumsu bi herif ama severim keratayı 😀
    klavyenin üzerinde gezen barnaklarına, barnaklarına kuvvet veren ellerine ,ekrandan ayrılmayan gözlerine, bunları düşünen beynine ve kalbine sağlık…
    deli kız-arya

    • masalevi dedi ki:

      ne güzel bir yorum bu böylee, gece gece nasıl mutlu ettin beni çingu senin de parmaklarına sağlık:) senin hikayeni de an itibariyle keşfettim hemmen okumaya başlıyorum 🙂

      ah yong hwa gibi hocam olsun 4 yıl kalayım üstüste okulun gediklisi olayım valla gam yemem 🙂 işte hayal dünyası insan öğrenci olunca anca öyle hocalar hayal ediyo kendi çapında 🙂 ama haklısın soğuk bi çocuk kendisi, jun suh bu kadar tatlı sempatik olunca ona da cool namja rolü verelim dedik ehe ehe 🙂

      yeni bölümde görüşmek üzere, çalgaa^^

  8. Secret girl dedi ki:

    Hikaye çok güzel 2 bölümü merakla bekliyorum oyuncular süper honggi hayranıym ama ona ağır başlı rolleri pek yakıştramıyorum. shin min ah’ı çok seviyorum ama üniversite öğrencisi icin biraz büyük değilmi yong hwa ve hong gi yannda küçük kalmşlar . Yong hwa rolune çok yakışmış çok şeker:) . Bu arada şarkılarıda güzel seçmişsin eminim bol bol f.t ısland dinlicez. Hikayenin devamı merakla bekliyorum

    • masalevi dedi ki:

      haklısın canım, hong gi’yi hep sevimli zıpır çocuk olarak hayal ediyoruz, öyle bir imaj verdi bize kendisi dizilerde, hoş gerçekte de aynen öyle biri ya 🙂 aslında jun suh da çocuk ruhlu, pıtır bir şey ama hikayemde evin abisi rolünü verdim ona artık istese de çocuk kalamayacak maalesef..

      hikayemi ilk yazdığımda oyunculardan bazıları farklıydı ama daha sonra birçok hikayede seçtiğim oyunculuların bulunduğunu görünce kız oyuncumu shin min ah yaptım. erkeklerden biraz büyük ama Korelilerin minyonluklarına güveniyorum, yaşını belli etmeyecek kızımız inşallah 🙂 shin min ah’ı hep masum iyi kız rollerinde gördüğüm için onun masum yüzünün bu role uygun olacağını düşündüm.. o masum yüzü işine yarayacak çünkü..

      güzel yorumun için teşekkürler, görüşmek üzere^^

  9. winpohu 'ca dedi ki:

    çok geç kaldım miane 🙂
    nerden başlamalı ki .öncelikle hong çok seviyorum süper olmuş shin min ah da öyle . ft şarkılarına bayıldım .
    o duygusal kafe sahnesi de çok güzel hele snow flower ile dram tam olmuş .kısacası bu hikaye olmuş 🙂 hemen okunuyor çok da akıcı .ben dilini sevdim 🙂

    haneul ile öğretmenin aşkını merak ediyorum .hoca da hocaymış ya ben bu karakteri çok seveceğim kesin .cool bir yapısı var sankim 🙂

    en çok da kronik işsiz olayını sevdim malumunuz hala hayali olan bir iş arıyorum .

    ellerine sağlık masal .bizi çok bekletmeden yeni bölüm yayınlarsın dimi ? aklım hoca da kaldı da 🙂

    hongi var ft şarkıları var hikaye ilginç .robin hood benzetmeli daha ne olsun 🙂

    • masalevi dedi ki:

      çok güzel bir yorum olmuş bu canım, cesaret verdin bana, hemen yeni bölümü yazayım ben 🙂
      hong gi biliyorsun ezelden beri aşkımız, dedim şu çocuk da bir başrol statüsüne yükselsin, duygusal, romantik jön oluversin yav, sempatik tatlı çocuk rolleriyle nereye kadar 🙂 bir de Kore dizilerindeki masal hikaye sembolleri malum, Robin Hoodluk olayı Hong Gi’ye yakışacak bence 🙂
      ha neul çok iyi bir kız, min hyung ona göre fazla mantıklı ve duygusallıktan yoksun denebilir. bence de iyi bir çift olabilirler ama..
      hikayeme kronik bir işsiz koymasaydım çatlardım biliyorsun, ona da hayali olan bi iş bulacağım emin ol, bari onun doğru dürüst bi işi olsun 🙂
      yeni bölümü yazmaya devam ediyorum yakında gelecek canım..
      ellerine sağlık, hikayemi beğenmene çok sevindim, yeni bölümde görüşmek üzere^^

  10. Kore.Hayranı dedi ki:

    Şimdi başladım, yeni bitirdim. Süper bir bölüm, hikaye muhteşem!
    Emeğinize sağlık. ^^
    Yorumlarımı diğer bölümlerde yapmak istiyorum çünkü şu an çok güzelden başka hiçbir yorumda bulunamıyorum, bayıldım, merakla okuyacağım. ^^

    • masalevi dedi ki:

      çok teşekkürler canım çok mutlu oldum şimdi:) diğer bölümler içinde yorumlarını merak ediyorum, umarım beğenirsin 🙂 iyi okumalar:)

  11. B (@OhYoonJoo) dedi ki:

    Vaaay . Uzun soluklu güzel bir hikaye girişiyim diye bağırıyor resmen hikaye. Meta kullanımların, verdiğin anlamlar çok etkileyici. Karakterleri resimleriyle de göstermen daha akılda kalıcı olmalarını sağlamış. Shin Min Ah yerine hayalimde başka bir kız canlandırmaya kararlıyım byeol söz konusu olduğunda (: Castinge saygı diye kendimi de çok uyardım ama sevemedim bu kızı bir türlü.

    Bir detay: Hikayeye sayfada açılacak müzik kutularından eklersen daha kopmadan okuyabiliriz. Ellerine sağlık (:

    • masalevi dedi ki:

      güzel yorumun için teşekkürler canım, çok haklısın hikayem biraz uzun soluklu ve ilk bölümde çok az şey anlatabildim bu nedenle ama sonraki bölümlerde her şey yerli yerine oturacak.. shin min ah’ı seçme nedenim öyle porselen suratlı kızlar gibi olmaması, güzel yüzünün altında başka yüzler de taşıması falan, kısaca role uygun gördüm ama karar sizin tabi istediğiniz şekilde hayal edebilirsiniz karakterleri 🙂

      işin aslı WordPress’te sayfada açılan müzik kutularından hiç eklemedim ben, ama araştırayım nasıl konabiliyormuş, sen de biliyorsan bana yazarsın canım 🙂

      yeni bölümlerde görüşmek üzere^^

  12. MadamPatapuff dedi ki:

    O kadar yoğundum ki; hikâyenin bölümlerini severek okuduğum halde yorum yapamadım bir türlü. Blogumda güzel yorumlarını her gördüğümde mahcup hissediyordum kendimi açıkçası. 🙂 Ben de başımdaki bütün işlerimi savdım, Word’ü açtım ve bölümleri tekrar okuyarak hepsine ayrı ayrı yorum yapmak için bloguna ziyarete geldim. 🙂

    Öncelikle başrolde oynattığın çocukcağızın Hong Ki olmasına çok sevindim. İtiraf edeyim; bu çocuğun şebek suratına, derinlerden çıkarttığı çekingen ama içten ses tonuna hastayım. 😀 Hikâyende Hong Ki’yi manken kullanarak yarattığın Han Jun Suh karakteri beni çok etkiledi. Anne babası öldükten sonra kendi ayaklarının üzerinde durarak kardeşine, babaannesine bakmak için çalışması çok trajik.

    Aynı zamanda Byeol’e de çok üzülüyorum. İki farklı insanın ve etraflarında gelişen farklı olayların dramını o kadar güzel işlemişsin ki burnumun direği feci şekilde sızlıyor yazdıklarını okurken. Ama genzimi temizleyerek kader diyorum, çünkü genç kızın babasının da bunlardan haberi olduğundan emin değilim. Üstelik o şantajcı Sang Hyuk pisliğinden gelen telefonu kapattığı anda Byeol’ün odaya damlaması tuz biber oldu. “Ne o agasshi? Yoksa çocuğumun annesi de siz misiniz?” cümlesini gördüğüm zaman “oha, olamaz ya!” gibi sesler bile çıkarttım.

    Daha karakterleri okurken bile adamın ‘bildiği’ kızının yani Haneul’ün şımarık bir şey olacağından emindim. Hatta oynattığın kız da tam oturmuştu zihnimde oluşturduğum karaktere. Ama onun da öğretmenine karşı aşk acısı çekmesi olaylara bakış açımı az da olsa değiştirdi. Tabii bu durum zaman zaman beni sinir edecek davranışlarının olmadığını düşünmeme engel değil. 😀 (Bu cümleyi nasıl yazdığımı bilmiyorum. Hikâyen kelime dağarcığıma yardımcı oluyor diyelim. 🙂 ) Aynı şekilde bu hissettiklerim Han Jun Suh’un kardeşi Han Jung Suh için de geçerli. İki cadı kız kardeş ilerde nelere sebep olacak merak ediyorum ve korkuyorum. 😀

    Neyse, çok konuştum ve hala asıl yorumlarıma sıra gelmedi. 🙂
    Yukarda da dediğim gibi kader olgusu, kurguyu ne kadar ince eleyip sık dokuduğunun göstergesi aslında. Bunun için seni gerçekten tebrik ederim. Sanki ünlü, dram bir dizinin senaryosunu okuyormuşum gibi hissetmeme sebep oluyorsun. Ayrıca dörtten fazla oyuncunun farklı ve dramatik hayatlarını anlatmak kurguyu oturtmada oldukça zorlar insanı; kendimden biliyorum. 😀 Allah yardımcın olsun fakat ihtiyacın yok bence. Bu işi en iyi şekilde başarıyorsun çünkü. 🙂 Ellerine sağlık.^^

    • masalevi dedi ki:

      şahane yorumun için teşekkürler canım, yüzümde bitmeyen bir sırıtmayla okudum yazdıklarını, ellerine sağlık..

      bloğumu az çok biliyorsan hong gi’yi de ne kadar sevdiğimi görmüşsündür, onun o sevimli, şapşal suratından öte şarkı söylerken insanı etkileyen ruhunu seviyorum ben, gerçek hong gi’nin bambaşka, romantik biri olduğunu düşünüyorum, karakterime de öyle bir rol biçtim, bakalım nasıl olacak 🙂

      byeol ise jun suh’nun tam tersi sevdiğini, üzüldüğünü belli edemeyen, soğuk bir kız, nefretine yenik düştüğü takdirde yapacağı şeyler olacak, ama onun yaptıklarının da bir sebebi var elbet: kıskandığı baba sevgisi..

      ha neul ise evet aslında şımarık bir kız ama onun gibi el bebek gül bebek büyütülen hep sevilen bir kız olarak bu şımarıklık da azıcık hakkı dimi 🙂 onunla min hyung ve beyol arasında neler olacak göreceğiz ileri bölümlerde.. jung suh karakteri de gözünden kaçmamış tebrikler, onunla ilgili de yeni şeyler okuyacağız sonraki bölümlerde..

      güzel yorumların için çok teşekkürler canım, yeni bölümlerde buluşmak üzere^^

  13. acaip durum dedi ki:

    slm masalevi 🙂

    ilk olarak afişteki ”çaldığın son şey kalbim olsun olur mu?” cümlesine ba-yıl-dım!! bence hikayeyle ilgili çok can alıcı bir cümle olmuş.. acaip merak uyandırdı bende 🙂
    ikinci olarak robin lakabı süper 🙂 yani sanırım benim böyle klas hırsızlara zaafım var 🙂 robin hood olsun HGD olsun, ocean olsun herbiri tarafımdan sayılır sevilir 🙂 bundan dolayı hikayenin benim için daha cezbedici olduğunu söyleyebilirim 😀

    tabii tüm bunların yanında oyuncu kadrosunun ışıltısı ayrı bir harika 🙂 sırf stars grubunun yeniden doğuşunu izlemek için bile okunmalı bu hikaye bence 🙂 yani en azından önümüzeki bölümlerde böyle hoş süprizler olsa da iyice kayiflensek ne güzel olur 🙂

    ımm sonraa, araya attığın video çok hoş olmuş. yani jun suh’un hayallerine canlı canlı tanıklık etmiş gibi olduk 😀 ve açıkçası gerçekten rüya gibiydi..

    byeol içinse üzüldüm resmen :/ zaten aslında genel olarak hüzünlü bir bölümdü bence.. damardan girmişsin 🙂 byeol ve jun suh’un yollarıın kesişmesini dört gözle bekliyorum 😀

    aa tabi bir de young hwa hocamız var:) onuda ilgiyle takip edicem 🙂

    yani kısaca ellerine sağlık çingu, buram buram ft island kokan bu hikayeye bayıldım ^^

    • masalevi dedi ki:

      selamlar canım^^

      bloğuma tekrar hoş geldin 🙂 ben bu hikayeyi geçen sene haziran ayında yazmıştım, benim bilgisayarımdaki hikayede sadece daha fazla tasvir ve açıklama vardı o kadar. afişteki cümle de hikayeyi anlatan güzel cümlelerden biriydi..

      bahsettiğin bu klas hırsızları hep ben de çok sevmişimdir, hırsızlıktan ziyade daha bizi anlatan, halktan kişileri hep daha samimi buluyorum, bizim diziler malum şirket varisi, saray yavrusu dolu, biraz bizden biri oldu jun suh, haksızlığa uğrayan, hakkını arayan tatlı bir hırsız, tabi o öyle olmadığını iddia ediyor ama 🙂

      kalp hırsızı hüzünlü olaylarla başlasa da ileri bölümlerde bizleri güldürecek.. ben dram izlemeyi, dram yazmayı sevsem de komedi de gerekli dimi ama 🙂 yong hwa ise önemli karakterlerden, Kore dizilerindeki gibi onu bir kenara atmayı hiiiç düşünmüyorum, kendini gösterecek bol bol bizim oğlan 🙂

      uzun ve güzel yorumun için çok teşekkürler, yeni bölümlerde görüşmek üzere^^

  14. Bez cadılarında tanıtımı gördüğüm gibi geldim okudum ilk bölümü. Gayet hoştu, okuduğum ilk hikaye özelliğini de kazandı bende 🙂
    İlk olduğu için ne çıkacağını bilemedim, beğenir miyim beğenmez miyim derken başladım okumaya ve beğendim de…
    Devam edeceğimden şüphen olmasın. Ellerine sağlık… 🙂

    • masalevi dedi ki:

      hikayemize hoş geldin Selin’cim, beğenmene çok sevindim, önünde daha 6 bölüm var umarım severek eğlenerek okursun her bölümü.. ben de 8’i yazmaya çalışıyorum bu aralar sen de yetişir yorumlarsın umarım 🙂

      yeni bölümlerde görüşmek üzere canım^^

  15. Öncelikle bu bölümü okurken karakterler ve isimler kafamda otursun diye 2 kere okudum 🙂 İlk gözağrım sevdim bu bölümü 🙂 Karakterler ve oyuncular cuk oturmuş kafamdada tam olarak işbiriliği yaptı (: Hikayede ileride çok renklenebilecek yaratıcı bir konuya sahip 🙂 hepsini birden okuyamayacağım bir anda sindirerek okuyup tek tek yorumlayacağım Çingu ^_^ Bazılarına kısa gelsede istediğin şeyi anlatmışsın bence özünde (: Parası neyse verelim çağıralım Hong ki yi fln çekelim bunu hehe^^

    • masalevi dedi ki:

      çok sevindim, çok teşekkürler Demet’cim, aah ah ne güzel söyledin, tatlı, şirin bebek rollerini bırakıp gelse benim hırsızım olsa ne olurdu dimi 🙂

      hikayemin konusu biraz geniş evet ve ileride şekillenecek, kalp hırsızı adı bile 3. bölümde ortaya çıkıyor.. bu yüzden ilk bölüm tanıtım bölümü oldu, kişileri okuyucuya tanıtma, durumları sezdirme bölümü. kısa değil diyen biri de çıktı ayy çok sevindim 🙂

      ne zaman müsait olursan o zaman okursun canım yorumlarını beklerim ama 🙂

      güzel yorumun için teşekkürler^^

  16. nomuyeppuda dedi ki:

    Selam 🙂
    Başladım beğendim hemde çok ostlarıda çok sevdim.49 days ve Misa’yıda özlemişim onu farkettim.Bana bahsettiğin Misa’nın bu şarkısıydı değil mi? Bu değilse bile gerçekten kemanda güzel olur hemen notalarını bulmalıyım 🙂 neyse hikayeye dönersek.

    Byeol’e kötü oldu.Ama benim merakım öyle bi durum olmasaydı.Babası nasıl tepki verirdi.İlerleyen bölümlerde muhtemelen öğrenicem ama ben yeni okuyucuyum her bölüme yorum yapma hakkım var.

    Dikkatimi çeken hikayelerde hiç chebol olmaması dizilerde illa bi tane olur ya o açıdan.Ama bölümden de anladığımız kadarıyla dizimizin karizması ve taşı Min Hyung.Muhtemelen de ikinci erkek.

    Bu arada karakterlere söylenirim arada onlarla konuşurum.İlerleyen bölümlerde Yapma böyle Byoelcüğüm dersem şaşırma yani.

    Ellerine sağlık^^

    • masalevi dedi ki:

      selam^^

      hikayemi beğenmene çok sevindim. ilk bölüm aslında tanıtım bölümü. karakterleri, içinde bulunulan durumu falan anlatmaya çalıştım daha çok, esas olaylar gelecek bölümlerde ortaya çıkacak..

      snow flower iyi şarkıdır ya çok severim. ama sana dediğim şarkı bu değildi bak buydu: http://www.youtube.com/watch?v=EahdpnJvsOY&feature=related

      byeol ve babası arasında yaşanacakları gelecek bölümlerde okuyacaksınız efendim, spoiler vermeyeyim ben şimdi 🙂

      evet benim hikayemde chebol yok çünkü ben de daha içimizden hikayeleri seviyorum, okul, geçim sıkıntısı içinde olan insanlar, CEO, başkan muhabbetleri sıkıyor beni artık.. ama karizma ve taş yorumun çok doğru, o eksiği min hyung ile dolduruyoruz 🙂

      karakterlerimle falan istediğin gibi konuşabilirsin, hepsi emrine amade 🙂

      yeni bölümde görüşmek üzere^^

      • nomuyeppuda dedi ki:

        Dinledim ama sesler çok ince :S ben bunu aynı tonlarda çalsam varya ben izmitten çalarım sen İstanbuldan kaçarsın 😀
        yaklaşık bir buçuk saattir melodinin notalarını arıyorum.Sadece bu hatunu buldum onda da nota yok. http://tvpot.daum.net/v/5589207?lu=flvPlayer_in aslında bu kızın youtube da kendi kanalı vardı ama onuda bulamadım.Bi ihtimal vermiştir belki notaları diye.
        Şu nota bulamamak uyuz ediyor beni hikayeyi okusaydım 3 bölüm daha okumuştum :S

  17. kimbapsushi dedi ki:

    Dün hikayenin final yaptığını okuyunca hemen buraya geldim ve uzun zamandır ertelediğim şeyi yapıp okumaya başladım. Ellerine sağlık valla, ilk bölüm ne ara bitti anlamadım.
    Hikayende en çok dikkatimi çeken ve beğendiğim ayrıntı, tam bir drama gibi olmasıydı. Yani okurken dizi izler gibi sahneleri aklımda canlandırabildim.
    Genelde ilk bölüm sıkıntılıdır, karakterleri tanıtıcam diye sıkıcılaşır ama sen hem karakterleri tanıtıp, hem de heyecanlı olaylar serpiştirmeyi başarmışsın. Bir de ilk bölümden hikayenin gidişatı ve karakterlerin arasında nasıl ilişkiler olacağının ipuçlarını güzel vermişsin 🙂
    Kısacası çok beğendim ve yorumlarım akmaya devam edecek, şimdi merakla ikinci bölüme zıplıyorum 😀

    • masalevi dedi ki:

      selamlar^^

      hikayeme hoşgeldin diyeyim öncelikle 🙂 elimden geldiğince tasvir yapmamaya okuyanları sıkmamaya çalışmıştım, becerebildiysem ne mutlu 🙂 çok haklısın ilk bölümler kişileri akılda tutmak, olayları sıraya koymak falan zor oluyo, o yüzden fazla uzatmadım ilk bölümü. karakterler tanınsın, ana konu anlaşılsın istedim sadece.. gelecek bölümlerde asıl konumuz ortaya çıkacak..

      güzel yorumunla çok mutlu oldum şimdi 🙂 gelecek bölümlerde görüşmek üzere, senin de ellerine sağlık^^

      • almazcik dedi ki:

        Hakikatende hic sıkilmadim ve bu mutlulugu hak ediyorsun cunki hakikatende cok guzel bir senaryoydu Herseyiyle tam olmus ve cok ilgincdi umarim sonuna kadar boyle guzel gider amma kore dizilerindeki gibi sonu yine havada kalmaz cunki hep kendim senoryoyu tamamlamak zorunda kaliyorum ))) ve cok tesekur ederim harikasin)))

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s